İçeriğe geç

Red Flowers | Taekook

Bölüm 4 · 6 dk okuma

Red Flowers | Taekook

Bölüm 4

4| Kaçış

Bir kez daha, kıl payı ölümden kurtulmuştum. Ardıma bakmadan koşmaya devam ediyordum.

İstemsizce gözlerim doluyordu. Tehlike dolu bir ormanda yolumu kaybetmiştim. Kimsenin olmadığını bildiğim halde çığlıklar atıyordum.

"Kimse yok mu!?" sesim karanlık ormanın içinde yankılanıp tekrar bana geri dönüyordu.

Yürümekten yorulmuş, susamış ve acıkmıştım. Biraz daha ilerleyip ağaçlıkların olduğu yere yöneldim.

Anlamadığım, bilmediğim dilde sesler geliyordu. Bakıp bakmamak arasında kararsız kalmıştım. Yutkunup nefesimi kontrol etmeye çalıştım. Yanımda duran ağaca yaslanıp yere çökerek gelen sesleri dinlemeye devam ettim.

Gözlerimin uykusuzluktan mosmor olduğunu hissedebiliyordum. Bir de bu yetmezmiş gibi aynı zamanda da ağrıyor ve kendiliğinden kapanıyordu. Ne kadar çok uykum olsa da şu an burada uyumak istemiyordum. Bir an önce güvenli bir yere -Jimin'in evine- gidip dinlenmek istiyordum.

Taehyung, uykuya dalmışken ormanda bir cinayet işlenmişti.

..

Geceler her zaman tehlikelidir.

"Kim Taehyung, nereye gidersen git, seni bulacağım." Jhope ve Jin hyung

söylediklerime inanmayıp alayla kahkaha atmışlardı.

"Bok bulursun! Herkes Taehyung'un peşinde. Sen burada oturmuş 'Seni bulacağım Kim Taehyung.' diyorsun. Bu arada Yugyeom ve Bogum Taehyung'u bulmak için ormana adam göndermiş. Sen burada oturup boş boş konuşmaya devam et."

Jhope hyung duraksayıp sözlerine devam etmişti.

"Düşmanlarımızın kazanmasına izin vermemeliyiz."

Fazlasıyla sinirlenmişti. Sinirli hali o kadar tatlı oluyordu ki, hiçbirimiz onu ciddiye alamıyorduk.

"Jhope hyung, bu çocuk niye bu kadar önemli? Anlamıyorum. Bıktım artık bu çocuğun peşinden koşmaktan."

"Tamam, anladık. Jin hyung, bu çocuğa aşık. Neden bizi alet ediyor? Gidip bize borçlu olanları alıp, organlarını satıp yiyelim. Daha önce bunu zevkle yaparak eğleniyorduk. Şimdi ise salak bir çocuğun peşinden koşuyoruz."

Jhope hyung sus işareti yapıp duruyordu. Omuzumda bir el hissetmemle arkama hiç dönmeden

Jhope hyunga bakmaya devam ettim. Kulağıma eğilip konuştu.

"Benim sevdiğim kadar sen de Taehyungu seviyorsun, Jeon Jungkook! İnkar etme! Bizimle çalışmak istemiyorsan kalk şimdi siktir git. Neden Taehyung'u istediğimizi sanıyorsun? Herkes onun peşinde. Peki neden herkes peşinde biliyor musun? Bilmiyorsun."

"Hyung ben Taehyungu sevmiyorum. Sadece cazibesi beni kendine doğru çekiyor. Yine de ondan hoşlanmıyorum."

"Hoşlanıp hoşlanmadığını zamanla göreceğiz, Jungkook. Neyse sizinle bu konu hakkında daha fazla tartışmak istemiyorum. Şimdi herkes işinin başına dönsün. Bir adam getirdim en güzelinden. Bizzat kendim seçtim. Tam elimize layık bir adam. Getirdiğim adamın organlarını alın halledin hemen."

Jhope hyung ve ben hemen odadan ayrıldık. Kapıyı kapattıktan sonra derin bir oh çektik. Jhope hyung onca şeye rağmen mutluydu.

