-
İçeri girer girmez ayakkabılarımı çıkarıp merdivenlerden koşarak çıktım. Annem veya babam evde miydi bilmiyordum, pekte umrumda değildi şu an.
Merdivenleri çıkayı bitirince hemen odama girip kapımı kapadım. Kapının arkasında duraklama yaşamış, boş bir şekilde odama bakmıştım. Donmuş halimi küçük sırıtışım bozdu. Gülüşüm büyürken utanıp kendimi yatağa bıraktım. Yüz üstü yatakta uzanırken içimde olan o garip, heyecan verici hissi dindirmek için ayaklarımı yatağa çırparak tepindim.
Sırf Taehyung'a sarıldığım için içimdeki bu hissin güzelliğini yaşıyordum. Yorgun ve boşlukla dolu olan kalbim, sanki vücudumda 'tekrar yaşayabilirim' diye sevinçle bağırıyordu. Hisse alışık olmadığım için nefesim daraldı. Kendimi sakinleştirmek adına kafamı yastığa gömüp sağa sola kıpırdattım.
Nefes alamadığımı fark edince kendimi yatakta çevirip tavana bakar şekilde sırtüstü uzandım. Tabana sakin ama aynı zamanda duygulu gözlerle bakıyordum, ufak bir sarılmanın beni bu kadar mutlu etmesi garipti.
Düşüncelere kapılmış kıkırdarken telefonuma bir bildirim geldi. Kısa süre yanan ışık ve sesle telefonumu elime aldım, bildirimin Taehyung'dan geldiğini görünce yüzümde yine bir sırıtış oldu.
Ne yazdığını merak ettiğim için telefonun ekranını açtım ve sohbete girdim.
-
Taehyung
Biraz geç kalmışız
Ailen kızmadı değil mi?
Jungkook
Yok kızmadılar
Yani evdeler mi bilmiyorum
İçeri girer girmez odama çıktım
Ama büyük ihtimalle annem evdedir
Onuda söyledim beni pek umursamaz
Sorun yok yani
Düşündüğün için sağol
|çok fazla yazdım galiba
Seninkiler bir şey dedi mi?
Taehyung
Bıcır bıcırsın bir şey demedikleri belli
Mekısjeısdnsldk
Ayrıca ne demek tabii ki düşüneceğim
Benimkilerde bir şey demedi merak etme
Aslında biraz daha böyle hızlı hızlı bir şeyler yazsan çok güzel olur, çok tatlısın|
Jungkook
İyi o zaman
Bugün için tekrardan teşekkürler
Biraz moralim bozuktu
İyi geldi
Taehyung
Nedemekk daha fazla bu şekilde buluşuruz sen merak etme
Ayrıca iyi geldiyse sevindim
Neyse yorulmuşsundur çok tutmayayım
Geçte oldu zaten
İyi geceler jungkook
Jungkook
Evet çok yoruldum uzun bir gündü
Sende yorulmuşsundur
İyi geceler Taehyung
Görüldü
-
Telefonu yavaşça aldığım yere bıraktım. Heyecanımın üstüne birde mesajlaşmıştık, kalbim yerine sığmıyordu. Böyle duygulara hiç alışık değildim, bu yüzden bir şeyim olabileceğinden korkuyordum.
Sakinleşmek adına gözlerimi kapattım ve derin derin nefes almaya çalıştım, hafifçe sakinleşmeye başlıyor gibiydim. Taehyung'un dediği gibi uyumak için gözlerimi kapattım. Güzel rüyalar görmek için içiden dua ettim ve tam derin bir uykuya dalacakken sert bir kapı çarpma sesiyle irkildim. Korkuyla yataktan fırladım, gözlerim kocaman açılmıştı.
Sertçe kapanmış kapı sesi ardından, sarhoş babamın bağırması yüzünden korkuyla titredim. Dediği şeyi çok anlayamıyordum ama merdivenleri dövercesine yakınlaşan adım sesleriyle dona kaldım. Daha adım seslerinin yakınlaşma korkusunu atlamazken odamın kapısı kırar gibi açan babamla göz göze geldim.
