İçeriğe geç

PUSULA

Bölüm 41 · 12 dk okuma

PUSULA

Bölüm 41

3.8: “Sonra”

🌟 ve bol yorumu lütfen unutmayın. Keyifli okumalar çiçeklerim. 🌹

3.GÖZ

Devran yalısına doğan kış güneşiyle birlikte hafif bir rüzgar ağaçların arasında gezinirken Reva, bu manzaraya uyan neşeli bir kahkaha patlattı başını geri atarak. Kuzey, onun bu kahkahasını tüm ciddiyetiyle hafızasına kazırken kızın ellerini hiç bırakmamıştı. Uzun parmaklarını aynı anda dudaklarına götürüp iki elini de öperken gülerek ona daha da yanaştı Reva.

-Bak sen...O zaman bugün buluşuyoruz?" Yeşilleri Kuzey'in tuttuğu elleri ve adamın gözleri arasında gidip gelirken alt dudağını ısırdı kurnaz bir edayla. "Beni alıyorsun akşama doğru." Binlerce şeyi gizlediği siyaha çalan gözlerini uzun uzun kızın yüzünde gezdirirken gülümsedi.

-Alıyorum." Planın olması için ilk hamleyi Reva'nın yapması ne trajikti. Kuzey öylesine vazgeçmek istiyordu ki, hayatında bundan daha çok istediği hiçbir şey yoktu o anda. Eğer Patron'un sadece kendisini geberteceğine emin olsa, kızın yanından bir kez bile ayrılmazdı. Bu yeşillere bakarak can vermek ömrünün en güzel anısı olurdu. Onu sevmek gibi bir deliliğe kalkışan ve aşığı olduğu bu kadının kollarında son nefesini vermeyi her şeyden fazla isterdi.

Ama bu aşağılık adamın onu öldürmeye gelene kadar daha kötü planları olduğuna emindi. Reva'yı ondan almak gibi. Kendisine en çok zararı böyle verebilirdi anca. Öyle ya, peşine gönderilen kaç adam olmuştu? Annesini bile Alex tarafından alınan evlerden birine Yunanistan'a yerleştirmişti. Reva'nın elbette bunların hiçbirinden haberi yoktu.

Ona böyle içtenlikle gülümserken yeşilleri bir çocuk gibi muzip ışıldarken sadece birkaç saat sonra yaşlarla dolu olacağını bilmek Kuzey'i mahvediyordu.

Ne olur beni o kadar sevmemiş ol Reva, diye geçirdi içinden, ne olur gücünü koru.

Aniden dudaklarını kızın alnına yaslayıp uzun uzun o noktada tutarken Reva kıkırdayarak ellerini adamın omuzlarına yerleştirdi. Karayev ara sıra böyle şeyler yaptığı için alışmıştı ama böyle anlarda onun kafasında ne geçirdiğini öyle merak ediyordu ki sadece gülerek geçiştirdiği şu birkaç saniyenin zihnindeki yansımasını görmeyi her şeyden çok isterdi.

-Üstüne kalın bir şeyler al tamam mı?" Mırıldanarak iyice ona sokulurken onaylar bir mırıltı çıkardı kız. Bu güzel ana şahit olan sadece siz değildiniz elbette.

Devran yalısının tepesinde Tutku'nun odasının camından başını çıkarmış ikili dürbünleriyle onları dikizlerken, Acar sessiz bir küfür mırıldandı. Kapıdan geçerken onları görmese Rüzgar bu anın yaşandığına inanmazdı. Gerçi inanabilirdi. Babasının kontrolcülüğü yeni bir şey değildi. Ama Tuna ve dikizlemek?

-Baba?" Rüzgar'ın sesiyle bir an yerinde sıçrayan Acar eliyle sus işareti yaptı sanki bu uzaklıktan Revayla Kuzey onları duyabilirmiş gibi. "Ne yapıyorsunuz burada?" Aslında Rüzgar'ın Revayla yakınlığı düşünülürse...

Kuzey'in evlilik planı yapıp yapmadığını sorabilir miydi?

