- Bu anahtar… Nasıl, neden öyle Kalp Anahtarı diye bağırdım? Neler oluyor? Bu anahtarı rüyalarımda da gördüm. O sürekli tekrar eden rüyamda! Bu… onu kurtarmamın anahtarı mı?
- Bu anahtar onu kurtarmanın anahtarı.
- Önce saçmalamadığımdan emin olmam lazım.
Can, gidip Perihan’a anahtarı gösterir ve anahtarın onlara ait olup olmadığını sorar. Perihan da ilk defa görmüştür bu anahtarı. Akşama kadar dedesine sormak için bekler ve sorduğunda o da ilk defa gördüğünü söyler. Daha sonra uyuyarak yine rüya görüp rüya ile bilgi alabileceğini düşündüğünden odaya geçip kıvrılıp uyur ancak uyandığında hiçbir şey hatırlamaz. Tek hatırladığı şey kırmızı kapüşonlu, yüzü görünmeyen birisi ve bilgi alabilene kadar anahtarı herkesten saklaması ve sakınması gerektiğiydi.
Can İzmir’deyken Özlem ağır depresyon hastası olmuş, terapi almaya ve antidepresan kullanmaya başlamıştır. Can’ın diğer teyzesi yani Fatma ise MS hastasıdır. Bu olaydan sonra Fatma’nın da stres seviyeleri bozulmuş ve MS atakları artmıştır. Nuriye ise o günden itibaren her şeyi kötüye yorup en basit negatif durumda ağlayan biri haline gelmiş ve ilaç kullanmaya başlamıştır. Hakkı ise duygusal donukluk yaşar hale gelmiştir. Anne tarafındaki evde yaşayan dayısı olan Mithat ise içine kapanık ve bilinci kapalı olması için sürekli alkol kullanan biri olmuştur. Öteki dayısı olan Müjdat ise pek fazla etkilenmemiştir.
Özlem psikiyatriste gitmiştir.
- Merhaba.
- Merhaba. Sizi buraya getiren şey nedir?
- Ablam… intihar etti. (Yutkunur)
- Sizi nasıl etkiledi? Ne hissediyorsunuz?
- Sanki içimden organlarımı kesip çıkarmışlar gibi. Onsuz geçirdiğim bir günü bile hayal edemezken, onsuz bir ömür geçirmek zorundayım ve bunu her düşündüğümde boğazım düğümleniyor. İnsan nasıl böyle bir şey yapar, aklım almıyor. Nasıl kıydı kendine, bize; aklım almıyor.
- Nasıl oldu peki?
- Biriyle tanışmış. Adam yardıma ihtiyacı olduğunu söyleyip büyük bir miktar parayla dolandırmış ablamı. O da, hala anlamıyorum, kafaya takmış, depresyona girmiş. Sonra da intihar etmiş işte.
- Sizde nasıl bir yeri vardı?
- Benim atan kalbimdi o. Ölmeden önceki son uykusunda beraberdik. Sıkı sıkı sarıldı bana, çok mutluydu. Kalbi hala atıyordu, hissediyordum.
Özlem, kendini daha fazla tutamayıp ağlamaya başlar.
- Çok zor, çok zor; gittiğine inanmak çok zor, bittiğine inanmak. Bir daha elini tutamayacak olmak, bir daha gözlerine bakamayacak olmak, onun mezarına gidecek olmak çok zor.
- Sizi anlıyorum. Bunlar hiç kolay değil. Hayatta yaşadığımız bazı acılar asla küçülmez. Bunun yerine biz zamanla büyürüz. Kendimize kattıklarımızla o yaradan daha büyük oluruz. Şu anda burada olmanız, umudun asla kaybolmaması için bir sebep.
- Ne umudundan bahsediyorsunuz? Onun geri dönmesi mi? Keşke, keşke olsaydı. Keşke…
- Sizin kendi hayatınızda olan değişimler nedir? Artık genel olarak nasıl hissediyorsunuz?
