(Mavi x Çakal -> Gerçekten Üzgün bu gözler bölümün şarkısıdır.)
Bora ile birbirimize bakıyorduk. Direkt çıkışa doğru ilerlemeye başladım. Bu şirkette Bora'nın da payı vardı ve ben onun olduğu bir ortamda bulunmayacaktım. Katiyen.
Ya bana acıdığı için işe aldıysa?
Pislik.
"Sezin bi durur musun?" Diye arkamdan seslenişini umursamadım. "Sezin diyorum Allah Allah ya!"
"Ne var Bora?" Dedim en sonunda.
"Ne demek ne var? Asıl senin bu şirkette ne işin var?"
Alayla güldüm. "Cidden bilmiyor musun?"
"Bilmiyorum tabii ki. Açıkla da bileyim."
"Ne yalan atıyorsun be? Başvurumu da onaylayan sensin değil mi?" Dedim sinirle.
"Ne başvurusu? Hiç bir şey onaylamadım ben Sezin."
"Ne yani bu şirkete olan başvurumu sen onaylamadın mı?"
"Hayır. Seni bilmiyordum bile."
"Neyse umrumda değil. Senin olduğun bir şirkette çalışmam zaten." Dediğim an sinirle saçlarını karıştırdı. "Ne zaman uslanacaksın acaba?"
"Ne diyorsun Bora?"
"Sezin, bana olan nefretin beni bunaltıyor."
"Sana nefretim yok benim."
"Kûlahıma anlat."
"Bana bak!-" derken telefonum çalmaya başladı. "Bakma dur." Dedim, o sırada çantamdan telefonumu çıkardım, arayan Eren'di. Ne zaman benden vazgeçecekti? Bora arayanın Eren olduğu görmüştü ama umursamadım ve telefonu açtım, "ne var Eren?"
"Sen neredesin cidden?"
"Sana beni arama demedim mi ben!" Diye bağırdım. Bora bile anlık korkudan benden uzaklaştı.
"Eskişehir'de her yerde aradım yoksun! Evinde de yoksun! Nerede kalıyorsun kızım sen?!"
"Sanane be adam sanane?"
"Merak ediyorum seni-"
"Etme beni merak falan! İki senemi mahvettin sen! Bilseydim önceden İzmir'e dönerdim!" Ağzımdan kaçırdığım şeyle gözlerimi yumdum. Of! Bir işim de kolay olmasın zaten.
"Ne dedin? İzmir mi?! Ne ara lan ne ara!"
"Seni ilgilendirmiyor."
"O hep anlattığın retro mahallene mi gittin? Bunca yolu aşıp yine başa mı döndün cidden Sezin?"
"Ay sen beni dinler miydin ya? Nasıl da unutmamış."
"Oraya geliyoru-"
"Gelme sakın! Sakın gelme yemin olsun bu sefer gebertirim seni tokatla bitmez yani!" Deyip telefonu kapattım. Eren seni tertemiz dövmek lazım.
"Şiddet yanlısı mısın? Sevgilini neden dövüyorsun?" Dedi Bora.
"Sevgilim değil o benim."
"Ne?" Dedi şaşkınlıkla.
"Sevgilimdi ama değil. Eski oldu artık. Yaptığı boku temizlesin önce aptal herif!"
"Benden sonra seçimlerin iyi olması gerekmiyor muydu?" Dediği an Bora'yı da dövmek istedim.
"Sen beni terk etmemiş gibi neden ikidebir eski sevgili olduğumuzu hatırlatıyorsun?" Dedim cesaretle.
"Canım sıkılıyor." Dedi.
"Canına Bora!" Diye söylenerek arkama bakmadan tekrardan ilerlemeye başladım.
"Sezin!" Diye söylenmesini umursamadan ilerlerken bir anda kolumu tuttu ve beni kendisine çekti. Göz göze öylece duruyorduk. Hızlı bir şekilde kolumu ondan kurtarıp bir adım geriledim. Yetti artık!
