Emir kitabın ilk sayfasını çevirdi.
Sayfadaki mürekkep sanki yeni dökülmüş gibiydi. Harfler, loş ışığın altında hafifçe parlıyor, kitabın eski görünümüne hiç uymuyordu. Derin bir nefes aldı ve okumaya başladı.
Bazı insanlar dünyaya büyük hayallerle gelir.
Bazılarıysa yalnızca sevilmek ister.
Meral Kaya, küçük bir sahil kasabasında dünyaya gözlerini açtı. Doğduğu gün deniz dalgalıydı. Ebeler bunun uğursuzluk olduğunu söylese de annesi, kızını kucağına alıp sadece gülümsedi.
"Hayatı ne getirirse getirsin, sen hep gül."
Meral, çocukluğunu denizin kıyısında geçirdi. Eski taş sokaklarda koşar, okul çıkışlarında doğruca kütüphaneye giderdi. Onun en yakın arkadaşları insanlar değil, kitaplardı.
Babası marangozdu.
Her akşam eve geldiğinde ceplerinden talaş dökülürdü.
Bir gün Meral'e küçük bir tahta kutu yaptı.
Kutunun kapağına tek kelime kazımıştı.
"Hatıralar."
Meral yıllarca en değerli eşyalarını o kutuda sakladı.
İlk mektubunu...
İlk kuruttuğu papatyayı...
Ve çocukken yazdığı ilk hikâyeyi...
Yıllar geçti.
Meral liseyi bitirdiğinde kasabaya yeni taşınan bir aile vardı.
Ailenin oğlu, Kemal, sessiz ve içine kapanık biriydi. İlk kez okul kütüphanesinde karşılaştılar.
İkisi de aynı kitabı almak için uzandı.
Kemal elini geri çekti.
"Sen al."
Meral gülümsedi.
"Birlikte okuyabiliriz."
İşte her şey o cümleyle başladı.
Aylar içinde birbirlerinin en yakın arkadaşı oldular.
Sonra dostluk, yerini sevgiye bıraktı.
Evlendiklerinde ceplerinde çok az para vardı.
Ama küçük evlerinin duvarlarında kahkahaları yankılanıyordu.
Her pazar sabahı birlikte kahvaltı yaparlar, ardından uzun yürüyüşlere çıkarlardı.
Meral, bu günlerin hiç bitmeyeceğini sanıyordu.
Fakat hayat, insanlara alışmaları için güzel günler verirdi.
Sonra onları sessizce geri alırdı.
Kemal iş hayatında yükseldikçe eve daha az gelmeye başladı.
Masadaki iki tabaktan biri hep boş kalıyordu.
Meral bunu hiç dile getirmedi.
Çünkü sevginin sabretmek olduğuna inanıyordu.
Yıllar geçti.
Saçlarına beyazlar düştü.
Ev sessizleşti.
Duvar saati artık eskisinden daha yüksek sesle çalışıyor gibiydi.
Bir sonbahar günü telefon çaldı.
Hastaneden arıyorlardı.
Meral koşarak acil servise gitti.
Koridorda saatlerce bekledi.
Sonunda doktor ağır adımlarla yanına geldi.
Hiçbir şey söylemesine gerek yoktu.
Meral, gözlerinden gerçeği anlamıştı.
O günden sonra evde yalnız yaşamaya başladı.
Her sabah iki fincan çay demledi.
Birini içti.
Diğerini ise pencerenin önünde saatlerce beklettikten sonra sessizce lavaboya döktü.
Komşuları bunun bir alışkanlık olduğunu sanıyordu.
Ama Meral biliyordu.
Bazı insanlar gittikten sonra bile sofradaki yerleri boş kalmazdı.
Seksen yaşına geldiğinde eski tahta kutusunu yeniden açtı.
İçindeki ilk hikâyeyi eline aldı.
Sayfanın en altında çocukken yazdığı tek cümle vardı.
"Her insanın bir hikâyesi vardır."
Meral gözlerini kapattı ve hafifçe gülümsedi.
Belki de gerçekten öyleydi.
Kitabın son sayfasını çeviren Emir'in karşısına tek satırlık bir not çıktı:
"Bu hikâyenin eksik kalan tarafı, Kemal Aydın'ın kitabında yazılıdır."
Emir yavaşça kitabı kapattı.
Raflarda onu bekleyen ikinci kitabın sırtında tek bir isim parlıyordu.
Kemal Aydın.
