Umarım bu bölüm kafanızı birkaç dakika da olsa tüm olumsuzluklardan uzaklaştırabilir. Sizi seviyorum. 🌹
3.GÖZ
Kutup yıldızı...
Kutup yıldızı... Reva, sessiz yolculuğun ardından arabada indiklerinde hâlâ bu hitabı düşünüyordu. Daha önce çok fazla iltifat ve hitap duymuştu. Ama kutup yıldızı diyen kimse olmamıştı. O güzel yıldızın kuzeyi göstermesi de oldukça manidardı...
-Güzel bir geceydi." Dedi Kuzey yalının açık demir kapısının önünde kızla karşılıklı durduklarında. Acarlar geldiği için kapı açıktı muhtemelen ama Rüzgarlar arkada olduğu için henüz kapatmamışlardı.
-Beğenmene sevindim, umarım Lale Hanım da sevmiştir." Ne kadar umursamaz da olsa Lale'nin sinirlenip gitmesi kendisi yüzünden olduğu için sorumlu hissetmişti Reva ama genç adam onu rahatlatacak biçimde tebessüm etti.
-Sevdiğine eminim, dansa bile kalktı." Kızın parlatıcısına yapışan saç telini eliyle çektiğinde siyahları dudaklarından kopup Reva'nın yeşillerine çevrildi. Dudakları böğürtlen rengi parlatıcı yüzünden daha da çekici görünüyordu. "O zaman seni perşembe günü alıyorum." Kafasını salladı kız, ona doğru bir adım atarken.
-Saat yedi gibi mi?"
Birbirilerinin gözleri hariç başka yere bakmadan konuşurlarken bir çift ela onları çalılıkların ardından duvarın hemen yanından dikkatle izliyordu.
-Acaar...Kime diyorum! Hadi çıkalım yukarı bırak konuşsunlar..." Kuzey'in Reva'nın dudağına yapışan saç telini eliyle çektiğini görene kadar çıkabilirdi ama artık hayatta çıkamazdı.
-Elvo, Allah aşkına dur iki dakika ya... Şu azman gitsin gelicem..." Kadın onun ilgisini üzerine çekmenin sandığından zor olacağını fark ederken iyice Acar'a sokulup koluna sürtündü.
-Kızıyorum ama...Çirkin mi oldum bu gece, hiç ilgilenmiyorsun benimle." İşte elalar tam istediği gibi kendine dönerken, yanağını avuçlayan iri elin baş parmağı elmacık kemiğinde gezindi.
-Sen ve çirkin olmak? İmkansız... Yavrum içeri geçelim ben senin hediyeni vericem az bi' bekle..." ses tonundan vereceği "hediye"nin ne olduğu açıkça anlaşılırken, yeniden Revayla Kuzey'e dönmesi Elvin'in dikkat dağıtma konusunda bu seferlik başarısız olduğunu gösteriyordu. "Lan, lan...Napıyor bu, Reva benim kızım lan!" Aslında Reva Kuzey'e bir adım atınca adam da ona atmıştı ve dip dibe gelmişlerdi sadece.
-Simay benim karım lan!" Tuna, ortama sulu girişini yaparken, üzerindeki smokini çoktan kirli sepetine yollamış ev moduna geçiş yapmıştı bile. Acar ve Elvin ona anlamadıklarını gösterir gibi bakınca onlara "really?" adını verdiği kınayıcı bakışını yolladı. "Hiç mi dizi bilmiyorsunuz günceli takip etmiyorsunuz... Benim attığım dmler kime gidiyor?" Acar omuz silkti.
-Ben senin mesajlarını sessize aldım." Tunayla ilgilenmeyi bırakıp yine Revayla Kuzey'e dönünce onların birbirilerine kilitlenmiş bakışlarına dayanamadı ve çalılıkların arkasından çıktı. "Yok olmuyor. Ben gidiyorum." Elvinle Tuna'nın onu tutma şansı bile olmamıştı aniden Kuzeyle Reva'nın yanına giderken, bakışlar nihayet kendisine dönmüştü. "Reva, kızım, serin hava, girsene artık içeri." Hava serin falan değildi ama Acar huysuzdu, bunu bilen genç kız anlayışlı bir cevap verecekken Kuzey kendini tutamadı.
-Girmek istediğinde girecektir Acar Bey, zaten evin önündeyiz." Elvinle Tuna yanlarına geldiğinde Kuzey'in cümlesi üzerine kaşlarını kaldırdılar. Genç adam gerçekten de cesurdu, üstelik Acar'ın öfkesini üzerine çekmekten de hiç çekinmiyordu.
-Reva dedim, adın Reva mı?" Tam bir kankasını savunan öğrenciye kızan öğretmen tribi atarken, Kuzey sessiz kalınca daha da sivrildi adam. "Neyse. Misafirdin sonuçta, bir daha görüşmemek ümidiyle." Reva araya girerdi ama ikisinin atışmasından Tuna kadar zevk alıyordu doğrusu.
-Sizinle belki görüşmeyiz ama Revayla görüşeceğim." Dedi kesin bir ses tonuyla. "O zaman da siz misafir olursunuz belki, hayat..." Tuna arkadan bir "üffff" ıslığı çakarken, Acar sinirden güldü.
-Böyle konuşmaya devam edersen Revayla görüşmeyi bırak ismini bile söyleyemezsin." Söylediği şey sanki Reva'nın Kuzeyle olan ilişkisi kendisinin isteğine bağlıymış gibiydi bu yüzden kız tam o noktada araya girerek durdurdu onu.
-Babacığım, lütfen." Sesindeki uyarı barizdi, Acar kızını sinirlendirmemek için geri çekilecekti ama Kuzey alttan almadı. Yine.
-Reva istemediği sürece ikisini de yaparım." Elvin, koluna girip biricik Rus gorilini geri çekmek isterken tüm sevecenliğiyle gülümseyerek konuştu Acar.
-Seni gözüm hiç tutmadı Karayev." Reva, sıkıntıyla iç çekip Elvin'in çabasına minnettar tebessüm yollamaya çalıştı kadına. Rüzgarla Kavin de yanlarına gelmişti.
-Sorun Revayla konuşmamız mı?" dedi Kuzey büyük bir olgunluk göstererek. "Sizi rahatsız eden tam olarak nedir?" Bu defa adamı sakinleştirmek ve Reva'yı germemek için oldukça ılımlı, hatta her zaman saygılı olsa da şimdi daha saygılı konuştuğu hepsinin dikkatini çekerken, Acar omuz silkerek onun olgunluğuna ayrı gıcık olduğunu gösterdi.
