İçeriğe geç

Renkler

Bölüm 7 · 7 dk okuma

Renkler

Bölüm 7

İçimizdeki Şeytan

Can, *** kitabını okumaya başlar. “16 Nisan 1874 günü boyunca Edinburg’a yağdı.” şeklinde başlıyordu. O gün ana karakter doğmuştu.

Can, okumak dışında kitapla her şekilde vakit geçiriyordu, yanından asla ayırmıyordu. Aydoğan, içeri girer.

  • Babam, ne yapıyorsun?
  • Hiç, şarkı dinliyorum.
  • Aşağıya gelsene bir, seni biriyle tanıştıracağım.
  • Tamamdır. Kim ki?
  • Benim çocukluk arkadaşım Abdullah’ın oğlu ile tanıştıracağım.

Can aşağı iner. Merdivenlerde oturan çocuk ayağa kalkar.

  • Erdoğan Can, değil mi? Ben Berke, tanıştığıma memnun oldum.
  • Ah evet, ben de. Nerede yaşıyorsun?
  • Bu mahallede, biraz ileride.

Berke arkadaşı Batuhan ile Can’ı tanıştırır. Can, Berke ve Batuhan ile arkadaş olur. Beraber vakit geçirmeye başlarlar.

—-

Batuhan ve Berke paso almış ve oynamak için Can’ın yanına gelmiştir.

  • Ne bu?
  • Paso, pek oynamıyor musun?
  • Hiç oynamadım, hiç de görmedim.
  • Gel bak böyle oynanıyor.

Nasıl oynandığını gösterirler.

  • Ben pek sevmedim. Siz oynayın, ben sizi izlerim.
  • Tamamdır.

Akşam Aydoğan gelir ve Can, salıncaktan kalkar ve yerine Aydoğan oturur.

  • Vay, paso mu aldın?
  • Yok, Berke’ler verdi. İstemedim ama verdiler.
  • Niye istemedin Oğlum? Bunlar çok değerliler.
  • Sen biliyor musun nasıl oynandığını?
  • Bilmez miyim? Çocukluğumun oyunu. Biz bütün gün bunu oynayıp duruyorduk.
  • Ben pek sevmedim. Pek anlamadım da zaten.
  • Bak, böyle oynanıyor. Üstüne atıyorsun…

Nasıl oynanacağını öğretir.

Can, yine onların yanına gider ancak onları bulamaz. Batuhan’ın evine gider ve kapısını çalar. Kapıyı yaşlı bir kadın açar.

  • Merhaba, ben Batuhan’ın arkadaşı Erdoğan Can. Batuhan burada mı?
  • Onlar Berke ile gittiler dışarı yavrum.
  • Tamamdır. Gelince onu aradığımı söyleyebilir misiniz?
  • Sözlerim söylerim. Haydi, görüşürüz Oğlum.

Akşam olmuştur ancak Batuhan veya Berke bir türlü Can’ın yanına gelmemiştir. Ertesi gün Can, tekrar Batuhan’ın evine gider. Kapıyı Batuhan açar.

  • Ne var? Ne istiyorsun? Niye geldin?
  • Noldu ki? Dün neden gelmedin?
  • Sen neler dediğini bilmediğimi mi sanıyorsun?
  • Ne demişim ki?
  • Her şeyi anlattı Berke bana! Uzak dur benden!

Kapıyı Can’ın suratına kapar. Can arkasına dönüp Berke’nin yaşadığı evin penceresine bakar ve sonra çekip gider.

  • Neden? NEDEN NEDEN NEDEN NEDEN NEDEN YAHU NEDEN?! BEN NE YAPTIM BUNLARI HAK EDECEK? O BERKE, O HAKKIMDA İFTİRA ATMIŞ! HALBUKİ BEN ONU NE KADAR ÇOK SEVİYORDUM, O İKİSİNİ, EN YAKIN ARKADAŞIMDILAR… Yazık, gerçekten yazık…

Taşınma günü gelmiştir. Can, tüm eşyalarını toplar. Batuhan ve Berke’ye yazdığı mektubun zarfını yapıştırıp gece vakti tam araca eşyalar yüklenmişken kamyona binmeden önce bir koşu hemen Batuhan’ın evinin önüne mektubu bırakır ve son bir kez oraya baktıktan sonra araca biner ve Mordoğan’a giderler.

Sabah olur. Batuhan’ın annesi çöpü dışarı çıkarmak için kapıyı açar ve mektubu görür. Zarfta “Batuhan ve Berke’ye” yazıyordur.

  • Batuhan, al, bu sana gelmiş.
  • Ne?

Mektubu gösterir.

  • Açtın mı? Kimden gelmiş?
  • Açtım. Sen bak istersen. Biraz da düşün bakalım.

