Dikkatle ilerleyip bulunduğum yerden yukarı bakmak için başımı kaldırdım ancak tam o an üniformalı bir beden üst kattan zemin kata düştü.
Olayın şokuyla oracıkta donakaldım. Jungwon da öyle.
İrkilip kendimize gelmemizi sağlayan şey ise Heeseung'un tüm alışveriş merkezine yayılan acı çığlığı oldu.
"Jaaaake!"
Düşen kişinin Jake olduğunu anlayınca yüzümü buruşturdum. Üzüntüyle ezilen kalbime elimdeki uzun namlulu silahın dipçiğini bastırdım.
Gözlerim Jungwon'u buldu. Olduğu yerde donakalmış ve şaşkınlıkla açılan gözlerini bir an olsun kırpmamıştı. Ancak göz kırpmamasına rağmen gözlerinden boncuk boncuk yaşlar dökülüyordu.
Çok zor bir durumdu ancak bir an önce toparlanmalıydık. Jake bu hâle geldiyse hain yukarıda demektir.
Jungwon'un yanına koşup onu sarstım.
"Jungwon kendine gel! Kendine gelmelisin! Jake'e bunu yapan hain üst katta! Jay, Niki ve Felix Yüzbaşı hâlâ tehlikede! Kendine gel! Sivilleri koruma altına almalıyız, haydi!"
Sert bir şekilde yutkundu. Sesli cevap vermese de başını aşağı yukarı salladı. Gözlerinden gözyaşları süzülmeye devam ederken arkasına döndü. Ellerinde silahlarla bekleyen dörtlüye baktı.
"Sivilleri daha güvenli bir yere alıp tam çevrelerinde konuçlanalım. Hain her an buraya da gelebilir. Açıkta durmayalım."
Eli silah tutanlardan isminin Jimin olduğunu hatırladığım kişi yanımıza geldi.
"Üst kata yardıma gidecek miyiz?"
Jungwon kesin bir dille hızla araya girdi.
"Hayır, kardeşlerim başının çaresine bakacaktır. Yüzbaşımın bize verdiği emir, kesinlikle buradan ayrılmamak. Biz de ayrılmayacağız. Her ne olursa olsun."
Son cümlesinde sesi tamamen titredi. Dudakları titrediği için onları sıkı sıkı birbirine bastırdı. Arkasına, kimsenin kendisini görmeyeceği bir yere döndü. Omuzları sarsılmaya başladı. O şekilde sessiz sessiz anlayışını sürdürdü.
Hem onun bu hâli hem de aşağıdan duyduğum acı bağırışlarla yüreğim burkuldukça burkuldu.
Ancak tüm bunlara tezat üst kattan patır kütür sesler gelmeye devam ediyordu. Silah sesi duyamasak da silahsız bir mücadeleye devam edildiğinden emindim.
Jungwon'a ve gözleri üzerimde olan dörtlüye baktıktan sonra söze girdim.
"Ben eczaneye yakın bir yere konuçlanacağım. Burası da görünüyor zaten. Herhangi bir terslik olursa muhakkak yardıma gelirim."
Gördüğüm dörtlü beni onayladı. Ben de hızla dikkatli bir şekilde yanlarından ayrıldım.
Eczanenin önüne yaklaştığım vakit aşağıdan Sunoo'nun sesini işittim.
"O yaşıyor! Jake yaşıyor yardım edin! Biri yardım etsin ne olur!"
Hiçkimse görev yerlerinden ayrılamazdı. Bu sebeple hızla bir karar verdim.
"Geliyoruz Sunoo, bekleyin lütfen!" diye bağırdıktan hemen sonra eczaneye girdim.
Seungmin yine temkinliydi. Bana doğrulttuğu silahı bir kere daha yere indirdi.
"Neler oluyor Hwa Jin?"diye sordu. İçeride bulunan herkesin gözü beni buldu. Lee Know'umun da.
"Üst katta büyük bir mücadele yaşanıyor ve Jake... Jake aşağı düştü Seungmin. Üst kattakiler hain ile mücadele ediyor. Buradakiler sivilleri korumakla görevli. Aşağıdakiler ise o katı. Kimse görev yerlerinden ayrılamıyor ama az evvel Sunoo bağırdı. Jake yaşıyormuş. Yardım istedi."
"Oh, çok şükür," deyip rahatlayan Seungmin sözü devraldı.
"Yardıma gidelim o vakit ama ben de buradan ayrılmasam iyi olur. Eli silah tutan biri olarak hem yaralılarımızın başında bekler hem de o şerefsizin buraya girebilme ihtimaline karşılık mücadele için hazırda beklerim. Siz Bangchan ile aşağı inin isterseniz."
Onu başımla onayladım.
"Ben de öyle düşünmüştüm. Aşağıdan bir kişi ile beraber Bangchan yaralıyı taşırken ben de onları muhafaza ederim. Onu buraya getirdikten sonra aşağıdan gelen asker hemen yerine döner. Ben de siz Jake'i tedavi edene kadar eczane önünde, başınızda beklerim."
"Tamamdır, öyle yapalım."
Bangchan hiç itiraz ayağa kalktı.
"Hadi bir an evvel gidelim o vakit."
Çok hızlı davrandık. Başka hiçbir şey konuşmadan eczaneden dikkatli bir şekilde çıkıp alt kata indik. Bangchan taşınabilir sedyelerden birini açarken Jake'in başına çömeldi.
Elimdeki silahla dikkatli bir şekilde çevreyi taradım. Son derece temkinli davranıp her yeri kolaçan ettim. Sunoo ve Bangchan Jake'i sedyeye dikkatle yerleştirip yukarı çıkarana kadar aynı temkinle başlarında kaldım.
Nihayet Jake'i eczaneye yetiştirebildik. Ben önünde kalıp etrafı kolaçan etmeye devam ettim. Bir süre sonra Sunoo içeriden çıktı.
"Teşekkür ederim Hwa Jin, dikkatli ol." dedikten sonra silahını astığı omzundan eline aldı.
"Siz de öyle."
Yanımdan dikkatli bir şekilde ayrılıp aşağı, kendi görev yerine indi.
Açıkta olmadığım bir köşeye geçerek çevreme bakınmayı sürdürdüm. Buradan sivillerin olduğu kısmı görebiliyordum. Şimdi orada kimse kalmamıştı.
Siviller büyük ihtimalle daha güvenli ve açıkta olmadıkları bir yere alınmış, onları korumakla görevli olan Jungwon ve yanındaki dört kişi de temkinli bir şekilde gizlenmişti.
Derin bir nefes alıp verdiğim an, bir anda silahıma atılan tekmeyle neye uğradığımı şaşırdım.
Silahım ellerimden ayrılıp yere düşerken başım hızla tekmenin geldiği yere döndü.
Tae Ho buradaydı.
...