Dudaklarından sinirle "Seni baş belası" kelimeleri döküldü.
Sinirli ve hızlı adımlarla bana yaklaştıkça alkol kokusu artıyordu. Babamın bana yakınlaşması korkusuyla, yatakta emekler şekilde geriye doğru gittim. Ben uzaklaşamadan babam sinirle ve hızla saçımı tutmuş kendine doğru çekip "Kim sana dışarı çıkabilirsin dedi söyle!" diye bağırmış ardından tekrar "Senin arkadaşlarınla buluşup mutlu olmaya bile hakkın yok, anladın mı beni!" diye bağırmıştı. Yükselen sesle kulaklarımı kapattım, kulaklarım tırmalanıyordu. Kapattığım kulaklarımı görünce sinirle "Dediğim şeylere kulaklarını mı kapatıyorsun sen!" dedi ve sert bir tokat attı. Acıyla inledim, gerçekten mutlu bir günü bırak bir saniye gülmeye veya kendimi savunmaya hakkım yoktu. Cevapsız bıraktığım sorularıyla "Sorularıma cevap ver!" diye bağırdı.
Tekrar vurmasının korkusuyla ağzımı konuşmak için açmıştım fakat konuşamadım. Ağzımı tekrar açıp konuşmaya çalıştım ama olmuyordu. Korkuyla titremeye başladım, gözlerimden yaşlar süzüldü. Babam anlamamış, sırf konuşmadığım için "Küçük piç, sen babana cevap vermiyorsun hemde ağlıyorsun öyle mi?! Seni bir güzel disipline etmek gerek galiba, onu istiyorsun sen!" diye avazı çıktığı kadar bağırdı.
Saçımdan tutuşunu sıkılaştırıp saçımı çekerek dolabımın olduğu tarafa doğru fırlattı, oturur biçimde yere kapaklanmıştım. Dolaba sırtımı öyle sert çarpmıştım ki bağırdım. Kafamı kaldırdığımda ise babamın üstüme yürümesini görmüş "Gelme!" diye bağırıp ellerimi yüzüme siper etmiştim. Sesim detone olarak çıkmıştı ve boğazım bunun acısıyla batmaya başlamıştı.
Babam anlık sesimin çıkmasıyla durmuş sonra ise hızını kesmeden üzerime yürüyüp yüzüme yumruk atmıştı. Vurmasının etkisiyle kafam dolaba çarpmış, başımın dönmesini sağlamıştı. Babama yetmemiş olacak ki tekrar vurup yere yatar biçimde düşmemi sağlamıştı. "Sorularıma cevap ver dediğimde susuyorsun ama canın acıdığında bağırabiliyorsun öyle mi?!" demişti ama ben bağırışlarını boğuk şekilde duyuyordum. Yere eğilip yakalarımdan tutmuş hafifçe kafamın yerden ayrılmasını sağlamıştı. Yüzüme iğrenç nefesi, sesiyle tehtitkari bağırarak "Senin varlığın bile iğrendiriyor, gerçekten arkadaşların olduğunu mu sanıyorsun!? Seni kandırdıklarına eminim kimse senin gibi mide bulandırıcı biriyle arkadaş olmaz!" demişti. Ardından "Senin gibi gerizekalı birini kandırmışlar, bak onlar yüzünden şu an azar yiyorsun"
Duyduğum şeye tepki bile veremiyordum, bilincim kapanıyordu sanki. Zar zor gözlerimi açık tutuyordum. Zora ki hissettiğim, kulağımda olan sıvıyla ne olduğunu anlamaya çalıştım. Her şey git gide bulanıklaşmaya başlamıştı ki kapıdan annem girdi. Annem olduğunu sesinden anlamıştım, onu da zar zor anlamıştım çünkü ses çok boğuktu. Babama bağırarak " Asıl gerizekalı sensin, kulağından kan akıyor görmüyor musun!? Bir de hastaneye gidip açıklama yapmak zorunda kalacağız senin yüzünden." demişti. Annemin sinirlendiği şey babamın beni kulağımdan kan gelecek kadar vurup bağırması değil, hastaneye gitmeye uğraşacak olmalarıydı.