Onu şöyle bir süzünce elini havada salladı "aman" gibisinden. Şimdi onun özgürlükçü konuşmasını çekemezdi. Bu yüzden suç ortağına döndü öylece dikilen çocuğa hiçbir açıklama yapmadan.

-Tuna." Tuna'nın hiç pozisyonunu bozmaması takdire şayandı. "Oğlum bir şey mi gördün? N'oluyor?" Tekrar dürbününü alıp Kuzeyle Reva'ya bakarken ikisinin hala konuşuyor olduğunu görünce rahatlamış, Karayev aniden kendisiyle göz göze gelir gibi olunca dürbünü aşağı atmıştı. "Siktir. Tuna hemen bırak."

-Baba Kuzey yeni araba almış. Çok iyi be şu tekerleklere bak." Acar ensesine patlatınca dürbünü gözlerinden çekip dik dik babasına baktı. "Ne vuruyorsun? Sen demedin mi gel şunlara bakalım diye."

-Ulan ben arabaya bak mı dedim? Kalk adam gördü herhalde Reva ciyaklamadan kalkalım. Toz olalım hemen." Tuna, söylediğine ciddi bir ifadeyle kaşını kaldırıp tekrar dürbüne çevirdi başını ve Acar pencereden geri çekilirken yeniden baktı.

-Baba bunlar evlenir he ben sana söyleyeyim. Bu zamana kadar beklemeleri şaşırtıcı gerçi." Elaların dik dik kendisine baktığını hissederken keyifle devam etti. "Kuş yuvadan uçuyor Acarus."

-Sana burdan bi koyarsam hangi kuşun uçtuğunu görürüz." Rüzgar'ı göz ucuyla yoklarken çocuğunun onlara onaylamaz bakışlarla baktığını görünce söylendi. "Bu da dikildi burada kabir azabı gibi."

-Valla ben bu işin aslını astarını öğrenirim istersen. Hem de Reva'ya hiç çaktırmadan." Dedi genç adam dirseğini pencere pervazına yaslayıp kolunu dışarı sarkıtırken. "Amaaaa bedava çalışmam."

-Zaten babana bir kere bedava iş yapsan bir yerin eksilir." Tuna elini havaya kaldırıp alt dudağını büktü "ben bilmem" dercesine. Sıkıntıyla dudaklarını büzerek nefes veren Acar ortağına elini uzattı. "50 bine anlaşalım."

-Yuh! İstersen tipitip marketlere geri gelsin öyle anlaşalım yokluk sınırı olmuş 60 bilmem kaç bin sen 50 diyorsun baba, olmuyo böyle!" Rüzgar, Tutku için aldığı bilekliği kızın komidinine bırakırken Acar abartıyla göz devirdi.

-Ulan it soracağın hepi topu iki soru. Gören de röportaj yap dedim sanar." Tuna, omuzlarını kaldırıp indirdi küçük çocuklar gibi. Elalarını kısıp iki oğlu arasında gitti geldi adamın bakışları. "N'olurdu sen yapsaydın şu işleri. Yardım etmediğin gibi başımıza geçtin bir de." Diye söylendi Rüzgar'a sanki demin onu yok saymamış gibi.

-Baba ben sadece kendinizi rezil etmeyin diye buradayım Kuzey de Reva da yetişkin eğer evlenmek istiyorlars..." Rüzgar'ın maval okumasını kesen Reva'nın sesiydi. Önce yerde parçalanmış olan dürbünü görmüş, sonra kafasını kaldırınca Tuna'nın camdan sarkıttığı kolunu fark edince paniklemişti.

-TUNA!! TUNA! Ne oldu oğlum?!" Onun bağırışıyla Elvin de çiçekleri sulamayı bırakıp hızla kızın yanına geldiğinde Acar ellerini havaya kaldırdı.

-Beni söyleme beni söyl-" Tuna başını aşağıdaki ikiliye çevirip sırıttı.

-KUZEY'İN ARABASINA BAKIYODUM! O BABAMIN DÜRBÜNÜ." Acar'dan bir tekme yiyince yeşillerini sinirle adama çevirdi. "Ya babamın dürbünü dedim babam attı mı dedim." Acar ona cevap vermek yerine çaktırmadan Rüzgar'ı itekleyip cama doğru öne çıkmasını sağlayınca Elvin gözünü kısarak onlara baktı.