"Biz hiç sevgili olmamışız gibi neden davranmıyoruz Bora?" Dedim birden. Afalladı, "ne demek istiyorsun Sezin?"
"Diyorum ki, sadece arkadaş kalalım. Bir daha açma bu konuyu, bir daha hatırlatma hatta sen bir daha karşıma çıkma olmaz mı?"
Tek kaşını kaldırdı. "Arkadaş mı? Zaten öyle değil miyiz?" Bu beni sarsan son cümle olmuştu.
Hiç bozmadan devam ettim. Başımı dik tuttum. "Öyleyiz tabii ki. Sadece sen dakika başı bu konuyu açıyorsun, doğal olarak sinirlendim."
"Anladım." Anlamaların son bulsun artık! O sırada telefonum yine çaldı, "Ne var Eren!" Diye sinirle elime aldım telefonu ama arayan o değildi. Şirketten bir aramaydı. Kahretsin unutmuştum. Açtım direkt. "Merhabalar Sezin Hanım."
"Merhaba?"
"Başvuru mailinize göre burada olmalıydınız fakat katılımcılar arasında yoksunuz."
"Ben gelemeyeceğim. Reddetmek zorundayım, kusura bakmayın sizi de uğraştırdım."
"Sorun değil Sezin Hanım, iyi günler."
Telefon kapanınca derin bir nefes aldım ama bana oksijen haramdı! "Neden reddettin?" Dedi Bora Bey!
"Senin yüzünden."
Kaşlarını çattı. "Bana bak Sezin, yaptığın şey aptallıktan başka bir şey değil."
"Evet değil ama senin her gün o memenetsiz suratını göreceğime hiç gelmem! Şimdi de izinle başka bir yere gitmeliyim."
"Sezin oyunu bırak-"
"Adımı sürekli söyleyip duruyorsun. Sezin deyip durmayı keser misin?"
"Kendime hatırlatıyorum daha çok. Yedi yıldır yoksun sonuçta." Dedi imalı imalı.
"Kendime yeni bir düzen kurmuştum."
"O düzeni iki yıl mahveden varmış." Dedi Eren'i anlatmak isteyerek.
"Erkek seçimlerimden sana ne oluyor Bora?"
"Mutlu olmanı istiyorum sadece." Pot kırdığını anlayarak boğazını temizledi, "yani arkadaş olarak."
"İyi." Dedim ve gittim. Bora ile aynı yerde çalışmaktansa şurada bayılayım daha iyi!
🌞
Eve geldiğimde fazlasıyla yorgundum. Kimseyle konuşmamıştım geldiğim iyi odama geçip yumuşacık yatağımda uyumuştum. O kadar uyumuştum ki akşam yemeğine bile inmemiştim. Açlıktan ölüyordum şuan.
Yatakta oturur pozisyon alıp üstümdeki beyaz dar kısa kollu body ve altımdaki pembe çizgili şorta baktım. Saçlarım açıktı ve hep birbirine karışmıştı ben uyurken. Sabah ki halim aklıma gelince üzülmüştüm. O kadar hazırlanmıştım oysa ki. Of.
Ayağa kalkıp Ezgi'nin makyaj masasına oturdum. Kumral rengi saçlarımı özenle taradıktan sonra erkenden uyumak için silmediğim makyajımı sildim. Doğal halimi seviyordum. Hızlıca aşağıya indim. Saat akşam dokuz buçuğa geliyordu. Herkes salonda oturuyor olmalıydı. Ne uykuymuş gece uyuyamayacağım!
"Uyandı güzellik uykusundan." Dedi beni merdivenin başında görür görmez ablam.
"Bir gün seni döveceğim ama ne zaman kestiremiyorum." Dedim bende tehditkâr bir şekilde.
Ezgi bana dil çıkardı. "Sen beni döv sonra birde Kumsal'ı döversin."
"Ben ne alaka! Gidin ötede yiyin birbirinizi!" Dedi Kumsal.
"Erken yaşta öleceğim." Dedi annemde söylenerek.
