İçeriğe geç

Renkler

Bölüm 2 · 4 dk okuma

Renkler

Bölüm 2

Dursun Zaman 2

  • Anlaştık!

Ve Can hızlıca uykuya dalar. Uykusunda bir rüya görür:

Rüyanın başında Can, Nuriye’nin yaşadığı evdeki koltuklardan kapının karşısında kalanında uyanmıştır. Gerçek hayata bir orta sehpa olmamasına rağmen siyah bir orta sehpa vardı. Karşı koltukta gerçeklik dışı, yağlı ve garip biri vardı. Resmen erimiş bir dondurmaya benziyordu. Koni gibiydi. Gözleri maviydi. Hayır, gözleri siyahtı. Kırmızı? Evet, gözleri sarıydı da. Çocuklara sembolize edilen ergen profilinin üst derece obezite olmuş versiyonu gibiydi. Çirkin Balık’a benziyordu yüzü. Masada siyah, eski bir anahtar vardı. O yaratık kıpırdamıyordu.

Masanın üstünde bir de bir sihirli değnek vardı. Değnek havalandı ve o yaratığın hizasına geldiğinde yaratık bir illüzyonist kılığına girdi ancak hala aynı yaratıktı. Sihirli değnek ile anahtara sihir yapar ve anahtar çoğalır ancak yeni oluşan anahtar altın renginde, soyulmuş kısımları gümüş ve çok detaylı desenleri olan bir anahtardır. Anahtardan kırmızı ışıltılar yayılır.

O yaratık, anahtarı asa ile kendine çekmeye başlar ve o sırada Can, anahtarın “Koru beni!” düşüncesini Can’a aktardığını hisseder. Can hızlıca anahtarı kapar. Yaratık, kızgın bir hal alır. Can’a ateşler ev parıltılar saçtığı sihirleriyle saldırmaya başlar. Oturduğu yerden tek kıpırdayan şeyi, asası ve asadan çıkan güçlerdir. Oturduğu yerde farklı bir şeye dönüşüp hareket eder. Tam hatırlanmıyor; ya sıvımsı, ya da karanlık bir şey.

Ardından Can, anahtara sarılır. Anahtardan uzanan kırmızı güç, uzuvlarmışçasına Can’ın etrafına sarılır. Can’ın arkasında saklanmış olduğu dolabı yaratık çeker. Can’ın arkasına saklanmış olduğu dolabın açıklık kısmından yaratık, Can’ı bulur ve kırmızı güç, patlamaymışçasına tüm eve yayılır ve etraftaki şeylerin fiziki konumları odak merkez Can olacak şekilde konum değiştirmiştir. Yaratık hızlıca yok olur. (Aniden değil.) Can, saklandığı yerden çıkar. Nuriye’nin odasındaki yatağa gider.

Arkadan bir çıtırdı gelir ve arkasında Nuriye’yi görür. Görünüşü bozuktur ve bu bozukluk önce objektif bir bozukluktur, ardından da kısmi ve varlıksal bozunumlar vardır. Nuriye 2 boyutlu olmuştur ancak gözle görülebiliyordur. “Güç sendense, sorumluluk senden.” diye bir şeyler duyar Can. Nuriye ağlıyordur ancak gözyaşları da bozuktur. Ardından arkada, bedeni değişmiş olan Hakkı’yı görür. Bir şeytan gibi kahkaha atıyor, bir yandan da ağlama olan çığlık atıyordur ancak bu çığlık derinden geliyordur. Hakkı 3 boyutludur ancak o da bozunuma uğramıştır. Nuriye 2 boyutlu olduğu için görüntüsü zemin düzlemi boyunca 360 derecelik dönüme sahip olabiliyor ancak bu ve gözyaşları ve de gözlerindeki oynayan parıltı haricinde hiçbir şeyi hareket etmiyor. Hakkı ise tamamen hareketsiz.

Ve Can, kapıya yaklaşıyor. Oda kırmızılaşıyor ve kapı kapanıyor. Kapı kapanırken görüntü bozunuma uğramış ve hepsi duvardaki desenler gibi görünmüştür. Uğultu, kapı kendiliğinden kapanana kadar giderek artmıştır. Ardından Can, uyumak için koltuğa uyandığı şekilde uzanır ancak uyuyamaz ve tam tersi yönde uyumayı dener. Etrafın görüntüsü bozunur ve Can, yok olurken bu rüyadan uyanır.

