Can, çeşit çeşit yol denemeye başlamış. Koşmuş, zıplamış, dönmüş, meditasyon yapmış, astral seyahat yapmaya çalışmış ve hiçbiri işe yaramamıştı.
Can bir gün meditasyon yaparken anahtara odaklanmıştır. Derin derin nefes alıp veriyordu, nefeslerinin içinde kayboluyordu. Meditasyon yaparken neredeyse uyuyacak gibiydi. Karşısında kırmızı kapüşonlu o şahsı tekrar görür.
Kırmızı kapüşonlu aniden yaklaşır. Yüzüne bakar. Tilki ve insan karışımı bir canlıdır bu. Can’ın elini tutar ve avuçlarının içine alır.
- Bak.
Elini açar, düzeltir ve orta ve serçe parmağını birleştirip Can’a gösterir.
- Her iki elinle, aynı anda.
Kırmızı kapüşonlu insansı aniden uzaklaşır ve Can hızlıca uyanır.
- Ne? Neydi o öyle?
Can ellerine bakar. Dört parmaklı bir canlıya dönüşmüştür.
- AAHH! BEN NE OLDUM BÖYLE?!
- MENZ.
- Ne?
Can’ın giydiği kıyafet zümrüt yeşili bir kapüşonludur.
Can ertesi gün daha dersler başlamadan Zeynep’i tuttuğu gibi kuytu bir yere giderler.
- Zeynep, neler oldu inanamazsın.
- Neler oldu?
- Zaten inanmıyorsun da!
- Hayda! Trip atacak zaman mı yahu, anlat hadi.
- Tamam tamam.
Tüm olanları anlatır.
- Ve yeşil kapüşonlu, o yaratıklardan biri oldum. Sonra parmaklarımı ayırınca eski halime geri döndüm.
- O canlının dediğine görünce o parmaklarını birleştirince dönüşmen gerekiyor, değil mi?
- Evet. Ama-
- E dönüş de görelim o zaman.
- Ama dönüşmeyi denedim ve geri dönüşemedim.
- Çünkü bunlar hayal! Bak, dikkatimi çekmen için böyle davranmana gerek yok, kendin olman yeterli.
- Hayır! Dikkat çekmeye çalışsaydım bunu herkese anlatırdım.
- Demek ki sadece benim ve Nehir’in dikkatini çekmeye çalışıyorsun.
- Hayır! Güven bana, bunlar gerçek. Bak aklıma ne geldi, belki de bu işaret de bize özgüdür. Yapmayı denesene bi’.
Eliyle üçgen şekli yapar.
- Böyle mi?
- EVET! EVET! BU İŞTE! Gel bir de diğerlerine söyleyelim.
Zil çalar. Sınıfa girerler.
- Cemal, şu hareketi yapabilir misin?
- Göster, bakayım.
Can gösterir.
- Böyle mi?
- Hayır…
Sınıftaki çoğu kişide teker teker denerler.
- Can, bu neyin sembolü peki?
- Illuminati’nin.
Arkadan İbrahim atılır.
- Ben Illuminati’yi biliyorum.
Sohbet etmeye başlarlar. Sınıfın arasında insanlar Can’ı Illuminati’ye bu kadar ilgili görünce buna karşı takıntılı olduğunu düşünmeye başlarlar.
Can, çizdiği Illuminati resimlerini göstermeye başlar. Zeynep hemen Can’ı kolundan çekiştirip kapı önüne götürür.
- Noldu?
- Senin gördüğün şey bu değil miydi?
- Sanırım evet.
- Ama bu sadece bir sembol.
- Ve sarı ışık saçmıyordu, eli yoktu. Bill gibi değildi.
- Bill de bir çizgi film karakteri.
- Dur! Ya bu insanlar onu tanıyamasın diye form değiştiriyorsa?
- Ahh, yine başladık! Bill bir çizgi film karakteri, gerçek olamaz.
- Bana inanmıyor musun?
- Sana inanıyorum ama zihnine inanmıyorum.
