Selene, o günden sonra kütüphanenin karanlık kuytularından çıkamaz olmuştu. Kendini aynada her izlediğinde, gözlerinin bir anlığına altın sarısı parladığını görüyordu. Artık o popüler, sarkastik kız değildi. Elara, onunla gizli antrenmanlar yapıyor, dolunaydan önce onu kontrol etmeyi öğretmeye çalışıyordu. Selene, içindeki o vahşi canavarın her geçen saniye biraz daha kontrolü ele geçirdiğini hissediyordu. Bir gün sınıfta, bir öğrenci ona laf attığında pençelerinin uzadığını fark edip tuvalete kaçtı. Aynaya baktığında, bir canavarın yüzünü değil, kendi yüzündeki o korkunç değişimi gördü. Ben artık sadece bir insan değilim, diye düşündü, elleri titrerken.
Melina ise kendi içinde bambaşka bir savaştaydı. O gün okul çıkışı Alaric ile karşılaştığında, içinde yükselen o anlamsız öfkeyi durduramadı. "Beni kurtarman gerekmiyordu," dedi Alaric'in üzerine yürüyerek. "Sizin bu korumacı tavırlarınızdan, o karanlık sırlarızdan bıktım!" Alaric, Melina'nın acı dolu gözlerine baktı, tek bir cevap bile vermedi. Sadece derin bir nefes alıp arkasını döndü.
Cassian oradaydı. Melina'nın o kırılgan halini gördü ve hemen yanına gitti. "Seni eve bırakayım, burası senin için güvenli değil." Arabada sessizce eve gittiler. Cassian'ın ailesinin devasa evindeki yemek masası, o kadar sessizdi ki, sadece çatal sesleri yankılanıyordu. Yemekten sonra Cassian onu kapıya kadar geçirdi. Tam Melina arkasını dönüp içeri girecekken, Cassian onu durdurdu ve yanağına hafif, gizli, bir o kadar da derin bir öpücük kondurdu. Melina şaşkınlıkla ona bakarken, Cassian hızla oradan uzaklaştı.