-Rüzgar? Baban da orda mı?!" Acar tam sıvışmak için ayağa kalkmış kapıya doğru gidiyordu ki çarptığı beden yüzünden sendeleyip geriledi ve Elvin'in görüşüne girdi. "Eh Acar kaç yaşına geldin hala ajanlık peşindesin! Rahat bırak şu çocukları!" Sevgili(!) eşinin bağırması yetmezmiş gibi Reva'ya da yakalanmışken içtenlikle gülümseyip kızı yanağından öptü.

-Ben de şimdi geldim yavrum bu ikisi Tutku'nun odasına girmiş ne işleri var diye." Elbette söylediğini kız yememişti, nitekim Acar da bunu fark edip Elvinle atışan Tuna'yı gösterdi. "Bilirsin işte, klasik Tuna. İzninle akşam katılmam gereken bir davet var. Yılın en seksi iş adamı seçildim."

-Yılın iş adamı seçilmemiş miydin?" Rüzgar'ın araya girmesiyle sinirle çocuğa döndü.

-Bu hayvan da işine gelince konuşuyor!" Genç adam gülmek dışında bir şey yapmayınca yeniden bütün sevimliliğiyle Reva'ya döndü ve kızın yanağını öptü.

-Babaaa..." hiç aldırmadan diğer yanağını da öptü. "Baba, bizi gözetlediğinizi biliyorum." Yeşillerde gördüğü kendinden emin tavrın aksine kendi elalarında açık verdiğine dair bir iz olduğuna emindi. Çocuklarından bir şey saklamayı beceremezdi. Bu yüzden gerçek bir adamın, erkekliğin kitabını yazmış birinin yapacağı ilk şeyi yaptı. İnkar etti.

-Sana hiç yakıştıramadım. Babanı böyle ağır bir şeyle suçlamanı..." Cık cıklayıp kızın omzunu sıvazladı.

-Baba." Reva'nın araya girme çabası nafileydi. Karşısında gururlu edasıyla ve mağrur tavrıyla koskoca Acar Devran vardı.

-Herkesten beklerdim ama senden..." sahte bir iç çekip elalarını yere dikti. "Senden değil."

-Baba." Yeniden lafını kesmeye çalışınca işe yaramayacağını anlayıp doğrudan sadede geldi ve adamın kemerine takılan askıyı çekti. "Dürbünün askısı kotuna takılmış."

Rüzgarla ikisi gülmemek için kendilerini tutarken Acar hiçbir şey söylemeden, üste çıkmaya devam ederek kafasını gururlu bir tavırla kaldırdı ve yanından geçip gitti. Reva iç çekip başını sağa sola sallarken Tuna dışarı iyice sarkıp el salladı.

-KUZİ! Arabayı kaça aldın? RÜZGAR SORUYO." Bu aileyle gerçekten uğraşılmazdı.

***

Ağva'nın serin akşamında yan yana uzanmış, gözlerini yıldızlara dikmiş ikili Kuzey'in yaptığı zencefil çayını yudumlarken Reva iyice sokuldu ona. Gökyüzü, derin bir sessizlikle dolmuş, dalgaların kıyıya vuran fısıltıları ve onların sohbeti dışında her şey durmuş gibiydi. Kızın uzun saçları Kuzey'in kolunu kaplamıştı, yüzündeki huzur, pusuda yatan büyük bir düşmanın varlığından habersizdi. Onları ayıracak olan zaman bir cellat gibi kapıda bekliyordu. Karayev, Reva'nın nefes alışlarını hissederek gözlerini kapadı.

-Cuma günü de söylediğim filme gidebiliriz." Dedi kız telefonundan yeni çıkan filmin seanslarına bakarken. Kuzey sadece "mhm" diye mırıldanıp burnunu kızın saçlarına yaslarken derin bir nefes çekti. İçinde sakladığı gerçeğin ağırlığı bir kez daha çöktü omuzlarına ama kıza olan duyguları ve onu koruma isteği bu acıya göğüs germesini sağlıyordu.

