İçeriğe geç

PUSULA

Bölüm 42 · 11 dk okuma

PUSULA

Bölüm 42

3.9: “Cenaze”

YILDIZLAMAYI,

Yorum yapmayı lütfen unutmayın. Keyifli okumalar Karayev kızlarım. :')

3.GÖZ

Hastane koridorlarında koşuşturan acil doktorları, Kuzey içeri girdikten yaklaşık on dakika sonra gelen polisler, bu gelişin 15. Dakikasında hayatını kaybeden Karayev ve Ercan'ın endişeli gözlerle incelediği Reva. Ambulansın siren sesleri kafasında tekrar tekrar dönerken, bacağından sızan kan bileklerine akıyor ayağının sırtından kırmızı ojeli parmaklarına doğru süzülüyordu.

-Ablacım ayağın.." temizlik yapan hizmetlinin sorduğu soruyu duymadı bile Reva, gözleri öylece boşluğa dalmıştı. Ercan kadının uzaklaşması için bir işaret yaparken donuk yeşilleri hastane zeminine tutunup kalmıştı. En son nasıl böyle izlendiğini ve insanların fısıldadığını hatırlıyordu.

Çok iyi hatırlıyordu. Kasıklarındaki ağrıyı, vücudundaki kesikleri, sızlayan etini...

Ruhu parçalandıktan sonra tam bu koridorlardan birinde Rüzgar'ın ameliyattan çıkmasını beklerken de aynı böyle bakışlara maruz kalmıştı. Herkesin gözlerinde bir parça merak, giyimine karşı hafif bir önyargı ve acıma duygusu görmek için onlara bakmasına gerek bile yoktu.

Kazağının eteklerini tutup sıkıca bacaklarını birbirine bastırırken, Ercan ceketini kızın bacaklarına örttü. Ne var ki kanı kapatsa da doktorlardan birisi Reva'ya yaklaşmıştı elindeki formla.

-Hanımefendi bacağınız kanıyor, bir bakmamız gerekebilir. Ayrıca memur beyler de ifadenizi almak istiyor." Söylediklerini duysa da beyni işleme alamayacak kadar yorgundu. Nitekim Ercan bunu fark edip genç doktorun koluna dokundu.

-Kendisi şokta. Şuan doğru zaman değil." Bu sözlerden sonra gitmesi gerekirken elindeki küçük ışığın arkasına basıp açtı ve kızın göz hizasına eğildi adam. Reva'nın bilinci açık mı diye kontrol edecekken kıza dokunduğu anda irkilerek geri çekildi Reva. Hızla ayaklanıp Ercan'ın arkasına geçerken adamın ceketini öyle sıkı tutuyordu ki parmakları bembeyaz olmuştu. Gözlerini sıkı sıkı kapattığında yeşillerinden süzülen yaşlar yanaklarına aktı ve bunu gizlemek için Ercan'ın sırtına yaklaştırdı başını. "Şuan. Doğru. Zaman. Değil." Sesinde uyarıdan çok bir tehditi sezmek zor değildi.

Doktor tuhaf bakışlarla Reva'ya bakıp nöbete kalan arkadaşlarıyla bunu konuşmaya giderken, adam hızla kıza dönmüştü.

-Reva." Hiçbir şey söylemeyeceğini kız yeşillerini aniden yukarı kaldırdığında anladı. Gözlerinin akı öyle kızarmıştı ki sanki günlerdir uyumamış gibiydi. Islak kirpikleri birbirine yapışmış yaşlarındaki tuz yüzünde silik izler oluşturmuştu.

Dudaklarını birbirine bastıran kız sessizliğini sürdürüp koltuğa yeniden çöktü ve bu esnada içeri giren insan en çok ihtiyacı olan kişiydi.

Haberi diğerlerinden sadece 10 dakika önce almış olmasına rağmen, motorunun avantajıyla olabilecek en hızlı şekilde gelmiş otomatik kapıdan geçerken başından çıkardığı kaskı elinde tutarken saçını düzeltmeye gerek bile duymamıştı. Üzerinde resim yaparken giydiği siyah, boya lekeli eşofmanı ve siyah kapüşonlusuyla haberi alır almaz çıktığı öyle belliydi ki evde giydiği ayakkabıları bile çıkarmamıştı.

-Reva." Kızın sesini nefes nefese söylerken bile sesinde öyle yumuşak, şefkatli bir ton vardı ki yeşilleri yeniden dolan kız, başını kaldırırken çenesinin titrediğini hissedip dudaklarını büzdü.

