İçeriğe geç

-RESİM-

Bölüm 18 · 2 dk okuma

-RESİM-

Bölüm 18

Küllerin Ötesine

Cehennem şehri artık savaşmıyordu.

Çöküyordu.

Gökyüzü, bir zamanlar Göz’ün kapladığı o sonsuz boşluk, şimdi parçalanıyordu. Kırmızı ışık sönüyor, yerini soluk, gri bir hiçliğe bırakıyordu. Sanki bir resim siliniyormuş gibi… yavaş yavaş, acı çekerek.

Angela ve Nyla hâlâ meydanın ortasındaydı.

Ama artık orası bir meydan değildi.

Zemin çatlaklarla doluydu. Her adımda altından boşluk uğulduyordu. Uzakta kalan kuleler birer birer sessizce çökerken, taşlar yere düşmeden önce yok oluyordu.

Nyla başını kaldırdı.

“Burası… kayboluyor.”

Angela cevap vermedi.

Sadece izledi.

Göz’ün yok olduğu noktaya… Lune’nin son nefesini verdiği yere…

Sonra derin bir nefes aldı.

“Evet,” dedi. “Bu şehir artık var olmuyor.”

Rüzgâr yoktu.

Ama bir çekim vardı.

Her şey merkeze doğru akıyordu. Taşlar, gölgeler, eski çığlıkların yankısı… hepsi görünmeyen bir çukura sürükleniyordu.

Nyla bir adım geri çekildi.

“Biz de…?”

Angela sonunda ona döndü.

Gözleri yorgundu. Ama ilk kez… hafifti.

“Eğer kalırsak, evet.”

Bir an sessizlik oldu.

Sonra Angela elini uzattı.

“Gitmemiz gerekiyor.”

Nyla hiç tereddüt etmeden elini tuttu.

Ve o anda…

Zemin AYRILDI.

İkisi de sendeledi. Altlarında açılan boşluk, sonsuz bir karanlığa uzanıyordu. İçinden sesler geliyordu—eski, bozuk, kırılmış sesler.

Angela Nyla’yı kendine çekti.

“Koş!”

Koşmaya başladılar.

Ama bu bir kaçış değildi artık.

Bu… yok oluştan kurtulma yarışıydı.

Yollar kayboluyordu. Az önce geçtikleri yerler arkalarında siliniyordu. Duvarlar eğiliyor, sonra ince bir toz gibi dağılıyordu.

Nyla nefes nefese kaldı.

“Çıkış nerede?!”

Angela etrafa baktı.

Ama artık şehir tanıdığı bir yer değildi.

Harita yoktu.

Yön yoktu.

Sadece çöküş vardı.

Tam o anda

İleride bir şey parladı.

Zayıf… titrek… ama gerçek.

Bir çatlak.

Ama bu, diğerleri gibi değildi.

Bu çatlağın içinden ışık geliyordu.

Gerçek bir ışık.

Nyla’nın gözleri büyüdü.

“Orası!”

Ama yol düz değildi.

Aralarında kalan zemin her saniye parçalanıyordu. Arada boşluklar oluşuyor, adım atılacak yerler yok oluyordu.

Angela dişlerini sıktı.

“Durma!”

Birlikte atladılar.

İlk boşluğu geçtiler.

Ardından bir tane daha.

Ama üçüncüde…

Zemin Nyla’nın ayağının altında çöktü.

“ANGELA!”

Nyla kaydı.

Boşluğa doğru düşmeye başladı.

Ama düşmedi.

Angela onu yakaladı.

Tek eliyle.

Kendi dizleri zemine sürtündü, taşlar parçalandı.

Altlarında sadece sonsuz karanlık vardı.

Angela’nın kolu titriyordu.

Nyla yukarı baktı.

Korkuyordu.

Ama daha çok… güveniyordu.

“Beni bırakma…” dedi.

Angela gözlerini kapattı.

“Bırakmam.”

Tüm gücünü topladı.

Ve Nyla’yı yukarı çekti.

İkisi birlikte son hamleyle ışığa doğru atladı.

...

Işık onları yuttu.

Bir an için hiçbir şey yoktu.

Ne ses.

Ne beden.

Ne acı.

Sonra…

Rüzgâr.

Gerçek rüzgâr.

Nyla gözlerini açtı.

Gökyüzü maviydi.

Gerçekti.

Yumuşak bir toprağın üstünde yatıyordu. Etrafında ağaçlar vardı. Kuş sesleri… rüzgârın yapraklara çarpışı…

Yaşıyorlardı.

Nyla hemen doğruldu.

“Angela?!”

Birkaç adım ötede Angela dizlerinin üstündeydi.

Ama bu kez…

Karanlık yoktu.

Ellerinde siyah küreler yoktu.

Sadece yorgunluk vardı.

Ve sessizlik.

Nyla yanına koştu.

Angela başını kaldırdı.

Gülümsedi.

Zayıf… ama gerçek bir gülümseme.

“Başardık.”

Nyla gözyaşlarını tutamadı.

Sarılıp ağladı.

Angela da bu kez onu sıkıca tuttu.

Artık savaş yoktu.

Cehennem yoktu.

Göz yoktu.

Ama…

İkisi vardı.

  1. Bölüm sonu~
Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.