"Yalnız rehin alınan biz değiliz, hatırlatırım." dedim.
Gülümsedi.
"O da doğru. Ah Hwa Jin, ne kadar uyumlu bir çift olduğumuzu görüyorsun değil mi?"
Ona bakmamak için kendimi zor tuttum.
"Görmez olur muyum? Şu hâlimize bak. Nasıl vahim bir durum içindeyiz ama sen de ben de öğrenci kafasındayız. Akademideki rehin kurtarma eğitimlerinde gibiyiz. Bu sefer oyun yok, rol yok, kurulu bir eğitim platosu yok. Her şey gerçekten yaşanıyor ama biz... İnanamıyorum. Şakalaşabilip gülebiliyoruz."
"Gülerek aslında ikimiz de korkularımızı maskelemiyor muyuz?"
Hafif gülümsedim.
"Sanırım... Öyle yapıyoruz."
"Benim karakterim böyle Hwa Jin. Her durumda gülmeye kodlanmış. Yalnızca heyecandan, sevinçten, mutluluktan değil; acıdan, korkudan, endişeden de gülebiliyorum. Sende de böyle olduğunu fark ettiğim an sana karşı olan hislerim daha çok arttı. Acı çekerken daha çok gülerdin benim gibi. Korkardın, endişelenirdin ama belli etmemek için alaya alıp gözünde dağ gibi büyüttüğün korkuları küçümser ve gülerdin."
Beni bu kadar iyi gözlemleyebilmiş olması kalbimi yeniden harekete geçirdi.
Evet, öyleydi.
Deli gibi korksam da korkularımla alay edip onları küçümsemeyi ve o anlarda gülebilmeyi öğrenmiştim.
Akademide beni korkusuz olarak bilen pek çok kişi vardı ama hayır. Çok korkardım aslında. Yalnızca maskelerdim korkumu. Kimseye göstermezdim.
Şu an bile. O kadar korkuyorum ki. Biz daha öğrenciyiz ve gerçek anlamda sahaya hiç çıkmadık. Tecrübemiz, deneyimimiz hiç yok.
Her türlü senaryoda kurulan platolara düzenlediğimiz eğitim amaçlı baskınlar yapardık ama onlar hep yapay ortamdı. Oyuncular polisti. Plato senaryo gereği kurulmuştu. Vurulsak bile gerçekten ölmüyorduk, yalnızca elenip puan kaybediyorduk.
Ama şu an her şey gerçek ve ister istemez korkuyorum.
Canımdan çok sevdiğim, biricik dostum Hyunjin de orada. Canı tehlikede. Onun haricinde pek çok çocuk, bebek, kadın, adam, masum insan var. Her biri dört gözle kurtulabilmeyi bekliyor.
"Endişelenme, sakın korkma. Buradan sağ salim çıkacağız."
Gözlerimi çevremden çekip kısa bir süreliğine Lee Know'un gözlerine baktım.
Üzerindeki bakışlarımı hissetti. O da bana kısacık bir zaman diliminde baktı. Gülümsedi ve göz kırptı.
O an kulağımızdaki kulaklığa Jisung'un sesi doldu.
"Bir müddet daha ortalık bomboş olacak. Ama saatçiye dikkat edin. İçeride bir asker koluna saatler deneyip duruyor. Ayrılacaksanız şimdi ayrılabilirsiniz. Daha uygun."
Jisung'un dediği gibi yaptık. Lee Know ile birbirimize bakıp bakışlarımızla birbirimizi onayladık.
Ben sağ tarafa o da sol tarafa yöneldi.
...