- O piramit Bill’in söylediği şeyi söylemişti. Gerçeklik bir illüzyondur, evren ise bir hologram. Yani ya asıl gerçek benim hayallerimse?
- Bu mantıklı geldi. Neyse, ben de şu senin hareketini denemeye çalışayım. Nasıldı.
- Orta parmağınla yüzük parmağını birleştirmen lazım.
- Bak, olmuyor.
- Bende de olmadı. Bir şeyler eksik ama ne?
- Gerçeklik.
- İllüzyon! O illüzyonisti hatırlasana! Korunmam gereken zamanlarda hem rüyada hem de gerçek hayatta anahtardaki güç beni sarmaladı. Muhtemelen dönüşmüştüm. Tehlike eksik.
- Ya da zorunluluk. Anahtar seni tehlikeden korumak için aktive olmuş ancak sen parmaklarını birleştirerek dönüştün. Dönüştüğünde anahtar yanında mıydı?
- Evet.
- Ondan kırmızı güç geliyor muydu?
- Hayır yani hatırlamıyorum.
- Bu muhtemelen inançsal kontrol ile alakalı. Benim bir planım var. Bugün biraz bekle, beraber çıkalım.
- Tamamdır. Peki plan nedir?
- Sonra anlarsın. Haydi sınıfa geçelim.
Dersler biter. Ersin;
- Erdoğan, Zeynep, siz çıkmıyor musunuz?
- Biz beraber çıkacağız öğretmenim.
- Tamamdır. Haydi çocuklar, iyi günler.
- Erdoğan, benim bir lavaboya gitmem gerek. Sen dışarıyı izleyip biraz düşünebilir misin olanlar hakkında.
- Tamamdır.
- Haydi.
Zeynep gidiyor gibi yapar. Can camların karşısına oturur ve dışarıyı izlemeye başlar. Zeynep plastik bir şişe alır ve Can’ın arkasına geçer, şişeyi sınıfın arka köşesine fırlatır. Can aniden arkaya dönerken Zeynep “Bö!” diye bağırır. Can dönüşür ve anahtardan kırmızı enerji çıkıp Can’ın etrafını kaplar.
- Wow, baksana… Dur! Sakın parmaklarını açma!
- Tamamdır.
- Farklı olarak ne hissediyorsun?
- Dönüştüğümü hissediyorum. Bunu bildiğimi hissediyorum. Galiba anahtarı bu, hissetmek. Zihnimize illüzyon yapmak. MENZ…
- Dur, ben de yapacağım.
Zeynep kendini zorlar ama dönüşemez.
- Hisset, hisset!
- Olmuyor!
- Sihirli sözler söyle!
- Sihirli MENZ, Dört!
Zeynep sarı kapüşonlu, şapkası açık, mor ve örgülü saçlı, yeşil tenli bir canlıya dönüşmüştür.
- Oha… Sen kendi kontrolünde dönüştün… VE BAK, SEN DE ÖYLESİN DEMİŞTİM!
- Özür dilerim. Ben ise senin hayal kurduğunu düşünmüştüm.
- Bu yanlış olmayabilir.
- Ne demek istiyorsun?
- Bu bir teori, ama… Belki de bunlar benim zihnimin gerçekliğidir. Bunu gören ve yaşayan benim zihnim. Gerçeklik bir illüzyondur, yani bir oyun. Evren ise bir hologram, bir canlandırmadır. Ya benim kafamdaki bu gölge oyunu gerçekliğe taştıysa? Bunu yapan şeyler de gelecekte kullandığımız güçlerimizse? Sonuçta bir çizgi film karakteri gerçek olamaz, değil mi?
- Bunu bir tek sen yaşamıyorsun ama, ben de varım.
- Ama bunu kendi zihnimden algılayan bir tek benim.
- Ben de algılıyorum?
- Ya şu anda gördüklerim benim zihnime yansıyan illüzyonsa?
- Ben gerçeğim, saf gerçek. Bu, bu teorini çürütür çünkü algılayan benim.
