İçeriğe geç

Renkler

Bölüm 4 · 8 dk okuma

Renkler

Bölüm 4

Sıcak

Bu bölüm Can'ın sağlığı, cinsel dürtülerini, aile olaylarını, kuzeni Nehir'i ve tatlı anıları konu almaktadır.

—-

Bir akşam Özlem yatak odasında elbiseleri katlarken Can sofradan aldığı mumlarla oynuyordur. Aldığı mum parçasını avucunda yumuşakça kaydırır. Ardından mumu kulağında bastırır ve bunu yaparken mum parçalanıp Can’ın kulağına girer.

  • Anneeem!
  • Geldim, geldim. N’oldu? Bu mumlarla ne yapıyordun?
  • Annem bir şey diyeceğim ama kızma.
  • Tamam, söyle.
  • Babam hiç küçükken (yaptığı şey bir erkek yaramazlığıydı, bu yüzden babasının da yapmış olacağına olanak verdi) kulağına mum sokmuş muydu.
  • NE DEDİN SEN? KULAĞINDA MUM MU VAR!?
  • Yanlışlıkla oldu…
  • Hemen gel, hastaneye gidiyoruz. Koş, koş, koş!

Apar topar bir hastaneye giderler. Aydoğan’ın işi uzun sürmüştür bu yüzden akşama doğru hastaneye gelmiştir. Kulağındaki mumu temizlemişlerdir.

—-

Bir akşam, Can’ın aniden kalbi ağrımaya başlamıştır.

  • Annem… Ben iyi hissetmiyorum… Kalbim ağrıyor…
  • Dur anneciğim, nabzına bakayım bir.

Özlem hemşiredir. Can’ın nabzını kontrol eder.

  • Çok düzensiz ve hızlı atıyor. Bir şeyden falan kormadın veya koşturmadın, değil mi?
  • Yok… Ama şu anda bu olandan korkuyorum.
  • Korkma annem, iyisin, geçecek. Gel hadi doktora gidelim bir.

Beraber özel bir hastaneye giderler. Hastanede sedyede oradan oraya gider. Saat geç olduğu için çok uykuludur. Olanların pek farkında değildir. O gün sabaha kadar hastanede kalmışlardır. Can’ın mitral kapak yetmezliği olduğunu öğrenmişlerdir.

—-

Can, kuzeni Nehir’in evindedir. Daha sonra onu almaya Özlem’in kuzeni Aynur gelir.

  • Nehooş, bak sana ne aldım. Kraliçe!
  • Yaa, çok teşekkür ederim hala…
  • Bir şey değil. Oynarsın arkadaşlarınla. Ama şimdi Can’ı almam lazım.
  • Tamamdır Aynur Abla. Geliyorum. Görüşürüz Nehir!
  • Görüşürüz Ercacan.

Aşağı inerler.

  • Bak, sana da bunu aldım. Seversin diye düşündüm. Arabaya dönüşebilen robot. Nehir kıskanıp bunu ister diye yukarıda vermek istemedim.
  • Aynur Ablaaa… Çok teşekkür ederiim.
  • Bir şey değiil. Oyun oynamak ister misin biraz? Telefonuma senin için yeni bir oyun yükledim.
  • Olur.
  • Bak şöyle oynanıyor… (Hugo oyununu gösterir.)

—-

Nehir’in doğum günüdür. Fatma,

  • Bugün Nehoş’un doğum günü. Akşam kutlamaya gideceğiz ama şimdi de oyun oynamaya gitmek ister misin?
  • Oluur.

Kapılarının önüne giderler.

  • Nehiiir! Erdüş, sen de bağır. Nehirciğiiim!
  • Fatma hala!
  • Gel aşağı, bakkala gidelim.

Beraber bakkala giderler.

  • Ne istersen al Nehoş’um. Sen de istediğini alabilirsin Erdü.
  • Bu balonları alalım mı Ercancan?
  • Oluur. Kayzim, biz bunları alıyoruz.
  • Sadece bunları mı?
  • Ben sadece bunu istiyorum. Sen?
  • Ben de şu cipsten de alayım öyleyse, beraber yeriz.
  • Tamamdır.

Evde oynamaya başlarlar. Can, düdüklü balonu şişirirken balonu yanlışıkla patlatır.

