İçeriğe geç

Rehin // FanFiction

Bölüm 44 · 3 dk okuma

Rehin // FanFiction

Bölüm 44

44🩸Korktum Senden

Tae Ho hiç beklemeden bir hamle yaptı ve sahip olduğu dövüş becerileriyle boynuma vurmaya kalktı.

Vurabilseydi eğer, tek hamlede ölümcül denebilecek bu hareketiyle beni öldürebilecekti ancak yapamadı. Reflekslerimin hızlı oluşuna şükrettim. Hızla geri çekilip onun bu hamlesinden kurtuldum.

Ancak birini bitirmeden bir diğer hamlesiyle bana karşı koymaya başladı. O hamle yaptı, ben kaçtım. O hamle yaptı ben kendimi savunarak karşılık verdim. Bana karşı hızlı hızlı sarf ettiği tüm hamlelerini engellemeye çalıştım.

En son ciğerime attığı güçlü yumruktan kaçamadım. İki büklüm olarak birkaç adım geriledim. Ellerimi ciğerime bastırdım. Ansızın kesilen nefesimi düzene sokmaya çalıştım.

Nefes alamadıkça kalbim daraldı, yüzümün kırmızılıktan morarma evresine geçtiğini yanımdaki mağazanın camındaki yansımamda gördüm.

Tae Ho nefes nefeseyken iğrenç bir şekilde gülümsedi.

"Bana karşı koyabileceğini mi düşünüyorsun çömez? Senin şu ana kadar aldığın eğitimleri var ya, ben yalnızca bir haftada aldım. Mesleğimde 7.yılımdayım. Var gerisini sen düşün."

Ona inat gülümsedim. Burnumdan derince bir nefes alıp acıyan ciğerimi biraz olsun rahatlattım.

"Seni öldürebilmek için ekstra bir beceriye ihtiyacım yok. Bir kurşun yeter," dedikten sonra daha fazla uzatmadan, onun da hiç beklemediği bir anda hızlı davrandım.

Belime yerleştirdiğim tabancayı elime alıp yine hızla 2-3 el ateş ettim.

Gerçekten beklemediği için hazırlıksız yakalandı. Kurşunlarımdan kaçamadı. İlk kurşunum omzuna isabet edip onu yaralarken ikinci ve üçüncü kurşunum can yeleğinde kalıp onu nefessiz bıraktı.

Onun bu hâlinden faydalandım. Jeongin'in yaraladığı bölgesine kuvvetli bir tekme geçirdim. Sırt üstü yere düştü ve yerde azıcık sürüklendi.

Yüzümdeki tebessümü giderek büyüttüm.

Yere düşürdüğüm silahımı elime aldım. Yanına doğru adımlayıp sağ ayağımı havaya kaldırdım. Omzunda açtığım yaraya hiç acımadan bastırmaya başladım.

Acı çığlıkları bulunduğum katı inletirken Jungwon'un bağırış sesini işittim.

"Hwa Jin! Hwa Jin onu yakalamış! Taehyung, Jimin! Ona yardıma gidin!"

Onun emri üzerine Taehyung ve Jimin isimli kişiler koşarak çok geçmeden yanıma vardılar.

Jimin, Tae Ho'yu omuzlarından tutup doğrulturken Taehyung da elinde getirdiği kalın halatla Tae Ho'nun ellerini arkadan sıkı sıkı bağlamaya başladı.

Tae Ho'nun bacaklarını kullanarak kendisini tutan Jimin'e karşı koyacağını sezdim. Bacağını kaldırır kaldırmaz o Jimin'e vurmadan önce elimdeki silahla bacağına kurşun sıktım.

Acı bağırışı giderek katlandı.

Jimin başını kaldırıp bana gülümsedi.

"Teşekkür ederim."

Taehyung ise bağlama işlemini bitirdikten sonra ayağa kalktığı an bana bakıp sorusunu yöneltti.

"Neden onu direkt öldürmek yerine yine rehin alıyoruz? O tehlikeli biri. Öldürelim gitsin işte."

Ona tebessümle cevap verdim.

"İnan başta ben de aynen senin gibi düşünüyordum. İlk seferde yapacakken beni Felix Yüzbaşı durdurdu. Şimdi ise aklıma yatmayan ve cevaplar bekleyen sorularım..."

"Neyi merak ediyorsun?"

Onun sorduğu soruya karşılık derin bir nefes alıp verdim. Bakışlarımı gözleri üzerimde olan ve acı haykırışlarına devam eden Tae Ho'ya odakladım. Sorumu direkt olarak sordum.

"Neden dışarı çıkmak yerine içeride kalıp bizimle mücadele etmeyi seçtin?"

Acısına rağmen psikopat gibi gülmeye başladı. Gözlerime alayla bakıp, "Sana ne?"diye sordu.

Ben de bozmadım. Gülümseyişimi artırdım. Ardından:

"Yanlış cevap," deyip diğer bacağına da sıktım.

Çığlıklarına attığım yeni güncellemeyle artan sesine karşılık kısa bir an yüzümü buruşturdum.

"Sorularıma yanlış cevaplar verdiğin her an farklı bir bölgene sıkıp sana ölene kadar acı çektireceğim ama öyle de kolay öldürmeyeceğim ha! Seni içerideki ekibe tedavi ettirip yeniden yeniden her yerini delik deşik edeceğim. Fiziksel olarak tadacağın tek şey acı, ruhsal olarak hissedeceğin tek şey dehşet bir ölüm korkusu olacak. O yüzden..."

Bir müddet sustum ve dizlerimi kırarak yanı başına eğildim. Elimdeki uzun namlulu silahın namlusunu sağ kolunun üzerine bastırıp cümlemi tamamladım.

"...sorularıma doğru ve mantıklı cevaplar versen iyi edersin."

İstediğim kıvama geldiğini gözlerinden anlayabiliyordum. Memnun bir şekilde sırıttım.

Bu esnada arkamdan ağır bir alkışla beraber Lee Know'un sesini işittim.

"Seninle evlenme fikrini bir kere daha düşünmeliyim sanırım."

Başımı ona doğru çevirdim. Eczanenin duvarına yaslanmış memnun bir ifadeyle beni seyrediyordu. Gülümsemeye devam ettim. Tek kaşımı havaya kaldırdım.

"Eğer bir kere bile bu ihtimali düşünürsen seninle o vakit görüşürüz Lee Know'cuğum."

Birbirine bağladığı kollarını ayırmadan elleriyle kollarını sıvazladı.

"Wuhhuuu, tüylerim diken diken oldu. Ne yalan söyleyeyim, korktum senden Hwa Jin'ciğim."

"Kork benden Lee Know'cuğum."

Birbirimize bu sefer sesli bir şekilde gülmeye başladık.

Böyle bir ortamda bile yüzümü güldürmeye devam etse dahi çok işimiz olduğu düşüncesiyle gülen yüzümü çok geçmeden soldurdum.

Silahımın namlusunu koluna bastırmaya devam ettiğim Tae Ho'ya tamamen nefret saçan gözlerle baktım.

"Evet, ilk sorumuzla oyunumuza başlayalım o vakit."

...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.