“Sevgili Batuhan ve Berke, eski arkadaşlarım,

Öncelikle Batuhan, bu mektubu sana bırakıyorum. Bunu Berke’ye de ulaştıracağını düşünüyorum.

Sen, Berke, neden böyle yaptın inan bilmiyorum. Sana karşı bir hatam mı oldu? İllakiolmuştur. Ben her ne yaptıysam şu anda bile bilmiyorum. Saatlerce düşündüm, saatlerceve hiçbir sonuç yok. Neden hakkımda iftiralar atıp Batuhan’ı benden uzaklaştırmaya çalıştığını gerçekten bilmiyorum. “Keşke bilseydim” diyemiyorum, canım yanacak, bilmek istemiyorum. Kalbimin içinde sizi her dakika mutluluk ve heyecanla bekleyen o meleği öldürdün sen. Kârın ne oldu, bilmiyorum. Bilmiyorum. Sadece canım yanıyor ve siz bunu gülerek okuyorsunuzdur belki de ama ben sizin kırılmanızı hiç istemedim. İstemeden, ben yapmamış olsam dahi özür dilerim. Sadece iyi olun. Ben bir daha olmayacağım. Bu bizim sonumuz. İyi olun, gerekirse beraber olsun, bensiz olun, mutlu olun, tek istediğim bu.”

—-

Mordoğan’daki ev, saray gibidir. Can, günlerini geçirmeye başlar. Bu köyde gökyüzüne baktıklarında bütün yıldızları görebiliyor gibidirler.

  • Günaydın Babaannem.
  • Günaydın Guguk’um benim.
  • Dedem nerede?
  • O işe gitti.

Kahvaltı ederler.

  • Off, ayaklarımın altı yine uyuşmaya başladı. Ben uyumaya gidiyorum, geliyon mu Guguk?
  • Geliyorum geliyorum.
  • Sana da çizgi film açarız.

Çıkarlar ve televizyonu ayarladıktan sonra Perihan uyur. Televizyonda Gravity Fall’sın Küçük Dipper bölümü oynatılıyordur. Can bu çizgi diziye bayılır ve her gün aynı saatte izlemeye başlar. Bir gün Hayal Kanunsuzu bölümüne denk gelir. Bu bölümde Gidion karakteri rüyaların şeytanı Bill Cipher’ı çağırıyordu.

  • Bu… Bu! BU BU BU BU BU! BU O! ELİ, ATEŞ, RENGİ, IŞIĞI-
  • Ve gözü.

-

Can, İstanbul’da uyanır. -

  • Kayzim, bilgisayarı alabilir miyim?
  • Al bakalım. Ne yapacaksın ki?
  • Hiç.

Bilgisayarı alır ve aratır: Tek gözlü piramit

  • Bu… bu da ne? A BAK O! BILL CIPHER!

Can, gördükleri karşısında şoke olur. Illuminati, Masonluk ve Bill Cipher’ı araştırmaya başlar. Şeytan için yapılan ritüeller, rönesans döneminde dinden kaçıp bilime sığınan insanlar, ruhlar, evrenin oluşumu, insanlığın yaradılışı gibi pek çok şeyi öğrenir.

Zamanla edindiği bu bilgilerden sonra okulda Zeynep’i yine kuytu bir yere götürür.

  • Evet, konu nedir?
  • Ben… o gördüğüm şey bir ruhmuş, daha doğrusu şeytan.
  • Ne? Nereden anladın bunu?
  • GÖRDÜM. Çizgi filmde gördüm, aynıydı, eli yanıyordu, sarı ışık saçıyordu, bu oydu o.
  • Nasıl olabilir ki böyle bir şey? Çizgi filmdeki bir karakter nasıl olur da gerçek hayatta olabilir?
  • İnan bilmiyorum. Tek bildiğim şey bizim süper güçlerimiz varsa biz iyi olmamız gerektiği için süper kahraman olmamız gerekiyor ve bu durumda da şeytan bizim düşmanımız oluyor ancak şöyle bir sorun var ki, madem bu güçlerle ona karşıyız, neden o bize bu güçleri versin ki?
  • Öncelikle şunu açıklığa kavuşturalım, ben süper kahraman değilim, sen de değilsin. Dümdüz normal insanız.
  • Ama yaşadıklarım?
  • Hayal görmüşsündür.
  • HAYIR, HAYIR HİÇBİRİ HAYAL DEĞİL!
  • Başka açıklaması yok Erdoğan. Özür dilerim.

Zeynep oradan ayrılır ve sınıfa gider.

Çeşitli ruh çağırma ritüellerini denemeye başlar. Önce Gravity Falls’ta olduğu gibi mumlar ve fotoğrafla ruh çağırmaya çalışır ancak başarısız olur. Daha sonra evde kimse yokken halıyı kaldırır, elini bıçakla keser ve kanıyla yere pentagram çizer. Etrafına da beş mum dizer ve anahtarı ortaya koyar ancak büyülü sözler hakkında hiçbir şey bilmiyordur. Dua etmeye başlar.