Gözlerim tam olarak kapanmadan önce duyduğum tek şey babamdan çıkan "Gebersin!" sözüydü.
-
Her yer karanlık, zemin suyun ıslaklığı içindeydi. Ben olduğum yerde dikiliyor, nerede olduğumu anlamaya çalışıyordum. Sessizliği bozup yavaş yavaş yaklaşan sesler vardı. Kimin sesleri olduğunu anlamak için dikkatlice dinledim. O korkunç sesler babama aitti. Sesleri duydukça nefesim hızlandı, ayakta duracak gücü bulamadım ve dizlerimin üstüne ıslak zemine düştüm. Düşmemle beraber kulaklarımı sıkıca kapattım ama hâlâ duyuyordum. Seslerin hepsi babamın başka bir sözüydü.
"Keşke doğup hayatımızı mahvetmeseydin."
"Bir daha resim çizersen seni malzemelerinle beraber yakarım!"
"Mide bulandırıcısın, bizim oğlumuz olmana imkan yok."
"Herkes senden iğreniyor ama sen göremeyecek kadar gerizekalısın."
"Sana iyi bir disiplin gerek, sadece dayaktan anlıyorsun!"
"Birine şiddet uyguladığımızdan bahsedersen, seni öldürmekten çekinmem!"
"Mutlu olmayı hak ettiğinimi düşünüyorsun?"
"Bir daha gülme, iğrenç gülüşünü görmek zorunda değilim."
"Zarardan başka bir şey değilsin."
"Sevgisini istediğin annen senden nefret ediyor, bunu unutma."
"Kanın bile iğrenç, elimi yıkamalıyım."
"Bu boktan resimlerinlemi ressam olmayı düşünüyordun?"
"İnsanların yanında bizi rezil etme."
"Sana dokunsam kimsenin haberi olmaz."
"Sevilebilecek bir insan değilsin."
"Seni sırf şirketlerimizin bir varisi olsun diye yaptık."
Daha fazla duymak istemiyordum. Kulaklarımı kapamak bir işe yaramıyordu, yapabileceğim tek şeyin bağırmak olduğunu düşünerek kulak çınlatacak kadar yüksek sesle bağırdım.
Bir anda sessizlik oldu. Sonunda seslerin kesilmesiyle, derin derin nefesler alıp sakinleşmeye çalıştım. Nefesim ciğerlerime yetmiyordu, sanki nefessizlikten bayılacak gibiydim.
Ellerimi kulaklarımdan çektim ve önüme aldım, avuç içlerime baktım. Hıçkırarak ağlamaya başladım, kendimi durduramıyordum. Kalbimin ağrımasıyla beraber sağ elimi kalbimin üstüne koyup batırdım. Öbür elim hâlâ kucağımdaydı. Ağlamam kesilmiyor, göz yaşlarım elimin üstüne düşüyordu.
Elimin üstüne düşen göz yaşlarınına bakarken kırmızı bir damla düşü verdi. Kan olduğunu anlar anlamaz kırmızı damlalar arttı. Elimi burnuma götürdüğümde, kanın ordan geldiğini fark etmiştim. Kanın akma hızı artarken sırtıma düşen soğuk damlalarla irkildim.
Kafamı nerden geldiğine bakmak için kaldırdığımda yağmur yağdığını görmüştüm. Baktığım gibi hızlanan yağmurla sırıl sıklam oldum. Hem ağlıyor, hem burnum kanıyor hemde ıslanıyordum.
Bu olay korkumu arttırken bir anda gök gürledi. Gök gürültüsünden korkardım, şu anda çok korkuyordum. Gelen sesle titremeye başladım, nefes alacak takatim kalmamıştı bedenimde.
