İçeriğe geç

Red Flowers | Taekook

Bölüm 5 · 4 dk okuma

Red Flowers | Taekook

Bölüm 5

5| Evine Hoş Geldin Güzelim

Dediklerinden hiçbir şey anlamayarak bir adım geriye gidip yüzüne baktım. Gözlerinden yaşlar akıyordu. Jimin'i dinlemeyip içeri girdim. İçeri girmemle kafamda tutulu bir silah hissetmiştim.

"Jungkook!"

***

Başıma keskin bir ağrının girmesiyle elimi başıma götürüp kapalı olan gözlerimi araladım.

Ben neredeydim böyle?

Olanları hatırlamamla anında yattığım koltukta dikleşip karşımda duran kişiye baktım.

"Seni bulamayacağımı mı sandın, Taehyung?"

Jungkook'u görmemle şok olmuş ağzım açık bir şekilde ona bakmıştım. Karşısında resmen put gibi kalmış, hiçbir şey diyemiyordum. Sadece gözlerimi açıp kapatarak derin derin nefesler alıp korkudan hızlı atan kalbimi yavaşlatmaya çalışıyordum.

"Jungkook?" diye seslendim. Gözlerini gözlerime dikti. Olduğum yerden yanına gelmek üzere kalktım. Kolumu anında tutarak sıkıp beni koltuğa geri attı.

"Neden bana bunu yapıyorsun? Benden ne istiyorsun? Sana her şeyi verebilirim. Hatta ne istersen yapabilirim."

Elini çenesine götürüp, düşünüyormuş gibi yaptı. Bir anlığına gözleri gözlerime kaydı. Gözlerimi ne kadar ondan çekmeye çalışsam da gözlerim bakmak için tekrar ona kayıyordu.

"Demek ne istersem yaparsın.

Öyle mi?"

Kollarını bağdaş yapıp, yüzüme doğru eğildi.

"Her şeyi öyle mi?" yakınlığımızdan dolayı kalbimin hızlı atmasından yutkunmuştum. Kafamı evet anlamında salladım. Yüzü çok yakındı. Kıskanmıştım. Benden daha güzel birisi karşımda durup bana bakıyordu.

"Taehyung, biliyor musun bebeğim? Gün geçtikçe insanlara zarar vermekten daha çok hoşlanıyorum. Sözlerle anlatılamayacak kadar zevk veriyor bana."

Birbirimize yakın olan yüzlerimizi uzaklaştırıp sırtımı koltuğa yasladım.

Böyle cümlelerle konuşması beni korkutuyor, tüylerimi diken diken ediyordu.

Tam o sırada aklıma Jimin'in de burada olduğu dank edince bulunduğumuz odanın içerisinde gözlerimle Jimin'i aradım. Önümde göremeyince kafamı yandan arkaya çevirdim. Ayakta uyuyan bir adam

-Jungkook'un adamı- Jimin'e silah tutuyordu.

"Siz nasıl mafyasınız ya? Adamınız silah tutarken bile yanımızda uyuyor. Ayrıca senden korkuyorum,

Jungkook!" dememle -uyuduğunu sandığım- Yoongi ile birlikte gülmeye başlamışlardı. Komik bir şey söylediğimi hatırlamıyordum.

Jungkook yüzüme yaklaşıp, boynuma öpücük kondurdu.

"Ben istersem seni bile alabilirim Taehyung."

"Çek o pis ellerini üzerimden. Senden nefret ediyorum."

Jungkook'un aklından neler geçiyordu? Merak ediyordum. Yüzüm gerginlikten gerilmiş, vücudum korku ile kaplanmıştı.

Tekrar Jimin'in nerede olduğuna bakmak için etrafta gözlerimi gezdirirken kapının orada

-Jungkook'un adamı Yoongi- onu sımsıkı tutuyordu. Jimin'e bakarken Jungkook, beni çenemden tutup kendi yüzüne çevirdi.

"Ben varken başka kimseye bakamazsın, Kim Taehyung."

Yutkundum.

Benimle nasıl böyle konuşabiliyordu?

Onun çenemde duran elini sertçe çekip, tekrar kafamı Jimin'e çevirdim.

"Jungkook arkadaşımı bırak. Beni buldun. Ne yapacaksan bana yap. Onu rahat bırak."

"Onunla sadece biraz eğleneceğiz." demesiyle anında irisleri mi Jimin'e çevirdim. Jimin, bana

bakışlarıyla bir şeyler anlatmaya çalışıyordu.

Yoongi'nin kolları arasından çıkmak için ne kadar çok çırpınsa da, Yoongi'nin güçlü kolları onu hiç bırakmayacakmış gibi sımsıkı sardığından bir türlü çıkamıyordu.