- Boş, amaçsız, geçici, gereksiz. İçimden bazen ölüp de onun yanına gitmek geliyor, belki ona sarılmak, ama yapamıyorum. Çocuğum var, annem var, nasıl hissettirdiğini en iyi ben biliyorum. Nefes almak bile canımı yakıyor. Aldığım nefes, o nefes alamazken bana haram gibi geliyor. Nasıl özlüyorum, bir bilseniz… Biz iyiler sadece kaybederiz. Kötülerse hep kazanır. Hayat bu, ama alışamıyorum bu adaletsizliğe.
- Size bir form vereceğim, bunu doldurup bir sonraki seansta getirir misiniz?
- Tabii ki.
Ve formu verdiği seanstan sonra bir antidepresan olan Prozac’a başlar.
Can, bu intihardan sonra ailesinin fazla korumacılığına maruz kalmıştır. Eskiden sokakta, arkadaşlarıyla oynayabilirmiş ancak artık dışarı çıkmasına izin vermemeye başlamışlar.
Can ailesiyle beraber normal evlerinden biraz uzakta, *** Üniversitesi’nin yakınına taşınmışlardır. Can, evlerinin hemen üstünde olan *** ilkokuluna başlamıştır.
Özlem, Can’ı okula götürüyordur.
- Okulunun ilk günü, heyecanlı mısın annem?
- Heyecanlıyım. Nasıl bir yer? Yeni bir eğitim şekli nasıl olacak, çok merak ediyorum.
- Sonra baban bırakacak. Orada çocuklar ağlayabilir, onlara aldırma, onlar anaokuluna gitmeden direkt ilkokula başlamışlar bu yüzden korkuyorlar, ondan ağlarlar.
- Tamamdır anneciğim.
Küçük, kırmızı terakota renginde bir okuldur. Okul, velilerle dolup taşıyordur.
- Haydi, başarılar anneciğim. Hocalar seni sınıfına bırakacaktır. Bahçede bekle sen. Haydi görüşmek üzere.
- Tamamdır.
Can, okulun bahçesine gider ve bir köşede hocanın onu yönlendirmesini bekler.
- Merhaba çocuklar. 1A sınıfındakiler önümde sıra yapabilir mi?
Çocuklar sıra olur.
- Ben Ersin Gözen, muhtemelen dört sene beraber olacağız. Şimdi sınıfa gidelim.
Can sınıfa gider. Öğrencilerle henüz bir iletişimi olmamıştır. Herkes tekli sıra yapmıştır. Can, sınıfa girdiğinde yanında oturacağı kişiyi seçmesi gerekiyordur ancak bu konuda aşırı çekimser davranıyordur.
- Bugünlük ben sizi rastgele oturtacağım, siz birbirinizle tanıştıktan sonra zaten oturursunuz beraber. Birbirinizle tanışmaktan çekinmeyin. Zaten aynısınız, korkmayın. Bu arada, yan taraftaki inşaatı görmüşsünüzdür, yakında orası sizin için yapılmış olacak. Burası da ortaokul olacak.
Arkadan bir çocuk ağlamaya başlar.
- Noldu? Neden ağlıyorsun?
- Ben annemi istiyorum!
- Annene geri döneceksin okuldaki günün bittiği zaman.
- Hayır, ben şimdi istiyorum!
Orta sırada oturan bir kız;
- Anneni göreceksin, hepimiz göreceğiz ama buraya okumaya geldik, şimdi kalmamız lazım. Ağlayıp öğretmene zorluk çıkarma.
Çocuk ağlamayı bırakır.
- Hadi birbirinizle tanışın bakayım.
- Ben Eylül. Senin adın ne?
- Ben… ben de Emircan.
- Memnun oldum Emircan.
- Ben de.
Tüm sınıf yavaş yavaş tanışmaya başlar.
