İçeriğe geç

reTro

Bölüm 2 · 8 dk okuma

reTro

Bölüm 2

‘Bir Ömür Yetmez’

(Müslüm Gürses -> Bir Ömür Yetmez bölümün şarkısıdır.)

Karşımda duruyordu. Sarhoş değildim ama öyle olmayı diledim. En sonunda ilk olarak Bora hareket etti. Aramızdaki mesafeyi aşıp geçti ve karşımda durdu. Elini uzattı.

Elini uzattı.

Yeni tanışıyormuşuz gibi.

Gülümsedim. Uzattığı elini sıktım. "Geri mi döndün?" Dedi. İçten veya sıcak bir şekilde sormamıştı bunu.

"Bilmiyorum. Şu anlık buralardayım ama."

"Anladım. Kiminle içiyorsun?" Dedi ve gözleriyle elimdeki poşeti işaret etti. "Ezgi'yle." Diye onu yanıtladım.

"Anladım." Dedi bir kez daha. "Sonra görüşürüz." Dedi ve markete girdi. Öylece donmuştum. Sanki her gün berabermişiz gibi öylesine konuşup yanımdan gitmişti gerçi ne beklerdim ki?!

Arkamı dönüp markete bir daha girdim. Dolapların oraya gidip üç şişe içki aldım. O sırada Bora da kasadaydı. Kasanın yanına hızla varıp Bora'nın yanında beklemeye başladım. Göz ucuyla bana baktı ama umursamadı. Ahmet Abi onun aldıklarını koyup poşeti uzattı. Bora köşeye çekilip ilerlemeye başladı ama sanki beni bekliyor gibiydi. Aldığım içkinin parasını öder ödemez hızla marketten çıktım. Bakmayın öyle, efkarlıyım şuan.

"Sezin!" Diye hafif bir şekilde seslendi Bora.

"Efendim?" Deyip ona doğru döndüm.

"Ne zaman döndün?" Şimdi mi soruyordu?

"Bugün, sabah."

"Anladım." Daha sonra elindeki poşete baktı, "zaten bira almıştın neden birde içki aldın?"

"Sanane." Dedim birden. Ergen gibi olmuştum. Tüm karizma gitti of!

"Merak etmiştim neyse, iyi geceler."

Ona cevap vermeme bile fırsat kalmadan yanımdan rüzgar misali geçip gitti. Arkasından bir süre onu izledikten sonra sahile gidip ablamın yanına oturdum tekrar. Poşeti ona uzattım.

"Bira almak bu kadar uzun sürmemeli." Dedi imayla. O poşeti açtığı an elimi sokup içkiyi aldım ve açtığım gibi kafama diktim.

Ezgi şok içinde bana baktı, "içki nereden çıktı Sezin! Bira içecektik!"

Ona döndüm üzüntüyle, "Ezgi, onunla karşılaştık."

"Kiminle?"

"Adı olmayan."

"Adı olan ama senin söylemediğin ile mi?"

"Hıhı." Dedim. Dokunsalar ağlayacaktım.

"Ne oldu peki?" Dedi heyecanla. "Şurada üzgünüm dimi, bu ne mutluluk?" Dedim bende.

"Esra Erol gibiyim şuan sus. İkimizi tekrar yapabilir miyim ona bakacağım."

"Ya ben ne anlatıyorum sen ne diyorsun?!"

"Tamam sustum, anlat hadi."

"Karşılaştık ama ne karşılaşma. Utanmasa yüzüme bakmayacak Ezgi!" Deyip ağlamaya başladım. "Yeni tanışan iki iş arkadaşı gibiydik, elini uzattı. Ve umursamadan çekip gitti. Bende hemen ardından markete girdim, içki aldım. Sonra kiminle içtiğimi ve ne zaman döndüğümü sordu, söyledim falan. Pislik herif bana yabancı muamelesi yaptı."

"Tüm heyecanım söndü şuan. Bora öyle değildi."

"Eskiden değildi tabii!"

"Sevgilin olduğunu öğrendiğinde yerle bir olmuştu çocuk, yazık." Dediği an öldürücü bakışlarımı ona diktim. "Ne dedin?"

