İçeriğe geç

reTro

Bölüm 1 · 9 dk okuma

reTro

Bölüm 1

‘Üzüleceksin’

(Murat Boz-> Üzüleceksin bölümün şarkısıdır.)

Koridorda yürüyordum, topuklularımdan çıkan ses yankılanıyordu. Nefesim daralıyor, başım dönüyordu. Bana yaptığı şey o kadar aptalcaydı ki midemi bulandıyordu.

"Eren!" Diye bağırdım koridorda. Daha sonra gülümsedim. "Sevgilim." Dedi bana bakarak. Ona doğru gidip sarıldım. "Ne yapıyorsun burada?" Diye sordum.

Kaşlarını kaldırdı ardından göz devirdi, "ne yapıyor olabilirim?"

Sakinliğimi koruyarak devam ettim, "peki, akşam dışarıda bir yemek yiyelim?"

"A hayır, olmaz. Mesaiye kalacağım canım. Sen istiyorsan gidelirsin."

Pislik herif. Gülümsedim. "Tamam gitmeyelim ama önce sana vereceğim hediyeyi vermeme izin ver."

"Hm sevgilim ne almış bana?" Dedi sıkıldığını belli etmemeye çalışarak.

Arkamı döndüm ve masadan karton poşeti alıp ona uzattım, "kendin bak."

Elimden yavaşça aldı. Poşetin içindekini gördüğü an yüzü donup kaldı. "Bu ne Sezin?"

"Hediyem sevgilim."

"Sezin bu ne!" Diyerek bağırdı bana.

"Bağırma bana!" Onu terslemem iyice sinirlerini bozmuştu ama susmadım, "Nişanlı adamsın Eren! Hâlâ sevgilim diyebiliyordun bana! Nişanlının haberi var mı?!" Diye ona yükseldim.

Evet ona hediyem nişanlısıyla olan bir fotoğrafını çerçeveletip vermiştim. Hiç bilemeyeceğimi mi sanmıştı gerçekten?

"Sezin ben nişanı atacaktım b-" derken sözünü kesip herkesin içinde yüzüne bir tokat attım. "Hayatımı düzeltmeye gelmiştim! Senin yüzünden iki Senem feda oldu benim! Benimle sevgili olduğun gün nişanlanmışsın! Şerefsiz!" Diye bağırıp oradan uzaklaştım.

Güclü göründüğüme bakmayın, ilk öğrendiğimde çok ağladım.

12 saat önce;

Koltukta yatar gibi elimde cips kasesiyle televizyondan dizi izliyordum. Telefonuma gelen bildirim ile ayaklandım.

Bilinmeyen numara: hala sevgilisiniz

Bilinmeyen numara: aptalsın.

Bilinmeyen numara: o nişanlı bir adam.

Bilinmeyen numara: seninle olmayacak. O seni sevmiyor. Seni sadece kullanıyor. Hemde iki senedir.

Bilinmeyen numara sohbete bir fotoğraf gönderdi.

O pislik nişanlıydı. O kadını alnından öperken çekilmiş nişan gününden bir fotoğraf vardı. Gözlerim dolmuş, şaşkınlıkla ekrana bakakalmıştım.

Bilinmeyen numara: sustun.

Bilinmeyen numara: hak etmiyor senin gibi birini. O iyi biri değil. Nişanlısı seni bilmiyor.

Bilinmeyen numara: ikinizde iki senedir kandırılıyorsunuz. Aptallar.

Bilinmeyen numara: dondun sanırım.

Ellerim titreyerek klavyeye dokundum.

Siz: sen kimsin?

Siz: nereden biliyorsun?

Siz: neden?

Siz: neden şimdi?

Siz: cevap ver bana!

Bilinmeyen numara: tek odağın bu mu?

Aptal olmana şaşmamalı.

Siz: beni tanımıyorsun bile!

Bilinmeyen numara: neden?

Neden böyle düşündün?