"O nası söz annem, Allah korusun." Dedim hemen. Annem sessizce elindeki meyve tabağından bir elma aldı ve soyup parça parça kestikten sonra bana uzattı. "Yemedin sen annem." Dedi. Bana da hiç kıyamazmış. Elindeki elmayı ağzıma attıktan sonra afiyetle yedim. Yarım saat bu şekilde geçtikten sonra saat artık onu gösteriyordu. Ben full uyuduğum için zerre uykum yoktu tabii. Ama tam o an Ezgi bana kaş göz yaptı 'yukarı çık' der gibi. Anlamadığım için kafamı 'ne' der gibi salladım. Tekrar kaş göz yapıp, esnedi birden. "Çok uykum var benim. Yatıyorum ben iyi geceler." Deyip merdivenin yolunu tuttu. Arkadan bana parmaklarıyla 'gel' yapmaya devam ediyordu. Bende hemen ardından ayaklandım. "Bende uykudan ölmeyeyim değil mi?" Deyip koşar adım merdivene gittim.
Hemen odaya girip kapıyı kilitledim. "Ne var be?" Diyerek ona çıkıştım. Ne güzel elma yiyordum.
"Bora anlattı-" derken sözünü kestim.
"O Bora çok olmaya başladı. Beni gelip sana mı yetiştiriyor?" Dedim sinirle.
"Öyle değil Sezin. Ben yolda gelirken karşılaştık. Ne yaptıysan sinirden köpürüyordu çocuk! Öyle denk geldik üstün körü konuştuk. Ne demek şirketin teklifini reddederim Sezin?! Hem çok iyi bir şirket orası Bora yüzünden reddetmek ne demek?" Dedi bana fısıltıyla. Ama sinirli sesi her daim anlaşılıyordu. Bende pişmandım ama olan olmuştu.
"Evet haklısın ama çok sinirlendim abla. Ne yapsaydım, bana acıdığı için kabul etti sandım! Hem sen bana niye demiyorsun bu çocuk şirket ortağı ve yatırımcı diye! Şaşkınlıktan küçük dilimi yuttum ben!" Diye onu azarladım.
"Sormadın ki." Demesiyle başına yavaşça vurdum. "Sorsa mıydım birde?" Dedim.
"Sorsaydın söylerdim. Neyse bu arada Kerem geldiğini öğrenmiş kesinlikle görmek istiyormuş seni." Dedi tebessümle. Kerem'i herkes çok severdi.
"Ay," dedim mutlulukla. "İyi de Kerem hep İzmir'deydi. Buralarda değil mi?"
"Hayır. Geçen hafta annesi rahatsızlanınca İstanbul'a gitmek zorunda kaldı. Ama şimdi iyiymiş geri dönecekti bir kaç güne zaten."
"İyi bari." Dedim rahatlayarak. "En kısa sürede görüşmek istiyorum onunla."
"Görüşmek için çok zamanın var ama gidip önce o şirkete bir daha gireceksin. Gerekirse Bora'ya gidip konuş o şirkete girilecek!" Dediğinde gözlerim fal taşı gibi açıldı. "Ya abla! Ne Bora'ya gitmesi! Delirme."
"Sen delirttin beni sen!" Deyip ayağa kalktı. Işığı söndürüp yatağına girdi. "Bu saatte mi?" Dedim. "Bu saatte canım. Bazılarımız işte çalışıyor ve yorgun!" Deyip alttan alttan laf sokup bana arkasını döndü.
"Peki." Deyip masadan telefonumu aldım. Yatağıma oturup telefonuma bakmaya başladım.
🌞
Saatler birbirini kovalıyordu. Çok sıkılmıştım. Telefonumu elime alıp kapının kilidini açtım sessizce. Herkes uyuyordu. Saat gecenin dördüydü! Ve ben tabii ki uyuyamamıştım.
Parmak uçlarımda yürüyerek salona indim. Bir yandan da etrafa bakıyordum. Dış kapıyı yavaşça açtım ve bahçeye attım kendimi. Rahatlayarak bir nefes verdim, o sırada telefonuma bildirim geldi.