-Babaaaa! Şşşşş..." Tuna, adamın kolundan çeken Elvin'in de ona engel olamayacağını anlayınca babasının omzunu parmaklarıyla dürterek deldiğinde elalarla birlikte tüm gözleri üstüne çekti. "Ya reytingi bozuyorsun, çekil." Dördü de ona garip garip bakarken, Acar dayanamayıp çemkirdi. Zaten bu KARAyev solucanı yüzünden sinirliydi, Tuna'yı hiç çekemezdi!
-Ne reytingi lan?!" Tuna, elalarını deli deli etrafında gezdirip fısıldadı.
-Nası ya, biz Keeping Up With the Devrans diye bişi çekmiyoz mu? Benim bu şakalar, tatlılıklar boşa mı gidiyo.." Reva istemsizce sırıtıp alnını ovalarken, Kuzey bu ailenin daha ne kadar deli olabileceğini sorguluyordu içinden. "Şerefsizim ağlamamak için kendimi zor tutuyorum." Diyerek göz pınarlarını ovalayan, İbrahim Tatlıses taklidi yapan dramatik Tuna'yı Rüzgar içeri götürmekle uğraşırken, Acar da istemeye istemeye Elvin yüzünden uzaklaşsa da Kavin'i onların yanında kalması için ela gözleriyle tembihlemişti.
-Perşembe yemek için görüşürüz, Karayev." Kuzey, derin bir nefes alıp başını salladı.
-Görüşürüz Devran." Aralarındaki çekim adam uzaklaşsa da gram azalmazken, pijama gecesi için bir araya gelmek üzere arabadan Eva, Aden ve Tutku -o sadece pijamalarını giyip uyumak istiyordu- inerken, Kavin, Reva'nın içeri girmesine, kolunu tutarak engel olup kızlara el salladı.
-Kızlar ne oldu bilin bakalım?!" Reva yeşillerini devirirken, Tutku hariç hepsi bir ağızdan "ne olduuuuğğ" diye çığırdı. "Kuzey Karayevle Reva Devran baş başa yemeğe çıkıyoooooo!" Baş başa olduğunu nasıl anlamıştı bilmiyordu kız ama hepsi çığlık çığlığa bağırınca ofladı.
-Alt tarafı yemek." Tutku haricinde yine hepsi bir "hiih!" nidası dökerken, Kavin hevesle atıldı.
-Kuzey Karayevle. Yemek. Baş başa. Alt tarafı?! Bu bir randevu!" Delilikle parlayan yeşilleri Reva'yı incelerken aniden kıza kollarını sardı. "Onu randevuya hazırliciğiiiz!"
-Ne?"
Aynı anda Ercan'ın söylediği şeye kaşlarını çatarak aynı tepkiyi verdi Kuzey.
-Ne?" Ercan, söyleyeceği her cümlenin vücudunda bir kurşun olarak aleyhine delil olarak işlenmemesi için oldukça dikkatli konuşmaya çalıştı.
-Yani Reva Hanımla iş ilişkiniz olmadığı için ben yemeğin özel bir randevu olacağını düşündüm efendim, özür dilerim." Randevu mu? O da neydi? Kaşlarını çatsa da birkaç dakika sonra umursamaz görünmeye çalışarak -tıpkı kızlardan randevu kuralları dinleyen Reva gibi- yalandan telefonuna bakarken konuştu.
-Bu randevuda... Ne oluyor ki?" Ercan, içindeki romantiği dizginleyemeden heyecanla anlatmaya başladı.
-Özel olarak o kişiyi evinden alırsınız." Burası tamamdı zaten o gün Ercan'ı yanına falan almayı düşünmüyordu. "Güzel bir yerde yemeğe götürürsünüz." Harika yemekleri olan özel bir mekan da seçmişti. "Çiçek verirsiniz. Hoş zaman geçirdikten sonra onu evine bırakır, belki yanağına bir öpücük kondurursunuz." Yanağa öpücük mü?
-Kaç yaşında bu söylediğin randevu?" Kuzey'in alayla karışık huysuz cümlesine karşı birkaç saniye sessiz kaldı Ercan.
-Yani, şey, Kuzey Bey, randevuda karşınızdaki kişi sizin için kıymetliyse bunları yaparsınız. Dudağını öpmek ilk randevu için biraz abartı olur." Daha fazla dinlemeye tahammül edemezken -çünkü Reva'yı kendisi için kıymetli diye nitelendirmeyi kabullenmek biraz korkutucuydu- konuyu kapattı.
-Her neyse, zaten bu sadece bir yemek." Ercan, anladığını gösterircesine kafa sallayıp odağını yola verince gözlerini camdan dışarı çevirdi Kuzey.
Demek randevuda bunlar olurdu...
Reva Devran'dan.
Hayatımın en gergin buluşmasını sorsanız, size o günü anlatırdım. Karayevle olan buluşmayı.
Yaklaşık yarım saattir, yemek hakkında hoş şeyler söylemek dışında kilitlenmiştik. Zil zurna sarhoş olup ayıp etmemek için getirilen şarabı gıdım gıdım içiyordum ama gergindim. Beni gördüğünde baştan aşağı incelemişti, yine de o şaşkınlık ifadesini yakalamıştım. Nasıl şaşırmasındı ki?
Dizlerimin de altına kadar inen askılı, dar siyah elbise yürürken bileklerimin neredeyse sürtünmesine neden oluyor beni sinir ediyordu. Kendimi demir çubukla yürüyen leydiler gibi hissediyordum.
-Dans falan etmek ister misin?" Diyip şarabından bir yudum alırken kafamı hızla sağa sola salladım. Bu elbiseyle değil dans etmek tuvalete gitmek bile istemiyordum. Bir daha Kavinle Aden'e uymayacaktım. Asla. "Bu biz değiliz." Diyerek rahatlamamı sağladı. Peçeteyle dudaklarını silip derin nefes vererek masanın üzerine gergince attı.
-Evet, açıkçası çok güzel bir yer ve sen salaş bir yer değil dediğinde bile bu kadarını beklememiştim, öyle güzel, ama çok kasıntı." Kafasını hak verircesine salladı. Çevremizdeki bütün masalarda yaşıtımız, orta yaşlı ya da ihtiyar çiftler vardı ve hepsi sıkıcı sıkıcı gülümsüyor, sohbet ediyor ara ara dansa kalkıp bunaltıcı geceyi daha da çekilmez yapıyordu. Karayevle ben bu mutsuz ve yapay ortama çok tezat iki emo gibi görünüyorduk.
Ne ben buradaki kadınlar gibi kibarlıktan kırılan, utangaç bir kızdım ne de o bu kadınların yanındaki adamlar gibi güler yüzlü ve sosyaldi.
Gerçekten tam da asosyal denilen biri olduğunu fark etmiştim bu yemekte sadece. İkimiz de gerginlikten sussak bile davranışlarını gözlemleme fırsatı bulmuştum.
