Katil, içerideydi.
Korkuyla titreyerek, elimi kapının koluna koydum. Açılmıyordu. Dün gece evi kilitlediğim ve anahtarları odamdaki komodinin üstüne koyduğum aklıma gelince hemen koşarak odama gittim.
Odada kimsenin olmaması beni rahatlatmış, derin bir nefes almamı sağlamıştı. Kendimi yine de güvence altına almak adına kapının kilidinin içinde duran anahtarla, odamın kapısını kilitlemiştim. Komodinin üstünde anahtar yoktu. Fakat anahtarı dün gece buraya koyduğumdan emindim.
Resmen kapana sıkışmıştım. Nasıl çıkacaktım buradan? Pencerelere yönelip camdan aşağıya baktım. Biraz yükseklik vardı. Ama aşağıya inilemeyecek kadar tehlikeli değildi. Dolabıma ilerleyip içinden çarşafları çıkardım. Yatağımın üstünde duran çarşafı da alıp dolaptan çıkardığım çarşaflarla birbirine kenetledim.
Bağladığım çarşafların bir ucunu pencereden aşağı sarkıtırken diğer ucunu yatağın başlığına bağlamıştım.
Yavaşça sol ayağımı pencerenin dışına attım. Sağ ayağımı da dışarı atmamla çarşaflara tutunarak aşağıya indim.
Arkama bakmadan deli gibi koşuyordum. Kısa bir sürede bahçe kapısının önüne varmıştım. Sonunda bu lanetli yerden kurtuluyordum. Kapıyı zorlamama rağmen açılmamasıyla, erken sevindiğim için kendime anında küfür savurmuştum. Diğer açılmayan kapıyla -evin kapısı- arasında tek bir fark vardı.
Bahçe kapısını kilitleyen ben değil, katildi.
"Bunu mu arıyorsun?" duyduğum sesle arkama döndüm. Katil, bana doğru ağır ağır adımlar atarak parmak uçlarıyla tuttuğu anahtarı sallıyordu.
Önüme dönüp kapının sivri demirliklerine tutunarak tırmanmaya çalıştım. Korkudan ayaklarım kayıyor, bulunduğum konuma tekrar geri dönüyordum.
"İmdat! Yardım edin!" sesimi duymuş olacaklar ki bazı evlerin pencerelerinin perdesi açılmıştı.
Ben yardım edeceklerini düşünürken, onlar harekete geçmeyip pencereden beni izlemeye devam etmişlerdi.
"Ne olur yardım edin! Yalvarırım!"
Bir anda ayaklarım yerden kesilmiş havalanmıştım. Katil, beni omzunda taşıyordu. "Kimse sana burada yardım etmez." Katilin bir eli belimdeyken diğer eli ise bacaklarımdaydı. Beni bırakması için dengesini kaybetmesi gerekiyordu.
Dengesini bozmak amacıyla sırtına vurup omzunda debelendim. Ama nafileydi. "Senin yerinde olsam rahat dururdum, güzelim. Aksi halde sana yapacaklarım, aklının ucundan bile geçmez." Aralık olan evin kapısını ayağıyla hafifçe vurarak açtı.
Beni omzundan indirip sandalyeye oturttu. Masada duran ipi alıp ellerimi ve ayaklarımı bağladı.
"Hiçbir şekilde hareket etmeden usluca beni burada bekle. Tamam mı?" cevap olarak yalnızca kafamı sallamakla yetindim. Merdivenlerden üst kata çıkarak yanımdan ayrıldı.
Telefonum hâlâ cebimdeydi. İpleri çözmeyi başarırsam polisi arayabilirdim. Ayrıca ipler çözülemeyecek derece sıkı da değildi. Biraz çabaladıktan sonra çabalarım sonuç vermiş, sandalyenin arkasında duran ellerimin ipleri çözülmüştü.
Anında ayaklarımdaki iplere eğilip onları da çözmüştüm.
Merdivenlerden adım sesleri geliyordu. Telefonumu aceleyle cebimden çıkarıp ellerimi tuşların üzerinde gezdirdim. Tam polisi arıyorken, elimde tuttuğum telefonu yere fırlatıp ayağıyla üzerine bastı.
"Neden beni dinlemedin, Taehyung?" sesi hiç sinirlenmemiş gibi çok sakindi. Sakin hali daha çok ürkmemi sağlıyordu. Sorusuna yanıt vermeyip, gözlerimi kaçırdım.
"Anlaşılan cevap vermeyeceksin." tekrar beni omzuna alıp adımlarını kapıya yönlendirdi.
Bahçe kapısından da çıktıktan sonra beni omzundan aşağıya indirip arabanın ön koltuğuna bindirdi.
Kendisi de sürücü koltuğuna bindikten sonra ikimizin de emniyet kemerlerini bağlayıp arabayı sürmeye başladı.
Yol ilerledikçe hava da git gide kararıyordu. Gittiğimiz her yol ağaçlarla doluydu. Arabanın hareket etmesiyle ağaçlar yükselip büyüyor; yıkılmış evler alçalıp küçülüyordu. "Neden beni yanında götürüyorsun?"
Dediklerime cevap vermeyip arabayı sürmeye devam etti. Ani bir fren ile arabayı durdurmasıyla ödüm bokuma karışmış seslice yutkunmuştum.
"Hayvan herif." dediğimi umursamayıp arabadan indi.
Ormanlık bir alana gelmiştik. Oturduğum yerin kapısını açtı. Buraya gelirken de yaptığı gibi yine beni omzuna almıştı. "Bırakır mısın?! Aşağıya inmek istiyorum! Beni omzuna almaya iyice alıştın!" söylediklerimle yerinde durup "Ayağındaki terliklerle bu çamurlu sulara mı basmak istiyorsun? Peki, sen bilirsin." sertçe beni yere bırakıp önden ilerledi.
Ben böyle mi indir dedim öküz?
Onun arkasından yürümemle çamurlu sular terliklerimin içine girmiş, ayağıma yapışkanlık hissi vermişti.
Katille aramızdaki mesafe git gide açılmıştı. Ben niye onu takip ediyordum ki? Kaçmak için iyi bir fırsattı. Bir saniye bile düşünmeden arkama dönüp koşmaya başladım. Katil, kaçtığımı fark etmiş olacak ki arkamdan bağırmıştı.
"Söylediklerimi dinlememekte hâlâ ısrarcısın, Taehyung! Seni bulamayacağımı düşünüyorsan eğer çok büyük yanılıyorsun!"
---------------------------
Nasılsınız aşkolar?
Bölüm nasıldı? Fikirlerinizi belirtmeyi unutmayın.
Gelecek bölümde görüşmek üzere, hoşçakalın💜