Ne kadar süredir sevgilisisin?

Evlilik konusunu açınca sana göz devirip seni ertelediğini bilecek kadar yakınındayım Sezin.

Üzüleceksin.

Siz: bunu biliyordun zaten.

Üzüleceğimi.

Biliyordun. Kırmak istedin.

Bilinmeyen numara: kimseyi kırmak istemedim Sezin, yanılıyorsun.

Şimdi bir karar aşamasındasın. Ne yapacaksın bu fotoğrafla, orası sana kalmış.

Siz: sen karar veremediğin için bana attın.

Vicdanın susamaz diye bana attın.

Cevap ver.

Susuyorsun çünkü bu sefer ben haklıyım.

(Görüldü.)

Ama bazen haklı olmakta acıtıyordu.

Şimdiki Zaman;

Eren'in milyonlarca aramasını reddedip bavulumu hazırlıyordum. Okumak için gelmiştim buraya, Eskişehir'e ama sonrasında burada kendime bir yaşam, hayat kurmak bana yaramamıştı. Geldiğim yere geri dönme vaktiydi. Valizini hazırlarken Eren bir kere daha arıyordu. En sonunda açtım. "Ne var?"

"Sezin! Neredesin?"

"Seni ilgilendirmiyor Eren, biz ayrıldık."

"Hayır, hayır böyle söyleme! Sezin neredesin yanına geleyim!"

"Kapatıyorum Eren."

"Hayır! Nişanı atacağım, sana söz bu akşam gidip o nişanı atacağım. Lütfen bir şans daha ver."

"Bu senin sadakatsizliğini örtmüyor Eren. Dua et sen o fotografları o kadına göndermedim ben! Yoksa terk edilen sen olacaktın!"

"Sezin-"

"Sus Eren. Yetti artık. Güvenimi bir daha kazanamayacaksın. Bir daha olmayacak bir şey içinde uğraşmaya değmez. Bitirelim."

Sustu, ardından konuşmaya başladı yavaşça, "Nereden öğrendin peki?"

Güldüm, "herife bak! Yüzsüz gibi gelip hâlâ nereden öğrendin diyor!" Diye bağırdım. Telefonu kapatıp, saçlarımı elimle geriye attım. Delirtirdi insanı!

Valizimi alıp daireden çıktım. Havaalanına doğru yürürken son kez arkama bakıp Eskişehir'e baktım. "Seni kötü bir yer olarak görmek istememiştim." Dedim havaya doğru.

🌞

Çocukluğumun geçtiği mahalleye gelmiştim. Uçak indikten hemen sonra bir taksi bulup mahalleme gelmiştim. Burası retro bir mahalleydi. Küçük, eski tarz müstakil binalar, eğlenceli ve herkesin birbirini tanıdığı o sokaklarıyla İzmir'di burası. Küçüklüğümdü.

Valizimi peşimden sürükleyerek yürüyordum. Özlemiştim ve hala hiç bir yer değişmemişti. Ben buradan, bu güzellikten yedi yıl ayrı kalmıştım. Ve ben yedi yılın ardından kimseye haber vermeden geri dönmüştüm. Sahilin oradaki kaldırımdan yürümeye başladım. Gülümseyerek yürürken iki katlı dublex evimizin köşeden görünmesiyle gülümsemem arttı. Evin bahçe kapısını açıp içeri girdim ve yüksek bir sesle, "Ben geldim!" Diye sevecen bir şekilde bağırdım.

Evin kapısının hızlı bir şekilde açılmasıyla benden iki yaş büyük ablamı gördüm. "Sezin?!" Dedi şok olmuş bir şekilde. Koşarak ona sarıldım, "bende hoşbuldum Ezgi'm." Dedim.

Sarılışıma karşılık verirken gülümsediğini hissettim, "hâlâ abla demiyorsun." Dedi ama bundan memnun gibiydi. Telefondan falan konuşurduk hatta ablam yanıma bile gelmişti bir ara fakat neredeyse dört yıldır yüz yüze görüşmüyorduk. İşler ve yoğunluktan dolayı.

