İçeriğe geç

REFRESH • Taekook

Bölüm 35 · 4 dk okuma

REFRESH • Taekook

Bölüm 35

35.Bölüm

-

“Ne.” diye bir ses yükseldiğinde kalbimin atışları git gide hızlandı. Bakışlarımı annem ve babama çevirdiğimde zaten bana baktıklarını fark ettim, korkuyla titremiştim. Gözlerimi gözlerinden çektim, korkutucuydu. Gözlerim babamın elinin yumruk haline geldiğini gördüğünde nefesim kesildi.

“Bogum, şu an pek anlayamıyorum şaşırdığım için bence ben yanlış anladım. Sınıfınıza yeni gelen bir çocukla mı çıkıyor dedim?” dedi, annem. Kabullenemiyordu, benim onların sözleri dışında hareket etmemi kabul edinemiyordu.

“Evet aynen öyle, çocuğun adı; adı Kim Taehyung. Hatta belki bana inanmazsınız diye…” Bogum’un tüm dedikleri, kafamın içinde yankılanıyordu. Gözlerim ise babamın yumruk yaptığı eline kitlenmişti, midem bulanmaya başladı.

Bogum, “Şöyle göstereyim.” dediğinde gözlerim ona döndü, sonra ise elinde tuttuğu telefonuna. Telefonda bir fotoğraf açıktı, o fotoğrafta ben ve Taehyung vardık. Asıl sorun; fotoğrafta öpüşüyorduk.

Gözlerim şokla dahada açıldı, nefes alışverişim düzensizleşti. Bogum’un yüzüne baktığımdaysa bana bakarak yüzünde olan sırıtışı arttırıyordu.

Gözleri telefonuna geri döndüğünde ben de oraya baktım. Fotoğrafı yana kaydırdığında, tuval boyarken bir resmim vardı. Gerçekten nefes alışım zorlaşmıştı, ciğerlerime nefes gitmiyordu. Dizlerimin üzerinde olan ellerimle pantolonumu avucumun içerisine alarak sıktım.

Babam, ayağa kalkarak Bogum’un elindeki telefonu alarak kendi bakmaya başlamıştı. Bogum’un bakışları ise hâla benim üzerimdeydi, sırıtıyordu.

“JUNGKOOK BU DA NE BÖYLE!?” diye gürledi babam. Sesiyle kulaklarımı kapatmak istemiştim ama yapamadım, onun yerine kendimi biraz geriye çektim.

Bogum’un annesi; “Biz en iyisi bugünlük gidelim.” dedi. Beni kurtarmaları gerekmez miydi? Birazdan cinayet işlenebilirdi çünkü.

Annem, “Chun Hei!” diye hizmetliye seslendiğinde resmen tıslamıştı. Hizmetli ise içeri girer girmez korku dolu gözlerle bakmıştı. Tabii o alışık değildi, bu kadar ölüm korkusu bahşeden seslere.

“Lütfen misafirlerimize kapıya kadar eşlik et.” diyerek tıslamış fakat bakışlarını benden bir an olsun ayırmamıştı. Chun Hei, “Tabii efendim, buyrun bu taraftan.” diyerek Bogum ve ailesine kapı tarafını göstermişti.

Annesi ve babası yanımdan hızla geçerek hizmetliyi takip ediyordu. Bogum ise yanımdan geçerken durmuş, “Sen sadece benim oyuncağımsın unutma, ne kadar ileri gidebileceğimi göstermiş oldum. İyi şanslar, biricik sevgiline selam söylerim. Malum sen uzun süre onu göremeyeceksin gibi.” demişti, fısıldayarak.

Gözlerimi ona çevirdiğimde ise gülüp ailesini takip etmeye koyulmuştu, ben de buradan gitmek istiyordum. Beni burada bırakmasa olmaz mıydı?

Bir süre sonra dış kapı kapanma sesiyle daha nefes alamadan Babam; “Lan piç!” diye bağırmıştı, tüm evi inletebilecek kadar yüksek sesle. refleksen ayağa kalktım ve kafamı eğdim.

Sesiyle vücudum, kendini kaybetmiş gibi titredi. Oda o kadar karanlıktı ki her şey daha da korkutucu gözüküyordu. Aslında ışık açıktı oda neden kararmıştı ki?

