Göz kapaklarım kurşun gibi ağırdı ama yavaşça aralamayı başardım. Görüşüm netleştiğinde karşımda ilk gördüğüm yüz Lucien oldu. Günlerdir uyumamış gibiydi; gözleri ağlamaktan kan çanağına dönmüş, altları mosmor halkalarla kaplanmıştı. O her zaman meydan okuyan dudakları, güvertede şifacı diye bağırmaktan çöl toprağı gibi kurumuş, çatlamıştı.
Gözlerimi açtığımı gören Lucien’in yüzünde ani bir aydınlanma oldu, sevinçle haykırdı: “Uyandı! O uyandı!”
Bu coşkulu nidasıyla birlikte kolları bedenimi tekrar sıkı sıkı sardı; sanki bıraksa parmaklarının arasından kayıp okyanusa karışacak bir hazineymişim gibi kenetlendi bana. Sonra başını hafifçe kulağıma yaklaştırdı. Titreyen nefesi tenimi tırmalarken, sesinde çaresiz bir ezgi vardı.
“Seni hâlâ çok seviyorum ve senden ayrılmak istemiyorum Scarlett. Lütfen... Lütfen bana bir cevap ver. Ben bu belirsizliğin karanlığında daha fazla yaşayamam.”
Zihnim hâlâ bulanıktı. “Ben… Ben hâlâ anlayamıyorum Lucien,” diye mırıldandım güçlükle. “Babanın ölümüne sebep olan o savaşta karşı karşıyayken... Tüm bunlara rağmen hâlâ beni mi istiyorsun?”
Sesi, odanın ahşap duvarlarında isyankâr bir dalga gibi yankılandı. “Evet Scarlett! Uzun zamandır seni deli gibi seviyorum. Bunu sana belli etmek, hissettirmek istedim. Denedim… Hem de çok uzun süre denedim. Ama sen o kadar kördün ki anlayamadın. Ve ciddiyim; artık hiç kimse, hiçbir intikam beni senden vazgeçiremez. Buna kendi canım da dahil.”
“İyi ama biz düşmandık Lucien,” dedim, sesimdeki şüpheyi gizleyemeyerek. “Hem de kanlı bıçaklı... Daha iki gün önce göğsüne kılıç saplayan el benimkiydi. Her şeye rağmen beni cidden seviyor musun?”
“Aklımın ve kalbimin her bir köşesi tamamen sana ait Scarlett. Evet, seni hâlâ ilk günkü gibi, hatta daha da büyük bir delilikle seviyorum. Kendimi kanıtlamak için daha ne yapmam gerek?” Sesi, az önceki isyankâr tondan sıyrılıp kadife gibi yumuşadı, gözlerimin içine dürüstçe baktı. “Ben sana aşığım Scarlett.”
O an göğsümün tam ortasında, korsenin sıktığı o yerde bir şeyler kıpırdamaya başladı. Sıcak, yabancı ama çok iyi bir şeyler… Galiba ben de ona karşı boş değildim. Ama bir insanın birine âşık olduğunu anlamasının bir testi var mıydı ki? Hayatımda hiç kimseyi bir aşık gibi sevmemiştim. Hiç âşık olmamıştım ki nereden bilecektim?
Zihnimde ani bir fikir şimşeği çaktı. Ne hissettiğimi çözmek için içimden hayatımdaki en önemli insanları sırayla geçirecek, onlara duyduğum sevgiyle Lucien’e hissettiğimi kıyaslayacaktım. Eğer hiçbirinde Lucien’deki o tuhaf hissi bulamazsam, teşhis belliydi: Aşıktım.
Sırayla başladım: Emma, Dorian, Ronan ve Noah.
Emma’yı düşündüm; içimi sıcacık, neşeli bir sevinç kapladı. Güvenli bir liman gibiydi.
Dorian’ı, abimi düşündüm; kalbimde sarsılmaz bir umut ve koruma içgüdüsü doğdu.
Ronan’ı düşündüm; damarlarımda bir kararlılık ve omuz omuza çarpışma hissi uyandı.
Noah’ı düşündüm… İşte o an, içimde biriken nefretin külleri rüzgârda tekrar savruldu, dişlerimi sıktım.
Ve son olarak... Lucien.
Lucien’i düşündüğüm an, göğüs kafesimde rengarenk bir kelebek havalandı, kanatları kalbime çarptı. Evet, tam olarak bunu hissettim. Başkaydı, hepsinden çok başkaydı. Galiba ben de bu amansız düşmana sırılsıklam âşık olmuştum.
Lucien sessizliğimden korkarak sorusunu yineledi: “Scarlett, cevap ver. Lütfen.”
Kelimelerimi daha fazla saklamadım, derin bir nefes alıp itirafımı fırlattım: “Lucien… Ben… Nasıl açıklayacağımı inan bilmiyorum ama galiba ben de seni çok seviyorum. İki gün önce sana o kılıcı sapladığım an bile içimde bir şeylerin kırıldığını hissetmiştim ama adını koyamamıştım. Sonra kendimi farkında bile olmadan senin yarana bakarken, senin için endişelenirken buldum. Ben seni seviyorum Lucien. Senin bir başkasına ait olma fikri bile içimi ürpertiyor.”
Evet, tüm bu kelimeler ağzımdan tek bir nefeste, bendeki tüm barajları yıkarak dökülmüştü. Sonunda başarmıştım.
Lucien donakaldı. Büyük bir şaşkınlıkla dudaklarının arasından dökülen tek şey, fısıltı halinde ismim oldu: “Scarlett…”
Yeter be adam, diye geçirdim içimden, ismimi mi ezberliyorsun? Bir şeyler yap artık!
Ben içimden bunu geçirir geçirmez Lucien sanki aklımı okumuş gibi yüzünü yüzüme yaklaştırdı. Dudaklarımın kenarına, tüy kadar hafif ama yangın çıkaracak kadar sıcak, yumuşak bir buse kondurdu. Ardından yavaşça geri çekildi.
“Umarım seni rahatsız etmemişimdir Scarlett ama… Galiba şu andan itibaren çıkıyoruz bebeğim?”
Yüzümü hafifçe ekşittim. “Bana lütfen 'bebeğim' falan deme, hiç sevmem. Onun yerine daha ölümcül, denizlere yakışır bir şey diyebilirsin.”
Lucien’in dudaklarında muzip bir tebessüm kıvrıldı. “Pekâlâ, sana 'Pusula Gözcüsü' diyebilir miyim?”
Gülümsedim. “Kabul, Kasırga.”
“Demek benim adım da Kasırga oldu ha, Gözcü?”
Demek böyleydi. Bundan sonra benim adım onun dilinde Pusula Gözcüsü’ydü, o ise benim denizlerimi altüst eden Kasırga'mdı.