Bende iş yerimden izin alamadığım için gelemiyordum onların yanına.

"Sezin mi gelmiş?" Diyerek annem çıktı kapıdan. Ablamdan ayrılıp anneme koştum, annemde heyecanla bana gelip sarıldı, "annemm." Dedim özlemle. "Sezin'im yavrum." Dedi annemde.

"Baba koş Sezin gelmiş!" Dedi birisi. Bu sesi tanıyordum. Kumsal. Üç yaş küçük kardeşim.

"Hâlâ abla demiyorsun." Dedim somurtarak.

"Kime çekmiş acaba?" İmayla bana baktı ablam bunu derken.

Kumsal da gelip bana sarıldı. Ağzı dolu doluydu ve elinde bal ve yağ olan bir ekmeği ısırıyordu bir yandan. Yine de hep zayıf bir kızdı.

Babam da gelip bana sarıldı ve saçlarımın tepesine küçük bir öpücük bıraktı. "Güzel kızım benim."

Babam beni üç ay önce ziyarete gelmişti ama ailenin geri kalanın da burada bir işi olduğu için iki üç gün kalıp geri dönmüştü.

"Kahvaltı yapıyorduk bizde gel hadi." Dedi annem. Hep birlikte içeri geçtik. Masaya oturduğum an o sorgu başlayacaktı, bunu bile bile oturudum.

Annem elinde bir ekmeği bana uzatıyordu, "en sevdiğin çilek reçelini sürdüm bak. Kendim yaptım, ye hadi." Elinden alıp ısırdım. Asla marketteki reçeller gibi değildi. Daha güzeldi. "Çok özlemişim annem." Dedim.

"Gören bakan da sana reçel yollamıyorum sanır."

"Yolladığın bir haftada bitiyordu o yüzden marketten almak zorunda kalıyorum ama onlar bunun gibi güzel değiller."

"Üç kavanozu nasıl bitiriyorsun bir haftada kızım? Hemde kocamanlardı."

"Yetmedi" dedim sırıtırken. Çilek reçeli kırmızı noktamdı.

"E niye geldin?" Dedi Kumsal bir anda.

"Şşt o ne biçim söz öyle Kumsal?" Dedi annem.

"Gelmese miydim ablacım?" Dedim bende.

"Nedenini merak ettim sadece, sakin." Dedi. Ergen değil mi hepsi aynılar.

"Sus merak etme sen." Dedi ablam. Ortancaydım ben, zorbalarlar beni.

"Nedenini söylemeyecek misin?" Dedi babam. Gelmeme sevinmişti ama bunun altında kötü bir şey olduğunu hissetmiş gibiydi.

Boğazımı temizledim. "İstifa ettim."

Herkesin sesi kesildi. "Ne?!" Diyerek sesli bir şekilde bağırdı annem. "İyiydi o iş?!"

"İyiydi anne evet ama orada artık kalamazdım."

"İyi ama neden?" Bunu soran babamdı. Sakindi.

"Kalamazdım baba yeterli değil mi?"

Annem tam tekrar konuşacakken babam onu durdurdu, "bırak hanım, şuan konuşacak hâlde değil görmüyor musun? Üzgün gibi, hem yol yorgunu bırakın kızımı." Dedi. Canım babam benim.

Yemekten sonra kalkıp odama gittim. Merdivenleri zor çıkıyordum. Valizim ağırdı. Eski odama girdiğimde derin bir nefes aldım. Ben gitmeden önce de Ezgi ile aynı odada kalıyorduk zaten. Evin küçük çocuğu Kumsal'dı. Onun ayrı odası vardı. Pis cüce!

Kapının hızlı bir şekilde açılmasıyla arkamı döndüm. "Ezgi?"