- Çürütmez. Ya sen gerçekte dönüşmediysen de bir şeyler konuşmamızdan sonra gitmişsen de ben kendi kafamda seni kurduysam?
Arkadan hizmetli seslenir.
- Çocuklar, siz niye çıkmadınız?
Zeynep, Can’ı pozisyonu gereği kaplıyordur. Zeynep şapkasını kapatır ve arkasına dönmeden cevaplar.
- Özel bir şey konuşuyoruz da. Başka sınıftan devam eder misiniz? Çıkacağız zaten.
Zeynep, Can’a fısıldar.
- Geri dönüş, geri dönüş!
- Nasıl yapılır bilmiyorum!
- Parmaklarını ayır!
- Yapabiliyorsan sen yap!
- Sence yapabilir miyim? Kadın beni gördü!
Can geri dönüşür. Hizmetli cevap verir.
- Siz çıkıp dışarıda konuşsanız olmaz mı?
- Tamam, çıkıyoruz.
Zeynep, yüzünü kapüşonluyla kapatır.
- Kızım, yüzüne bir şey mi oldu?
Can cevaplar.
- Ailesiyle ilgili bir şey oldu, paylaşırken çok zorlandı, biraz ağladı. Şimdi eve gitmesi gerek.
- Oh, kızım… Üzme kendini, her şey geçer. Oy kurban olduğum ya…
- Kolay gelsin abla, kolay gelsin…
Kapı önüne çıkarlar. Can;
- Of iyi kurtulduk. Kadın nasıl kıyafetinin farklı olduğunu görmedi formadan?
- Bilmiyorum.
- AH; KAMERALAR!
- Korkma. Lavaboya gideceğim. Kameradan bakanlar kıyafetimi değiştirdim sanacak.
- Ama okuldan çıkarken forma giymek…
- Ne yapayım, yüzüm böyle mi çıkayım?
- Doğru, doğru. Haydi bakalım.
- Sen git eve. Nehir’e de anlat olanları, hem de hemen.
- Tamamdır. Ama bir buluşma noktası belirleyelim. Fiziki gücümüz de artmış gibiydi. Otogar’ın giriş yazısının üzerindeki çatıda buluşalım. Kamera varsa başka bir yere ip ucu bırakarak gidelim. Gelmezsem bekleme. Bu akşam, saat 9.
- Tamamdır. Bye bye!
Can, Nehir’lere gitmek için Özlem’e yalvarmaya başlar.
- Annem, işten geldim, yorgunum. Madem bu kadar gitmek istiyorsun, Kayzi ile gitsene.
Can, gidip bu sefer Fatma’ya yalvarmaya başlar.
- Kayzika’m, nolur? Nehir’lere gidelim. Ona söz vermiştim bugün gideceğime.
- Öf Erdü yaa! Tamam, gidelim. İşten geldim, yorgunum, kısa duralım. İstersen Nene’nlegit. Yolu zaten biliyorsun.
Bir önceki sefer gittiklerinde, Tramvayda;
- Kayzi’m, bu durakta iniyoruz.
- Nasıl yaa? Daha üç durak var.
- Kayzi’m, Laleli’deyiz.
Anons yapılır.
- Laleli.
- Bak demiştim.
- Aaa, harbiden. Anne, Baba, gel, gidelim.
Nehir’in evine giderken.
- Kayzi’m, buradan döneceğiz.
- Hayır ya, daha ileride.
- Hayır, bak, Deniz Et yazıyor, buradan.
- Bak senin yüzünden kaybolacağız. Tamam, gel oradan gidelim.
Oradan dönüp gitmeye başlarlar.
- Hee, hatırladım. Burası doğru yol. Aferin sana.
- Ehehehe. Bir de bana inanmıyordun!
Nehir’in evine gelirler.
- Kayzi’m, burası.
- Yok yaa, daha ileride değil miydi?
- Hayır, değil.
- Bak, Demir’i dışarıya çıkardıkları zaman oradaydı.
- Hayır, buradaydı. Bak şu camdaki demirlere, biz Nehir’le oradan sarktık.