"Yok bir şey." Deyip bilmemezliiten geldi ve birasından bir yudum aldı. "Konuş Ezgi." Dedim sakin olmaya çalışarak.

"Yemin ederim sadece Bora birde Çiğdem biliyor! Hep birlikte geçen sene içerken sarhoş olmuşum ağzımdan kaçırmışım. Kimse bilmiyor gerçekten." Dedi yalvarır gibi. Çiğdem ile zaten yakındık ve ben tüm her şeyi ona da anlatıyordum. O bakımdan problem yoktu fakat ne demek Bora biliyordu?!

"Seni geberteceğim!" Dedim Ezgi'yle.

"Kendini yemeyeceksen sonrasında gel gebert beni sevdalum." Dedi gülerek. Ayağa kalkıp ona vuracağım sırada benden kaçtı. O sahilde benden kaçarken ben onu kovalıyordum. Çocuk gibiydik.

🌞

Sabah ışığı gözüme vurunca yüzümü buruşturdum. Her yerim ağrıyordu. Koltukta uyanmamla birlikte boynumun tutulması eş zamanlı olmuştu. Ayağa kalktığım esnada ayağım takıldı ve yere uçtum. Bildiğin yüz üstü yere kapaklanmıştım. "Ah!" Diye acıyla inleyerek sinirle arkamı döndüm. Yerde Ezgi uyuyordu. Ayağım onun bacağına takılmıştı. O benden de vahim durumdaydı.

Tekrar ayağa kalkıp mutfağa gittim. Bardağa su koyup direkt kafaya diktim. Ablamı kovaladığım andan sonrası bende yoktu. Hatırlamıyordum. Bir dakika telefonum neredeydi?! Hızlı bir şekilde üstümü aradım. Ceplerimde falan hiç bir yerimde yoktu. Salona geri döndüğüm an ortadaki masada telefonumu gördüğüm an rahatladım. Telefonumu elime aldığımda bir sürü cevapsız arama vardı. Çoğu Eren'di. Sabahtan beri arıyordu zaten. Mesaj bile atmıştı. Bir mesaj gözüme takıldı. Açtım.

Bilinmeyen numara: doğru olanı yaptın Sezin.

Seçimin iki şık arasından değildi.

Sen kendine yeni bir yol çizdin.

Doğduğun yer huzurdur.

Bu kadardı. Son mesajdan sonrası yoktu ve son görülme beş saat önceydi.

Siz: nereden biliyorsun?

Siz: İzmir'e geldiğimi nasıl bildin?

Siz: son kez soruyorum, kimsin?

Çünkü ben öğrendiğim an hiç iyi şeyler olmayacak!

Anında çevrimiçi oldu.

Bilinmeyen numara: sen hazır olup ailene anlattığın an, bende sana karşı hazır olacağım Sezin.

Siz: ne.

(Görüldü.)

Bunu nasıl biliyordu?!

Bunu sormaya erteledim ve hızlıca bahçeye çıktım. Yüzümü bile yıkamamıştım. Bahçeden de çıkıp yürümeye başladım. Markete gidecektim. Marketin önüne geldiğim an Bora ile karşılaştım. Elleri cebinde yere bakıyordu. Kahverengi saçları ve kahvenin en koyu tonu olan gözleri, sakalları yeni kesildiği belli olan bebeksi yüzü, beyaz tişörtü ve beyaz kumaş pantolonu ile tüm yakışıklılığı ile karşımda duruyordu. Kafasını kaldırdı ve direkt beni gördü. Mal gibi ona bakan bakışlarımı onun üzerinden çekip kendimi toparladım. Bana doğru yürüdü.

"Bu saatte ne yapıyorsun?" Dedim.

Bileğindeki saati kontrol etti ve bana baktı, "gece uyumadım, saat kavramını yitirmişim."

"Anladım." Deyip markete gideceğim sırada önüme geçti, "dur."

"Ne?"

"Bunu al önce. Akşamdan kalmasın büyük ihtimal. Yararı olmaz pek ama geçenlerde kendim yapmıştım." Deyip elindeki kavanozu bana uzattı. "Hâlâ seviyor musun bilmiyorum."