İnsanlara sanki "ne konuşuyor bu?" der gibi dik dik bakıyordu. (Yazan notu* Yabancılara Kuzey gibi olanlar +1lesin.)
Hatta kapıdaki görevli "Hoşgeldiniz Kuzey Bey." dediğinde yüzüne bile bakmamış, ben "Merhaba." diyerek çocuğu önemseyince başını çevirip kim olduğuna bakmıştı sadece. Ufacık bir hoşgeldiniz lafına bile cevap vermeyecek kadar kabaydı. Onun hakkında merak ettiklerimi öğrenmek istiyordum ama bu "evli mutlu çocuklu ya da bu üçünden en az ikisi" adlı kasıntı mekanda tek düşündüğüm giydiğim elbisenin altındaki tanganın görüntüye uyum sağlasa da elbisenin tuhaf kumaşının kalçama sürekli sürtmesinin hoşuma hiç gitmediğiydi.
-Kalkalım mı Devran?" Tahammül edemiyormuş gibi bakarken kafamı salladığım anda sandalyesini kabaca ittirerek ayaklandı ve birkaç bakış bu ani hareketle bize çevrildi. Geldiğimizden beri bizimle ilgilenen garson koşarak yanımıza gelmişti.
-Kuzey Bey, Reva Hanım, bir sorununuz mu var efendim? Hemen yardımcı olalım." Sadece işini yapmaya çalışan emir kullarıydı hepsi, bu yüzden adama gülümseyerek yerimden kalktım ama Kuzey benim aksime dik dik ona baktı.
-İş görüşmelerinde fark etmemişim ama...Mekanınız, benim yaşadığımın mı yoksa buranın mı cehennem olduğu konusunda yarışır." dedi sanki mekanın sahibi bu gençmiş gibi. "Biraz daha kalırsak, birini öldürmem an meselesi." Onun iğneleyici ve çocuğun "alay olmasını umduğu" sözlerine karşılık ben Kuzey'in kolunu sıkarken, garsonun hayretle açılan gözleri bana döndü.
-Hizmetiniz için teşekkür ederiz. Biz mekandan pek memnun kalmadık, siz gerçekten çok ilgiliydiniz, bunun karşılığını size vermek isteriz umarım kişisel bir bahşiş kutunuz..." mekanın ismine yakışacak şekilde son söylediğimi değiştirdim. "Tip boxınız vardır." Hevesle kafa sallayıp bizi kasaya yönlendirirken, Kuzey huysuz huysuz söylendi.
-Ne için bahşiş veriyoruz? Bizi sıkıntıdan öldürmedi diye mi?" Kasaya ona cevap bile veremeden geçtiğimizde çantamı açtım çünkü bu yemeği ben ısmarlayacaktım ama adam Kuzey'in ismini duyduğu anda gülümsedi.
-İyi akşamlar diliyorum size, ayrıca Kuzey Bey, sizi daha uzun ağırlamak isteriz." Kaşlarımı çatarak Kuzey'e döndüğümde onun bu duruma yabancılamadığını fark ettim. Ya tembihlemişti onları ya da bu başına sık gelen bir şeydi. Elimi onun kolundan çektiğim an gözleri bana döndü, sinirimi fark etmiş olacak ki adama baktı.
-Hesabı ödemek istiyoruz." Kirpiklerini kırpıştıran adam şaşkınlığını zoraki bir gülümsemeyle atıp, kafasını sağa sola salladı.
-Maalesef, bunu yapamam efendim. Çok değerli bir müşterimizsiniz. Üstelik çoğu anlaşmalarınız burada yapılıyor, bize harika bir müşteri portföyü oluşturdunuz." Devamını dinlemeden çantamdaki yüklü miktar parayı çocuğun ismi yazılı bahşiş kutusuna atıp kapıya ilerlerken Kuzey'in öfkeli sesini duydum.
-Mekanınızı ayrı sizi ayrı si*..." Gülmemem lazımdı.
Gülmemeliyim.
Topuklular ve bu uzun kahrolası etek birleşince istediğimden daha küçük adımlar atmıştım, Kuzey'in bana yetişmesi uzun sürmedi. Denize oldukça yakındık ve hava güzeldi, burada yürümeyi içerideki ortama tercih ederdim.
-Reva! Adamı sen de duydun." Kaşlarımı çatarak yüzüne baktığımda bana inanamaz gibi kafa salladı. "Yanımda kadın para harcayamaz diyen heriflerden olduğumu mu sanıyorsun?" Kollarımı göğsümde kavuşturarak savunma moduna geçtim.
-Değil misin yani?" Gözlerini kısarak başını sağa sola salladı.
-Hesabın ben varken ödenmesi iki cinsiyet için de sevmediğim bir durum Reva, ortamda maddi manevi üstünlük kurmayı, mutlak gücü severim." Tüm dürüstlüğüyle gözlerime baktı. "Ama sana üstünlük kurmaya çalışacak değilim." Derin bir nefes alırken bakışlarını uzaklara çevirdi. "Siktir, asla kavgasız duramıyoruz." Söylediği gülmeme neden olurken gözleri yeniden bana çevrilmişti.
-Gel Karayev, daha iyi bir yer bulacağız."
Yolda giderken Kuzey arabayı teklif etmişti ama yürümek istiyordum. Ercan bugün yoktu çünkü Kuzey dediğine göre bu geceyi bana ayırmıştı, dolayısıyla arabayı da kendisi kullanmalıydı. Tuhaf Karayev ve daha tuhaf kuralları...
Topukluları çıkarıp elime aldığımda, deniz kenarına gelen adamların kırdığı içki şişeleri bile onu sinirlendirdiği için yürüyüşü kısa tutup bulduğumuz ilk balıkçıya çöktük. Yine bakışları üzerimize çekmiştik. Balıkçıya göre fazla "janti" duruyorduk ve herkes "bu ikisi ne alaka" der gibi bakıyordu. Kuzey çok karanlık duruyordu bense cesur dövmelerine rağmen tuhaf elbise seçimi yapan aklı kaçık kız bir gibi.
-Bu elbise kimin fikriydi?" Dedi Kuzey, sessizliği bozarken. "İçinde kusursuz görünüyorsun ama Reva gibi değil." Kavinle Aden haklıydı, Kuzey Karayev buna bayılır demişlerdi. Gerçekten de onun takım elbisesiyle muhteşem uyum içindeydi ama ben içinde rahat değildim.
-Kızlar giymemi rica etti." diyerek umursamazca omuz silktim, durumu basitleştirmeye çalışıyordum. "Ben de direnmedim, salaş yerler harici mekanlar için dolabımda çok kıyafet tutmam." Kafa sallarken, önümüze koyulan ekmekler için teşekkür ettim, Kuzey ise ekmeğine tuhaf bakışlar atıyordu. "Balık ekmek de mi yemedin?" Sesimdeki hayrete karşın bu dünyadaki en normal olaymış gibi başını sağa sola oynattı.