Babamın ellerini masaya vurarak kalkmasına karşılık kaçmak istedim ama yapamazdım. Babam tam bana doğru gelecekti ki annem aniden, sandalyesini yere düşecek kadar hızlı şekilde ittirip ayağa kalkmıştı. Duyduğum cam kırılma sesiyle etraf bulanıklaşmaya başladı.

“Nasıl yaparsın bunu!? Sen bizim oğlumuz olamazsın cidden! Hastanede falan karıştırılmış olmalısın!” diye bağırdı annem. Bulanıklaşan zihnim annemin sözleri ile donup kalmıştı. Ne diyordu? Ciddi miydi? Bunu demiş olamazdı değil mi? Annem beni sevmeye başlamıştı çünkü. Hayır hayır dememiş olmalıydı.

Yüzümde hissettiğim, usulca aşağıya doğru akan soğuk sıvıyla ortamın gerçekliğini yavaş yavaş hissetmeye başladım. Bu an gerçel olmamalıydı, olamazdı, kaldıramazdım.

Gözlerimin bulanıklığı hafifçe kaybolmaya başlamışken annemin elinde duran, şarap şişesinin kapak kısmına baktım. Alt tarafı komple kırılmıştı, benim kafamda kırılmıştı. Sıcağı sıcağına hissetmemiş olsamda olayın farkına varınca kafam çok yüksek şiddetle ağrımaya başladı. Elimi, acısını hafifletmek istercesine saçıma götürmüştüm ki saç diplerime sertçe girip kafamı masaya vuran elle ne olduğunu şaşırdım.

Ne olduğunu kavramak için kafamı hafif arkayı görmek için kıpırdattım, bu kişi tabii ki de babamdı.

“Lan biz seni orospu ol diye mi okula gönderiyoruz orospu!” diye gürledi. Ardından kafamı biraz daha masaya bastırarak “Erkek orospu mu olmak istiyorsun lan!?” diye tekrardan bağırdı. Sözler çok ağır geliyordu, hatta şu an kafamı masayla birleştirmek istermişçesine bastırmasından daha çok.

Acıyla inledim, az önce kafama yediğim şişenin acısı geçmemişken daha beteri olmaya başlamıştı.

Babam beni masadan hızla kaldırıp kendine çevirmiş, tişörtümün yakalarına yapışmıştı. Yüzüme tükürüklerini saça saça “Sana resim çizmen yasakta demiştim! Sen kimsinde beni dinlemiyorsun siktiğimin orospusu! Kendini bir bok mu zannediyorsun he!” diye bağırdı. Son cümlesinde alnımı parmağıyla geri ittirmiş masaya yapışık şekilde kalmamı sağlamıştı.

Geriye gidip elini kafasına koymuş, sinirle düşünür şekilde etrafında dönüp duruyordu. Annem ise dona kalmış şekilde nefret ile bakıyordu. Şişe hâla elindeydi ve elini öyle çok sıkıyordu ki şişe elini kesmeye başlamıştı. Bunu görmem ile panik içerisinde anneme uzandım, şişeyi elinden almak için elini tutmuştum ki beni tüm gücüyle geri ittirdi.

“Dokunma bana! Midemi bulandırıyorsun, bana o pis ellerinle dokunmaya nasıl cüret edebiliyorsun sen.” dedi, bağırarak başladığı cümlesini, iğrendiği belli olan ve sırıtır ifadesiyle bitirirken. Şokla ağzım aralandı, benden iğreniyor muydu? Ben kirli miydim?

Sadece elini keser diye korktuğumdan dokunmuştum, kirli değilimdir değil mi?

Şokla araladığım ağzım kapanmazken gözümden bir yaş süzüldü, annemin ise dudakları zor belli olan şekilde titriyordu. Bu beim hatamdı, annemi mi ağlatmıştım? Hepsi benim suçum ben pisliğin tekiyim.

Vücudum buz kesmişti, bu sefer gerçekten nefessiz kalmıştım. Boğuluyordum ki yüzüme yediğim sert yumrukla yere kapakladım.

Babam, yere düşmüş benim üzerime çıkarak yüzüme yumruklar atarak konuşmaya başladı. “O pis ellerinle nasıl dokunursun annene!? Seni iğrenç yaratık! Bir de resimde iyi olacaksın hah, hadi oradan!” gözlerimden yaşlar süzülüyordu, yüzümde oluşan acı yavaş yavaş yok oluyordu.

Babamın üzerimden kalktığını hissettiğimde gözlerimi açamadım, sadece öylece yerde kaldım.

-

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.