Tekrar kapı açıldı. Kapı açılır açılmaz ikimizde arkamıza döndük.

"Namjoon nerede? Bütün gün evde göremedim."

"Hyung, Namjoon hyung clubta eğleniyor. Ne o yoksa özledin mi?"

"Ne münasebet canım gitsin eğlensin, gelince bir güzel ağzına sıçacağım." Ona biraz daha yaklaşıp kısık bir sesle, "Hyung, gelince seni becermesin sonra." Jhope hyung koluma vurduğunda gülmemek için kendimi zor tutmuştum..

"Biz kaçtık hyung. Sonra görüşürüz. İşimiz var malum, bilirsin." kafasını salladıktan sonra kapıyı hızlı bir şekilde suratımıza kapattı.

Jin hyung baya sinirlenmişti. Bu hali çok sevimliydi.

Bahçeye çıkıp, Yoongi hyung'u uyandırmaya karar verdik. Yoongi hyung'un yanına gidip, onu uyandırdık. Her zaman ki gibi uyanınca bize küfürler etmişti. Ne kadar güzel değil mi? Yine güne ağır küfürler ile başlamıştık.

"Yeter artık am*** koyduğumun çocuğu! Uyandırmayın lan beni! Saat gecenin dördü. Aish! Siz delirdiniz mi!?"

Sesli bir şekilde kahkaha attım. Yoongi hyung'un küfür etmesi aslında hoşuma gidiyordu. Küfür

edince çok sevimli bir kedicik oluyordu.

"Yoongi hyung artık kalk. Jin hyung'un getirdiği adamı halledeceğiz. 1 haftadır yatıyorsun yeter artık.

Biraz iş yap." ayağa kalkıp bizimle birlikte depoya geldi. Bayılan adamı ameliyat masanın üstüne yatırarak işleme koyulduk. Yoongi hyung'un sevdiği ilk organı -kalbi- adamın vücudundan çıkardık. Ardından diğer organları çıkardık. İşimizi temiz bir şekilde tamamladıktan sonra Taehyung'u bulmak için harekete geçtik.

....

"Benim elimden kaçmanın bedelini ödeyeceksin Kim Taehyung!"

"Bu çocuk yine boş boş konuşmaya başladı."

"Jhope bırak kendi halinde takılsın çocuk. Şimdi ben hallederim."

Yoongi hyung'un esneme yapıştırması ile kendime gelmiştim.

"Hyung acıdı ya."

"Acısın biraz daha acısın beni uyandırdınız. Öylece bekliyorsunuz. Hadi gidelim bakalım. Ne yapacaksak yapalım."

Elime tabancayı alıp duvara tuttum. Diğer silahları deneyerek arabaya bindirdik.

"Hyung, eskileri hatırlıyorum da çalışırken geçmiş yıllarımızı hatırladım. O zamanlar nasıl çaylaktık.

Jhope hyung'un kandan korkması geldi aklıma. Hyung, o zamanlar çok komiktin."

"Ben korkak değildim. Kan çok fazlaydı. Haklı olarak içim gidiyordu. Artık daha güçlüyüz. Bunları aklına getirip durma. Herkes hazırsa gidelim."

Tebessüm ettim.. Geriye kalan eşyaları toplayıp arabaya yükledik. Yoongi hyung, sürücü koltuğuna geçmiş, bizi bekliyordu çok bekletmeden arabaya bindik. Kemerlerimizi takıp yola koyulduk. Yoongi hyung trafik ışıklarını aldırış etmeden tam gaz sürmeye devam etti. Sonunda varacağımız yere vardık. Hepimiz arabadan inip, aramaya başladık..

...

"Uyan Taehyung uyan, bu ormandan gitmen gerek."

"Yapamıyorum hyung. Sanki yangının ortasında kalmış gibiyim. İlerledikçe yangının içinde kayboluyorum. Yardım et bana hyung!"

Hiçbir şey söylemeden tekrar kaçıp gitmişti. Elimi beyaz ışığa doğru uzattım. Işık o kadar parlaktı ki beni kendine doğru çekiyordu, ışığın içinde kaybolmuştum. Bağırmaya başladım.