-Güvenilir olduğuna emin miyiz? Sağlıklı durmuyor." O restorandaki yemeğini bitirmişti ama ben gerilmekten yiyemediğim için kurt gibi açtım, o yüzden soruyu sorarken koca bir ısırık almıştım bile. Kafamı onaylarcasına salladım.
-Kesinlikle, yüz kere yemişimdir, sadece beş kez zehirlendim." Siyahları benimle ekmek arasında gidip gelince ikinci lokmayı almadan ekledim. "Şakaydı." Gözlerini devirdi ama sonunda ikna olmuş olacak ki bir ısırık aldı.
Yalan söylemediği artık %99 değil %100dü.
Çünkü ekmek arası yemekte ustalaşmış biri -benim gibi- değildi, hatta ekmeği bu şekilde yemeye de alışık olmadığı belliydi. Davranış olarak böyle kaba bir adamın yemek kültürü olarak soylular gibi olması ne garipti...
Lokmasını çiğnerken gözleri ekmeğin içindeki marulu ve balığı inceliyordu.
-Nasıl buldun?" Dedim elimle iki kola söylerken. Önce ne yaptığımı anlayamadı ama çocuk ortamızdaki ufacık masaya iki kolayı ve demire takılı pipetleri bırakınca aydınlandı.
-Tuhaf." İri dudaklarındaki ekmek kırıntılarını sağ eliyle süpürürken, ne diyeceğini bilemiyor gibiydi. "Kötü değil." İyi demenin diğer şekli.
Acaba hep böyle miydi diye bir soru geçti aklımdan... Bana en az nefret ettiğim sensin demişti, şimdi de kötü değil diyordu. Karayev hep böyle mi adlandırırdı hislerini? Onun için iyi kavramı o kadar kaybolmuştu ki artık, kötünün iyisiyle nitelendiriyordu her şeyi sanki.
-Dövmen çok hoşuma gidiyor, biliyor musun..." Dedim iltifatımla onu hazırlıksız yakalayarak. Aldığı ikinci lokma daha büyüktü ve güzel dudaklarına daha fazla ekmek tozu bulaşmıştı. Hayır, oraya bakmamalıyım.
Biriyle ilk kez yemeğe çıkınca öpüşmek yasaktı çünkü. Aptal kural.
-Bana yönümü, kim olduğumu hatırlatıyor." sesinde daha derin şeyler gizliydi, bir süre gözleri dövmesini yeni keşfetmiş gibi orada gezinirken sonrasında yeşillerime geri döndü. "Birinin oğlu ya da akrabası değil, Kuzey olduğumu." Söylediği şeye karşı gülümserken kolayı tek elimle ustaca açıp pipeti içine batırdım ve aynısını onun kolası için de yaptım. İçeceğine inancım sıfırdı ama ikramda kusur etmeyecek kadar naziktim en azından.
-Bunları nasıl daha önce yemezsin.." diyerek onu kötü anılardan, insanlardan sıyırmaya çalıştım. "Tüm bu yağlı, şekerli şeyler harika. Spor yapmasam yüz kiloyu geçerdim. Sense sarayda büyümüş gibisin." Lokmasını yutarken -ekmeğini benden önce yarılamıştı- bakışlarını simsiyah görünen denize çevirdi.
-Sayılır. Lale Hanım, sağlıklı beslenirdi. Ondan kalma bir alışkanlık." Bunu anlatış şekli aklımda tek ihtimali doğurdu. Lale için böyle bir yeme alışkanlığı oluşturmuştu, onun tarafından kabullenilmek ve sevilmek için... Boğazıma yumru otururken devam etti. "Sarayda büyüdüm denebilir, fazla dışarı çıkmadım." Çocukluğuna dair bir şeyler merak ediyordum, bunu hissetmiş gibi bana yöneltti soruyu. "Çocukken de bunları hep yer miydin?" Kafamı salladım onaylarcasına. Kolamı elime aldığımda pipet alt dudağıma çarpıp duruyordu.
-Yerdim, hatta altı yedi yaşındayken mahalledeki en şişko çocuktum. Erkeklerden bile iriydim." Söylediğime karşı dudak kıvırdığında, ona kahkaha attırmanın imkansız olduğunu düşünür gibi oldum. Yaşadıkları düşünülürse bu bile iyiydi belki de. "Çok severdim, özellikle şekerleri. Tüm süt dişlerim şeker yüzünden erkenden çürüyüp döküldü. Bayramda bütün sokaktan ve benden küçük çocuklardan şeker toplardım."
-Şeker mi toplardın?" Bu geleneği bilmemesi kaşlarımı havalandırsa da bozuntuya vermedim.
-Tabii, toplardım." Kendi çocukluğunda büyük eksik görmemesi için belirttim. "Bizim evde hiç şeker olmazdı da ondan." Söylediğim diğer cümleyle gözlerinde tuhaf bir ifade oluşurken, cümlelerimi olumlu kelimelerle sonlandırma isteği oluştu içimde. "Senin yerinde olsam tüm paramla şeker aldırırdım."
-Ben kitap aldırıyordum, sevdiğim tek şey onlar." Dedi tüm ciddiyetiyle. Öyle ki bu dünyadaki tek sevdiği şey cansız değil aksine kendine canından olacak kadar canlı bir varlıkmış gibi sahip çıkmıştı kitaplarına... "Okumayı severim, insan okudukça gerçekten soğuyor. Bu yüzden insanlardan nefret etmem fazla zaman almadı." Söylediğinde haksız sayılmazdı, bir şeyleri yaşamak da aynı etkiyi yaratsa da, okudukça insan o karakterleri daha gerçekte tanımadan öğreniyor, şaşkınlığı, acıyı, hüznü, aşkı, sevinci, ihaneti ve nicesini tadıyordu. İçimden bir ses asla Kuzey kadar okumuş olamayacağımı haykırdı, haklı olduğunu biliyordum. Böyle yalnız, düzenli ve kontrollü biri, yoldaşı olması için dünya kadar kitabı okumuş olmalıydı.
-Çocukken çok sevdiğin arkadaşların var mıydı?" Diye sordum ekmeğimden aldığım ısırığı yuttuğumda. "Benim yoktu." Bir ortak noktamız daha çıkmış olacak ki kafa salladı.
-Benim de." Ne güzel Karayev, ikimiz de yalnızmışız. Şimdi kafasında şişman, yalnız bir kız çocuğu canlanıyordu eminim ki. "Efran'ın arkadaşlarıyla bir iki kez oynamışımdır, bize geldikleri zamanlarda."