-Rüzgar." Söylediği tek şey genç adamın ismi olurken sızlayan bacaklarında kalan son güç kırıntılarıyla yerinden kalktı ve iki adımda kendisine kucaklayan Rüzgar'a sıkı sıkı sarıldı. Yüzünü onun kapüşonlusuna gömüp usul usul ağlamaya başladığında, Rüzgar insanların onlara baktığını görüp sıkıntıyla iç çekti ve kızı daha çok sarmaladı kollarıyla yüzünü herkesten gizleyip rahatlatmak için.

-Gel buraya. Kuzey..." Soru sorar gibi söylediği ismi duyunca tüyleri diken diken olmuştu. Başını yan yatırıp boş gözlerini hastane kapısından dışarı dikti.

-Öldü. Evrakları hazırlıyorlar sadece." Rüzgar doğru duyduğuna emin olup olmadığını anlamak için Ercan'a baktığında adamın başını bükmesiyle cevabını almıştı. Eva'ya haber vermemişti ve sadece silahlı saldırıyı duyduğu için kızı endişelendirmek istememişti ancak bu... Reva'nın felaketiydi.

Polislerin yaklaştığını görünce Ercan'ı onların tarafına yönlendirirken Reva'yı hastane koridorunun kapısına getirdi. Buradan sonrasına sadece çalışanlar kartıyla girebiliyordu. Rüzgar cebinden o kartlardan birini çıkardığı an, kız güçsüz parmaklarını onun bileğine sardı. "Rüzgar ben yapamam."

-Reva, yapmazsan kendini affedemezsin." Güvenlik görevlisinin çay aldığını görürken, kartı hızla okutmuş kızı da kendi bedeniyle birlikte içeri sürükleyip kapının yanındaki düğmeyle arkalarından kapatmıştı. "Gel." Bir bez bebek gibi sadece Rüzgar'ın sürüklemesiyle hastane koridorunda hızla yürürken aniden durdu.

-Ben yapamam. N'olur gitmeyelim." Sesi o kadar güçsüzdü ki genç adam bunu görmezden gelemedi. Emin olmak için kızın yüzüne bakıp sonra koridoru kolaçan ettiğinde birkaç hemşirenin onlara dik dik baktığını fark etmişti. "Rüzgar ben yapamam."

-Buraya giremezsiniz." Yanlarına gelen acil doktoru ikiliye kapıyı gösterip yüksek sesle uyarırken Rüzgar aklına gelen ilk şeyi söyledi.

-Bacağındaki kanama fazla, içeri yönlendirdiler. Kusura bakmayın." Nezaketine ek gülümsemesiyle onu kısaca süzen kız, koridor sonundaki odaya doğru bağırdı.

-İlgilenelim hanımefendiyle! Ali bir baksana!" Seslendiği doktor kapıya çıkmadan, Rüzgar kıza attığı bakışla birlikte hızla ortadan kaybolduğunda arkasını dönen doktor, Revayla yalnız kaldığını fark edince şaşırmıştı. Ne ara kaybolmuştu bu yakışıklı ortadan?

Rüzgar'a sonsuz bir güvenle sadece kendisine gösterilen odaya giren Reva sorulan soruların hiçbirine cevap vermedi. Kadın doktorun bacağını muayene etmesine ve film çekmesine izin verdi. Tahmin ettiği gibi sadece bacağını sıyıran kurşunun kanattığı bölgeye gerekli dikiş ve pansuman yapılırken gözleri hala Rüzgar'ın gittiği koridordaydı.

Karayev, oralarda bir yerlerdesin biliyorum.

Gözlerini yumup elini kalbine götürdü. Buradaydı. Kuzey'in buralarda bir yerde olduğuna emindi. Hisleri söz konusu oysa körelmezdi. Kulağında tekrar tekrar patlayan silah sesleri, Kuzey'in vücudu, zemini kaplayan kan, kaçan o iki adam...

Yapacağı son şey bile olsa onları öldürmeliydi. Hoş birini fena yaraladığına emindi.

Genç adam yaklaşık yarım saat sonra yanına geldiğinde ondan gözlerini kaçırıyordu, tam da tahmin ettiği gibi Karayev'i görmek ona iyi gelmemişti. Dolan gözlerini hızla tavana çevirdi, sanki ağır çekimde gibiydi her şey. Koridorda gidip gelen çalışanlar yeni gelen hastalar, çalışan birkaç makinenin sesi ve kapının açılıp kapanışı... Rüzgar, yanındaki sandalyede oturmuş başını önüne eğmişti.

-O geceye döndük sanki hı?" Ağlarken haykırdığı isim, sesini çatallaştırmıştı. Öyle ağlamıştı ki gözlerinden akan damlaları artık hissedemiyordu, saçları arasına şakaklarından süzülüp gidiyordu. "O zaman da yanımda sen vardın, şimdi de." Rüzgar, kahvelerini kızın yeşillerine dikti.