"Hyung!!" Beyaz ışıktan kurtulduğumda gözlerimi güneşe doğru açtım. Gözlerimin ağrımasından güneşe doğru düzgün bakamıyordum. Kendime gelip gözlerimi açtığımda ağaçla karşılaştım. Ağaca sarılıp ne yapıyordum ben ya? Acınası haldeydim. Göz yaşlarımı silip ayağa kalktım.

Yangında gördüğüm çocuk kimdi? Tekrar aynı rüyayı görmüştüm. Ne zaman korksam hep bu rüyayı görüyordum. Artık unutmak istiyordum, o çocuğu. Benim kaçmak için bir şansım vardı. Ama onun için yoktu. Tekrar akan göz yaşlarımı silip, ormanlığın içinde koşmaya başladım. Çok fazla ormanda zaman geçirmiştim.

Bir süre sonra durup, dizlerimin üstüne düştüm. Yol üstüne çıkabilmeyi başarmıştım. Yeri öptüm.

"Seni ne kadar özlediğimi bilemezsin."

2 saat boyunca yolda aç, susuz, sessiz sedasız, yürümeye devam ettim. Bir kamyonun geldiğini fark edince heyecanla kamyona doğru koştum. Bitkin halimle elimi havaya kaldırıp durmasını işaret ettim. Kamyoncu abi beni fark edip durdu.

Aşağıya inip beni bir süzdükten sonra elimden tutup arabaya bindirdi. "Teşekkür ederim, efendim." bana bakıp tebessüm etti.

Durduğumuz noktada arkadan yiyecek, abur cubur getirdi. Hızlı bir şekilde yemeğe koyuldum. 2 gün açtım, susuzdum. Ağaç kemiriyordum. Kendimi resmen survivor da gibi hissetmiştim. Parkur verseler yemek için insanları yerdim.

Gözlerim bir anlığına kamyoncu abiye kaydı. Beni izliyordu, sanırım böyle yiyen kişi ilk defa görüyordu. Omuzuma dokundu, saçlarımı okşadı, gülümsedi. "Abi yolculuk nereye?"

"Seoul." dedi, mutluluktan ne diyeceğimi bilmeden kamyoncu abiye sarıldım.

"Abi tam hız Seoule doğru." Kurtulmayı başarmıştım, yine de korkuyorum. Kamyoncu abi kamyonu sürmeye devam etti. Ormanlık alandan çıkana kadar uykum gelmemişti.

**

4 saatliğin sonunda Seoule gelmiştim. Heyecandan cama vurdum. Sevinerek kamyoncu abiye bakıyordum. Arabayı durdurup," Benim yolum bu kadar gerisi sende evlat." dedikten sonra tekrar teşekkür edip kamyondan indim.

Gücümün son kalan hızıyla şehir'e gelmenin sevinciyle koşmaya başladım. İnsanların garip bakışlarını üzerimde hissediyorum. Tabi ya, nereden bilecekler beni kaçırdıklarını bu kadar şiddete maruz kaldığımı bilemezlerdi. Artık hiçbir şeyin önemi yoktu. Çünkü güvendeydim.

Uzun bir koşuşun ardından eve gelmiştim. Zile basmak yerine Jimin'in bana vermiş olduğu yedek anahtarla kapıyı açmayı tercih etmiştim. Kapıyı açmamla Jimin'i görmem bir olmuştu. Tam kapının önündeydi. Hiç beklemeden, seri adımlarla aramızdaki iki adımlık mesafeyi kapatıp ona kocaman sarıldım.

Jimin bana karşı tepki vermiyordu. Şok olmuştu. Kulağıma yaklaşıp, "Taehyung git buradan." dedi.

Dediklerinden hiçbir şey anlamayarak bir adım geriye gidip yüzüne baktım. Gözlerinden yaşlar akıyordu. Jimin'i dinlemeyip içeri girdim. İçeri girmemle kafamda tutulu bir silah hissetmiştim.

"Jungkook!"

~Umarım beğenirsiniz😊😍~

Oy kullanmayı ve yorum yapmayı unutmayın.🍬

😉

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.