-Burada seninle olmak bana her şeyi unutturuyor." diye fısıldamasıyla ürperdi Reva, son zamanlarda Kuzey'in daha tedbirli olduğunu fark etmişti. Ne kadar kendisi başa çıkabildiğini söylese de onun koyulaşan göz altları sessizliği ve sıkıntılı anları Reva'yı da bazen endişelendiriyor, sonra Karayev bu endişeyi tek bir hareketiyle silip süpürüyordu.

Sözleri, kalbinin derinliklerinde yankılanırken gözleri nemlendi ama adama belli etmemeye çalıştı. Reva'nın sessizliğine dudak kıvırıp saçlarına usulca dokunarak "Burada, yanımda olman beni tamamlıyor." dedi. Ona hiç olmadığı kadar dikkatle bakıyordu; sanki bu bakışla zihnine kazımaya çalışıyordu kızın her detayını.

Alexle bu gecen sonra bir an önce harekete geçmesi şarttı... Ona bir daha ne zaman kavuşacaktı? Kıza olan özlemi ne kadar sürecekti? Döndüğünde bulacağı Reva onu isteyecek miydi?

Karayev'e bakmak için başını kaldırdığında gökyüzünden bir yıldız kaydığını fark etti sarışın.

-Yıldız kaydı. Bir dilek tutalım hadi." Bardağını yere bırakıp battaniyeyi düşürdü omuzlarından, Kuzey dudaklarını araladığı an parmağını yasladı susturmak için. "Ne dilediğini sakın söyleme." Genç adam kabullenir bir gülüşle dudaklarını birbirine bastırdığında gözlerini kapatıp en içten dileğini diledi Reva.

Umarım sevgilim, dedi içinden, umarım yanında değil karşında duran herkesten kurtulursun.

-Kabul olacağına emin miyiz?" Karayev'in garantici tavrına gülerek gözlerini yeniden açtı.

-Belki." dedi sadece, adamın dileği, Reva'nın sonsuza dek mutlu olmasıydı ama bu, belki de artık onun yanında gerçekleşmeyecekti. Bu anı, bu gülümsemeyi zihnine ve kalbine kazıyarak sonsuza dek hatırlayacaktı; yıldızlar sönse bile novasının ışığı onu aydınlatacaktı. Elini kızın yanağına yaslayıp okşadı tüm şefkatiyle.

Beni gerçekten seven tek kadın, teşekkür ederim.

Özür dilerim.

Bildirimle cebinde titreyen telefonu planın vaktinin geldiğini gösterirken, yerinde doğruldu.

-Jakuzinin tadını çıkarmak ister misin?" Reva, alt dudağını yaramaz bir edayla ısırıp ayaklandı ve kazağının açıkta bıraktığı beline öpücük konduran Karayev'e gülümsedi.

-Buna asla hayır diyemem. Ama sen arabadan eşyaları alır mısın?" İşte tam da istediği gibi. Her şeyin bu denli denk gelmesine bile sevinemiyordu adam oysa. Buruk bir gülümsemeyle kızın arkasından seslendi.

-Hemen geliyorum Rev." Reva bir şarkı mırıldanıp banyoya geçtiğinde yerinden kalkıp yavaşça kızın arkasından geçerken banyo kapısını gizlice örttü. Kilit kapıyı çektiği anda, açılmayacağına emin olduğu şekilde sıkışırken -ki bunu da ayarlamışlardı- içeri giren Ercan'ın kendisine tedirgin gözlerle baktığını gördüğünde her şeyin yolunda olduğunu gösterir gibi gözlerini açıp kapattı usulca.

Adam, eline yeleği verdiğinde gömleğini hızla çıkarıp arkasına kan torbaları iliştirilmiş yeleği üzerine geçirdi. Gömleği giyene kadar Ercan odanın bahçeye açılan kapısını kolaçan etmiş hızla ortadan kaybolmuştu. Kuzey, yaklaşık bir dakika sonra çalılıklardaki hareketliliği görürken, içten içe gülmeden edemedi. Eğer her an tetikte olmasa ve hazırlık yapmasa nasıl da ölebilirdi, tam şurada..