Kapıyı kapatıp kilitledi. Bana yaklaştı, "masada üstüne gelmemem şimdi sormayacağım anlamına gelmiyor canım!" Dedi kısık sesle.

"Ezgi, şuan sırası değil."

"Tam sırası. O çocuk yüzünden değil mi?"

Eren'i sadece ablama anlatmıştım. Kumsal bile bilmezdi. Biz ablamla çok yakındık. Neyimiz olursa olsun her zaman birbirimize anlatırdık o yüzden ondan saklayacak birşeyim yoktu.

Bıkkınlıkla burnumdan soludum, "evet!"

"Ne yaptı o çocuk?"

"Aldattı, hemde nişanlısını aldatmak için kullandığı kadın benmişim biliyor musun?!"

"Ne?! Nişanlı mıymış?"

"Of, evet. Hemde benimle sevgili olduğu gün nişanlanmış."

"Şerefsiz."

"Aynen öyle işte. Hiç bir ilişkim adam gibi değil ki zaten." Bunu dememle ablam bana imayla baktı, "ne var?" Dedim. Onun adını söyleyeceğini anladığım an ayağa kalkıp ağzını elimle kapattım. "Sakın onun adını söyleme!"

"Gerçekler acıdır kardeşim."

"Sus."

"Akşam daha detaylı konuşalım şu olayları tamam mı? Burada çok durursak şüphe çekeriz."

"Abla kız sohbet ediyoruz ne var bunda?"

"Ay abla dedi bana, gözyaşlarım!" Diyerek dramayı oynadı.

"İğreniyorum senden." Dedim yüzümü buruşturarak.

"Bende senden küçük cadı."

"Sadece iki yaş be kadın, ne küçüğü!"

"Küçüksün işte!"

"Ezgi!" Diye bağırırken ben, o odadan hızla çıkıp aşağı indi. Valizimdeki eşyaları dolaba yerleştirdikten sonra bende indim. Akşam yemeğinden sonra bahçede oturuyorduk. Annemin sesi soluğu kesilmişti. Bana hiç soru sormamıştı. Kumsal'a göre, babam annemle konuşmuş, onu bir şekilde ikna etmişti. Umursamamıştım. Anlatacağım zaman, kendimi hazır hissedince onlara da anlatırdım ama şuan değildi.

"Ben üşüdüm içeri geçiyorum." Dedi Kumsal. Onun ardından da annem gitti. Sadece babam, ben ve Ezgi kalmıştık.

"Her zaman ilk Ezgi'yle konuşup kendini rahatlatırsın Sezin. Üstüne gelmeyeceğim kızım ama sonra bana ne derdin olduğunu anlatacaksın. İçeri geçiyorum." Dedi. Gülümsedim ve içeri geçti. Babam beni her daim anlardı. Anlayışlı ve sakin bir insandı.

"E anlat artık." Dedi Ezgi de bunun üzerine.

Telefonumu açıp bilinmeyen numaradan gelen mesajları, fotoğrafı gösterdim ve her şeyi anlatmaya başladım. "Tokat atmak rahatlattı ama keşke eşek sudan gelinceye kadar dövseydim onu." Dedim en son.

"Keşke Sezin. Tokat yeter mi be ablam?!"

"Gelip sen dövseydin?"

"Bir telefon etmenle beş dakikaya orada olurdum ben be!" Haklıydı, gelirdi.

"Olan oldu boşver artık."

"İstifa da ettin. Şimdi ne yapacaksın? İzmir'de kalacaksın değil mi? Şahsen bir daha Eskişehir'e gitmene göz yumamam canım."

Tebessüm ettim. "Şuan İzmir'de kalırım gibi düşünüyorum ama zaman ne gösterir bilemem Ezgi. Eskişehir kötü anılarla aklımda kaldı. O işte kalsaydım eğer Eren de beni rahatsız edecekti. Onun olduğu ortamda huzurlu olamazdım zaten. Bilmiyorum, neyin doğru olup olmadığını artık bilmiyorum."