Zaman hızlıca geçer. Acılar, teker teker herkesi yaralamış, kalplerine koyu, siyah bir yanık olmuştur. Ölü insanlar gibi yanıyordur yürekleri. Zaman, günlük rutinlerle geçer gider. Sorgulamadan, inatçı bir umutla geçer, her biri gidenin geri gelmesini beklemişti ama tek biri bu güce sahipti artık.

Günlerden bir gün Nuriye ile Can, evlerinin önünde kurulan Cumartesi pazarına giderler. Can pazarda ucuz, kalitesiz ve yarım boylu, biri kırmızı, biri sarı, biri yeşil, biri mavi ve biri siyah olan renkli kalemleri bulmuş ve satın almışlardır. Eve döndüklerinden sonra can evde bulduğu defterlerden birine çizim yapmaya başlamıştır. Renkli bir dünya çiziyordu: birkaç dağ, dağların arkasından doğan güneş, birkaç bulut, küçük bir müstakil ev, dağların arasına giren bir nehir, bir sürü ağaç, inek ve koyunlar; tüm renkler dolduruyordu sayfaları. Derken bir deprem olmaya başlar.

Can, üzerinde resim çizdiği yatağa tutunuyordur. Dolaplar öyle bir sallanıyordur ki üzerine düşmesinden çok korkmuştur. “Nenem! Nenem!” diye bağırıyordur. Sonra deprem biter ve Nuriye içeri gelir.

  • Depremi hissettin mi Nenem. Çok şiddetli oldu, dolaplar neredeyse üstüme düşecekti.
  • Wıiyh! Deprem mi oldu?! Ben de başım dönüyor sandım balkonda!
  • Hehehehe!

Ardından yaz tatili başlar. O tatile kadar anaokulunda eğitim görüyordu. Eğitim görmeye bir yıl erken başladığı için anaokulunda iki sene eğitim almıştır. Anaokulunda pek çok arkadaş edinmiştir. Sınıfta çok popüler, bir o kadar da yalnızdı. Ancak yakın arkadaşı sandığı “Mercimek” lakaplı bir arkadaşı vardı. Elif ve İrem ile de yakındı. Ah, İrem domates gibi kızarırdı.

Bir gün yine acı bir aile sofrası kurulmuştu. Oradaki kimse Melek’in yokluğunu sindirememişti. Ve ardından açık olan televizyondan bir şarkı açılır. Can’a çok sıcak geliyordur bu şarkı. Özlem;

  • Bu Kama (Melek) ile dinlediğiniz şarkılardan. Çok seviyorsun bunu. Haydi söylemeye çalışalım.

Bir Kadın Çizeceksin çalıyordur. Ardından şarkı bitince Dursun Zaman başlar. Can;

  • Bunu görmek istiyorum.
  • Gel bakalım.

Şarkı çok tanıdıktı, sanki içinden çıkmıştı.

  • Her sabah doğan güneş, bir sabah doğmaz oldu. Elleri ellerinden kayıp giden yıldız oldu. Gülünce ışık saçan o gözler yaşla doldu. Ağlama duymaz artık, bir varmış bir yok oldu.

Sanki bu sözler Melek’in gidişini anlatıyordu. Özlem, o anı durdurmak istemişti. O sahneleri asla yaşamamış olmak, bir kabustan kan ter içinde uyanmak istemişti, rüyanın bitmesini istemişti ki asıl biten şey onlar olmasın, ama oldu.

  • Duysun seni, dönsün diyorsun da oyun değil ki yaşamak. Yok bi’ çaren anla, sakın uyanma yıllara inat.

Yaz tatiline İzmir’de yaşayan diğer dedesi olan Erdoğan ve babaannesi Peluş’un evine gider. Evet, adını sürekli unutuyordu. O sırada pat diye annesinin adını da sorguladı ve bir yanıt alamadı. Peluş, Perihan idi. Erdoğan işe gitmişti ve Peluş ise bulaşık yıkıyordu. Can’ın da canı sıkılmıştı, etrafı karıştırmaya başladı. Programlanmış bir robot gibi etrafı arıyor, tarıyordu. Ardından ayakkabı dolabını açtığında kendi kafasının tam karşısındaki rafta bir anahtar buldu, en ortada. Ve onu eline aldı, aniden “Kalp Anahtarı” diye bağırdı. Bu da istemsiz olmuştu. Ve o anda anahtar ile göz göze geldi, bu anahtar o rüyasındaki anahtardı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.