Bana çilek reçeli veriyordu! "Ne demek sevmem? Bayılırım!" Dedim bir an boşa gelip heyecanlanarak. Sonra kendimi düzeltip ona baktım, "yani sağol."

"Önemi yok." Vardı. Benim için reçel yapmıştı hemde çilek reçeli!

"Bir yere mi gidiyorsun?" Dedim üstünü işaret ederek. Fazla özenli giyinmişti.

"Hayır yani evet. İşle ilgili."

"Anladım. Hoşçakal o zaman." Dedim ve markete doğru yürümeye başladım. "Sezin." Dedi birden. "Amacım buraya gelip reçel verip gitmek değildi aslında."

Vücudumu onun olduğu tarafa doğru döndürdüm. "Neydi?" Dedim.

Eliyle boynunu sıvazladı. "Özür dilerim. Dün gece sana yabancıymışsın gibi hissettirdiysem affet. Amacım bu değildi. Biliyorsun biz kötü bir ayrılık yaşadı-"

"Sorun yok Bora. Eskiyi konuşmaya da gerek yok. Anladım ben seni." Dedim onun sözünü keserek.

"Peki. Gideyim ben görüşürüz." Dedi ve arkasını dönüp gitti. Onun ardından markete gidip kendime ekşi bir elma aldım. Isırarak kendime gelmeye çalıştım. Ekşisi yüzünden yüzümü buruşturdum. Ne diye ayrılığımızdan bahsetmişti? Benden ayrılan oydu. Aptal!

Ezgi, sevgilim olduğunu öğrendiğinde yıkıldığını söylemişti Bora'nın. Belki de beni kandırmak istemişti. İnsan ayrıldığı insanı sevmezdi ki.

🌞

Kahvaltı masasında oturuyorduk. Ekmeğe çilek reçelini bolca sürmüş afiyetle yiyordum.

"Siz ikiniz ne diye sarhoş oldunuz!" Dedi annem sabahtan beri tutmaya çalıştığı siniri ile.

"Kız kız eğleniyorduk." Dedi Ezgi. Başımı sallayarak ona katıldım.

"Sokaktan toplamak zorunda mıyım ben sizi!"

"Estağfurullah." Dedim.

"Sus anneye cevap verme!"

"Peki." Dedi Ezgi.

"Sende hanımefendi!" Diye ona da kızdı annem.

Reçelli ekmeğimi yiyip bitirdiğim gibi ayaklandım. Herkes bana bakıyordu. "Ben gidiyorum. Bir süre burada kalacağım, iş falan ne varsa bakmam lazım. Hemde en acilinden! Hepinizi öptüm!" Deyip yukarı kata çıktım.

Buraya hemen ayak uydurmam şarttı. Kısa bir duş aldıktan sonra dolabımdan koyu lacivert yırtmaçlı bir mini etek, üstüme de beyaz dar body giydim. Onun üstüne de eteğimle uyumlu aynı renk bir ceket giyim. Saçlarımı düzleştirip yüzüme makyaj yaptım. Y şeklinde bir kolye, parmaklarıma ince şık yüzükler, küpe ve bileklik taktım. Ayak bileğime de halhal taktıktan sonra krem rengi topuklularımı giydim. Beyaz minik çantamı yanıma alıp aşağıya indim.

"Ne kadar güzel olmuşsun!" Dedi ablam gülümseyerek.

"Teşekkür ederim birtanem." Deyip havadan öpücük gönderdim ona.

"Aynı genleri taşıyorsak bende senin yaşında bu kadar güzel olacağım demek." Dedi Kumsal'da. Tebessüm ettim, "güzelsin zaten bıcırık. Ben gittim." Deyip evden çıktım. Arkamdan hemen Kumsal geldi. "Okula gidiyorum bende, birlikte yürüyelim mi?"

"Olur tabii ki." Dedim.

Birlikte yürümeye başladık. "Birden nasıl iş bulacaksın ki? Bu kadar hazırlanmışsın birde ya tüm bunlar boşa giderse?" Dedi.

"Şşt, nazar değdireceksin. Mahalleden çıkmadan iş bulamam ki zaten."

"Haklısın, ben buralarda kalırsın sandım."

"Buralar değişmiyor canım. Yeni iş, yeni hayat. Burayı seviyorum ama değişiklik her zaman iyidir."