-Çok görüşür müydünüz?" Ne ara bitirdiğini anlamadığım ekmeğin kağıdını masaya atarken kolaya ısrarla dokunmamıştı. Yanımızdan geçen ve kahve/çay satan adamdan iki kahve alıp yüzlük vererek ihtiyarı sevindirdikten sonra, sorumu yanıtladı.
-Hayır. Annesi, Leyla Hanım istemezdi, haklı olarak. O sevgi dolu biridir, biliyorsundur belki, çocuklarını kötü yerlere sokmazdı." Haklıydı, Leyla teyzeyle tanışmıştım ve birkaç kez görüşmüştük ama Efranla da kız kardeşiyle de o kadar ilgiliydi ki ikisi de annelerinin bu aşırı sevgisinden çabucak bıkarlardı. "Bizim evimiz çocuklar için kötü bir yerdi." Sesindeki buz tonun aksine cümledeki acı göğsümde bir yangına yol açtı.
Çocuk Kuzey ne kadar kötüye maruz kalmıştı?
Ne garipti, ben de çocukken en kötüsüne maruz kalmıştım ama başka birinin yaşadıklarına daha çok bile üzülebiliyordum.
-Lale Hanımla nasıl anlaşıyordunuz?" Soruyu sormakta cesurdum ama cevabını duymaya o kadar hazır mıydım bilemedim. Kağıt bardak neredeyse elinde kaybolacak kadar küçüktü, kahvesinden bir yudum alırken ekmeğimi bitirmeye çalıştım.
-Anlaşmıyorduk, odasına kapanırdı yemekler haricinde görüşmezdik." Siyaha çalan gözleri bunu söylerken o kadar duygusuzdu ki gören de o çocukluğun canını hiç yakmadığını sanardı. "Senin aksine ben cılız bir çocuktum." Buruşturduğum yemek kağıdını masaya attım.
-Hayatta inanmam! Sen? Cılız?!" Kafa salladı. Onu cılız hayal edemiyordum, sanki doğuştan kaslı gibiydi. Heybeti insana bunu düşündürüyordu. Karayev'i tek başına saray bahçesinde oradan oraya koşturan ya da kitap okuyan cılız bir ufaklık olarak hayal edemedim.
-Evet, hatta bir keresinde öğünlerimi atlayacak kadar kitap okuduğum için açlıktan bayılmıştım." Onun aç olduğunun hiç kimsenin fark etmemesine üzülürdüm belki ama aynısını ben de yaşamıştım. Annem nefes alıp aldığımla ilgilenirdi sadece, hatta kafası güzelse onunla da ilgilenmezdi. Kitaplarıyla yapayalnız büyüyen, kimseyle konuşmayan ve bir köşede bayılmış cılız çocuk zihnimde canlanırken yapmamam gereken bir şey yaptım.
-Asaf..." ismi duyduğu anda gözleri nefretle parladı. "Onunla aran nasıldı, çocukken? Aslında ben askeri okula gitmene izin vermesine bile şaşırdım." Yüzündeki ifadeden onun da bunun nedenini bilmediğini hissetmiştim.
-Belki sonunda beni yine hapsedeceği için izin vermiştir. Bilirsin, hayallerine ulaştığında kötü bir şey olma ihtimali seni daha çok korkutur, hata yaptırır, yıkar." Doğruydu, çoğu insan mutlu oldukça korkuyordu. Ama emindim ki ne Karayev ne de ben mutlu oldukça korkmuyorduk. Çünkü en dibi görmüştük. Görmüş müydük sahiden? "Çocukken beni kendisi gibi rekabetçi yetiştirmek isterdi. Azimliydim ama rakibimden nefret etmezdim, onu küçümsemezdim. Asaf buna sinirlenirdi. Ona göre başarıya giden yol, agresiflik gerektiriyordu." Kendi kendine kafa sallarken denize baktı. "Haklı olduğu tek nokta olabilir..." sanki bunu bana değil de kendine söylemişti. Ve onun nasıl hırslı olduğunu gördüğüm için gerçekten de babasının Kuzey'de nasıl iz bıraktığını görebiliyordum. "Davetler sıkıcı olduğu için çoğu zaman köşeye çekilir kitap okurdum, buna delirirdi." Cümle sonunda dudak kıvırırken onu sinirlendirmekten aldığı hazzı gördüm.
-Sana hiç vurdu mu?" Kahvemi hatırlatmak ister gibi bana ittirirken, kolayı içmekten vazgeçip ona eşlik etmeye başladım.
-Başta hayır. Sonraları çok kez." Cılız bir çocuğun dayak yeme ihtimali içimi daha çok acıtıyordu. Annem de bana birkaç kez tokat atmıştı ve her biri dünyanın en aptalca sebepleri listesine girerdi ama çocukken çok kötü bir dayağa maruz kalmamıştım. Beni mahveden psikolojik şiddetti, eve girip çıkan adamlardı, parasızlıktı, sevgisizlikti. Dayak değil. Kuzey de varlıklı bir ailede büyümüştü ama hem fiziksel hem psikolojik hasarlar almıştı.
Merak ettim, Lale onu hiç korumamış mıydı Asaf'tan? Eğer bunu yapsaydı Kuzey'in de kendisi gibi bir kurban olduğunu görüp çok üzülürdü belki de... Bunu ona sormadım, canını çok sıkardı.
-Ben neredeyse her şeyden çok korkardım biliyor musun?" Dedim konuyu hemen değiştirirken. "Hızdan, yüksekten, içkilerden, insanlardan... Artık korkmuyorum ben ama Eva bunlardan korkuyor." Bunu söylemiştim çünkü benim eski halimle kız kardeşim arasında çok benzerlik vardı.
Kız kardeşim... Resmen korumam gereken küçük kız çocuğummuş gibi hissediyordum. Eva, o kadar temiz ve zararsızdı ki, onun gerçek olamayacak kadar iyi bir masal kahramanı olduğunu düşünürdüm ara ara. Naif kişiliğine rağmen benim gibi zıt birine duyduğu derin hayranlık yalan değildi, gözlerinde görüyordum. Bana bakarken, bir yıldızı izliyor gibiydi. Öyle hayrandı... Onu hatırlamak yüzümü güldürürken Karayev'in sesini duydum.
-Babanız mı aynı, anneniz mi?" O hayalet adamı hiç tanımadığım gibi tanımak da istemezken umursamaz tavrımla söylendim.
-Baba. Ama annelerimiz de çok farklı sayılmaz, ikimiz de başka ailelerin çocuklar olduğumuza göre..." Çiçek'in annesi de ölmüştü ama ölmeden önce de iyi biri olmadığını anlıyordum. Üvey babası denilen o herif kızın kolunu sigara izleriyle, sırtını kemer darbeleriyle doldururken neredeydi? Kuzey, elime dokunduğunda elimi yumruk yaptığımı fark ederek açtım.