Jimin, kollarının sıkılmasından dolayı acıyla karışık yüksek bir sesle "Canım yanıyor. Bırak beni şerefsiz herif!!" demişti. Yoongi dediklerine aldırış etmemiş olacak ki sımsıkı tutmaya devam ediyordu. Ne kadar çabalasa da kaçamıyordu.

Aniden Jungkook'un karşımdaki koltuğa geçip oturmasıyla ona bakan gözlerimi kaçırıp yerde duran halının motiflerine çevirdim. Rahatsız edici bir şekilde yüzüme bakıyordu. Hissediyordum. Vücuduma bakıp beni baştan aşağıya süzüyordu.

Bakışlarımı yerdeki halının motiflerinden çekip Jungkook'a çevirdim. Gözlerinin içine her baktığımda ona karşı hislerim değişmeye başlıyordu sanki. İçinde yatan iyiliği görüyordum.

Odada oluşan sessizlikle Jungkook'tan bakışlarımı çekip az önce Jimin'in olduğu yere bakmıştım.

Yoktu.

Jungkook'a o kadar dalmıştım

ki Jimin'in odadan çıkışını bile görememiştim.

Endişelenip aceleyle ayağa kalktım. Jungkook kolumdan sertçe tutup beni aynı yere geri oturttu.

"Hiçbir yere gidemezsin, Taehyung."

***

Jungkook'un adamını tek gördüğümde gözlerim dolmuştu.

Jimin neredeydi?

"Jungkook." sesim titremişti.

Çenemden tutup yüzümü kendi yüzüne çevirdi.

Kaşlarını çatmıştı.

"Ne oldu, Taehyung?"

Jimin'i öldürmüş olma ihtimalleriyle yüreğim sıkışıyor, nefesim daralıyordu.

"Jungkook, Jimin nerede!?

Ne yaptınız ona!?"

Bağırarak konuşmamla Jungkook, yüzünü buruşturup kaşlarını çatmıştı.

Kolumdan tutup kendine çekerek beni oturduğum yerden ayağa kaldırdı.

Kolumdaki sıkı tutuşunu bırakmayarak kulağıma eğilip "Bir daha bana karşı sesini yükseltecek olursan eğer öldüğünü düşündüğün ama ölmemiş olan arkadaşını bizzat kendi ellerimle boğarak gözlerinin önünde öldürürüm, Taehyung!"

"Anladın mı beni?" gözlerimi ondan kaçırarak cevap vermeyip kafamı onaylarcasına salladım.

"Duyamadım? Anladın mı beni, Taehyung?"

Bir anlığına sinirlenip kendime hakim olamayarak sesimi yükseltmiştim.

Şimdi ise öfkeli halimden eser kalmamış onun yerine korkak, dediği her şeye itaat edecek kadar güçsüz bir kişiliğe bürünmüştüm.

"Anladım."

Sıktığı kolumu serbest bırakıp benden bir adım uzaklaşarak sırıttı.

"Güzel. Seninle bu dilde konuştuğumda anlaşabiliyoruz, Taehyung."

Vücudumu süzüp etrafımda dolaşarak ağır adımlarla yürüdü.

"İyi anlaşabilmemiz için değer verdiğin insanlarla seni tehdit ederek mi konuşmalıyım, güzelim?"

"H-hayır."

Ellerini omuzlarıma koyup kendine çevirdi.

"O zaman beni seni tehdit edecek duruma getirtme."

Telefonunun çalmasıyla omzumda duran ellerini çekti.

Telefonunu eline alıp gelen çağrıyı yanıtladı. Benden uzaklaşıp odanın içinde yürümeye başladı.

Yere bakarak yürüyüp telefonla konuşuyordu.

"Minho, beni rahatsız etmemeni sana söylediğimi hatırlıyorum!"

Yürümeyi kesip bakışlarını yerden kaldırarak bana baktı.

"Lanet olsun! Buraya geleceklerini tahmin etmeliydim."

"Tamam, Minho. Siz Hoseok'la onları oyalarken ben oraya diğer adamlarımı yollayıp geleceğim."

Telefonu kapatıp yanıma geldi.

Kolumdan tutup sürükleyerek odadan çıkardı.

"Jungkook, neler oluyor? Nereye gidiyoruz?"

Dediklerime cevap vermeyip koşar adımlarla yürüyerek beni peşinde sürüklemeye devam etti.

"Jungkook, sana bir soru sordum?"

Aniden durmasıyla afallayıp başımı duran koluna çarpmıştım.

"Çeneni kapa, Taehyung! Başkalarına olan sinirimi senden çıkarmamı istemiyorsan sus!"

Bağırmasıyla irkilip bakışlarımı kaçırdım.

Tekrar kolumdan tutmasıyla

nereye götüreceğini bilmeden ses çıkarmayıp beni peşinden sürüklemesine izin vermiştim.

Oy vermeyi yorum yapmayı ve fikirlerinizi belirtmeyi unutmayın aşkolar💜

Gelecek bölümde görüşmek üzere.😘

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.