Nyla dayanamayıp kelimeleri mırıldandı. Anlamadığı bir dildeydi. Ve son kelimeyi söylediğinde gökyüzü bir an karardı.Evin pencereleri çatırdadı, mutfaktaki tabaklar yere düştü. Mira bağırarak dışarı koştu: “Nyla! Ne yapıyorsun kızım!” Ama Nyla’nın gözleri bir an boşaldı. Dudaklarından sadece bir kelime döküldü… “Angela.” William o ismi duyduğunda yüzü soldu. O isim yıllar önce duyulmuştu. Artık kimse anmıyordu. Ama o kelime söylenir söylenmez, toprak nefes almaya başladı. Çukurun içinden siyah bir duman yükseldi. Nyla’nın ellerindeki yanık sayfa alev aldı. Ve dumanın içinden bir kadın silueti belirdi. Yarı saydam, saçları karanlıkta dalgalanıyor, yüzü belli belirsizdi. Ama gözleri… tıpkı Angela’nınkilerdi. O kadın Nyla’ya baktı ve fısıldadı: “Ben seni çağırmadım… ama sen geldin.” Sonra gökyüzü gürledi. Nyla’nın elindeki sayfa tamamen kül oldu. Rüzgârda bir cümle yankılandı: “Büyü yeniden yazılıyor.” O gün gökyüzü griydi. Yağmur başlamıştı. William, çukurun üzerini tahtalarla kapatmaya çalışıyordu ama toprak her seferinde yeniden çatlıyor, sanki içinden nefes alıyormuş gibi kabarıyordu. Nyla ise uzak bir ses duyuyordu. Rüzgârın içinden geliyordu: “Aç kapıyı… evin yolu orada…” Küçük kız yavaşça çukura yaklaştı. Toprak, siyah bir sıvı gibi titriyordu. Ve aniden, çukurun içinden bir nefes geldi — sıcak, yanık et kokan bir nefes. Nyla korkuyla geri çekildi, ama aynı anda zihninde bir görüntü belirdi: Yanık, çatlamış bir şehir. Gökyüzü kırmızı. Yerde taşlaşmış bir kadın bedeni yatıyor… Kadının yüzü çatlakların arasında bile tanınabiliyordu. Angela. Onun dudakları hareket etmiyordu ama sesi Nyla’nın kafasının içindeydi: “Kapı kapanmadı. Ben burada kaldım.” William ve Mira çukura koştu ama geç kalmışlardı. Toprak aniden çöktü, karanlık bir girdap açıldı. Nyla’nın ayaklarının altı kaydı, küçük bedeni o siyah boşluğa doğru çekilmeye başladı. Lune bir anda ortaya çıktı, gözleri beyaz parlıyordu. “Gitme!” diye bağırdı, ama elleri Nyla’nın ellerine ulaşmadan, Nyla karanlığın içine düştü.Sessizlik.Sonra uzaklardan yankılanan bir ses: “Hoş geldin, küçük kız… burası benim evim.” Karanlığın ortasında Angela’nın silueti belirdi. Bedeni çatlak, taşlaşmış… ama gözleri hâlâ canlıydı. Cehennemin Şehrinin ortasında, Angela yeniden uyanıyordu.Büyük damarlar etrafını sarıp taşlaşmış bir şekilde duruyordu. Nyla gözlerini açtığında, etrafındaki hava kül gibi ağırdı. Gökyüzü kırmızı bir perde gibiydi; ne güneş vardı, ne bulut… sadece solmuş bir gölge. Yer ise çatlamış, yanık taşlarla kaplıydı. Her adımda zeminden hafif bir çatırtı geliyordu sanki taşların altında bir şey kıpırdıyor gibiydi. Nyla ayağa kalktı, etrafına baktı. Kırık binalar, devrilmiş sokak lambaları, yanmış evlerin iskeletleri… Burası bir şehir gibiydi ama hiç yaşamayan bir şehir. Derken bir fısıltı duydu: “Korkma… burası sana zarar vermez. Şimdilik…” Nyla arkasını döndü.Taşlar kırılıp içinden Angela çıktı.Ama bu, Nyla’nın daha önce hayal ettiği Angela gibi değildi. Kadının derisi çatlak mermer gibi kurumuş, gözleri gölgelerden yapılmış gibiydi.Yürürken toprağa dokunmuyor, sanki hafifçe süzülüyordu. Nyla geri çekildi. Angela yumuşak bir sesle konuştu: “Bana zarar vermeyeceğim. Sen zaten beni çağırdın.” Nyla başını iki yana salladı: “Hayır… ben seni çağırmadım. Sayfa… kendiliğinden...” Angela gülümsedi. Gülümsemesi ürkütücüydü; dudakları çatlakların arasından zorla kıpırdıyordu.“O sayfayı eline aldığın anda kapı açıldı. O kapı yıllar önce kapanmamıştı zaten. Ben… burada mahsur kaldım.” Nyla ürpererek sordu: “Burası… neresi?” Angela başını kaldırıp gökyüzüne baktı. “Burası gölgelerle yaşayanların şehri. Cehennem değil… ama cehenneme yakın bir yer. Buraya düşenler geri dönemez.” Bir an sustu. Sonra eğilip Nyla’nın seviyesine indi.“Ama sen geri dönebilirsin. Çünkü sen masumsun. Senin kapın hâlâ açık.” Nyla umutla gözlerini açtı: “Peki… dönebilir miyim? Anneme, babama?”Angela’nın yüzünde bir şey kırıldı. “Evet… ama tek bir şartla.”Nyla titreyerek sordu: “…Ne şart?” Angela’nın gölgeden oluşan gözleri parladı: “Beni de götüreceksin.” O anda, şehrin tüm duvarlarından kırık çığlıklar, çarpık fısıltılar yükseldi. Toprak titredi. Bir gölge Nyla’nın bileğinden tutmaya çalıştı ama Angela elini kaldırınca gölgeler geri çekildi. “Zamanımız az,” dedi Angela.“Bu şehir seni fark etti. Eğer gitmezsek… seni de alırlar.” Angela bir eliyle Nyla’ya uzandı. Hadi küçük kız… çıkış yolunu birlikte bulalım.” Ama o anda, Nyla’nın arkasından tanıdık bir ses geldi:“Gitme!”Nyla döndü.Lune siyah bir dumanın içinden çıkmıştı. Gözleri açılmış, yüzü daha gerçek görünüyordu.“O sana yardım etmiyor… seni kullanıyor!” diye haykırdı.Angela’nın yüzü karardı.Yer bir anda çatladı.Üçü arasında soğuk bir rüzgâr yükseldi.Angela Nyla'nın elini tuttu ve karanlığa doğru gittiler... 13.BÖLÜM SONU
Bölüm 13
Cehennem şehri