  • Ahahaha!
  • Korkmadın değil mi?
  • Bir an hopladım ama korkmadım.
  • Özür dilerim, balonu patlattım.
  • Sıkıntı değil. Ve istersen benimkini alabilirsin. Ben yeterince oynadım.
  • Gerçekten mi?
  • Evet. Al bakalım.
  • Bunu şişirmeyeceğim. Hep saklayacağım, ne kadar iyi bir insan olduğunu hatırlamak için. (Sarılır) İşte bu yüzden hayatımızı renklendiriyorsun. İyi ki varsın Nehir, İyi ki doğdun!
  • Yaa! Teşekkür ederim.

Akşama Özlem ve Nuriye ile tekrar gelirler. Can;

  • Wow, nasıl güzel süslemişsiniz?
  • Ben yaptım! Ehehehehe!
  • Ellerine sağlık.

Ayşe ve Fatma içeriye ellerinde pastayla gelirler.

  • İyi ki doğdun Nehir!
  • Yaaa, çok teşekkür ederiim. Hihihi
  • Bak prens ve prenses gibi olduk sanki düğün elbiseleri gibi. Gel el kaldıralım. Dünyanın en iyi takımı!

Bir süre sonra Nehir’in annesi Ayşe hamile kalır ve daha büyük bir eve taşınırlar ancak yeni ev uzaktadır fakat Nehir’in anneannesine yakınlardır. Müjdat,

  • Anne, bu akşam bize gelsenize, mangal yapacağım.
  • Olur, geliriz.
  • Tamamdır. Ben gidiyorum haydi görüşmek üzere.
  • Dur hela.

Bir koşu yatak odasına gider ve geri döner. Gizlice Müjdat’a para verir.

  • Alışverişi bununla yaparsın.
  • Daha var mı Anne?
  • Yok, bir tek pazar parası kaldı o da az.
  • Tamam, teşekkür ederim. Haydi Allah’a emanet.

Akşama herkes beraber Nehir’lere giderler.

  • Nehir, iksiri yapabildin mi?
  • Yapamadım henüz, nasıl yaparım bilmiyorum. Beraber yapalım mı?
  • Olur.
  • Haydi gel.

Can, Nehir’le beraber büyütüp küçültme iksiri yapmaya çalışıyordular. Can, o zamanki favori çizgi dizisi olan ***’de bu iksiri görmüştür ve Nehir ile bu hayali paylaşmış, Nehir ile bu iksiri yapmaya çalışmışlardır. Nehir, Can’a der ki

  • Balkona gelsene, babam mangal yapıyor.
  • Tamamdır

Beraber balkona gider ve köşede beklemeye başlarlar. Tüm duman onlara doğru gidiyordur. Özlem der ki

  • Anneciğim, oradan buraya gelin, tüm duman size geliyor.
  • Yook, bir şey olmaz ki.
  • Nehir!

Müjdat hızlı bir hamleyle bayılan Nehir’i tutar. Can öksürmeye başlar.

  • Öhhö, öhhö! Annem, ben de iyi hissetmiyorum…
  • Ayşe, sen annemlerle kal. Ben, Müjdat, Fatma hastaneye götürüyoruz çocukları.
  • Tamamdır. Dur şunu söndüreyim. Çocukları ayıltmaya çalışın siz.
  • Dışarı çıkaralım, oksijen alsınlar.

Çocuklar hastaneye giderler ve gece boyu hastanede kalırlar. Ertesi gün taburcu olurlar.

—-

Can’ın bir alışkanlığı vardır: dedesi ile yatağa girip onun karnına sürtünür, ellerdi. Bu davranışı oyuncak karnında da oluyordu. Karın bölgesi kürksüz *** karakteri oyuncağı ile kendi karnını sürtüştürüyordu.

Bir gün dedesi ile bunu yaparken.

  • Ahh! Pipim ağrıyor!

Nuriye

  • Wishh! Bir şey mi oldu. Aç, Bakayım.
  • Bak. Bir şey de olmamış ama niye böyleyim!?
  • Bir şey yok. Çok ağrıyor mu? Doktora gidelim mi?
  • Dur. Azalıyor gibi. Evet, azalıyor.