- Çal kapıyı bakalım. Ama bak görürsün, onlar değil.
Can kapıyı çalar. Dış kapı açılır. Nehir kapıdan çıkıp bakar.
- Bak, ben demiştim.
Günümüze dönelim. İşte bu yüzden Fatma, Can’ın yolu daha iyi bildiğine emin olmuştu.
Nehir’lere giderler. Can, Nehir’e;
- Gel bahçeye geçelim. Anlatacaklarım var.
- Tamamdır. Dur, su içip geliyorum.
Nehir su içip bahçeye, Can’ın yanına gider.
- Neler oldu bakalım?
Can bütün olanları anlatır.
- Demek ki gerçekmiş.
- Ama ben geri dönüşemiyorum.
- Zeynep’in yaptığı gibi sihirli söz falan filan söyledin mi?
- Evet, ama bir işe yaramadı.
- Bak, ben sana inanıyorum. Muhtemelen dönüşmeyi sağlayan şey de inanç.
- Ben sana hangi renk olduğunu söyledim değil mi?
- Evet, mavi, en sevdiğim renk.
- Tamamdır.
- Dönüşmeyi deneyeyim mi?
- Dene bakalım.
- Dur bir dakika, en sonda da bir sayı söylemişti, değil mi?
- Evet, dört.
- Nereden çıkarmış olabilir?
- MENZ’den. Sanırsam bu bizim adımız. Adlarımızın baş harflerini birleştirince ENZ çıkıyor.
- Dur bir dakika, bu güçler halamı geri getirmek için değil mi?
- Evet.
- Ya güç onun ruhundaysa ve gücü, ölmeden önce anahtar şeklinde yoğunlaştırdıysa?
- Olabilir. Bu neden beni koruyan bir kalkan gibi çalıştığını da açıklar.
- Ve bu da bir nevi o anahtarda gücün ve ruhun saklandığını, sonradan gücün kullanıldığı, onu diriltmenin anahtarı olduğunu ve… ve halamın da bizden olduğunu açıklar.
- Nasıl yani?
- Onun adının ilk harfi de M. MENZ’in başı, o rüyaları görmenin sebebi de anahtardaki ruh.
- Ama anahtarı bulmadan önce de bir rüya görmüştüm, hem de defalarca.
- Onun sebebi… Sen ne lakabıyla sesleniyordun Bill Cipher’a?
- Bölümün adı… rüya şeytanı.
- Demek ki o senin rüyalarını ele geçirdi.
- Zaten anlaşmanın karşılığında hayal dünyamı da ele geçireceğini söylemişti. Hayal dünyası demişken, benim bir teorim var.
- Nedir?
- Bütün bunlar benim zihnimde yaşanıyor olabilir. Gerçeklik bir illüzyondur, bir gölge oyunu olabilir. Evren ise bir hologram, düş dünyam da varlığın kendisi olabilir. Bunları şu anda kendi kafamda görüyorum, algılıyorum. Yani gerçeklik zihnimde çarpıtılıyor. Bill de gerçek olamaz, o bir çizgi film karakteri. İlk tanışmamız çizgi filmde onu görmeden önce oldu ama bunun sebebi de daha sonradan görmüş olup geçmişe de zihnimi akıtmış olmam. Muhtemelen gelecekte zihnimdeki bu gerçekliği dışa aktarıp varlığın bir parçası olmasını sağlıyoruzdur, ya da başka bir şey.
- Bu resmen her şeyi açıklıyor.
- Ama şöyle bir sorun var, biz Zeynep ile bunları konuşurken aniden biri geldi ve Zeynep’i gördü ve onunla konuştu.
- Farklı olduğunu fark etmemiş ama.
- Bunun sebebi yüzünü kapatmasıydı. Yüzüyle ilgili de kadın konuştu.
- Ya kadının konuştuğu o kısım da hayalse? Konuştuğunuz konu hakkında detaylı bir şekilde konuşmadı ya sonuçta. Detay için beynin de hızlı olması gerek ya.
