Elimdeki uzun namlulu silahı temkinli bir şekilde tutmaya devam edip otopark katında Yüzbaşı Felix'ten emir bekledim.
"Jisung, Changbin, Hyunjin. Bu katı iyice kontrol edin. Arabaların içlerine dahi iyice bakın. Belki açık olanlardan birine girmiştir. Eğer ona dair bir ize rastlarsanız sivil olarak Jisung ve Hyunjin kendini riske atmadan haber ulaştırmak için yukarı çıkın. Changbin, sen görevini biliyorsun."
Changbin başını çevik bir hareketle aşağı eğip komutanının emrini aldı.
"Emredersin yüzbaşım."
Ardından bana döndü.
"Hwa Jin, seninle yukarı çıkacağız. Önce giriş katta nöbette olan askerleri bilgilendireceğiz. Sonra sen 1.katta kalacaksın. Sivillerin güvenliği önceliğimiz. Ben de 2.kata çıkacak ve orada konuçlanan askerlerimle birlikte katı iyice kontrol edip yanınıza geleceğim."
"Tamam yüzbaşım."
Onun emrini alır almaz hızla birlikte hareket ettik. Nasıl indiysek aynı şekilde büyük bir dikkatle yukarı çıktık. Önce giriş katta nöbette olan Heeseung, Sunhoon ve Sunoo'yu bilgilendirdik. Ardından ben 1.katta kaldım. Yüzbaşı Felix 2.kata doğru çıkarken öncelikle eczaneye girdim.
Ansızın girdiğim için bir an Seungmin'in bana doğrulttuğu silahıyla karşılaştım.
"Sakin ol, benim."
Seungmin beni görünce rahatlayarak silahını indirdi. İçeride Bangchan da vardı. Minho'nun yanında uzanan Jeongin'in yaralarını tedavi ediyordu.
Onu görünce içim sızladı. Hızla yanına adımladım. Bangchan kolunda bir kısmı daha sarmaya devam ediyor, o dişlerini sıkarak işin bitmesini bekliyordu.
"İyi misin Jeongin?"
Sıktığı dişleri arasından tebessüm etti ve güçlükle konuştu.
"İyiyim ben noona, ama fena yaraladı alçak. Delik deşik etti beni resmen."
Yüzü epey dağılmıştı. Kolunda bir kurşun sıyrığı vardı ve tüm bunların yanında her iki kolu ve bacağında bıçak kesikleri vardı. Bangchan kesikleri halletmiş ve şimdi kurşun sıyrığıyla ilgilenmeye başlamıştı.
"İyisin ya, önemli olan tek şey bu," dedikten sonra ona bir soru daha yönelttim.
"Onda herhangi bir yara açabildin mi Jeongin?"
Güçlükle yutkundu.
"Zor da olsa açtım noona. Silahımı hemen etkisiz hale getirdi ama beni bıçakladığı o bıçakla onun karın boşluğunda derin bir yara açtım."
Yaralı olması işimize gelirdi.
"Bu çok iyi," dedikten hemen sonra onu bizden iyi tanıyan Seungmin'e döndüm.
"Sence yaralı hâliyle nereye gitmiş olabilir Seungmin? Buraya, yanınıza gelmediyse eğer nerede olabilir?"
Seungmin sıkıntıyla derin bir nefes alıp verdi.
"Tae Ho'nun yaralı oluşuna aldanma Hwa Jin. Özel Kuvvetlerden olan askerlerin çoğu bu tarz yaralara karşı dayanıklıdır ve her bir askerin ilk yardım bilgisi vardır. Tedavisini kimseden yardım almadan da yapabilecektir ama eninde sonunda kendisine lazım olabilecek şeyleri bulabilmek için buraya gelecektir."
"Lütfen, çok temkinli olun."
Jeongin'in başından ayrılıp onun hemen yan tarafında uyuklayan Lee Know'un başına çömeldim. Terden sırılsıklam olan güzel saçlarını parmaklarımla naif bir şekilde okşayıp düzelttim.
Bunu hissetti.
Feri sönen güzel gözlerini hafifçe araladı. Kupkuru olan dudaklarını diliyle ıslatıp gözlerime güzel güzel baktı.
"Her şey yolunda mı?"
Sorusuna karşılık tebessüm ettim. Saçını okşamaya devam ederken onu yanıtladım.
"Büyük bir sorunumuz var. Özel kuvvetlerden ele geçirdiğimiz hain asker kaçmış ve şu an içeride bir gölge gibi dolaşıyor ama merak etme. Şimdilik her şey yolunda. Herkes temkinli. Onu bulacağız."
"Ben de gelmek istiyorum seninle."
"Bu hâlde mi? Hayatta olmaz Lee Know. Dinlenmen gerek. Hem, yaralıymış o pislik. Eninde sonunda buraya gelecek. Sizin daha temkinli olmanız, buradan ayrılmamanız gerek. Ben de hemen bu katta olacağım. Gözüm her daim burada olacak."
Elini kaldırıp boşta olan elimi tuttu. Yalnızca tutmakla da kalmadı. Elimi kendisine yaklaştırıp avuç içime öpücük kondurdu.
"Kendine çok dikkat et Hwa Jin."
Yüzümdeki tebessümü giderek genişlettim.
"Merak etme, o pisliği bir kere alt ettim. Bir kere daha alt edebilirim."
O da gülümsedi.
"Sana güvenim sonsuz benim savaşçı sevgilim."
Uzanıp alnına kokusunu içime çeke çeke bir öpücük kondurdum.
"Her ne kadar dışarıda olsam da aklım hep sende. Sen de kendine dikkat et olur mu?"
"Beni merak etme. 1-2 saate ayaklanırım bile."
Ayağa kalktım ve omzuma astığım uzun namlulu silahı elime aldım. Bir kere daha Lee Know'a baktıktan sonra hızla eczaneden çıkış yaptım.
Çıkar çıkmaz her yeri gözümle iyice taradım. Açık hedef olmamak için kenardan kenardan ilerleyerek sivillerin toplandığı bölüme doğru dikkatle ilerledim.
En sonunda oraya vardım. Gözümü eczaneden ayırmadan Jungwon'un yanına geldim.
"Yüzbaşı Felix hâlâ gelmedi mi?"
Jungwon beni görünce adımlarını dikkatle bana doğru yöneltti.
"Hayır, gelmedi. Hwa Jin, neler oldu?"
"Tae Ho denen alçak Jeongin'i yaralayıp kaçmış. İçeride bir yerde. Temkinli olmamız lâzım."
"Ah, lanet olsun!"
Gözümü buradan da görünen eczaneden ayırmadım. Arada çevreme dikkatle baksam da asıl odaklandığım yer orası oldu.
Eczane önem arz ettiği için oranın güvenliği için yakınında en azından 1 asker daha olması gerekiyordu ama bunu Yüzbaşı Felix olmadan kimseye söyleyemezdim.
Jungwon, kendisiyle birlikte sivillerin başında nöbet tutanları durumdan haberdar ederken ben de kendime uygun bir yer bulup gözetleme işlemine devam ettim.
İçinde bulunduğumuz büyük sessizlik bir anda bozuldu ve üst katımızdan silah sesleri yükselmeye başladı.
Silahıma daha sıkı sarıldım. Jungwon ve diğerleri de öyle.
Siviller ise bu duruma alıştıklarından dolayı çığlık çığlığa büyük bir tepki vermediler. Çocuklar dışında herkes sakinliğini koruyabildi.
Dikkatle ilerleyip bulunduğum yerden yukarı bakmak için başımı kaldırdım ancak tam o an üniformalı bir beden üst kattan zemin kata düştü.
...