Hayatının kadınına sadece birkaç metre uzaktayken.

Sırtını bahçe kapısına çevirip başının kolonun arkasına geldiğine emin olurken Reva, kapı kulpunu tuttuğu anda yuvarlak başlığın kilitlendiğini fark edince kaşlarını çatmıştı hızla. Bu da neydi?

-Kuzeeeey." Diye seslendi adama, ellerini oflayarak beline koyarken. "KUZEEEY!" Alple Demir oda balkonunun kapısına geldiği an Alp kızın sesini tanır gibi olmuştu. Bu ses... Nereden tanıdıktı?

Billie Eilish - Wildflower

(Şarkıyı açmanızı öneririm.)

Karayev, gözlerini yumduğunda olası bir ihtimale karşı sadece Reva'nın yüzünü gözlerinin önüne getirirken, telefonu kulağına yaslamış aynı anda sırtına giren kurşunla, olması gereken senaryoya uyarak vücudunu öne doğru eğmişti.

Kapının ardındaki kız patlayan silah sesinin vücuduna bulaştırdığı şokla geri sıçrarken anında buz kesen parmaklarını dudaklarına yaslayıp ikinci bir silah sesiyle uzaklaştığı kapıya asıldı.

-KUZEY!" Kapı kilidini tekmeleyip etrafına bakındı ve Demir Kuzey'in nabzını yoklamak için adamın bedenine yaklaşacağı sırada bütün vücuduyla kapıya yapıştı. Omzunun yerinden çıktığını hissederken kolunu büktü ve geri çekilip vücudunu yeniden kapıya vurdu hızla.

Kapı kilidi fırlayıp dışarı düşerken kapının aralığını fırsat bilip bir kez daha bütün gücüyle kapıyı ittirdiğinde yere düşmüş bacağına kırık kilitten fırlayan metal batmıştı. Alp, girdiği şokla gerilerken Demir'i hızla kolundan tutup çekti ve Reva'nın hedefine önce aşık olduğu adamın yerdeki bedeni sonra hemen yanı başındaki hareketlilik girdi.

Yerde yatan Kuzey'in planını bozan tek şey sarışının kapıyı kırarak yanına sandığından daha hızlı gelecek olmasıydı. Reva'nın şokla içerde kalacağını ummuş, bu sırada giden adamlardan fırsat bilerek Ercan'ın gelişiyle Reva'nın bedenine yaklaşmadan uzaklaştırılacağına güvenerek yapmıştı bu planı. Her şeyin bu ani kararla bozulacağını düşünüp yeni bir plan yapmayı düşünürken, hiç beklemediği bir şey oldu.

Reva'nın buz kesen bakışları yere yayılan kanı sonra da odanın köşesine fırlattığı çantayı bulmuş, Alp gerilerken afallamış adımlarını toparlayana kadar içindeki silahı almıştı bile. Karayev'in uğraştığı derdin büyüklüğünü hiçbir zaman tam anlamıyla düşünmese de onun her zaman yanında olmaya ve gerekirse savaşmaya öğrendiği günden, birlikte votkayı paylaştıkları akşamdan beri, hazırdı. Gözlerine dolan yaşlar görüşünü bulanıklaştırırken, o anda yerle bir olmamak için tek şeye tutundu. İçini yakan öfkesine.

Son gücüyle yerden kalkıp Alp'i çekiştiren Demir'i hedef aldı ve silahını ateşledi. Kolundan vurulan adam küfrettiği an Kıvanç arkadaşını tutup çekerken, Reva ateş etmeye devam etti. Yan odadan gelen çığlıkları duyuyordu. İnsanların gereksiz paniğini... O panik demin neredeydi?

Sevdiği adam yere düşerken bu lanet çığlıklar neden yükselmemişti?

Gözlerinden akan yaşlar yanaklarından süzülürken patlayan camlar gürültüyle balkona düşmüştü. Alp Demirle birlikte hızla koşarken Reva onları bırakmadı. Bahçenin duvarından çıplak ayaklarla atladığında kulakları uğulduyordu. Kan.

