İçeriğe geç

-RESİM-

Bölüm 17 · 3 dk okuma

-RESİM-

Bölüm 17

Kanın ve Gölgenin Mirası

...

Lune Artık dayanamamıştı.Angela'nın attığı küreler onu yavaş yavaş öldürmüştü ve acı çekerek sonunda taşa dönüştü ve parçalara ayrılarak yok oldu.Sadece ölmeden önce şunları söyledi;"O lanet çocuk yüzünden bunlara sebep oldun...s-sen bizden olabilirdin.Çok geç göz ve diğerleri seni cezalandıracak..."

▪︎▪︎▪︎

Cehennem şehri artık bir şehir gibi görünmüyordu. Ufuk çizgisi diye bir şey kalmamıştı; her yer kırmızı sis, yıkılmış kuleler ve yerde kurumuş kan tabakalarıyla kaplıydı. Lune’nin düşüşünden sonra meydanın ortasında oluşan boşluk hâlâ sıcak gibiydi, sanki savaş bitmemiş, sadece nefes almayı bekliyordu.

Angela dizlerinin üzerinde duruyordu. Ellerinden yere damlayan koyu sıvı taşların arasına karışıyor, karanlık lekeler halinde yayılıyordu. Göğsü hızla inip kalkıyor, gözleri gökyüzüne kilitlenmişti.

Ve oradaydı.

Göz.

Artık tek bir varlık gibi değil, bütün gökyüzü gibi duruyordu. Şehrin üzerine gerilmiş dev bir bilinç, milyonlarca damarla çevrili, atan, yaşayan bir kabus. Işığı kızıldı. Soğuk değildi. Aksine, eski bir öfke gibi yakıcıydı.

“Taşıyıcımı aldın,” dedi Göz. Sesi her yerden geliyordu, yerin altından, duvarların içinden, Nyla’nın kalbinin içinden bile. “Ama beni alamazsın.”

Angela yavaşça ayağa kalktı. Bacakları titriyordu ama durmadı. Arkasını döndü. Nyla birkaç metre ötede, yıkıntıların arasında durmuş, olan biteni korku ve hayranlık karışımı bir bakışla izliyordu.

Angela ilk kez gerçekten yumuşak bir sesle konuştu.

“Nyla… yaklaşma.”

Nyla başını iki yana salladı.

“Hayır. Herkes beni hep korudu. Annem… babam… sen… Lune…” Sesi titredi. “Ama artık sadece kaçmak istemiyorum.”

Göz’ün ışığı bir anlığına Nyla’nın üzerine düştü.

Ve o anda Nyla’nın içi yandı.

Göğsünde, kalbinin arkasında bir şey uyandı. Sıcak değil, soğuk değil… tanıdık bir karanlık. Sanki yıllardır kilitli bir kapı açılmıştı.

Angela birden döndü.

Nyla’ya baktı.

Ve dondu.

Çünkü Nyla’nın gözlerinde, kendi gücünün aynısı parlıyordu: koyu, derin, siyaha çalan bir ışık.

“Hayır…” diye fısıldadı Angela.

Nyla ellerine baktı. Parmaklarının etrafında ince, titreşen gölgeler dolaşıyordu.

“Bu… bu senin gücün,” dedi Nyla. “Ama… benim içimde.”

Göz güldü. Gökyüzü titredi.

“Elbette,” dedi. “O senin çocuğun değil belki… ama kan bağından daha eski bir bağ var. Aynı kaynaktan doğdunuz.”

Angela’nın yüzü bembeyaz oldu.

Yıllar önce… bu şehirde yaptığı bir ritüel… kurtarmaya çalıştığı insanlar… kendi ruhundan kopan bir parça…

Nyla.

“Ben seni…” dedi kısık bir sesle. “Ben seni bu karanlıktan uzak olsun diye göndermiştim.”

Nyla gözlerinden yaşlar süzülürken başını kaldırdı.

“Kaçamamışım.”

Göz konuşmayı kesti.

Gökyüzü yarıldı.

Işık sütunları aşağı indi. Yıkıntılar havaya kalktı. Meydan paramparça oldu. Kanla kaplı zemin dalga gibi yükselip çöktü.

Savaş başladı.

Angela iki elini açtı. Siyah küreler birer birer değil, bir fırtına gibi etrafında doğdu. Gölgeler bedenine sarıldı, saçları havalandı, yaraları yeniden kanamaya başladı ama durmadı.

Göz’ten devasa bir enerji indi.

Angela karşılık verdi.

Karanlık ve kızıl ışık çarpıştı.

Ses yok oldu.

Sonra geri geldi… binlerce çığlık gibi.

Angela havaya savruldu, yere çarptı, tekrar kalktı. Üzerindeki kan artık zırh gibiydi. Göz bir parçasını şehrin üstünden koparıp onun üzerine gönderdi. Angela kürelerle parçaladı ama her patlama etrafı daha da kırmızıya boyadı.

Nyla dizlerinin üzerine çöktü.

Dayanamıyordu.

Angela yavaşlıyordu.

Ve o an Nyla ayağa kalktı.

Ellerini göğsüne bastı.

Korkuyordu.

Ama kaçmadı.

“Yeter,” dedi titreyen bir sesle.

Ve karanlık onun içinden taştı.

Angela dönüp baktığında Nyla’nın etrafında kendi gücünün daha saf, daha berrak bir hâlinin yükseldiğini gördü.

“Yapma…” diye fısıldadı.

Nyla gözyaşları içinde bağırdı:

“Yalnız savaşamazsın!”

İkisi yan yana durdu.

Aynı karanlık.

Aynı kök.

Göz ilk kez geri çekildi.

“İki tane olmanız sonucu değiştirmez,” dedi.

Angela Nyla’nın elini tuttu.

“Bu gücü ben lanet sandım,” dedi. “Ama sen onu umut yaptın.”

Birlikte ellerini kaldırdılar.

Şehrin bütün gölgeleri, bütün acıları, bütün ölü anıları tek bir noktada toplandı.

Gökyüzü çatladı.

Göz çığlık attı.

Işığı sönmeye başladı.

Son bir saldırı gönderdi ama Nyla ve Angela birlikte karşılık verdi.

Karanlık yükseldi.

Kızıl ışık dağıldı.

Ve gökyüzündeki dev göz, yıldız gibi çatlayarak söndü.

Sessizlik çöktü.

Rüzgâr yavaşladı.

Kanlı sis dağıldı.

Cehennem şehri… ölü bir harabeye dönüştü.

Angela yere çöktü.

Nyla yanına koştu, sarıldı.

Uzun süre konuşmadılar.

Sonra Angela fısıldadı:

“Artık yalnız değilsin.”

Nyla başını onun omzuna yasladı.

“Hiç olmadım.”

  1. Bölüm sonu~
Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.