Dağın zirvesi… dünyadan kopmuş gibiydi.
Aşağıda ormanlar uzanıyordu. Rüzgâr yumuşak esiyor, gökyüzü açık ve sakindi. Sanki hiçbir şey olmamış gibiydi. Sanki cehennem, savaş, çığlıklar… hepsi bir rüyaydı.
Ama değildi.
Angela kayanın kenarında oturuyordu. Dizlerini kendine çekmiş, boşluğa bakıyordu. Saçları rüzgârla hafifçe dalgalanıyordu ama kendisi hiç hareket etmiyordu.
Çok sessizdi.
Fazla sessiz.
Nyla birkaç adım geride duruyordu. Küçüktü… ama artık eskisi gibi değildi. Gözlerinde korku hâlâ vardı ama onun yanında başka bir şey de büyümüştü:
Kararlılık.
Yavaşça Angela’ya yaklaştı.
Yanına oturdu.
Bir süre konuşmadılar.
Sadece rüzgâr vardı.
Sonra Nyla fısıldadı:
“Onu hissedebiliyorum.”
Angela gözlerini kapattı.
“Ben de.”
Kısa bir sessizlik.
Nyla ellerine baktı. Parmaklarının ucunda çok hafif bir karanlık titreşiyordu ama bu kez korkutucu değildi… kontrolsüz de değildi.
Daha çok… bekleyen bir şey gibiydi.
“Angela…” dedi yavaşça. “Seni düzeltmek istiyorum.”
Angela hafifçe güldü.
Ama bu acı bir gülüştü.
“Ben kırık değilim, Nyla.”
Nyla başını iki yana salladı.
“Hayır… kırık değilsin.”
Angela ona baktı.
Nyla’nın gözleri doluydu ama sesi sakindi:
“Sen… yalnızsın.”
Bu söz…
Angela’yı durdurdu.
Çünkü doğruydu.
Angela bakışlarını kaçırdı.
“Benim içimdeki şey…” dedi kısık bir sesle, “onu durduramazsın.”
Nyla biraz daha yaklaştı.
“Belki durduramam.”
Bir an durdu.
Sonra küçük ellerini Angela’nın elinin üzerine koydu.
“Ama yalnız kalmasına izin vermem.”
O an…
Rüzgâr kesildi.
Dünya sanki nefesini tuttu.
Angela’nın vücudu bir anda gerildi.
Gözleri büyüdü.
Çünkü Nyla’nın ellerinden yayılan şey…
Karanlık değildi.
Işık da değildi.
İkisi birden değildi.
Bu…
dengeydi.
Angela’nın içindeki varlık anında tepki verdi.
Angela’nın gözleri bir anlığına karardı. Derisinin altında gölgeler hareket etti. O ses tekrar yükseldi:
“Uzak dur…”
Ama Nyla çekmedi ellerini.
Korkuyordu.
Ama bırakmadı.
“Hayır,” dedi titreyerek. “Bu sefer kaçmayacağım.”
Angela titremeye başladı.
İçindeki şey direniyordu.
Ama Nyla’nın dokunduğu yerden yayılan güç… farklıydı. Yakmıyordu. Parçalamıyordu.
Sakinleştiriyordu.
Angela’nın nefesi yavaşladı.
Omuzları gevşedi.
Gözlerindeki karanlık… geri çekilmeye başladı.
İçindeki ses bir kez daha uğuldadı:
“Bu mümkün değil…”
Ama gücü zayıflıyordu.
Nyla gözlerini kapattı.
Tüm korkusuna rağmen, içindeki o garip güce odaklandı.
Bir şey hissetti.
Angela’nın içindeki karanlık…
Yok olmuyordu.
Ama…
yalnız kalmıyordu.
O an…
Bir mucize oldu.
Angela’nın içindeki varlık tamamen sustu.
Yok olmadı.
Ama ilk kez…
sessiz kaldı.
Angela gözlerini açtı.
Bu kez tamamen kendisiydi.
Ne karanlık taşma…
Ne çift ses…
Ne kontrol kaybı…
Sadece Angela.
Yavaşça Nyla’ya baktı.
Şaşkın.
Nefesi kesilmiş gibi.
“Sen…” dedi.
Devam edemedi.
Çünkü anlamıştı.
Nyla gülümsedi.
Küçük, yorgun ama sıcak bir gülümseme.
“Ben kapı değilim,” dedi.
“Ben… kilidim.”
Angela’nın gözlerinden yaş süzüldü.
Yavaşça Nyla’yı kendine çekti.
Sarıldı.
Sıkıca.
Bu kez korkuyla değil…
minnetle.
Rüzgâr tekrar esti.
Ama artık farklıydı.
Daha hafifti.
Daha canlı.
Gökyüzü aynıydı.
Dünya aynıydı.
Ama artık…
Karanlık tek başına değildi.
- Bölüm sonu~