Nyla gözlerini açtığında, gökyüzü yoktu. Gökyüzü yerine, sanki dev bir organizmanın içindeymiş gibi kıpkırmızı bir tavan… damar damar kıpırdanıyordu. Hava sıcak değil, acı verici soğuktu. Nefes aldığında ciğerleri yanıyordu. Yanında iki gölge duruyordu: Biri Lune… diğeriyse Angela. Angela hâlâ kurumuş bir beden gibiydi ama burada… burada daha diri görünüyordu. Sanki bu şehir onunla aynı nefesi alıyordu. Nyla: “Burası neresi? Burası neden böyle?” Sesindeki titreşim bile duvarları ürküttü; duvarlar cevap verir gibi dalgalandı. Lune elini tuttu, buz gibi: “Burası doğduğun yer değil… ama ait olduğun yer.” Nyla geri çekildi ama Angela’nın eli aniden onun omzuna kondu. Tırnakları taş kadar sertti, ama dokunuşu… annesini özleyen bir çocuğun dokunuşu gibi kırılgandı. Angela (zihninden): “Ben buraya düşmeden önce sizin dünyanızdaydım… o şehirde… o hatayı ben yaptım.Büyüler ile uğraştım ve beni kandırıp bir hiçliğe çevirdi...Hatta beni kontrol etti. Şimdi bu yer beni bırakmıyor. Ama seni istiyor. Sen, kapıyı kapatabilecek tek kişisin.” Nyla nefesi kesildi: “Bunu neden ben yapacağım?! Ben daha çocuğum!” Lune başını eğdi, gülümsedi… ama o gülümseme kanayan bir yara gibiydi. “Çünkü seni seçtiler Nyla. Kanında hem ışık var hem karanlık.” Uzak sokaktan boğuk bir çığlık yankılandı. Şehir sanki nefes alıyordu. Her bina, içindeki bir şey tarafından içten içe tırmalanıyordu. Kapılar kendi kendine çarpıyor, pencereler nefes veriyor gibiydi. Angela birden harekete geçti. Kuru, çatlamış ayakları taş zeminde “krrk krrk” diye sürtünürken, Nyla’nın önüne geçti. Angela: “Burada yalnız değilsin. Ama çok az zamanımız var.” Nyla omuzlarını titretti. “Buradan çıkabilir miyiz?” Angela’nın yüzü kırıldı, dudaklarından toz döküldü… “Ben çıkamam.” Lune başını yana eğip Nyla’ya baktı: “Sen çıkabilirsin. Ama önce şehir sana bir şey göstermek isteyecek. O olmadan kapı kapanmaz.” O anda yer, Nyla’nın ayaklarının altında açıldı. Fısıltılar yükseldi: “Görmesi gerek… geçmişi… gerçeği…” Nyla çığlık atacak oldu ama Angela onu sıkıca tuttu. “Başlıyoruz,” dedi. “Cehennemin sana göstereceği şeyi izlemek zorundasın.” Yer yarıldı. Kızıl bir ışık patladı. Ve üçü—Nyla, Angela, Lune aynı anda aşağıya doğru çekildi…Cehennem şehri onları kendi kalbine indiriyordu.Üçü Nyla, Angela ve Lune derinliğe doğru düşerken etraflarında kırmızı ışıklar kıvılcımlar gibi yanıp söndü. Ama yere çarpmadılar… Sanki görünmez bir el onları yavaşça indirdi. Altlarında dev bir meydan vardı… Ama normal bir meydan DEĞİLDİ. Zemin, canlıymış gibi kasılıyor… Damarlar gibi çatlaklar boyunca siyah bir sıvı akıyordu.Ortasında ise… devasa bir göz duruyordu. Yere gömülü, yarı kapalı, ama bilinci açık bir göz. O göz onları görüyor gibiydi. Nyla’nın nefesi kesildi. Angela geri çekildi, bedeninden ince toz parçaları döküldü. Lune sakin sakin gülümsedi: “Evin kalbine hoş geldin, Nyla.” Nyla titredi: “Göz… bu ne? Neden bana bakıyor?” Lune Nyla’nın kulağına eğildi: “Bu şehir senin için uyanıyor. Ve onun bir sorusu var.” Gözün kapağı yavaşça açıldı. İçindeki karanlık, akıl bozacak kadar derindi. Bir anda meydanın her yerinden sesler yükseldi binlerce kişi aynı anda fısıldıyordu: “Kime aitsin, Nyla?” Nyla’nın dizleri çözüldü.Angela hemen kollarıyla onu tuttu. Angela (zihninden): “Cevap verme. Ne söylersem söyleyeyim… cevap verme.” Ama göz tekrar sordu: “Kime aitsin?” Bu sefer daha güçlü. Yer titredi.Duvarlar çığlık attı.Lune bile hafifçe geri adım attı.Angela Nyla’yı arkasına aldı. “Onu koruyamazsın!” diye bağırdı Lune. “Şehir kanını tanıyor. O cevap verecek!” Göz birden parlak bir ışık saçtıNyla’nın başı döndü… Ve bir görüntü belirdi: William ve Mira. Normal dünyada… onu arıyorlardı. Babasının yüzü endişeden solmuştu. Mira, yarı bilinciyle hâlâ onun adını mırıldanıyordu. Nyla elini uzattı. “Onlar… benim ailem!” Gözün sesi meydanı yırttı: “Ama sen bizden doğdun.” Bir an sessizlik oldu. Nyla’nın yüzü dondu. Lune gururla gülümsedi. “Gerçeği duyması gerekiyordu.” Angela başını hayır anlamında salladı, çatırdayarak. “Bu doğru değil! Onları seviyor! Ait olduğu yer ORASI!” Göz tekrar sordu, daha derinden, daha tehditkâr biçimde: “Kime aitsin, Nyla?” Zemin yarılmaya başladı. Karanlık eller gibi gölgeler yükseldi… Nyla’nın ayak bileklerini tutmak için uzanıyordu. Angela çığlık attı—ilk kez sesi çıktı. “Cevap vermeee!!!” Ama Nyla’nın gözleri doldu. Küçük kız kalbini tuttu. “Ben… kimseye ait olmak zorunda değilim.” Bir anda meydan sessizleşti.Gölgeler dondu. Göz kocaman açıldı— hiç beklemediği bir şeyi duymuş gibiydi. Nyla titreyen sesiyle devam etti: “Ben seçerim… kim olduğumu.” Gözden korkunç bir sarsıntı yayıldı. Meydan çığlık attı.Tavan çatladı.Lune’nin yüzü bozuldu. “Hayır! Hayır, bunu yapamaz! Bu cevap… bu şehri-"Sözünü tamamlamadan o anda…Cehennem şehrinin kalbi çatlamaya başladı. 14.BÖLÜM SONU
Bölüm 14
Karanlıktaki üçlü
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.