—-

Günlerden bir gün oyun oynamak için suriyeli alt komşusu olan bir çocuğun yanına gider.

  • *** ile oyun oynamak için geldim.
  • Gel, geç içeri.
  • Teşekkürler. Hey, ***. (Odayı işaret eder.)

Beraber odaya girerler.

  • Karnını aç, güreşelim.

Çocuk, Can’ın üzerine çıkar. Karnını açmış ve sürtünmeye başlamıştır. İkisi de kıkır kıkır gülüyordur. Aniden kapı açılır ve annesi görür. Sonra kendi çocuğunu Can’ın üzerinden alır, Can’ı da kolundan tutup evden atar.

  • Terbiyesiz.

Can içinden düşünür

  • Cinsel ilişkiye girdiğimizi mi düşündü, o yüzden mi böyle dedi? Ahh, benim yüzümden ***’ın da başı yanacak. Ne yaptım ben!? Utanıyorum… hem de çok!

—-

Günlerden bir gün Nehir’ler Nuriye’nin evine ziyarete gelir.

  • Nehir, yarışma yapalım mı?
  • Ne yarışması?
  • Kimin karnı daha güzel diye.
  • Hmm. Saçma değil mi?
  • Olsuun. Yapalım mı?
  • Hadi yap.
  • Karnını aç, fotoğrafı çekeceğim ve fotoğrafı yorumlayacağız.
  • Çekmesek mi?
  • Çekelim yaa!
  • Tamam tamam. Ama bu biraz garip geldi.

Fatma’nın telefonundan Nehir’in karnının fotoğrafını çeker.

  • Tamam şimdi sıra sende.
  • Tamamd-

İçeri Fatma girer.

  • Telefonumu alabilir miyim bi’
  • Al Kayzika’m.
  • Bu ne?
  • Ne ne?
  • Nehirin karnını mı çektin?
  • Evet…
  • Niye?
  • Yarışma yapıyorduk, kimin karnı daha güzel diye.
  • Şöyle şeyler nereden geliyor aklına yaa?

—-

Günlerden bir gün Can, Nuriye’yle markete gitmiştir. Nuriye der ki

  • Dur, şurada soluklanalım.
  • Tamam.

Nehir’in binasının önündeki merdivene otururlar.

  • Haydi gel, kalkalım.
  • Tamam Nene.

Beraber eve doğru yürümeye başlarlar. Can, sokaktaki arkadaşı olan kedisi Miyav’ı görür

  • Aaa, Miyav! Gel pisi pisi.

Can, kediyi sevmeye başlar. Daha sonra Can koşarak Nuriye’ye yetişir.

Akşama doğru Can, o çizgi diziyi izlemeye başlar. Aniden arkasındaki kapı tokmaktan çalınır. Can “Kim o?” der ancak cevap alamaz. Tekrar söyler ve yine cevap alamayıncakimse yok mu diye kapıyı aralayıp bakar. Kimseyi göremez. Ardından kapıyı tamamen açar ve karşısında yine kimse yoktur. Sağına bakar, soluna bakar, ve en son düşünür ki “Kapıyı çalabilen küçük boylu bir şey… Yoksa… *** gerçekte… Hayır, imkansız! Peki ya…” ve korkarak yavaşça aşağı doğru bakar ve görür ki kedisi Miyav binaya girmiş ve kapısının tokmağına kadar zıplayıp kapıyı çalmış. Haydi binayı bilmesi her neyse de daireyi bilmesi, ve kapı tokmağından kapıyı çalması, çok garip.

—-

Özlem ve Aydoğan, Can’ın uyuduğundan emin olduktan sonra odalarında konuşmaya başlarlar. Özlem;

  • O gün demiştin ya Ayrılalım diye, gerçekten istiyor musun?
  • Bunu gerçekten çok düşündüm. Bizim ilişkimizde birbirimizi yaralamaktan başka bir şey yok. Sadece canımız yanıyor. Senin istediğin gibi biri değilim, sen bundan yoruldun; istediğin kişi olmak için kendim olmamaya çalışmak, ben de bundan yoruldum. Bizim iyiliğimiz için-
  • Ayrılalım, tamam. Kararımız ortak, anlaşmalı şekilde boşanırız.
  • Çocuğu görebilecek miyim?
  • Evet, babasısın sonuçta. Ama Erdü benimle kalacak.
  • Nasıl istersen. Annesisin zaten, sensiz olmaz.