- Merhaba, ben Zeynep.
- (İçinden) O dizideki gibi. (Zeynep’e karşı) Ben de Erdoğan Can.
Can’ın ailesi beraber akşamları Güneşi Beklerken dizisini seyrediyorlarmış ve Can’ı da dahil etmişler. Yaşı küçük olduğu için etkilenmişti. Bu dizide Zeynep ve Kerem Sayer karakterleri bir aşk içindedirler.
- Şey… Zeynep, beraber oturalım mı?
- Oluur.
Kendini Kerem karakterinin yerine koymuştu ve kendini de Zeynep’e aşık sanıyordu, en azından senaryo yüzünden böyle. Böyle aylar geçti. Zamanla içinde Zeynep’in ve sarı rengin olduğu rüyalar görüyordu.
- Zeynep.
- Efendim?
- Ben… sana aşığım.
- Ne? Şaka mı yapıyorsun?
- Hayır, şaka değil.
- Şakaysa da komik değil.
- Şaka değil. Gerçekten seni seviyorum.
- Ben seni sevmiyorum. Yani, sadece arkadaş olarak seviyorum. Ee, ne yapacağız?
- Sen de bana aşık rolünü oynasan ne olur?
- Sen rol mü yapıyorsun?
- Ben Kerem Sayer’im ve sen de Zeynep’sin. Biz birbirimiz için varız.
- Sen Erdoğan Can değil misin? Kerem Sayer şu film karakteri değil mi hani şey dizisinde oynuyordu…Güneşi Beklerken?
- Evet de biz de onun içindeyiz şu anda.
- Nasıl bir dizinin içinde olabiliyoruz?
- İçindeyiz işte!
Zeynep yavaş yavaş olayı kavramaya başlamıştır. Can’ı kendinden uzaklaştırmaya çalışmaya başlamıştır.
Aydoğan, Can’ı okuldan alır. Beraber eve gidiyorlardır.
- Evet Babam, burası kısa yol.
- Eee, nasıl geçti okulun bakalım?
- Güzeldi. Bugün mektup yazma çalışması yaptık.
- İyi. Gel, bakkala uğrayalım.
- Tamamdır.
Bakkala girmişlerdir.
- Ne almak istiyorsan al Babam.
- Çikolatalı süt alacağım sadece.
- Tamamdır babam. Üç Efes abi ya da dört olsun. Üç, üç.
- 200 lira toplam.
Aydoğan ödemeyi yapar ve eve giderler.
- Evde kim var tahmin et.
- Hmm… Annem mi?
- Hayııır, onun gelmesine daha var.
- O zaman… kim olabilir?
- Arkadaşlarımdan biri.
- Orhan abi mi?
- Hayır.
- Yusuf abi o zaman.
- Evet, Yusuf abin evde. Beraber biraz içip sohbet edeceğiz. Sen de bir selam verdikten sonra odanda oyun oynayıp sütünü içersin.
- Tamamdır. Ama annem evde yokken içmeniz iyi mi ki?
- Amaan, n’olacak? Boşver.
- Sen ne dersen. Umarım annem kızmaz ama.
Can, eve geldiğinde Yusuf ile selamlaşıp odasına gider. Kapıdan anahtarla açılma sesi geliyordur. Bütün odağı o seste toplanmıştır. Gelen kötü bir şeyin habercisi gibiydi bu ses adeta.
- Aydoğan! Yine mi ya!? Eve doğru düzgün destek olduğun yok bir de arkadaşınla içiyor musun? Akşam konuşacağız seninle. Bu sorumsuzlukların buraya kadar geldi, gerçekten.
- Tamam kızma be, alt tarafı arkadaşımla vakit geçiriyorum. Ne abarttın!
- Akşam konuşuruz, çocuk uyuduğunda.
Can, bütün bu konuşmaları duymuştur.