-Onu tanımak ister miydin?" Düşünmeme gerek bile yoktu. Ben Revaydım, istesem yapardım. Ve bu istediğim şeyler listesi oluştursam son madde bile olamazdı.
-Hayır, istemem. Yanımda değildi, bu saatten sonra olmasına da hiç gerek yok." Bakışlarından beni anladığını hissettim, pusula dövmeli baş parmağı elimin üstünde oynadı.
-Ufaklık da böyle mi düşünüyor?" Sahi Eva'ya hiç sormamıştım. O istiyor muydu biyolojik babamızı tanımayı? Umarım istemiyordur. İçimden bir ses Eva'nın nefret edebilme potansiyeli olmadığını haykırırken, katı ses tonumla konuştum.
-Onun ne düşündüğünün önemi yok. Bunca seneden sonra o herifin aklını bulandırmasına izin vermeyeceğim." Biraz soğuyarak kaynarlığını atmış kahvemi yudumladım. "Sahip olduğu aile ve ben, onu terk eden birinden daha iyiyiz." Dudak kıvırarak kafa salladı, gülümsemesi abartısız ve çok çekiciydi.
-Senin gibi bir ablaya sahip olmak fena olmazdı." Dudaklarımı yaladım.
-Ablalıktan başka şeylerde de iyiyimdir..." cümlemdeki arsız imayı anladığını kıstığı gözlerinden hissederken suçlu hisseder gibi oldum, kızlar edepsiz konuşmanın da hoş olmadığını söylemişlerdi.
-Ona şüphe yok." Aramızdaki sessizliğe bakışma eklenince iş içinden çıkılmaz bir hâl aldı. Gözlerimi üzerinden çekmek zordu. Üstündeki siyah takım elbisesi, kirli sakalı, kısık gözleri ve iri dudaklarıyla öyle hoş uyum içindeydi ki, dışarıya karşı sevecen bir hava vermese de -herkes ona dik dik bakıyordu- benim dürtülerimi tetikliyordu.
Kızlar tüm o "ilk yemek" kurallarını söylerken bir şeyi atlamıştı. Yemek normal bir erkekle değil, Karayevleydi.
-Kalkalım mı?" Diye aniden sordum biraz daha oturursak kalkıp kucağına geçeceğimi fark ederken. Kafa salladığında hesabı istedim ve neyse ki yemek borcumu ödedim.
Artık ödeşemezdik... Yani görüşmemiz için bir neden kalmamıştı.
Bu garip hissetmeme neden olurken dönüş yolunda topuklularımı giymiştim ve hava serinlemeye başlayınca Karayev omuzlarıma ceketini bırakmıştı. İçinde kaybolsam da o kadar sıcaktı ki sadece gülümsemiştim, zaten o da bir teşekkür bekliyor gibi değildi. Yürürken uzaklaşmamızdan hoşlanmamış olacak ki elini belime yerleştirdi.
Göz ucuyla bana baktığını hissederken ona doğru sokuldum ve vücutlarımız birbirine değerken yürümeye devam ettik. Ceketi bana vermesine rağmen gömleğinden yayılan sıcaklığı hissediyordum, elimi onun karnına dolarken, beni daha çok kendine çekti.
Kediler gibi birbirimize sürtünsek tuhaf görünür ya da kuralları çiğnemiş sayılır mıydım? Sonuçta öpüşmek yasaktı, sürtünmek yasak dememişlerdi.
Ahlak dışı düşüncelerim arabaya bindiğimizde sonlanırken, kemerimi bağladığım sırada gözüme arka koltuktaki şey çarptı. Çiçek miydi o?
-Ercan önerdi, iki kişilik yemeklerde falan verilirmiş." Gözlerimin baktığı yeri fark edip açıklama yaptığında gülümseyerek önüme döndüm, çiçekleri almamıştım. "Almayacak mısın?" Omuzlarımı masum bir biçimde kaldırıp indirdim.
-Vermedin ki." Bu sahte masumiyetime inanır gibi olurken gözlerini benimle çiçek arasında gezdirdi ve elini arka koltuğa götürüp kavradığı siyah gül buketini ikimizin ortasında tuttu. Gören de sopa tutuyor sanardı. Gülmeden edemezken tek kaşımı kaldırdım. Neyi yanlış yaptığını sorgularcasına ensesini sıvazladı ve diğer eliyle de çiçeği destekleyerek bana uzattı.
-Alsana." Evet, kurallara karşımdaki erkeğin "alsana" dediği çiçeği nasıl alacağımı da ekleselerdi keşke. Yüzüme ciddi bir ifade yerleştirip kollarımı göğsümde kavuştururken onu kıvrandırma isteğime yenildim.
-Bu mu yani? Neden siyah gül aldın peki, onu da Ercan mı önerdi?" Dudaklarını birkaç kez açıp kapattı. "Siyah gül ölüm demektir, ondan soruyorum Karayev." Kaşlarını kaldırmasından bu detayı bilmediğini anladım. Hayatımda ilk kez siyah gül alıyordum.
Hoşuma gitmişti ama bunu belli etmeyecektim.
-Ölüm olduğunu bilmiyordum. Ben sana yakışacağını düşündüm. Bilirsin diğer çiçekler çok..." kararsız kaldı. "Çiçek." Söylediği şeyle genzimden çıkan sese engel olamazken göz devirdi. "Kahrolası buketi alacak mısın artık?"
-Eh ver bakalım Karayev, çok çiçek olmayan çiçeğini." Alayıma göz devirirken buketi kucağıma alıp siyah yaprakları okşadım, yüzümdeki gülümsemeye göz ucuyla baktığını görebiliyordum.
Arabayı çalıştırırken kemerimi açarak dizine tutundum, yanağına uzanıp uzun olmayan bir öpücük kondurduğumda başını çevirmiş burun buruna gelmemizi sağlamıştı. "Güzelmiş, teşekkür ederim."
Sadece kafa salladı.
Flörtleşmedeki tecrübesiz hareketleri beni ayrı etkiliyordu ama bu gece ben de onun kadar uysaldım, hamle yapmıyordum. Hareketlerime şaşırdığını, şimdi onun hamle yapmak istediğini hissetmiştim ama aynı zamanda bir şey yapıp yapmamakta kararsızdı. Sınırlarımı düşünüyor olmalıydı.
Oysa o başlatırsa devam ettirir suçu da Karayev'e atabilirdim.