Özlem yutkunur. Gözleri dolmuştur. Sesi titriyordur.

  • Tamam, öyle olsun bakalım. İyi geceler.

Özlem salona (?) gitmeye yeltenir. Aydoğan;

  • Ben salonda yatarım.
  • Oğlumla yatacağım.
  • Nasıl istersen…

Sabah erken saatlarde, Can’ın ayılmasına fırsat vermeden Aydoğan ve Özlem, Can’ı uyandırırlar ve Özlem başlar;

  • Anneciğim, uyan. Sana söylememiz gereken bir şey var.
  • Hıh? Ne oldu?
  • Baban… bir iş seyahatine çıkıyor. Artık İzmir’de kalacak.
  • Babam gelir mi geri?
  • Gelirim tabii Babam, sen beni çağırdığın gibi hep yanında olacağım. İşe geç kalmamalıyım, bu yüzden erken uyandım. Çok ani çıktı işim, özür dilerim.
  • Neden gidiyorsun ki?
  • Çünkü asıl işi orada yapabiliyorum. Sen geri uyu Babam. Tatlı rüyalar, seni seviyorum.
  • Hayır, uyumayacağım. Gidene kadar yanında kalacağım. Ve siz, kavga mı ettiniz?
  • Hayır, hayır. Nereden çıktı?
  • Babam elini nasıl kırdı o zaman?
  • Elini çarptı demiştim ya.
  • Bir çarpmayla el kırılmaz ki.
  • El çok hassastır Anneciğim. Baban gibi dikkatsiz olursan seninki bile kırılabilir.
  • Yalan söylüyorsun! Kavga ettiniz, biliyorum. Niye anlaşamıyorsunuz ki?
  • Ufak bir tartışmaydı ve böylesine saçma bir şeyi sana yansıtmak istemedim. Büyükler ara sıra böyle tartışır ve sorunlara çözümler bulurlar.
  • Çözümü babamın gitmesi mi?
  • Bilmiyorum. Uyu hadi.
  • Hoşça kal Baba.
  • Görüşürüz Babam.

Aydoğan gitmiş, Can da geri uyumuştur. Daha sonra Özlem, işe giderken Can’ı uyandırmamıştır ve Nuriye’ye gelip Can’ı almasını söylemiştir. Nuriye öğlene doğru Can’ı almaya gelmiştir. Can’ı kendi evine götürmüştür. Can, cam ve ahşaptan olan dolabı karıştırmaya başlamıştır. Bazı mücevherler bulmuştur.

  • Bu kırmızı olan, annem. Bu mavisi ise babam. İkisi karışıp mor olan beni oluşturmuş. Kırmızı maviye karışmamış, mavi de kırmızıya. Yeni bir taşta karıştırmışlar bu rengi. Kırmızı, kırmızı kalmış; mavi de mavi. Ama ben hala onlara bağlıyım. Mavisi uzağa gidiyor, ben de kırmızı kalacağım.

Can çok uyumuştur bu yüzden akşama doğru uykusu gelmemiştir ancak uyuyor taklidi yapmak için uykusu geldiğini söyleyip odaya gider. Kısa kısa uyku haline girip çıkıyormuş. Nuriye’lerin ev telefonu Nuriye’nin odasındadır. O telefondan uzak akrabalarından biri arar. Nuriye konuşmaya başlar. Bir süre sonra konu Özlem ve Aydoğan’a gelir.

  • Ah, ah. Ne oldu biliyor musun? Bu ikisi de aptal, çocuğu yokmuş gibi saçma bir sebepten ayrıldılar, boşandılar. Yakında davaları olacak.

Can hemen yatakta ayağa dikilip zıplamaya başlar.

  • Biliyordum, biliyordum! Ayrıldıklarını biliyordum! Hahahah!

Bir yandan kahkaha atıyor bir yandan da… ne olduğunu bilmiyordur. Bu ayrılığın onu nasıl etkileyeceği hakkında en ufak bir fikri yoktur. Nuriye kalakalmıştır.

  • Çocuk… her şeyi duydu.

Telefonu kapatır.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.