- Doğru söylüyorsun.
- Bu teorin doğru da olsa yanlış da olsa benim dönüşebilmem lazım, değil mi?
- Yani… ben dönüşemiyorum.
- O senin becermenle alakalı değil mi?
- Doğru, doğru.
- O zaman! Sihirli MENZ, üç!
Nehir mavi kapüşonlu, tilki ile insan karışımı bir canlıya dönüşür.
- Wow… Çok güzel oldun…
- NE? OLDU! OLDU İŞTE OLDU!
- Kız bağırma, gelirler şimdi.
- Tamam tamam. Dur, şimdi benim gücüm ne?
- Mavi güç… başka bir şey bilmiyorum.
- Peki nasıl çıkartacağım?
- Hissetmen lazım, uzvunmuş gibi.
- Tamam… Haydi bir deneyelim!
Nehir vücudundan mavi bir güç çıkarır ancak çok kontrolsüzdür.
- Elsa gibi yapacağım!
Nehir yine güç çıkarmaya çalışır ancak elinden güç yerine buz fırlar. Etraftaki nem yoğunlaşıp katılaşınca buza dönüşmüştür ve kar olarak yere düşer.
- NE?
- Evet, gücün farklılıklarını öğreniyoruz galiba. Normal güç dışında senin gücün buz oluşturmak galiba.
- Bu çok dar bir güç! Başka şeyler de deneyeceğim. Bakalım ateş yakabiliyor muyum?
Nehir, elinden ateş gibi yanan bir güç çıkarır.
- BAK, BAK, ATEŞ DE YAPTIM! HAHAHAH!!!
- KIZ BAĞIRMA!
Fatma hızla gelir. Can, adım seslerini duyunca fısıldar.
- Geri dönüş, geri dönüş!
- Nasıl yapacağımı bilmiyoru-
- Çocuklar, ateşle oynamıyorsunuz, değil mi?
Can, Nehir’i kaplar.
- Wow, Nehir, kıyafetlerin ne güzelmiş öyle! Yeni mi aldın?
Can, Nehir’in yüzüne bakar. İnsan yüzü geri gelmiştir.
- Evet hala.
Hemen yüzünü kapüşonla kapatır ve hızlıca yüzüne dokunur. Yüzünün eskiye döndüğünü anlar.
- Arkadaşım verdi iki günlüğüne. Geri vereceğim.
- Çok yakışmış Nehoş’um. Haydi, siz oynamaya devam edin. Ateşle oynamayın sakın hee! Erdü!
- Tamamdır Kayzika’m.
Fatma gider.
- Artık ben de tam inanıyorum galiba. Haydi, dönüşüm!
Can da dönüşür.
- Ama sen sihirli söz söylemedin?
- A- peki nasıl dönüştüm?
- Bizi dönüştüren şey sihirli söz değil demek ki, inanç.
- Çok doğru, çok.
- Tamam, benim güçlerim maddeler galiba.
- Hayır. Ateşi gücünden ürettin. Oluşan buz gibi çevredeki şeylerle buluşup olmadı. Bak, muhtemelen ben de yapabiliyorum.
E de aynı şekilde ateş yapar.
- Ama bak, buz üretemiyorum.
E yine bir hareket yapar.
- Fark ettim. O zaman dur, ben muhtemelen suyu ve halini kontrol edebiliyorum. Dur deneyeyim.
Etraftan su toplamaya çalışır.
- Aaa, baksana. Havadaki nemi bile suya dönüştürdü. Şimdi gaz!
- Sence başka ne yapabiliriz?
- Senin gücün ne acaba?
- Mavi, su ve halleri. Yeşil?
- Doğa ile alakalı olabilir mi?
- Muhtemelen… Saat kaçtır acaba?
- Neden?
- Zeynep buluşalım dedi ya saat 9’da. Artık dönüşebildiğimize göre gidelim.
Nehir saate bakmaya gider ve geri gelir.
- Saat 9’u 13 geçiyor.