"Evet, bende merkeze giderdim büyük ihtimal. Orada iş imkanı daha fazla."

"Benim gibi işletme okuyacağın ne malum? Belki avukat olursun?"

"Avukat olmamı mı isterdin?" Dedi bana bakarak.

"Senin ne istediğin önemli."

"Avukat olmak istediğimi unutmamışsın ama."

"Yedi yılın ardından hayallerin değişmiştir diye düşündüm." Diye itiraf ettim.

Kafasını salladı, "senin gibi işletme okumayı da düşündüm evet, hatta Çiğdem Abla gibi yurt dışında dil okumayı da. Ama içim hep avukat diyor."

"Bu sivri dilin ile çok güzel avukat olursun sen küçük hanım." Dedim.

"Kötüsün."

"Biliyorum." Dedim gülerek. Okula geldiğimiz için artık veda vaktiydi. Ona veda edip yürümeye devam ettim. Çiğdem çocukluk arkadaşımdı fakat iki yıl önce yurt dışına okumaya gitmişti. İki yıl Türkiye'de bir üniversite de okumuştu zaten. Bir iki haftaya kalmaz buraya geri dönecekti okulu bitince. Öyle söylemişti. Dil okuyordu ve İngiltere'deydi.

Biz en küçük arkadaş topluluğuyduk. Çiğdem, ben, Bora ve Kerem. Kerem hep İzmir'deydi. Biz onu terk etmiştik. Bora iş hayatına atıldığı zaman bir süre İstanbul'a gitmişti. Bunların hepsini bana Çiğdem anlatmıştı. Bana ne ki zaten.

Taksi durdurup ona bindim. Nereye gideceğimi bilmiyordum. Burası değişmiyor olabilirdi fakat merkez değişiyordu.

🌞

Bir kafede bir saattir oturuyordum ve üç bardak kahve bitirmiştim. Telefondan iş ilanlarına başvuruyordum. Son olarak bir tane daha olan buldum ve ona da başvurdum. Dün gece oturuyorken bahçe de akılsızca başvurduğum ve asla alınmam dediğim iyi bir şirketten geri dönüş maili geldi birden.

Şok içinde baktım. Reddedilmiş de olabilirdim. Ama sakinliğimi koruyarak bildirime dokundum.

İşe alınmış gibi bir şeydim şuan! Şükürler olsun!

Ama hemen bir saat içinde görüşmeye gelmem söyleniyordu. Hızla ayağa kalktım ve çantamı da alarak kafeden çıktım. Şirket buraya yakındı. Yürüyerek beş dakika sürüyordu. Hemen ilerlemeye başladım.

Şirketin önüne geldiğimde en az otuz katı olan bina karşımdaydı. İçeri girip danışmaya yöneldim. "Merhabalar, ben dün başvuru yapmıştım ve geri dönüş yapıldı. Hemen buraya gelmem söylendi."

"Tabii, önce adınızı ve soyadınızı alabilir miyim?"

"Sezin Toytaş." Dedim.

"Evet, başvurunuz onaylanmış." Derin bir nefes alarak mutlulukla kadına bakmaya devam ettim. "Buradan hemen düz gidin hemen solda asansör var. Beşinci kata çıkacaksınız. Asansörden indiğiniz an ikinci odada bekleyin."

"Teşekkürler." Deyip dümdüz yürümeye başladım. Heyecanlıydım. Asansörün olduğu tarafa yöneleceğim sırada Bora'yı gördüm. Saşkınlıkla ona bakıyordum. Onun burada ne işi vardı? Beni mi takip ediyordu?

"Bora?" Dedim soru sorar gibi.

Bora da bana aynı şekilde bakıyordu. Danışmadaki kadın ilerleyip yanıma geldi." Bora Bey hoşgeldiniz."

Bora Bey mi? Bu adam benim yokluğumda kral falan olmuştu da benim mi haberim yoktu pardon?!

"Bora Bey mi?" Dedim.

Kadın bana döndü, "Evet, şirketimizin yatırımcısı ve ortağıdır."

Şok içinde tekrar basım Bora'nın olduğu tarafa döndü. "Ne!"

Devam edecek...

🌞

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.