“Allah’ım, bu benim için çok önemli. Teyzem’i kurtarmam için, diriltmem için tek yol buradan. Bu adımımı atmama yardım et ve benim için Bill Cipher’ı buraya gönder.”

Karşısında beyaz ışıklar saçan bir üçgen belirir. Bill Cipher karakterinin aksine köşeleri sivriydi bu üçgenin. Işıklar azalır ve karşısında üzerinde bir göz bulunan bir piramit çıkar.

  • Beni çağırma sebebinizi öğrenebilir miyim kuklacık?
  • AAAAAHH!

Can çığlık atar. Boynuna astığı anahtardan kırmızı bir güç çıkar ve Can’ın etrafını kaplar ve dikenli bir hal alır ardından piramitin üzerine doğru uzar.

  • Demek ki savaş istediğin için çağırmışsın mini kuklacık, öyle olsun. (Sesi kalınlaşır ve metalikleşir) Elinden geleni ardına koyma.
  • Ne? Hayır korktuğum için çığlık attım. Ne oluyor? Bu kırmızı…
  • Savaşmayacak mısın yani?
  • Hayır tabii ki! Kim olduğunu öğrenmek istiyorum!
  • O zaman bana saldırmayı bırak!
  • Nasıl yapacağımı bilmiyorum! AAAAHH!
  • Sakin ol. Onlar senin kollarınmış gibi hisset ve geri çek. Bedeninle bütünleştir.

Can, gücü kontrol etmeye çalışır ve başarır da.

  • Tanışmamıza gerek yok, kim olduğunu biliyorum.
  • ?
  • O kadar insanın katili, iyiliklerin katili, şeytan! Benim, bizim düşmanımız! Evet, seninle savaşacağız ve seni yok edeceğiz. İşte o zamana kadar.
  • Tamam, tamam biliyorum “Bu yüzü unutma!”, korkma, hep aklımdasın çocuk. Gözüm o minik yüzünün hep üzerinde!
  • O gözünü oyacağım ve bunu yaparken çok zevk alacağım.
  • Gözüm üzerinizde! Unutma çocuk, gerçeklik bir illüzyondur, evren ise bir hologram. (Fısıldar) Altın al! Hoşça kal!

Piramit ışık saçarak yok olur.

Akşam eve Fatma geldikten sonra;

  • Kayzim, yarın Nehir’lere gidelim mi?
  • Olur balım.

Yarın Nehir’lere giderler.

  • Nehir anneannesindeymiş, oraya gideceğiz.
  • Tamamdır.

Nehir’in anneannesinin evine varırlar.

  • Nehiir!!!
  • Erdoğan Can!!!

Koşarak birbirlerine sarılırlar.

  • Önemli şeyler oldu, çok önemli…
  • Ne oldu? Gel, anlat.

Araştırmaları, Bill ve gelen piramit ile saçılan kırmızı güçten bahseder.

  • Kontrol edebiliyorum ama kendisinin tekrar gelmesini sağlayamadım. Geldiği gibi yok oldu zaten.
  • Anladım.
  • Bana inanıyor musun?
  • Tüm kalbimle.
  • Beynin?
  • Beynim kabul etmekte zorlanıyor ama bu işte bir iş var. Önce gücü nasıl açığa çıkardığını öğrenmeliyiz. Ardından şu Şeytan’ı tekrar çağırmalı ve onunla konuşup bilgi edinmeliyiz.
  • Daha da önce, seni Zeynep ile buluşturmam lazım.
  • Zeynep kim?
  • Hani bahsetmiştim ya, sarı gücün sahibi.
  • Biz daha küçüğüz, ailemiz olmadan buluşamayız ki?
  • E ailemizle buluşalım?
  • Sence buluştururlar mı? Ne diyeceğiz?
  • Off bilmiyorum, bilmiyorum. Çok çaresizim…
  • Hayır değilsin. Olay basit, sen her ikimize de erişebiliyorsun, aramızdaki bağlantı da sen olacaksın.
  • Tabii gücü kullanana kadar. Eğer gücü açığa çıkarırsak fiziki özelliklerimiz de değişir, böylece hızla kendi başımıza buluşabiliriz.
  • Ve gücü açığa çıkarmak için çalışmamız lazım da tabii her gün buluşamayız. O çığlığı atarken yaptığın belirgin bir hareket var mı?
  • Anahtarı sıkmıştım, elimi de, ve kaçınmaya çalışıyordum.
  • Tekrar yapsana.

Can anahtarı ve elini sıkarak koşmaya başlar.

  • Oluyor mu?
  • Hayır… İşimiz zor olacak.
Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.