Kuzey'in kanı. Görüntüsü aklından gitmiyordu.

Karayev, plandan vazgeçmeye hiç bu kadar yakın olmamıştı.

Siktir.

İçindeki nefret Reva'nın onları takip etmesiyle büyürken her şeye koca bir siktiri çekmeye hazırlanmış ayağa kalkacaktı ki, Alex onu yere bastırdı.

-Sakın, Karayev. Şimdi vazgeçemezsin." Silah seslerini duymaya devam ettiğinde mavilerini tüm ciddiyetiyle Kuzey'e dikti. "Geri dönemeyiz."

Demir'in kalbini sıyıran bir kurşunla onu yere sererken; Demir'in, bacağını sıyıran kurşunuyla dizlerinin boşaldığını hissetse de koşmaya devam etti Reva. Alp, sırf onu uzaklaştırmak için ateş açtığında da devam etti ona doğru gitmeye.

Ölmek umrunda değildi.

Kuzey'e koşuyordu o anda.

Kalbinin ipleri ruhundan koparılmış da o cam kırıkları gibi içindeki karanlığa serilmişti sanki. Boşlukta hissediyordu. Böyle hissettiği tek bir gece olmuştu şimdiye kadar. Aynı böyle çaresiz hissettiği tek gece.

Kurşunu biten kızın kendisine koştuğunu gören Alp hızla Demir'i arabaya bindirip sürücü koltuğuna geçtiğinde Reva'yı durduran karnından tutan iri koldu. Ercan, kızı bir anda havalandırıp geri çektiğinde tepindi.

-BIRAK!" Çığlık çığlığa bağırıp vücudunu sarstığında Ercan onun ayaklarının yerle temasını sağlasa da bırakmamıştı Reva'yı. "Ercan bıraaaak! Ercan bırak beni!" Çığlıkları yerini haykırışa, haykırışı hıçkırıklara bırakırken giden arabanın farlarına bakarak tepindi yerinde. "Ercan bırak... Ercan bırak..." gözyaşları yüzüne çarpan rüzgarla hızla kuruyor, yenileri eskilerini unutturmadan usul usul yol alıyordu çenesine doğru. Adamın tutuşundan kurtulur kurtulmaz görüşüne giren ambulansla umutla yaşları tutan gözleri, tekerlekli sedyenin kaldıkları odaya doğru gittiğini görünce yeniden donuklaşmıştı. "Kuzey..."

Ercan kızın yere attığı silahı gizlice cebine sokup ardından ismini söylese de aldırmadan hızla oraya gitmiş kanayan bacağına bakan insanların aralarından geçip odanın kapısına gelmişti ki Kuzey'in vücudunu sedyeye yatıran örtüyle saran sağlık ekibini görünce kapıya tutundu. Ona yetişmeye fırsat bulduğu için görüşünü kapatan Ercan'a bakmadan öylece sedyenin önünden geçmesini bekledi.

Bu bir kabus muydu?

Titreyen elleri kapı eşiğinden düşerken sağlık görevlisinin bacağına dair sorduğu soruyu algılayamadı. İnsanların bakışları, resepsiyondaki çalışanların oradan oraya koşturması, odanın zeminini kaplayan kan...

-Hanımefendi yaralının yakını mısınız?"

Yakınıydı, yaralıydı ve Kuzey'i kaybetmişti.

Boşluğa düşen gözleri ihtiyaçla Karayev'i bulurken kalan bütün gücüyle ambulansa koştu. İnsanların bakışlarından gizlemek için mi örtmüşlerdi üstünü beyaz bir örtüyle?

O halde bilmelilerdi, kan beyazı her şeyden çok lekelerdi.

-Karayev..." diye fısıldadı ambulansın kapanmayan kapısına tutunurken. Sedyeden sarkan elin üzerindeki pusula dövmesi gördüğü son şeydi.

Sonrası karanlıktı. Karanlığın sonrası da Revaydı.

***

"Did I cross the line?"

Alıntılar, bilgilendirmeler ve daha fazlası için,

Instagram: tutkudevran

Sevin,sevilin. ❤️❤️❤️

Bölüm sonu

2 yorum