-Her zaman ben olacağım." Reva, alt dudağını kıvırıp başını sağa sola salladı.

-Keşke ben de bunu onun için yapabilseydim." Rüzgar elini iki eli arasına alıp tuttuğunda derin bir nefes aldı. "Şurama öyle bir şey oturdu ki." Sesini fısıltıya indirdi. "Rüzgar, ben bununla yaşayamayacağım."

-Reva, Reva Devran ismi. İçeride olması lazım! Yahu nasıl görmediniz nereye gittiğini?!" Babasının sesini duyunca ayaklandı sızlayan ayağına rağmen. Kapının dışından gelen gür sesin koridorda yankılanmasını duymamak imkansızdı. Rüzgar, onu durdurmak için yanına geldiğinde sadece koluna tutundu.

-İyiyim." Dedi ikna etmek istercesine. "Pansuman bitti zaten. Hem defin işlemleri olacak. Orada olmam lazım." Sesi cümlesinin sonunda titremese güçlü görünebilirdi. Ama bu umrunda bile değildi. Rüzgar her zaman onun en zayıf en yaralı yanını görmüştü.

Kapı içerden çıkanlar için tuşla kolayca açıldığından doktorla konuşmaya giden Rüzgar'ı bırakıp kapı açılır açılmaz göz göze geldiği Acar'a doğru yürüdü. Elalar kızı görür görmez dolarken bu gece için özenle seçtiği ve ütülenmiş takım elbisesinden sadece buruşmuş bir gömlek üzerinde kalmıştı. Elvin kadar dağılmış ve paniklemiş görünüyordu.

-Reva'm.." Elvinle aynı anda kıza sarıldıklarında ikisinin de omzuna yaslandı Reva. Annesinin ince parmaklarını saçlarında, babasının sıcak avucunu da sırtında hissetti. "Çok üzgünüm bebeğim.." Kuzeyle o kadar uğraşmasına rağmen sesinin titremesi ne kadar içten bir üzüntüyü sahiplendiğini gösteriyordu.

Tutku ve Tuna hemen ikilinin arkasında durmuştu. Reva'ya endişeli gözlerle bakıyordu, sanki Kuzey'e üzülmekten çok kızın bu durumu nasıl kaldıracağını bilememenin getirdiği bir tedirginlik vardı hepsinde.

-Benim kimlik bilgilerini kontrol ettirmem gerekiyor." Dedi Ercan'ı görür görmez kendini aniden geri çekip ellerinin tersiyle yanaklarını silerek.

-Reva..." Acar'ın endişeli sesine aldırmadı.

-Azerbaycan'da gömülmek isterdi. Doğru olan bu." Ercan sadece başını sallarken Acar tekrar araya girdi.

-Reva." Kız kendini onlardan uzaklaştırarak Ercan'ın yanına gitti. Gözlerinde kabullendiği gerçekliğin getirdiği bir deliliğin izleri vardı... Korkutucuydu.

-Öyle isterdi. Uğruna savaştığı vatan orası. Uçak şimdi kalkabilir mi acaba?" Acar kızı omuzlarından tutup göz hizasına eğildi hemen. Reva'yı hafifçe sarsarken tutuşu hem nazik hem de onu kendine getirecek kadar sıkıydı.

-Bırak, biz halledelim güzelim. Bir de bunları düşünme sen, n'olur." Elaların sahibi ona yalvaran bir içtenlikle bakarken kollarını göğsünde kavuşturup geriledi kız onun tutuşundan sıyrılarak.

-Benim Kuzey'den başka düşünecek bir şeyim yok. Bunlar dışında onun için yapabileceğim HİÇBİR şey kalmadı. Bunu anlayabiliyor musun baba?" Sesi sakin olsa da söylediklerini dişlerini sıkarak söylemesi ağlamamak için kendini tuttuğunu haykırıyordu. "Anlayabiliyor musunuz?" Yeşillerini hepsinde tek tek gezdirip yeniden Ercan'a döndü. "İşlemleri halledelim."

Adam izin ister gibi Acar'a baktığında aldığı baş onayıyla kıza diğer koridoru gösterdi ve yanında yürümeye başladı. Önüne bile bakmadan sadece Ercan'ı takip ederken iki kere sağ bir kere uzun bir sol yapıp kapıyı açtıklarında sadece birkaç koltuğun ve boş bir resepsiyon masasının olduğu koridora çıkmışlardı.

