İçeriğe geç

Pusula Gözcüsü

Bölüm 22 · 3 dk okuma

Pusula Gözcüsü

Bölüm 22

Vespera

Günün doğduğu gök yüzünün en turuncu rengindeyken uyandım. Kıyafetlerimi değiştirme gereği duymadım. Zaten oldukça rahattı. Sadece başıma kırmızı bir bandana geçirip odadan ayrıldım.

Dümene ilerlerken Vanya herkesten önce uyanmış, geminin pruvasında etrafa bakıyordu. Dirseklerini geminin tahtalarına yaslamıştı.

Yanına yaklaştığımda beni fark etmemişti. Yeterince yaklaştığımda seslenecektim ki bir şeyler mırıldandığını fark ettim. Sesi çok boğuktu ama aralarından bazılarını ayırt ettim.

“Seni kurtarmaya geliyorum Keal. Seni oradan çekip alacağım.”

Bir saniye! Keal kim? Yoksa Vanya Ronan’ı aldatıyor muydu?

“Sen ne yapıyorsun Vanya? Keal kim? Sen Ronan’ı aldatıyor musun?” o an ağzıma ne geldiyse söyledim.

Hemen arkasına döndü ve bana baktı.

“Hayır tabi ki! Keal…” dedi ve sözü havada asılı kaldı.

“Keal kim Vanya?”

“Kim olduğunu söyleyemem ama şunu söyleyeyim ben Ronan’ı aldatmıyorum!”

Sonrasında bir sessizlik oldu.

“Bana her şeyi anlatacaksın.” Derken yanına ulaştım.

“Merak etme birazdan adada her şeyi açıklayacağım. Lütfen şimdi sus ve bir an önce Vespera’ya varalım.”

Başımla onayladım.

Uzun süren dümen çevirmenin ardından o ada gözüktü.

Uzun süren yolculuk, savaş, zaman…

Artık karşımızdaydı. Yemyeşil bir adaydı. Daha ilk görüşte ağaçların arasından sarkan sarmaşıklar yeşil otlar ve ağaçlar.

Yemyeşil bir adaydı.

Son kezmiş gibi güverteye bağırdım.

“Kara göründü…”

Bunu duyan ekip hızla yanıma ulaştı. Vanya’nın gözleri yemyeşil adaya kilitlenmişti.

Adaya yaklaşınca demir attık ve sırayla gemiden indik. İlk başta bizi sahil kumları karşıladı ve ileride ağaçlarla, yeşillikli derin bir orman manzarası bulunuyordu.

Yavaş yavaş ilerledik, ilerledik…

Sonra artık Vanya’nın bize her şeyi anlatma zamanı geldiğini belirterek istercesine söze girdim.

“Vanya bize artık her şeyi anlat.”

“Tamam artık her şeyi anlatmalıyım.” Dedi ve iç çekti. “Bakın ben Malkor ve Grakon arasında olan isim savaşında dokuz yaşındaydım.” Dedi ve devam etti. “Ve benim bir kardeşim var, Keal…” o kişinin kardeşi olduğunu öğrendiğimde iç çektim.

Vanya olayları anlatırken ormanın içinde ilerliyorduk.

“Keal o savaşta beş yaşındaydı. O benim kollarımda can verdi…” ona baktım ve gözlerinden damlayan yaşlara baktım.

“Bana söylediği son cümle…” bunları söylerken hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Yavaşça yanına yaklaştım.

“İyi misin?”

Başını salladı ve devam etti.

“Bana söylediği son cümle ‘abla beni kurtar…’ oldu. Onun alnını öptüm. Sıkı sıkı sardım. Bedeni kollarımdaydı ama ruhu çoktan diğer diyardaydı.”

Her cümlesinden sonra hıçkırıyordu. Göz yaşlarını serbest bıraktı.

Bu hikâyenin nereye gideceğini merak ediyordum açıkçası.

“Oradan sonra ölülerin nasıl tekrar hayata getirilebileceğini araştırdım. İlk başta böyle bir şeye inanmıyordum ama bir ihtimal dedim. Araştırdım, inancım yavaş yavaş soldu. Zaten insanlar da artık bana deli gözüyle bakıyordu, akıl hastası, bunu akıl zindanına kapatmak gerek gibi şeyler söylemeye başladı. Tam da artık böyle bir şey olmayacağına inanmıştım ki Diyarın Kalbi’ nin bunu başarabildiğini duydum.

Diyarın Kalbi’ nin Vespera da olduğunu öğrenince buraya gelmek için sizi buldum…”

Hayır, hayır, hayır! Diyarın Kalbi. Evet, anlamalıydım! Bunun için gelmişti. Buna izin veremezdim!

“Hayır Vanya!”

“Keal geri getireceğim Scarlett!”

O sırada Ronan çatışmanın arasına girdi.

“Hey, sakin olun!”

O sırada sesimizi duymuş olan Kalp Muhafızları hemen karşımızda yer aldığını fark ettiğimde hızla onlara dönüp kılıç çektim.

Benim ardımda olan herkesin de metal seslerini duyunca dudağımın sağ tarafı yukarı kıvrıldı.

‘Onları yenemeyeceksin!’ kahkaha attı…

‘Saçma bir sebeple buraya geldiniz ve şimdi muhafızlardan kurtulamayacaksın!’ tekrar kahkaha attı.

“Hepsini yeneceğim.” Dedim gururla tıslayarak ve iç sesimi susturdum.

“Hepsini yeneceğim ve sonra diyarı kurtaracağım!”

Devam edecek…

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.