Bilinmeyen numara: o işe gir.
Şirkette işe başla.
Sana iyi gelecek.
Aptallık etme sırası değil.
İyi geceler.
Nasıl biliyordu her şeyi?!
Bunları bilecek kadar yakınım da olmalıydı.
Şirketi annemler bile bilmiyordu. Yoksa...
Ezgi mi?!
Telefona kaçamak bakışlar atıyordum.
O yapmazdı ki.
Yüzüme karşı konuşurdu.
Siz: kimsin söyle artık.
Bilinmeyen numara: akşam serin olur.
Ne kadar havalar sıcak olsa da.
Bahçede üşürsün o şortla.
Ne?!
Hemen etrafıma bakmaya başladım. Kimdi bu lanet kişi?!
Siz: yeter!
Saçma oyunlarına son ver artık!
Kimsin!
Bilinmeyen numara: babana anlatabildin mi?
Babana Eren'i söyledin mi Sezin?
Neden istifa ettiğini?
Ya da annene diyebildin mi? Bir erkek için yaptığını?
Siz: sus artık!
Hiç bir şey bildiğini yok.
Yargısız infaz yapıyorsun.
Ben buraya aitim. İzmir'e.
Bilinmeyen numara: bana sürekli kim olduğumu soruyorsun.
Hiç kafa yormuyorsun ki.
Gün içinde hep kendi hâlindesin ama hiç benim kim olduğumu düşünmüyorsun.
Sana yakın mıyım sence?
Siz: kendini Ezgi'ymiş gibi gösterme çabanı anlıyorum. Fakat o değilsin. Ezgi senin gibi korkak değil.
Bilinmeyen numara: bende korkak değilim!
Siz: yaş tahtaya basmış olmalıyım.
Sinirlendin.
(Görüldü.)
Korkak.
(Görüldü.)
Kimdi bu pislik?
Derin bir nefes alıp bahçe kapısını açmam ile karşımda duvara yaslanmış Bora duruyordu. Şaşkınlıkla ona bakıyordum. Elinde ki sigarasından bir duman çekti içine. Bora sigara içmezdi ki.
"İçmezdin.." dedim sesim kısık çıkarken.
Alayla güldü. "Eskiden. Sen yanımdayken içmezdim. İçirtmezdin. Sen gidince bir nedenim kalmadı."
Aldığım nefesle döndüm öylece. "Benden ayrılan sendin. Her fırsatta beni suçlayamazsın."
"Ne?" Dedi gülerek. "İsteyerek mi ayrıldım?" Demesiyle direkt ona döndüm ne demek istiyordu?
"O ne demek?" Diye sordum. Sarhoş gibiydi.
"Önemi yok." Dedi ve diğer tarafa yürümeye başladı. Peşinden gidip kolunu tuttum. Temasımla bana döndü. "Bora." Dedim ama sesim kısıktı.
"Beni bekleyen biri var Sezin. Gitmeliyim." Dedi konuşmama fırsat vermeden. Kolunu yavaşça bıraktım. Onu kim bekliyordu ki?
Arkasından bir süre baktım. Ben dışarı çıkmış olmasaydım Bora kapımdan gitmeyecekti belki de. Akşamdan beri burada mıydı? Düşünceleri kafamdan atmak istedim ama tam o an arkamdan biri seslendi. "Sezin?"
Yerimde sıçradım. "Ezgi! Beni korkuttun."
Yanıma yürüdü. Sokağa adımını atıp omzuma dokundu. "Bora'nın ne işi var burada?" Tek kaşını kaldırarak sormuştu bunu. Anlaşıldı ki sorgu vardı.
"Ben nereden bileyim abla? Ayrıca bu saatte nasıl uyandın sen?"
"Ayak seslerin az öteden bile duyuluyor salak. Bora sarhoş muydu?" Dedi birden.
"Sanırım, bilmiyorum." Dedim dudak büzerek.
"Şirket için ben Bora ile konuşurum Sezin. Beni kırmaz hem o da istiyordu girmeni. Tekrar burada olmanı."
