Sabah ilk saatlerde uyandım ve tekrardan üstüme aynı şeyleri giyinip Lucien’i uyandırmak için ona yöneldim fakat o uyanıktı. Açıkçası çok şaşırmadım dünkü ihanetin üstüne.
O zaten giyinikti, dün pijamalarını bana vermişti. Bu yüzden hızla kapıyı araladım ve karşımda tüm ekibi görünce şok oldum.
“Burada ne yapıyorsunuz?”
“Biz sizi uyandıralım diye geldik.” Atılan Emma’ yı. Dünün aksine oldukça neşeli durmaya çalışıyordu fakat gözünün altındaki morarırlık dünün bir armağanıydı.
“Tamam tamam,”
Çok da uzun olmayan bir yürüyüşün ardından tekrar Vanya ile düello yaptığımız yerdeydik.
“Of çok yoruldum.” Dedi Emma.
“Emma gitmek istediğine emin misin? Dün çok kötüydü.” Bunları söylememle yüzündeki tatlı tebessüm soldu ve gözünden ufak bir yaş yanağını yalayıp geçince içimde bir kırılma hissettim.
“Eminim…” harfler sanki kesik kesik gelmişti.
“Bak, eğer iyi değilsen geri dönebiliriz. Bunu anlayışla karşılarım.” Bunun üstüne bir yaş daha düştü. Bir kırıklık daha hissedince kendimi çok daha kötü hissettim.
“Scarlett, bu konuyu kapatsak olur mu?” dedi. “Ve evet eminim, gidelim.”
Başımı salladım ve önüme döndüm. Anlaşılan bu konu açılmamak üzere kapanmıştı.
“Neyse,” dedim “şimdi bizi bekleyen adaya gitmemiz için son kez yolculuk yapacağız. Yarın sabahın ilk saatlerinde orada olmamız lazım.” Bir nefes aldım ve kelimeleri fırlatmaya devam ettim. “Şimdi bizi bekleyen gemiye gitmemiz gerek. Burada yeterince oyalandık.” Dedim ve elimle ileriyi işaret edip yöneldim, ilerlemeye başladım, topuklarımı yere vura vura adımlar attım.
Şehir merkezinde olduğumuzdan dolayı liman oldukça yakındı. Kısa süreli yürüyüşün ardından gemimize ulaştık.
“Hadi bakalım. Herkes gemiye binsin. Son sayımı yapıp yanınıza geleceğim.” Herkes başıyla onayladı ve gemiye geçti.
Sırayla gelenleri saydım. Herkesin geldiğinden emin olunca ben de gemiye geçtim. Güverteden dümene ilerledim.
“Şimdi Vespera için hazırız.” Dedim. “Buradan sonra dönüş yok. Maalesef başımıza ne gelecek bilmiyorum. Şimdi bana denizler üzerine yemin etmenizi istiyorum.” Dediğimde herkes başını salladı.
“Bu yolda hep beraber olacağımıza, ölen olursa veya ağır yaralanan olursa, buna ben de dahil geriye dönüp de zaman kaybetmeyeceğinize, birbirimizi koruyacağımıza denizci yemini vermenizi istiyorum.”
“Bu yolda hep beraber olacağımıza, ölen olursa veya ağır yaralanan olursa dönüp de zaman kaybetmeyeceğinize, birbirimizi koruyacağımıza denizci yemini veriyorum.” Diye atıldı Dorian. Zaten bu bizim aramızda her yolculukta verilen bir söz olduğundan dolayı alışıktı.
Sırayla herkes verdi. En son veren kişi Lucien oldu.
Uzun süre bu yemini kafasında tartmışa benziyordu.
Tek kaşımı kaldırıp sorar tonla “Lucien?” dedim.
Bunun üzerine kaygılı da olsa bir cevap almayı başardım.
“Pekâlâ, neydi şu kelimeler? Ha şimdi hatırladım. Bu yolda hep beraber olacağımıza,” duraksadı. Düşündü ve devam etti. “Ölen olursa veya ağır yaralanan olursa dönüp de zaman kaybetmeyeceğinize,” duraksadı. “Bu yemini kim buldu bu kadar uzun? Ayrıca sen yaralanırsan kesinlikle zaman kaybedecek olsam da geride bırakmam.”
“Lucien!” dedim sinirlenerek.
“Pekâlâ Gözcü… birbirimizi koruyacağımıza denizci yemini veriyorum.” Dedi. “Oldu mu?” başımla onayladım.
Hava kararmıştı. Artık yatmamız gerekiyordu.
“Neyse. Hadi gidelim ve yatalım. Abi, sen biraz bekler misin?” Dedim ve herkesin odaları dağılmalarını izledim en son ben ve abim kalınca söze girdim.
“Noah, onu sen bu guruba aldın.” Bir nefes aldım. “sadece şunu sormak istiyorum, noaha neden bu kadar güveniyordun, sana niye bu kadar güven verdi?”
Dorian yeterince utanmış duruyordu. Her halinden suçlu hissettiği belliydi.
“Ben de bilmiyorum, onu bana çeken bir mıknatıs vardı ama,” duraksadı. “Ama ona nedense fazla güvendim, nedenini bilmiyorum.” Başımı salladım ve son sözleri söyledim, “lütfen herkese söyle, bugünden itibaren kimse o şerefsiz hakkında tek söz etmesin abi.” Başını salladı ve odasına gitti. Bende odaya gidiyordum ki bileğimi, saran bir el yakaladı.
“Scarlett…”
Uzun zamandır bana ismimle değil de lakabımla sesleniyordu. Bunu biraz garipsedim. Şaşkınlıkla ona döndüm.
“Kasırga. Neden sesin bu kadar endişeli?”
Boğazını temizledi. “Benim Pusula Gözcüm, ölümcül bakışlı yeşilim, senin için endişeliyim. Sana zarar gelmesinden korkuyorum.”
“Benim denizlerimi alt üst eden kasırgam…” diye söze girdim. “Emin ol ben de senden korkuyorum. Neyle karşılaşacağımız belli değil, farkındayım…” derin uzun bir iç çektim. “Ama buradan sağ salim kurtulursak emin ol nikahı basacağım. Seni çok seveceğim ve öyle sıkı sarılacağım ki böbreklerin patlaya bilir.” Gülümsedim ve ellerini yakaladım. Baş parmağımla onun elini okşarken söze devam ettim. “Evlenince de küçük Kasırga-Gözcü çocuğumuz hatta ve hatta çocuklarımız olacak.” Onun da güldüğünü görünce mutlu oldum.
“Bir kızımız olacak mavi düz saçlı, bir de oğlumuz olacak kızıl kıvırcık saçlı…” bunun bir hayale giriş olduğunu anladım ve anlaşılan uzun bir hayal olacaktı. Bu kadar zamanımız yoktu, bir an önce dinlenmemiz gerekti. Bunun nedeniyle sözünü bölmek zorundaydım. Aslında bu güzel hayali dinlemeyi çok isterdim ama maalesef dinleyemezdim.
“Kasırga, inan senin bu güzel hayalini dinlemek isterdim ama maalesef uyumalıyız. Hadi gidelim ve uyuyalım. Yarın büyük gün.” Dedim ve gülümseyip ellerinden yavaşça tüydüm.