- NE? KOŞ KOŞ KOŞ!
Salona, diğerlerinin yanına giderler.
- Anne, bakkala gidebilir miyiz?
- Kayzi’m lütfen…
- Saat çok geç oldu ama!
Can, Nehir’in kulağına fısıldar.
- Boş ver, daha iyi bir fikrim var.
Ve salondakilere söyler;
- Biz saklambaç oynayalım o zaman. Gel Nehir.
Bahçe’ye giderler.
- Nehir, buradan çıkalım.
- Taa çatıya kadar mı çıkacağız?
- Evet.
- Bana uyar! Dönüşüm!
- Dönüşüm!
Dar binaların arasından pencere ve balkonlardan zıplayarak çatıya ulaşır ve oradan da çatıdan çatıya atlarlar. Kırmızı güçle kaplanırlar ve güç arka taraftan gelen fotonları öne aktararak ikisini görünmez yapar. Sadece birbirlerinin gücünü görebiliyorlardır.
- Nereden gideceğiz?
- Tramvay ve metroyu takip edeceğiz.
- Tamamdır.
Zeynep’in yanına Zeynep tam gitmek üzereyken varırlar. Zeynep;
- Ooo, nerede kaldınız?
- Özür dilerim, konuşmaya dalmışız. Sizi tanıştırayım. Bu Zeynep, bu da Nehir.
- Memnun oldum Nehir.
- Ben de, Zeynep.
- Biz Nehir’in gücünü keşfettik ve ben de artık kontrollü dönüşebiliyorum.
- Gücü keşfettik derken?
- Normal güç dışında bir de bize özel güçler varmış. Nehir suyu ve hallerini kontrol edebiliyor. Ben sanırsam doğayı kontrol edebiliyorum. Deneyeyim mi?
- Dene bakalım.
- Zaten ağaçlar, elektrik kutuları ve cihazlarda güce benzer bir şeyler görüyorum.
E, gücü ağaçlardan geçirip ağaçların yeşil kısımlarında biriken gücü almaya başlar. Daha sonra bir elektrik kutusundan elektrik çeker ve cihazların yaydığı radyasyonu toplar.
- Benim gücüm doğa ve radyasyon ile elektrik galiba. Hepsini çektim.
- O radyasyonu hücre yapısını değiştirmek için kullanabilirsin belki.
- Belki de.
- Ben de bir şeyler hissediyorum. Sanki canlılarla birer bağım varmış gibi. Ve toprak… Çok garip…
- Sen de toprağı kontrol etmeyi denesene.
- Deneyeyim. Toprak olan bir yer bulalım önce.
Kimsenin olmadığı bir parka giderler.
- Deniyorum… olmuyor!
- Dur… Ya senin gücün yaratma ise?
- Tövbe estağfirullah! Yaratmak Allah’a mahsustur.
- Sen de Allah’ın bir uzvu değil misin?
- Doğru… Dur yine deneyeyim.
- Dur, neden olmadığını anladım galiba. Allah topraktan değil, çamurdan yaratmıştı. N, bu toprağı ıslat.
- Hemen!
N toprağı ıslatır.
- Şimdi sıra sende!
Z, çamuru havaya kaldırır ve ona bir kuş şekli verip ona üfler. Üflediğinde güç açığa çıkarve çamur bir kuş olup uçuverir.
- Evet, senin gücün de yaratma. Peki öteki canlılarda gördüğün güç de bir işleve işaret ediyor olabilir mi?
- Dur… Belki de hayvanla konuşmayı denemeliyim.
- Dene bakalım.
Zeynep, parkın öteki taraflarına MENZ ile beraber gider ve oradaki köpek, kedi ve kumruyla iletişim kurmaya başlar.
- Bu şeyin kokusu… çok acıktırıcı! Yemem lazım ama adam beni bırakmıyor! Bırak da yiyeyim!
- Şuradan biri geçiyor. Çok tatlı duruyor, keşke beni sevse.
- Şurada bir kadın var, belki eşim olmayı kabul eder.