Sabah ezanı okunurken, Reva öylece hastane koridorunun eskimiş yer kaplamasını izliyordu. Kuzeyle dans edişi, onun kollarında hissettiği güven, her şeyini bilen ve her haliyle onun yanında olan o adamın ellerini her fırsatta öpüşü...

Sanki bu düşünceleri sesli yankılanmış gibi Tuna yanına gelip kolunu omzuna sarmış ve başının üstüne bir öpücük kondurmuştu. Onun bile hiçbir şey söylememesi bu anın ciddiyetini hissettiriyordu hepsine.

-Ölüm evraklarını tamamlamak için biri gerekiyor. Ölenin yakını burada mı?" Reva, vücudunu saran kırık hayallerden kopup yetkili adamın yanına geldiğinde görevli kızın kan içinde kalan bacağına ve donuk gözlerine tereddütle baktı. "Siz.. beyefendinin yakını mısınız?" Yakını.

-Onun kimsesi yok." Dedi Reva, sesi şüpheye yer vermeksizin. "Beyefendinin tek yakını benim." Bendim.

Girdiği şoka rağmen kendinden emin tavrı adamı ikna ederken sıkıntıyla iç çekti Acar. Reva içeri girmiş Kuzey'in kimlik bilgilerini kontrol etmiş onaylamıştı. Defin işlemleri için uçakla seyahat Acar tarafından ayarlanmış belgeler kısa sürede imzalanmıştı.

Geriye tek bir şey kalıyordu.

Ruhundan kalan parçaları sevdiği adamla birlikte gömmek.

***

Ercan, Kuzey'in adamlarıyla birlikte cenaze namazından birkaç metre uzakta durmuş tetikte bekliyordu. Reva'ya burada olmasının ne kadar tehlikeli olduğunu söylese de kız ısrarla gelmişti. Yanında sadece Rüzgar'ı istediği için -ki ailesinden sadece bunu Kuzey'e yapanları bulmasını istiyordu- başka kimsenin gelmesine izin vermezken, toprak atılırken yardım etmekten de geri durmamıştı.

Keşke onunla birlikte gömülebilseydi.

-Reva..." fatiha okumayı bitirdiklerinde ellerini yüzüne süren kız kendisine seslenen Rüzgar'a döndü. "Sana bir şey söyleyeceğim ama sakinliğini koru." Yeşiller etrafta gezinmeye başlamıştı bile. Ve sakinlikten çok uzaktı. "Kuzey'in annesi burada. Arabalardan birinde. Adamlar izleyip onu takip etmesin diye yanına getiremedik."

-Anladım. Nasıl karşıladı haberi?" Reva, söylediğine karşılık Rüzgar'ın gözlerini kaçırdığını görünce kaşlarını çattı. "Rüzgar. Tepkisi ne oldu?"

-Hiçbir şey söylemedi." Sıkıntıyla iç geçirdi. "Kadın hasta Reva. Bunu sen de biliyorsun." Dolan gözlerine zıt düşen bir sinirle güldü kız. İmam kendisine elini başına koyup selam vererek uzaklaştığında eğilip Kuzey'in toprağından birazını yanındaki kavanoza koydu üzerindeki bakışlara aldırmadan.

Zaten kimse yoktu. Kendisi, Rüzgar ve adamlar hariç hiçkimse...

Ah tabii, arabadaki annesini unutmuştu.

Mezarın üzerindeki isim yazılı tahtaya sarılıp gözlerini kapatarak uzun bir öpücük kondurdu. Gram uyku girmeyen gözleri kan çanağına dönmüştü. Kuzey'in yanında cam gibi parlayan yeşilleri şimdi yüksek bir karada kurumuş yosun kadar cansızdı.

-Görüşürüz sevgilim." Rüzgar'ın duymaması için esen yelden bile kısık bir sesle fısıldadı. "Çok yakında görüşürüz."

Doğrulduğunda kendisine gösterilen yolu takip etse de gözü içi görünmeyen arabalardan sadece birine takıldı. Sanki Lale Kuzey'in bir parçası olduğu içindi, bilmiyordu, ama onu hissetmişti. Ercan, kendisine ilk arabanın kapısını açtığında adımlarını dördüncü arabaya yöneltti.

Kimse onu durduramadı. Öyle ayarsız duruyordu ki herkes çekiniyordu ondan. O, Kuzey'in kadınıydı. Kuzey'in ölmesi bunu değiştirememişti. Attığı her adım bir hüküm, her hareketi bir emirdi. Yürüyüşü, dik duruşu, yüzündeki o ifade... Her şey Karayev'in izleriyle doluydu. Kayıp ikiziymiş gibi...