Sonra biri bana sarıldı, korumak ister vaziyette sarmaladı. Kim olduğunu bilmiyordum ama üşüyen beni ısısıyla ısıtmaya başladı. Isınmamla beraber, arkamdan bana sarılan kişiye omuz üstünden bakmaya çalıştım. Omuzun üstünden göremeyince üst vücudumu hafifçe ona doğru çevirdim. Bakmaya çalıştığımı anlamış, hafif geriye çekilip onu görmemi sağlamıştı.
Gördüğüm kişiyle ağlamam arttı, çünkü gördüğüm kişi Taehyung'du.
Vücudumu hızla ona çevirip sıkıca sarıldım. O da karşılık verip beni kollarına sardı. İçimde hissettiğim sıcaklıkla tebessüm ettim. Tam kafamı kaldırmış Taehyung'a teşekkür edecekken babamı gördüm. Taehyung'un arkasında bekliyordu, göz göze gelmemizle Taehyung'u kolundan tutup ayağa kaldırmıştı.
Hızlı adımlarla benden uzaklaştırıyordu onu. Daha fazla uzaklaşmamaları için ayağa kalktım, ve onlara doğru koşmaya başladım. Olabildiğince hızlı adımlarla koşarken takılıp düştüm. Gözlerim düşmemle kapanmaya başlamış ve Taehyung'un gidişini izlemiştim.
-
Burnuma dolan hastane kokusu ve gelen makine seslerini yavaş yavaş duyuyordum. Göz kapaklarım zorlukla aralanıyordu, fazla bir çabayla anca açabilmiştim. Olduğum yeri incelerken hastane odası olduğunu anlamış, yanımda duran hemşire ve doktoru görmüştüm. Doktor biraz bana doğru eğilmiş "Efendim beni duyuyor musunuz?" demişti.
Kafamı onaylar şekilde sallayıp cevap veremiştim anca.
Aldıkları cevapla hemşire bana yaklaşmış, kafamdaki nefes maskesini çıkarmıştı. Biraz zorlanarak nefes almıştım.
Doktor "Durumunuz şu anlık iyi ama kendinizi çok zorlamayın." demiş ardından devam ederek "Babanız, burada olan işiniz biter bitmez eve gitmenizi ve Meşgul olduğunu iletmemi istedi." dedi. Tam da babamdan beklenecek bir hareketti. Doktoru onaylayıp ona "Ne zamandır baygınım" diye sordum. Doktor bana "Cuma akşam aileniz sizi getirdi, şu anda pazar sabahındayız." dedi. Şaşırmıştım, ama belli etmeyerek doktoru tekrardan onayladım. Doktor saygıyla kısaca eğilip "Başka bir isteğiniz yoksa çıkıyoruz, bir sorun olursa yatağın yanındaki düğmeye basıp çağırırsınız." demişti. "Tamam, teşekkürler" diyip doktorun çıkışını izlemiştim.
İlk kez böyle bir nedenle hastaneye yatmamıştım ama yinede garipti. Düşüncelerimi bozan telefon sesiyle yanımdaki masadan telefonumu elime aldım. Arama kısmında yazan 'Taehyung' kelimesiyle donmuştum. Neden aradığını merak ediyordum ama açmaya cesaretimde yoktu.
Derin bir nefes alıp açmaya karar verdim, fazla bekletmemeliydim. Açtığım gibi Taehyung "Jungkook? İyi misin, neredesin? Dünden beri aradım ve yazdım hiç bakmadın. Bir sorun mu var?" soruları dizmişti. Yeni ayılmamın nedeniyle soruları aşırı algılayamamıştım, ama bir cevap vermem gerektiğini bildiğimden ve Taehyung'a yalan söylemek istemediğimden. "Taehyung... ben hastanedeyim, yeni uyandım." dedim. Bir süre sesi gelmemişti, ardından sinirli ve endişeli sesiyle "Hangi hastane?" diye sormuştu. Hastanenin adını bilmediğimden etrafıma bakındım. Çarşafta gördüğüm hastane ismini Taehyung'a söyledim.
Taehyung "Geliyorum.." diyip telefonu kapatmıştı.
-