Zeynep;
- Ahh! Çok garipmiş. Hepsinin düşüncelerini okuyabiliyorum. Peki konuşabilir miyim? Yaptığım kuş gibi olanla konuşacağım. Odaklanmam lazım. Tamam, başlıyorum. Merhaba… eee… Beni duyabiliyor musun?
- Evet efendim.
- Oh… Bana efendim diye hitap etti… Dur, diğerleriyle de konuşayım. Şuradaki köpek! Hey, merhaba! Beni duyabiliyor musun?
- Bu ses nereden geldi? Adamdan izin isteyeyim. (Havlar.)
Z- Diğerleriyle de konuşabiliyorum ancak onlar benim farkımda değil.
E- Anlaşıldığı üzere güçlerimiz, Nehir, sen suyu ve hallerini kontrol ediyorsun. Zeynep, sen canlıları kontrol ediyor ve yaratıyorsun. Dur, kontrol tam mı diye birinin hareketlerini kontrol etmeye çalış, uzvunmuş gibi davran. Önce kendi yarattığın kuşu, sonra köpeği ya da kediyi.
Z- Tamamdır.
Zeynep ikisini de kontrol edebiliyordur.
E- Tamam, tam kontrole sahipsin.
N- Peki ben suda yaşayan canlıları kontrol edebiliyor muyum?
E- Burada su topla, çamurla üstünden balık gibi bir şey yaratıp bıraksın.
Z- Hemen yapıyorum.
Nehir bir su parçası oluşturur. Zeynep de bir su canlısı yaratıp bırakır.
N- Konuşabiliyorum. O da bana efendim diye hitap ediyor. Ama vücudunu kontrol edemiyorum. Sadece etraflarındaki suyu kontrol edebiliyorum.
E- Tamamdır. Benim gücüm de radyasyon ve doğa.
Z- Peki diğer güçlerimiz?
E- Onun ne işe yaradığını bilmiyorum. Ve şöyle bir sorun daha var, siz temel güçlerinizi nasıl kontrol edeceğinizi biliyorsunuz ama ben bilmiyorum.
N- Biz sadece düşünüyoruz ve oluyor. Radyasyon hücrenin yapısını değiştirir. Hücre yapısı değişerek neler yapılıyorsa onları hayal et.
E- O zaman doku iyileşme hızı vesaire… Bir şeyler bulurum.
Z- Görevlerimizin ne olduğunu nereden anlayacağız peki?
E- Gidip de kendimiz bulacağız.
N- Ve Zeynep’e anlatmadık, biz başkaları tarafından görüldüğümüzde yüzlerimiz eski haline dönüyor ama kıyafetlerimiz aynı kalıyor.
Z- Wow… Çok iyi bir özellik. Bende olmuş muydu Erdoğan?
E- Ben dikkat etmemiştim, zaten kapüşonun kapalıydı.
Z- Bir deneyelim mi?
N- Olur!
Z- Son bir şey…
Yarattığı kuşu geri çamura dönüştürür.
Z- Durun! Bir şeyler hissediyorum!
- Dayan. Bitmek üzere. Bu son, o son. Bu sefer başaracağım.
Z- Biri intihara kalkışıyor! Metroya atlayabilir. Hemen oraya bakalım önce. Siz üstte saklanın.
EN- Tamamdır!
Zeynep metroya üstten giriş yapar ve koşarak aşağıya, istasyona iner. Kimin intihara kalkışacağını bulur, 17 yaşlarında soluk benizli ve ela gözlü bir genç kız hayatına o gün metronun önüne atlayarak son verecekti. Zeynep gücünü kızın üzerinde kullanarak beyninin seratonin ve dopamin üretimini artırır ve üretimlerini tetikler. Ardından gelmek üzere olan metronun raylarına, kızın gözünün önüne yavru bir kedi yaratır. Kediyi miyavlatır. Kız dona kalır. Yavru kedi metronun altına girdiği anda geri çamura dönüştürür.
- Dur! Hayır… öldü kesin. Orada ben olmalıydım, ben!