Yol onun birkaç telefon görüşmesiyle ve oturduğum apartman hakkında sorduğu tuhaf sorularla geçerken, sonunda evimin önüne gelmiştik. Kucağımda çiçekler ve ufak çantamla inerken kapımı açması yaptığı jestlerden diğeriydi. Bir süre öylece dikilip birbirimize bakarken aramızdaki çekimin işleri zorlaştırmaması için konuştum.
-İyi geceler o zaman..." omuzlarımda ona ait olan ceketini verdikten sonra bir şey söylemeyeceğini düşünerek arkamı döndüğüm anda dirseğime sarılan parmaklarla durdum. Başımı ona doğru çevirirken yüzüme saniye saniye yaklaştı, uzun parmakları çenemi kavrarken yüzümü kaldırdım ama dudakları beklediğimin aksine dudaklarımın yanına, yanağıma gömüldü.
Birkaç santim daha kenara kaysaydı, her şey farklı olabilirdi. Çok geç değildi...
-İyi geceler." Bunun bir veda olma ihtimali tuhaf duygularla beni baş başa bırakırken arkamı dönüp apartmana ilerledim, arabasına binmediğini, beni izlediğini biliyordum. Apartman kapısından girdiğimde hâlâ gitmemişti.
Bir iki dakika içinde evimin kapısına gelip içeri girdiğimde ilk işim çantamı köşeye atmak hemen sonrasında çiçeği su dolu vazoya koyup salona yerleştirmek olmuştu. Kapı çaldığında kaşlarım çatılırken eğer gelen kızlarsa onlara çemkirebileceğimi düşündüm. Çünkü biriyle seks yapmayı ilk kez bu kadar çok arzuluyordum ama onlar yüzünden kendimi tutmuştum. Ve içimde biriken arzu beni gerginleştirmişti.
Kapıyı açtığımda görmeyi beklemediğim kişiyle yüz yüzeydim. Karayevle.
Göz göze geldiğimizde söyleyeceği şeyi unutmuş gibi birkaç saniye duraksadı.
-Ben... Sana bir şey verecektim." Ses tonunda ima yoktu, gerçekten verecek bir şeyi olmalıydı. Ama o anda kendimi tutmayı bir nebze bırakmak istedim ve ona yaklaştım.
-Öyle mi? Ne tür bir şey?" Gözleri dudaklarıma kaydığı anda yoldan çıkmaya ve onu da yoldan çıkarmaya hazırdım.
İlk buluşma adı altındaki tüm kurallara veryansın ederek onun üzerine atladım.
Hayır, gerçekten atladım. Bedenim ona çarptığı anda beni kolları arasına almıştı bile. Kurallar çiğnenmek içindi...
+18
SAHNELERDEN
RAHATSIZ OLANLAR
OKUMASIN. 🌚🌚🌚
Dudaklarımız bir el tarafından zorla ayrı kalmış ve o kalkar kalkmaz birleşmemek için hiçbir neden bulamamış iki mıknatıs gibi birbirine yapışırken ellerimle ensesine tutundum. Uzun parmakları saçlarımı tarayarak sırtımdan aşağı kaydı ve kalçamı iki yandan avuçlayarak sıktı. İnlemelerimiz apartman kapısında olduğumuz için yankılanmasın diye geri geri adımlayarak kapı eşiğinden içeri soktum onu, bunu yaparken bedenlerimiz ayrılmamıştı hâlâ.
Birbirimizi tüketir gibi öpüşürken kapıyı hızla kapattı ve beni döndürerek sırtımı kapıya yasladı. Dili ağzıma kayıp kendi dilim kadar kalıcı bir yer edinirken damağımı boydan boya yalayarak vücudumda hep gezen ateşi daha da harladı.
Onu çok istiyordum. Şimdi bile içime alabilecek kadar hazırdım, ama ağırdan gitmesinin bedenimde yarattığı etkiler hoşuma gittiği için ona uymak, yeni bir macera demekti. Ve ben maceraları severdim.
Elleri kalçalarımın altından sırtımın ortasına kadar hızlı bir keşif yaparken ceketinin yakasının altına girerek göğsünün üzerinde gezdirdim elimi, isteğimi anlayıp ceketinin geniş omuzlarından bir perde gibi dökülüp yere düşmesini sağladı. Elleri yine kalçamın altını yakalarken bu sefer beni kucaklayarak yüzüme baktı. Sormasına gerek bile yoktu, yeşil gözlerimle ona çoktan "evet" derken kafamı salladım.
Karayev, ne kadar soğuk durursa dursun o kadar duygusal bir adamdı. Şuan ne kadar kontrolsüz görünse de gözlerinde benim kararımı sorgulayan düşünceli adamdı Karayev. O yanılıyordu, eski Kuzey ölmemişti, orada bir yerde can çekişiyordu, zayıftı, yorgundu. Ama ölmemişti.
O Kuzey'in elini tutarken, elimi onun sakalına çıkarıp okşadım. Odamın kapısından içeri girdiğimizde ortasına kadar yürüyüp durdu ve başını çevirerek bileğimin içine bir öpücük kondurdu. Dudakları o kadar iriydi ki, oradan geçen tüm damarların üzerinden geçtiğini hissediyordum. Yaptığı bu hareketin duygusallık oluşturmasına izin vermedim, beni yere indirdiği anda gömlek düğmelerini üstten başlayarak açmaya başladım, ellerinden biri kalçamla belim arasında geziniyordu. Çözdüğüm her düğmeyle pürüzsüz esmer teni daha çok görünürken dilimi üst dudağımda açlıkla gezdirerek yeşillerimi başımı kaldırmadan ona çevirdim. Bu bakışımla kalanı bana bırakmadan diğer düğmeleri birkaç saniyede çözdü.
Eli ensemi yakalarken dudakları dudaklarımı yine aynı açlıkla kavramıştı. Birkaç saniyelik ayrılıkta bile vücudumun ihtiyaçla sızladığını hissediyordum. Öpücükleri dudaklarımdan çeneme oradan boynuma kayarken, başımı geriye uzatarak ona yer açmıştım. Bundan memnun olarak eğildi ve diliyle dudakları arasında tenimi kıstırırken, boştaki eli kalçamı kavrayarak kendine çekti. Kasıklarımız birbirine çarptığı anda inleme seslerimiz karışarak odanın tavanına yükselmişti.
Adımlarımın ne ara geri geri geldiğini ve makyaj masamın yanına geldiğini bile anlamıyordum, iki parfüm çarpmamızın şiddetiyle yere düşerken, dudaklarını boynumdan zorla koparıp yüzüme baktığı zaman ona arkamı dönerek kalçalarımı kasıklarına sürttüm. Elleri hiç duraksamadan kollarıma, oradan omuzlarıma çıktı, başını sağa yatırarak kulağıma doğru eğildi ve üst kıkırdağını dişleri arasına alıp ısırdıktan sonra fısıldadı.
