Ravenmoor Lisesi’nin kütüphanesinde hava, dışarıdaki fırtınadan daha karışıktı. Selene, Alaric’in kendisine söylediği o acımasız sözlerin yarattığı öfkeyle doluydu. "Sen, sadece bir fanisin. Benim için sadece bir toz zerresisin," demişti Alaric. Selene, hayatında ilk kez reddedilmişti ve bu gururuna dokunmuştu.
Melina, kütüphanenin arka raflarında Ravenmoor'un gizli tarihini araştırırken, Selene ona doğru yaklaştı. Yüzünde alışıldık o alaycı, sarkastik gülümsemesi vardı.
"Hâlâ o tozlu kitapları mı karıştırıyorsun, Melina? İnan bana, aradığın cevaplar kütüphanede değil. Eğer gerçekten ne olduğunu bilmek istiyorsan, Cassian’ın o kilitli çalışma odasına girmen gerek. Babası orada, seninle ilgili tüm 'dosyaları' tutuyor."
Melina şüpheyle arkadaşına baktı. "Neden bana bunu söylüyorsun, Selene?"
Selene gözlerini devirdi. "Çünkü Cassian’ın senin üzerinde kurduğu o 'aziz kurtarıcı' rolünden bıktım. Herkesin bir karanlık tarafı vardır, Melina. Hatta onun bile."
Melina, Selene’in bu kadar dürüst olmasına şaşırmıştı. Ancak Selene, koridordan ayrılır ayrılmaz telefonuna sarıldı. Cassian’a kısa bir mesaj geçti: “Kuş kafesten çıkmak üzere. Kütüphanedeki gizli bölmeye yönlendirdim.”
Selene, Melina’yı satmıştı. Çünkü Cassian’ın ilgisini çekmek ve onun gözünde Melina’dan daha "bilgili" biri olmak istiyordu. Ancak planı düşündüğünden daha hızlı ters tepti.
Melina, kütüphanenin arkasındaki o gizli odaya girdiğinde, karşısında bir dosya değil, yüz yıl önce mühürlenmiş olan o karanlık varlığın aynasını buldu. Odaya girdiği anda kapı kilitlendi. Dışarıdan gelen ses, Cassian’ın sesi değildi. O, mühürlenmiş olanın sesiydi.
Kütüphanenin camları patladı. Selene, dışarıdaki koridorda bunu duyduğunda kanı dondu. Melina’nın çığlığı tüm koridorda yankılandı.
Selene o an anladı; o, sadece Melina’yı değil, tüm kasabayı bir kurban gibi o iblisin önüne atmıştı. İçindeki o alaycı kız sustu, yerine buz gibi bir korku ve pişmanlık oturdu.
Tam o sırada, Cassian koridorun sonunda göründü. Selene’e doğru yürüdü, gözlerinde merhamet değil, saf bir yıkım vardı.
"Ne yaptın sen?" diye fısıldadı Cassian. "Melina’yı sadece korumuyordum, Selene. Onu tutuyordum. Mührü tutuyordum."
Selene, Melina’nın odadan gelen boğuk iniltilerini duyduğunda yere yığıldı. Ama o an, kütüphanenin tavanından aşağıya, Melina’nın üzerine doğru yavaşça inen gölgeyi gördüğünde herkesin nefesi kesildi.
Gölge, Melina’ya dokunmadı. Aksine, Melina’nın gözleri aniden tamamen siyaha döndü ve havaya yükseldi. Melina, 1824 yılındaki o fotoğraftaki kızı uyandırmıştı. Ve o kız, artık Melina’nın bedenindeydi.