Z- Hayır, yanlış düşünüyorum. Ölümün acımasız kötülüğü gözlerimin önünde… ezdi geçti. Ve kimsenin umurunda dahi olmadı, hiçbir şey değişmedi. Sadece yok oldu. Gencecikti… aynı benim gibi. Hayır, ölmek için çok erken ve bu benim elimde olamaz. Hiçbir kimse böyle ölmeyi hak etmez. Her ne sorun yaşıyorsam diğer yaşadığım sorunlar gibi bu her ne kadar zor olursa olsun üstesinden geleceğim.
- Bu da neydi?!
Metro geçip gider
- Kedi yok… Fırladı mı acaba? Ya da Allah beni bundan vazgeçirmek için hayal göstermiş olabilir mi? Özür dilerim Allah’ım… Özür dilerim bu bedene sığamadığım için.
Zeynep önce etrafına bakıp kimsenin onu izlemediğinden emin olduktan sonra tavandaki boşluğa, Can ve Nehir’e bakar.
Z- Yukarı, çatıya.
Çatıda tekrar buluşurlar.
Z- Yine bir şeyler duyuyorum. Kavga sesleri.
- Lan karı sus sus! Yettin be! Sana ne benim arkadaşlarımdan?!
- Nasıl sana ne?! Kadınlaymışsın! Fotoğraflarınız var, kadın bana fotoğraflarını attı diyorum “Sen kimsin? Ben onun sevgilisiyim.” deyip de! Daha ne açıklama yapıyorsun? O kadar sana güvendim! Çocuklarımız var ya çocuklarımız!
Z- Her an bir şey olabilir, bakmaya gidelim.
EN- Tamamdır.
- Lan karı sus artık be! Ne çene yaptın?! Benim işim gücüm yok seni mi aldatacağım?!Madem öyle, terk ediyorum seni! Boşol, boşol, boşol!
- Bu bu kadar kolay bitemez!
- Ne yapabilirsin ki?
- Aklın almaz! (Meyve bıçağını alır.) Gel buraya.
Z- Durduruyorum!
Kadın bıçağı saplamaya çalışır ama adam hızlıca kayar.
Z- Durduramadım… Neden olmadı?
E- Çünkü insanlar refleksler ve yerleşmiş davranışlardan çok ruh ile kontrol edilir. Bu yüzdendir.
Z- (Kadın’a) Bu yanlış. Ben katil olamam. Çocuklarım var, onlara ne diyeceğim? Babanızı öldürdüm mü?
- Babası da baba olsa! Gitmiş beni aldatmış bir de aklınca çocukları başıma kakacak!
Z- Ama ben böyle bir kadın değilim!
- Hayır, öyleyim. Benim bir gururum var ve namusumu temizlemem lazım.
Zeynep, kadının sinir sistemini etkiler ve zaten titremekte olan kadın daha da sert titremeye başlar.
Z- Olmuyor, yapamıyorum!
E- Muhtemelen ruh teorim gerçek. Ruha etkimenin bir yolu olmalı. Kadın neler düşünüyor?
Z- Kadına resmen şeytan vesvese veriyor.
E- Ve şeytan da bir ruh. Bizim temel gücümüz ruhlara karşı olabilir mi?
Z- Bir deneyelim. Nehir, tüm gücünü içinden geçirsene bi’.
N- Tamamdır.
Tüm alanı gücüyle kaplar ve geri bırakmaz.
Z- (Kadın’a) Hayır, yapamam, yapamayacağım… Ben iyi bir insanım! Ben iyi bir insanım. İnsan gibi ayrılacağım!
- Ne yapacağım biliyor musun? Asıl ben sana siktiri çekiyorum. Siktir ol git bu evden, defol! Ayyaş!
- Görürsün sen, görürsün. Lanet olsun seninle evlendiğim güne!
Adam evden pılını pırtını toplar ve gider ancak kapıda MENZ ile karşılaşır.
- Çocuklar, geçebilir miyim?
E- Tabii ki. :3…