Kütüphanenin içi, sanki bir hortumun kalbi gibiydi. Melina’nın bedenini ele geçiren o kadim varlık, gözlerinden sızan siyah bir sisle etrafı darmadağın ediyordu. Cassian, kütüphanenin girişinde bir bariyer oluşturmuş, tüm gücüyle o sisin dışarı sızmasını engelliyordu.
"Selene!" diye bağırdı Cassian, sesi acı doluydu. "Onu serbest bırakmalıyız, ama tek başıma yapamam!"
Selene, yaşadığı pişmanlığın ağırlığıyla dizlerinin üzerine çökmüştü. Elara ise köşede, elindeki eski bir kitaptan mırıldanarak bir şeyler yapmaya çalışıyordu. Elara’nın parmak uçlarından yayılan o zayıf, altın sarısı ışık, Melina’nın etrafındaki karanlıkla çatışıyordu.
Elara bir cadıydı. Bunu ilk kez şimdi, havada uçuşan kitapların arasında, korkuyla titrerken fark ediyordu. Ama gücü henüz kontrolsüzdü.
"Yardım et!" diye bağırdı Elara, Selene’e. Selene, şaşkınlığını bir kenara bırakıp elini Melina’nın soğuk eline uzattı. O an, Selene bir şey hissetti; Melina’nın bedeninin altından geçen, bir vahşi hayvanın nabzı gibi atan bir sıcaklık. Selene, vücudundaki o kontrol edilemeyen gücün, bir kurt sürüsünün vahşiliğinden geldiğini fark etti. O bir kurt adamdı, ama bunu şimdiye kadar hiç bastıramamıştı.
"Ona tutun!" dedi Elara.
Tam o sırada kütüphanenin kapısı kırıldı. İçeri giren Alaric'ti. Ama bu kez üzerinde o soğuk, mesafeli tavrı yoktu. Elinde, üzerinde kadim rünler kazınmış gümüş bir hançer tutuyordu.
"Melina'yı öldürmeyeceksin!" diye bağırdı Cassian, Alaric'in üzerine atılarak.
"Onu kurtarmaya çalışıyorum, aptal!" dedi Alaric. Dövüşürken bile gözleri, Melina’nın sarsılan bedenindeydi. Alaric, Cassian'a vurduktan sonra Melina'nın yanına diz çöktü. O an, Alaric'in cebinden bir fotoğraf düştü. Fotoğraf, Melina'nınkiyle aynıydı ama arkasında küçük bir not vardı: 'Sevdiğimi korumak için, kendi ruhumu defalarca kurban ettim.'
Alaric, o sert adamın ardındaki kırılganlığı o an gösterdi. Melina'nın saçlarını geriye itti ve fısıldadı: "Seni yüzyıl önce de kaybettim, Melina. Bu kez değil."