Üst kata oldukça güç bir şekilde çıkabilmeyi başardım. Burada şimdilik gerçekten tek tük silahlı adamlar vardı. Onlar da asker veya polislerin yapabilecekleri sızmalara karşı sıkı önlemler alıyorlardı. Gözleri her yerdeydi.
Bir an önce bir şeyler düşünmem gerek çünkü bunlar güvenlik dairesine de girip kameraların başına oturmuş olabilir.
Alışveriş merkezinin kameralarına görünmemem lâzım.
Ünlü bir markanın kıyafet mağazasına girdim. Kendime saklanabileceğim ve saklandığım yerde telefonla haberleşebileceğim bir yer aradım.
Çevreme bakınırken arkamdan bir adamın telsizle konuşma sesini duyunca oldukça panikleyerek donup kaldım. Elim ayağıma dolandı.
Üstelik bu da yetmezmiş gibi birisi arkamdan elini ağzıma kapatarak beni geriye doğru çekti.
Boydan bir kabinin içine beni de beraberinde soktu.
Ben çırpınmak istediğim an yönlerimizi değiştirdi. Sırtım kabin duvarına yaslıydı. Onun eli de hâlâ ağzıma kapalıydı.
"Sakin ol," diye fısıldadı.
Ardından fısıldamaya devam etti.
"Kötü biri değilim. Sakin ol. Yoksa yakalanacağız."
Doğru söylüyordu. Ben... Onun da onlardan biri olduğunu sandım. Ama şu an onu görebiliyorum. Üzerinde silahlı adamlarda olduğu gibi üniforma falan yok.
Sakinleştim. Çırpınmayı bıraktım. O da zapt etmeye çalıştığı elimi bıraktı. Diğer elini de ağzımdan çekti.
Etraf aydınlık olduğu için yüzünü görebiliyordum.
Kendisi benden uzun boyluydu.
Yapılı bir vücuda sahipti de denebilir. Yüzü... Tıpkı bir bebek yüzü gibiydi.
Telsizle konuşan adamın sesi bulunduğumuz mağazada da yankılanmaya başladı. Hem konuşup bilgi veriyor hem de gezeliyordu.
"Her şey yolunda. Bulunduğum kat bomboş. Arkadaşlarla da belirlediğimiz noktalara konuşlandık. Sizler ne yaptınız?"
Telsizden, karşı taraftan cevap geldi.
"Depo giriş ve çıkışlarını tuttuk. Çoğumuz giriş katındayız. Girişten hamle yapmalarına imkân yok. En üst kata da yeteri kadar adam yerleştirdik. Herhangi bir sızmaya karşı hazırız. -Ki elimizde bu kadar rehine varken onların canını tehlikeye atmamak için uzun süre herhangi bir hamlede bulunmayacaklardır."
"Anlaşıldı, tamam. Görev başında, emirlerinizi bekliyoruz."
Telsiz sustu. Adamın ayak sesleri de giderek uzaklaşmaya başladı.
Kabinin içinde kendimi karşımdaki yabancıdan uzaklaştırdım. Elimi onun göğsüne koyarak ittirdim ve benden uzaklaşmasını sağladım.
Bu hamleme hafif bir tebessüm etti.
Ne olur ne olmaz diye yine fısıldayarak sordum.
"Sen kimsin?"
Derin bir nefes verdi.
Gözlerimin içine tebessümle bakmaya devam ederek cevap verdi.
"İsmim Chan. Bangchan. Rehine alınmadan saklanabilmeyi becerebildim. Yalnızım sanıyordum. Açıkçası ne yapacağımı da bilemiyordum. Yalnız değilmişim, sevindim."
Cümleleri hep kısa ve özdü. Onu başımı sallayarak onayladım. Kendimi tanıtma gereği bile duymadan kabinin kapısını hafifçe araladım ve dışarıya göz gezdirdim.
Evet, iyi yönünden düşünmeye çalışalım. En azından yalnız değilim. Yanımda biri var.
Arkama döndüm. Ona baktım. Kollarını birbirine bağlamış beni seyrediyordu.
Ne yapacağız şimdi biz? Ne yapacağız?

