Cebimdeki telefonum aklıma geldi. Hemen cebime uzanarak telefonumu elime aldım.
"Kapıyı gözetler misin?" diye sordum.
İtiraz etmeden bağlamış olduğu kollarını çözdü ve içinde bulunduğumuz kabinin kapısını hafif araladı.
O gözetlemeye başlarken ben de rehberimi açarak kimi aramam gerektiğini düşündüm.
Polisi değil de, şu an öğrencisi olduğum Polis Akademisinin müdürünü arasam daha iyi olur sanırım.
Çünkü polisle şu an öğrenci olarak hareket edemem ama müdürüm bana ne yapmam, ne yapmamam gerektiğini söyleyebilir.
Bu yüzden Polis Akademisi müdürünün bende kayıtlı olan numarasına tıklayarak onu aradım.
Alışveriş merkezinde olan durum olağanüstü bir durumdu. Henüz ne olduğunu bilmesem de olağanüstüydü. Dolayısıyla bizim müdür de bu olayla meşguldür. İlgili yerlerin yanındadır.
Telefon çok da uzun sayılmayan bir sürede açıldı. Müdürün sesini işittim.
"Alo."
Hızla kendimi tanıtarak söze girdim.
"Müdürüm! Ben, Polis Akademisi son sınıf öğrencisi Nam Hwa Jin."
Kendimi tanıtır tanıtmaz Bangchan şaşkın bir şekilde kafasını bana çevirip baktı. Beni sırıtarak süzdü. Ardından inanamazcasına gülümseyip yeniden gözetlemeye devam etti.
"Ah, hatırladım seni Hwa Jin ama şu an çok meşgulüm. Konu her neyse daha sonra konuşalım mı?"
Kapatmak üzere gibiyken yine hızla söze girdim.
"Hayır, müdürüm. Çok önemli. Ben alışveriş merkezinin içindeyim. Saklanmayı başardım."
"Ne?! Sen alışveriş merkezinin içinde misin?! Hem de saklanmayı başardın mı?!"
Müdür de şaşırmış ve şaşkınlığını dışına vurmuştu. Yüzümü buruşturarak telefonu biraz kulağımdan uzaklaştırdım ve onu onayladım.
"Evet, müdürüm."
Ancak karşı taraftan bu sefer farklı bir ses işittim.
"Alo,kimle görüşüyorum. Ben Albay Kim Go Han. Duyduklarım doğru mu? Alışveriş merkezinde misiniz?"
Albay olduğunu duyunca, farklı biri olduğu için yeniden kendimi tanıtarak söze girdim.
"Ben Polis Akademisi son sınıf öğrencisi Nam Hwa Jin, efendim. Evet,alışveriş merkezindeyim ve saklanmayı başardım ancak neler olduğunu hâlâ anlayabilmiş değilim. Ne yapmam gerektiğini de bilemedim. Telefonumu alır almaz ilk işim müdürümü aramak oldu."
"Aferin, kızım. Çok iyi yaptın. Şimdi beni iyi dinle. Müsait olamayacağını da düşünerek elimden geldiğince kısa bir şekilde sana olayı anlatacağım."
"Tabii efendim, sizi dinliyorum."
"Bugün bir darbe girişiminde bulunuldu. Her yere aynı anda, yani eş zamanlı olarak baskınlar verildi. Polis merkezleri,askeriyeler, yüksek makamlar, eğlence merkezleri... Hepsini püskürtmeyi başardık. Lâkin birkaç eğlence merkezinde rehineler olduğundan dolayı hainleri çıkarmamız kolay olmadı. Neyse ki zor da olsa her yerde kontrolü sağlayabildik. Bir tek bulunduğunuz alışveriş merkezi kaldı. Ancak püskürttüğümüz yerdeki diğer darbeci hainler de sizin bulunduğunuz alışveriş merkezine sığındılar. İçeride çok fazla hain ve rehine var. İçeri girebileceğimiz hiçbir yer göremiyoruz. Elimiz kolumuz bağlandı. Sen arayınca şu an biz karargahta olağanüstü toplanan yüksek mertebeye de umut doğdu ve hepimiz karargahta seni heyecanla dinliyoruz."
"Durumun bu kadar vahim olduğunu bilmiyordum. Peki ben... Yani biz ne yapabiliriz?"
"Biz derken? Kaç kişisiniz?"
"Yanımda bir kişi daha var. Az önce karşılaştık sayılır. İsmi Bang Chan, efendim."
"Bu daha iyi. Bak kızım, dışarıda özel ekiplerimiz var. Hepsi de içeri girebilmek için bir yol arıyor. Ama hainler çok zeki. Üstelik pek çoğu ne yazık ki özel kuvvetler personeli. Her yeri tutmuşlar. Ellerinde de yeterince rehine var. Senden beklediğimiz tek şey, şu an özel ekiplerimizin sessizce içeri sızabilmesini sağlamanız. Bunu yapabilir misiniz?"
"Bilmiyorum, çok kalabalıklar. Hainlerin özel kuvvetlere mensup olduğunu söylüyorsunuz. Ayrıca ben henüz mezun olmadım. Elimde ne kendime ait bir tabancam ne de rozetim var. Onlara karşı koyarken öldürürsem? O zaman ne olur?"
"Öldürmek mi? Ah... Öldürdüğün takdirde diploman yanar."
Hadi canım atıyorsun, dememek için kendimi çok zor tuttum.
"Bunu ben de biliyorum efendim. O yüzden soruyorum. Onlara öldürmeden karşı koyamam. Çok kalabalıklar. Uzmanlar. Bayıltsam, bağlasam, yine de sessiz durmazlar. Özel eğitim görmüş kişiler neticede. Diğerlerini de harekete geçirip ortalığı velveleye verdikleri zaman buradan sağ çıkmamızın imkânı olmaz."
"Ben çok ayrı bir birimdeyim. Polis akademisinin kurallarını bilmiyorum kızım ama yine de... Öldürmemenizde fayda var. İyi düşün. Belki de zekânla bu işin üstesinden gelir ve sessizce bir noktadan özel ekiplerimizi içeri alırsın."
Gözlerimi irileştirerek kısık sesimi yükselttim.
"Bu imkânsız!"
Gerçekten de öyle. Benimle dalga mı geçiyor bu albay?
Çok kalabalıklar ve özel kuvvetlerdenler.
Ne olurdu ki şu an bana özel izin verseler? Kendileri rütbeli değil mi? Diplomamın yanmaması için bir şey yapabilirlerdi!
Bangchan hızla arkasına dönüp, "Kapat kapat kapat, iki kişi geliyor," dedi. Telefonu o anki panikle hızla Albay'ın yüzüne kapattım.
...