Akşam vakti olmuştur ve Can konuşmaları dinleyebilmek için uykusunun odasında tutmadığını söyleyerek anne ve babasının yatağına uyuyor rolü yapmak için girer ve rol yaparken gerçekten de uyumanın eşiğine gelmiştir.
- Fısıldaşalım, çocuk uyanmasın.
- Bu konuşmayı yapmanın ne anlamı var? Ne oldu da böyle abarttın!? Alt tarafı arkadaşımla vakit geçiriyordum.
- Ailenle geçirdiğin vakitten daha fazla vakti arkadaşınla geçiriyor, ailene harcadıklarından daha fazlasını arkadaşına harcıyorsun. Tam bir sorumsuzluk! Daha haftalık alışveriş yapmaya çıkmadık, sen içki içip eğleniyorsun. Sen gerçekten bana, bize değer veriyor musun? Ben hiç sanmıyorum. Bizi gerçekten sevdiğini, değer verdiğini…
- Nasıl bilmezin ya!? Bugüne kadar hep sustum ama bil ki ben sizi bizden bile çok seviyorum yani bensiz bile en değerlilerimsiniz ve ben hep bu yolda devam ettim. İzmir’den tüm hayatımı bırakıp buraya geldim çünkü tüm hayatım sizsiniz. Bir arkadaşım var bunun dışında ve kendime dair hiçbir şey yapmamamı mı istiyorsun? Gerçekten abartıyorsun! Senin için yaptıklarımı görmezden geliyorsun. Şimdi sevmeyen kişi ben mi oldum!? Beni sevmemekle suçlayacak son kişisin!
- Ne demek son kişiyim?
- Öyle. Seven insan kusurdan çok güzellikleri görür. Sense sadece kötü yanlarımı car car söyleyip duruyorsun. Bugüne kadar ben senin her zaman baktığın kara pencereden hiç bakmadım ama bir bakınca sen benden de kötüsün.
- Demek öyle…
- Öyle.
- Şimdi ne yapmak istiyorsun?
- Sen sadece kötülükleri görmeye devam edecek misin?
- Bilmiyorum. Kötüyse kötü görürüm, iyiyse iyi.
- Tamam, ben kötüysem bana maruz kalmak zorunda değilsin. Ayrılalım.
- Demek sevgin de bu kadardı.
- Hayır. Basıldı, basıldı, patladı. Bu.
- Tamam sen nasıl istersen.
- Lanet olsun bu geceye ya... Lanet olsun!
Aydoğan, gardroba yumruk atar. Can ayılır ve hoplar ancak rol yapmaya devam eder.
- Uykusunda korktu, Can’ım…
- Onu ne yapacağız?
- O benim can parçam, onu benden alamazsın, kusura bakma. Ama yılın yarısına kadar görüşebilirsin.
Can bu konuda çok ürkektir. Her biri onun canıydı, bölünmesi ve uzaklaşması çok korkutucu ve boşluk bırakacak bir olaydır.
Can uyandığında koluna damar yolu bağlıdır ve yatağı ıslaktır. Altına yapmıştır. Kıyafetleri çıkarılmıştır ve sadece atleti ve pijama altı vardır.
- Annem, iyi misin?
- N’oldu bana? Ben… altıma mı yaptım?
- Ateşlendin gece, hastalanmışsın. Hastalıkta olur böyle şeyler. Serum bitince bir duş alırsın ve nevresimleri de yıkarım, bir şeycik kalmaz takma kafana.
Can, Özlem cümlesini tamamlar tamamlamaz uykuya geri dalar.
Can iyileştikten sonra Can’ı Nuriye’lere bırakmaya giderler. Aydoğan’ın kullandığı araba kırmızı bir Tofaş’tır.
- Annem, babamın eline ne oldu?
- Dolaba çarptım babam, annen de sardı. İyileşir yakında, ne de olsa daha genciz.
O olaydan sonra bile birbirlerine destek olmuşlardı. Can biraz duygusallaşır.