-Reva." Rüzgar'ın seslenmesine aldırmadan kapıyı açtı ve tam da tahmin ettiği gibi arabanın içinde olan kadının yanına oturdu. Ön kapıya uzanıp kilide bastığında adamların girmesini istemediğini açıkça belli etmişti. Lale, aniden yanına oturan bu genç kadını elbette hatırlamıştı.

İlk tanıştıklarında hiç sevmediği şu kız...

Burnunu kıvırıp başını diğer tarafa çevirdi. Reva, gözlerini kısarak onun porselen yüzünü incelemeye başlamıştı. Ne gözleri kızarıktı, ne üzgün görünüyordu. Boğazına koskocaman bir yumru otururken aniden kadının bileğini kavradı parmakları. Hayretle açılan koyu gözler kendisine döndüğünde tıslar gibi söyledi cümlesini.

-Kuzey öldü." Lale'nin gözlerinde ne beklediğini bilmiyordu. Ama orada bir boşluk görmek çok öfkelendirdi Reva'yı. "Oğlun öldü." Dedi intikam alırmış gibi bir nefretle cümlesini farklı tekrarlarken.

-Biliyorum. Onun için gelmedik mi zaten?" Kadının sakinliği ve sarf ettiği sözlerin altındaki umursamazlığı kızın sanki ateşe değmiş gibi geri çekilmesine neden olmuştu. Şaşkınlık içinde kalma sırası ondaydı.

-Sen..." Lale, göz devirip ona baktığında açık kalan ağzını kapattı Reva. Bağırıp çağırabilirdi. Siktir, neden kimse Kuzey'i onun kadar sevmiyordu? Dünya neden herkes için eskisiyle aynıydı? Onun dünyası durmuştu. Neden kimse bir çöp kadar önemsemiyordu? Bütün küfürleri ve hakaretleri yutup kadının yüzüne yaklaştı. Lale'nin görmezden gelemeyeceği kadar yaklaştı ona. "Sen ve o sikik kocan... İkiniz de Kuzey'i sevmekte o kadar başarısızdınız ki.." kahveler yeşillerine döndüğünde bir yılan gibi tısladı. "En kötüsü ne biliyor musun? Senin Asaf'tan hiçbir farkının olmaması." Kadının bileğini tutup tüm gücüyle sıktı. "Onun sana yaptığı her şeyin aynısını senin, sevgin için her şeyi yapacak bir çocuğa her gün yapman. Yok sayman, hor görmen, nefret etmen, acı çektirmen. Günün sonunda senin, o nefret ettiğin sikik heriften hiçbir farkın yok Lale. Bir orospu çocuğuyla bir olup, hayatı boyunca sevilmeyen bir adamın ölümünün tadını çıkar. Sana da bu yakışır." Bileğini fırlatır gibi ittiğinde daha da ileri gitmemek için hızla arabadan indi. Sanki gidebilirmiş gibi...

Elbette Rüzgar'ın kapıyı hemen açması da kolaylık sağlamıştı bu hızlı kaçışa. Genç adam endişeli gözlerle kapıdan içeri baktığında, Lale'nin öylece ön koltuğa baktığını gördü. Reva tam onun kolunu çekip kapıyı kapatacaktı ki yanlarına gelen adama kaydı gözleri.

Efran, üzerinde simsiyah bir kazakla karşısına geçtiğinde eşi olan yeşilleri kızınkilere tutundu.

-Başın sağ olsun." döngü tamamlanmıştı. Bir felaket, o felaketin getirdiği bir Rüzgar, o günden sonra tanıştığı Efran...

Ne var ki, o artık bir ayaklı cenazeydi, bu sefer başına gelen bir felaket değildi üstelik. Ve başa çıkması mümkün olmayacaktı.

***

Sizce Rüzgar ne gördü?

Efran? Geri döndü.

40. Bölüm final yapacaktım ama hikaye çok yarım kalır gibi hissettim o yüzden 42 ya da 43. Bölümde yapacağım. Bu demek oluyor ki Karayev'i 40. Bölümde göreceksiniz.

Alıntılar, bilgilendirmeler ve daha fazlası için,

INSTAGRAM: tutkudevran

Watty, dreame& kitappad hesaplarım: redndyellow

Bekleriz efenim. Yorumlarınızı mutlaka bekliyorum! Sizi çoook öpüyorum. Kimlik yeni bölümde buluşalım. Bu sefer siyah kalp,

Sevin, sevilin. 🖤🖤🖤

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

43. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

1 yorum

  • Off ya kesin kuzeyi gördü yada efranın gözlerinde birşey gördü ki Rüzgarım hemen anlar zaten 🥴