"Abla!" Dedim uyarırcasına. "Yok şirket falan! Bora'yla da konuşmacaksın duydun mu beni?! İstemiyorum diyorum. Başka yer bulurum ben, ha bulamadım o zaman gelirim sana ben. Ona yalvaracak insan değilim!"
Omzuma yavaşça vurdu. "Sus azıcık. Gururlu tavırları oynuyor birde."
Göz devirdim bu söylediğine. Daha sonra bahçedeki banka oturdum. O da gelip yanıma oturdu. Ezgi'ye döndüm. "Sana bir şey soracağım ama dürüst ol."
"Korkuyorum." Dedi dalga geçerek.
"Ezgi!"
"Tamam be söyle neymiş derdin?"
"Öhm, Bora'nın sevgilisi mi var?" Dedim utanarak. Ne var yani, biri beni bekliyor dediklerinde ne anlayacaktım?
"Ne sevgilisi, evli Bora."
"Ne!!" Diye çığlığı bastığım an ablam elini ağzıma koyup beni susturdu. "Sessiz ol aptal senin yüzünden yakalanacağız!"
"Ne demek evli? Ne ara? Çocuğu var mı!-"
"Sus şaka yaptım." Rahatlayarak nefesimi verdiğim an bacağına, omzuna, sırtına her yerine vurmaya başladım. "Aptal mısın sen?! Böyle şaka mı olur!"
"Oldu bile." Deyip kahkaha atarak gülmeye başladı.
"Ya sana gelip burada insan gibi soru soruyorum. Düzgün cevap versene."
"Ay tamam. Sıkıcı seni." Ofladı. "Bora'nın sevgilisi var evet. Bak bu sefer ciddiyim. Sarışın bir şey." Dedi yüzünü buruşturarak. Devam etmesini bekledim. "Kız evlilik, nişan diye tutturuyor. Bora nasıl dayanıyor Allah bilir."
Sevgilisi vardı... Gerçi benim de olmuştu, normaldi. Normal miydi?!
"Kaç senedir peki?" Dedim.
"Sene mi?" Deyip güldü. Anlamamıştım. "Altı aydır sevgililer. O da kız fazla ısrar etti diye hani. Yoksa Bora hayatta onunla olmazdı."
Alayla güldüm. "Saçmalama. Kimse ısrar ediyor diye kabul etmez. Bora'nın da gönlü vardır."
"Kendi bildiğine inan." Dedi. "Ayrıca ne diye birden sordun bunu, de bakalım bana?"
"Banane Bora'dan ya! Allah Allah. Az önce beni bekleyen biri var deyince şaşırdım, merak ettim sadece o yani."
"Anladım canım."
"Anlama Ezgi anlama!" Deyip eve girdim. Sinirli olsam da yakalanmayı göze almamak için kapıyı sert değil yavaşça kapattım. Ezgi ise buna gülüyordu.
🌞
Şirket işi olmadığı için kendime iş bakmaya gidiyordum. Burada oturarak geçirdiğim her dakika haneme eksi olarak yazılıyordu.
Yine güzel olmuştum. Ne olur ne olmaz. Üstümde beyaz saten pantalon, beyaz bir bluz ve onun üstünde de krem rengi bir ceket vardı. Saçlarım dalgalıydı. Yine ve yine beyaz topuklu giymiştim. Elimde minik bir çantayla yürüyordum. Makyajım sade ve doğaldı. En sevdiğim.
Elimde çalan telefonumla bakışlarım oraya kaydı. Yazan isimle delirmek istedim. Eren arıyordu. Utanmaz, yüzsüz adam! Tam yürüyüp yoluma devam edecekken, şık giyinmiş ve telefonu kulağında tutan Eren'i gördüm.
Dediğini yapmıştı ve gelmişti. Kahretsin! Bana gülümsüyordu. Şaşırmış hâlime gülüyordu sanırım. Aldığım nefes boğazımda kalmış bir şekilde öylece karşımdaki adama bakıyordum.
Devam edecekk...
🌞