Ezgi güldü, "eskisi gibi yani?"

Güldüm, "eskisi gibi ablam." Dedim.

Sessizlikle birlikte bir süre öylece bahçede oturduk. Saat on ikiye gelirken ablam bana döndü, "Sezin, kalk hadi hep yaptığımız gibi köşedeki markete gidelim."

"Hayır. Ya o oradaysa?"

"Bora mı?"

"Adını söylemiyorduk Ezgi!"

"Sen söylemiyorsun. Senden sonra iyi durumda bile. Sen kafanda fazla büyütüyorsun kardeşim."

Ona hak vererek ayağa kalktım. Birlikte retro sokakta yürürken markete geldik. Ben kasanın orada beklerken ablam bira almaya dolapların oraya gitmişti. Bu market bile hiç değişmemişti. Burası değişmiyordu. Ve ben bundan memnundum.

"Sezin?" Dedi birisi. Arkamı dönünce personel odasından çıkan Ahmet Abi'yi gördüm.

"Ahmet Abi'm." Dedim ve ona gidip sarıldım.

"Nerelerdesin kız sen kaç senedir? Okumaya gittin geri gelmedin."

"Oraya yerleşmeyi düşünmüştüm ama hataymış. Neyse boşver sen ne yapıyorsun?"

Gülümsedi, "ben hep buralardayım kızım, bizim küçük çocukta büyüdü. Senin gibi başarılı olur inşallah."

Gülümsemeye zorladım kendimi. Başarılıydım taa ki düne kadar. Kendimi kendim bitirmiştim. Bir erkek yüzünden işimden çıkmıştım. Fakat benim ait olduğum yer İzmir'di. Buraya gelmek için Eren sadece bir bahaneydi.

"Şunları alacağız Ahmet Abi." Diyerek Ezgi yanımıza geldi. Kenara çekilip kasaya altı bira koyduğunu görmemle gözlerim fal taşı gibi açıldı, "bir tane içecektik Ezgi!"

"Sus, bir kere de tamam de ya. İçeceksin onların hepsini. Üç- üç bölüşeceğiz!"

Susarak ona boyun eğdim. Elimdeki kutu bira poşediyle ablamla birlikte sahile doğru yürüyorduk. Sahile geldiğimizde ayağımdaki Spor ayakkabıyı çıkarıp ayaklarımı suya soktum. Ablam da yanıma kuma oturmuştu. Poşetten birer bira çıkararak birini ablama uzattım. Açıp aynı anda içmeye başladık. Sessizce içmeye devam ederken ablama döndüm, "özlemişim." Dedim, bana gülümsedi.

Elimizdeki altı bira da bittiğinde ne kadar karşı çıksam da biraz daha içmek istedim. Ablam da aynı fikirde olmalı ki birbirimize bakıyorduk. "Sen git." Dedi ablam.

"Ben niye gidiyormuşum be? Sen git!"

"Sen hâlâ sarhoş değilsin, sen git."

"Sende değilsin!"

"Olabilir." Dedi omzunu indirip kaldırarak.

"Ay tamam ben giderim." Dedim bıkkınlıkla. Ablamın yüzünde zafer gülüşü vardı. Umursamadım.

Çıplak ayaklarımla boş sokakta yürüyüp markete geldim. Ahmet Abi'den altı bira daha aldım. Poşet elimde içinden bir tanesini çıkarıp kutu birayı kafama dikerek yürümeye başladım. Kaldırdığım kafamı indirdiğim anda marketin önünde donmuş bir şekilde karşıma bakıyordum.

"Sezin?" Kelimesi döküldü dudaklarından.

"Bora?" Dedim bende şaşırarak. Bora. Benim küçüklüğüm, çocukluğum, gençliğim, İzmir'im, özlemim, huzurum ve eski sevgilim.

Devam edecekk...

🌞

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.