-Bu elbiseyi seviyor musun?" Tahrik olduğu zaman sesi daha da güzeldi, sanki yeterince koyu değilmiş gibi katran kıvamı almıştı ve boğuktu. Kalçamı ona bir kez daha sürterken kafamı sağa sola salladım, Adenler duysa kızabilirdi ama bu elbiseyi sevmemiştim, çok kasıntı ve oldukça dar, uzundu. İki askının ortasına, sırtıma elini getirdi ve elbisenin kumaşını hoş bir ses beraberinde yırtmaya başladı. Kalçamın üstüne kadar yırtılan kumaş yüzünden askılar omuzlarımdan dirseklerime düşerken onlardan kurtuldum, gözlerim Kuzey'deydi. Açıkta kalan tenime parmaklarını bir kağıda parmak boya yapan çocuk gibi değdirip aşağı doğru indirdi. Askıları da indirerek ona yardımcı olduğumda aynadan gözlerimiz birleşti ve ellerinden biri bel kıvrımımdan göbek deliğime doğru uzandı. Kalçamda onun kasıldığını hissediyordum, kemerin altını şişiren ve dümdüz inen o uzun uzvu birazdan içimde olacaktı. "Reva..." ismimi söyleyişi gözlerimi kapatmama neden olurken, göbeğimde gezen eli yavaşça dantelli külodumun üstüne doğru kaydı. "Harika görünüyorsun." Sesindeki etkilenmişlik bana güç verirken gülerek gözlerimi açtım ve elimi arkaya doğru uzatarak kalçasını kavrayıp kasıklarını kendime bastırdım, artık onu daha çok hissediyordum.
-Özellikle bu dantel iç çamaşırlarla değil mi?" Dedim nereden vuracağımı bilmenin hazzıyla. "Onları sevdiğini anlamıştım." Söylediğime dudak kıvırdığını, kulak mememin altına gizlediği dudaklarından anlıyordum. Uzun parmakları külodumun yanına sızıp elbiseyle beraber aşağı çekiştirirken, diğer eli de sağ yanımda yerini alarak aynı hareketi tekrarladı. Ayaklarımı sırayla kaldırarak bileklerimden iç çamaşırımla elbisenin çıkıp gitmesini sağladım, topuklu ayakkabılarımı hala çıkarmamıştım. Bu iyi de olmuştu çünkü ne kadar 1.78 boyunda olsam da benden daha uzundu ve aramızdaki farkı aza indiriyordum.
İstemediği şeyler vücudumdan kopar kopmaz ellerini arkamdan getirerek göğüslerimi kavrayıp büyüklüklerini ölçmek ister gibi dairesel bir hareket yaptı, baş ve dört parmağı arasında sıkıştırıp bıraktı, straplez sütyenin klipsinin üzerinde sivri dişlerini hissettim ve hiçbir çabaya gerek kalmadan o da birkaç saniye içinde ellerini göğüslerimden çektiği anda zemine düştü. Uçları bu hareketle bile sızlarken birazdan onun ağzında olacaklarına emindim. Bunun olmasını istiyordum. Dudakları hoştu ve tenimde gezinmeleri hiç fena olmazdı.
-Hediyemi unuttun." Dedi parmakları kalçamın yanını okşarken, diğer eli siyah pantolonunun cebine girmişti. Sahi neden hala pantolonuylaydı? Dudaklarımı yalarken siyah gözleri dilime kaydı.
-Evet, ilgim dağıldı." Diye bir itirafta bulunduğumda, yumruk yaptığı elini omzuma getirdi ve saçlarım sol yanıma düşerken çıplak kalan sağ omzumdan aşağı sarkan soğuk gümüş kolye ucu köprücük kemiğime çarptı. Göğüs uçlarım bu soğuk temasla büzülürken, benim gibi dilini dudaklarında gezdirdi o da.
Kolye ucu yönleri gösteren bir yıldızı andırıyordu. Pusulanın ortası gibiydi ama şekli yuvarlak değildi, sadece yönler vardı. Yıldızların uçlarında D-B-K-G şeklinde yönlerin baş harfleri vardı. Kuzey, kolye ucunu dudaklarıma değdirdiğinde ne yapmamı istediğini anlayamadım ama ısrarla dudaklarımda gezdirince ağzımı açıp kafamı kaldırdım ve yavaşça dilimin üzerine kaydırdı. Sivri uçlar yanak içlerime çarparken soğukluğu yavaşça kayboldu, Karayev yeterli olduğunu düşünmüş olacak ki kolyeyi zincirinden çekerek ucunun ağzımdan çıkmasını sağladı ve kolye ucunun yıldızının siyaha döndüğünü gördüm.
-Isıya duyarlı bir kolye." dedi yeşillerimin kolyede durmasını istemiyormuş gibi kolye ucunu gözümün önünden kaldırırken. Saçlarımı geriye ittirdiğimde kolyeyle dağılan ilgim yüzünden kalçama çarpan organı bile unutacak gibi olmuştum.
-Takmayacak mısın?" Ellerimi köprücük kemiklerimde gezdirip saçımı tek elimle topuz yapar gibi kaldırdığımda açtığım enseme dudaklarını yasladı. Orada soluklanması tüm tüylerimi diken diken ederken parmaklarını kalçamda hissettim.
-Bebeğim, takacağım..." sesi tenimde daha da boğuklaşıyordu, ne dediğini zor anlamıştım. Yeşillerim onu görmek isterken bunu hissetmiş gibi başını kaldırdı ve çenesini boynuma sürterken dudakları bu sefer kulak mememi kavradı. Dişleri etime sürtünerek kasıklarıma bir titreşim yollarken, soğuk kolye ucuyla büzüşen göğüs uçlarım düzelmişti. Karayev'in sol elinin parmaklarını hâlâ kalçamda hissediyordum. "Ama önce sıcak olması lazım." Kaşlarımı çatarak başımı omzuma doğru çevirdiğimde yüz yüze geldik ve hiç beklemediğim bir şeyi yaptı.
Kolyenin ucunu kalçamda kaydırıp içime doğru parmaklarıyla birlikte ittirirken, inleyerek masaya tutundum.
Burunlarımız birbirine sürtünürken, kolyenin soğukluğunu Kuzey'in parmakları üzerinde duvarlarıma çarparken hissediyordum. Hissettiğim şaşkınlıkla karışık acı yerini saniyeler içinde zevke bırakırken, parmaklarını çeker gibi yapıp yeniden batırdı içime.
-Islaklığın beni delirtiyor." Dillerimiz dudaklarımızdan önce buluşurken, elimi arkama uzatarak ensesini kavradım ve onun ağzını daha da yaklaştırmaya çalıştım. Kolyenin içimdeki hareketini hissettikçe daha da ıslanıyordum, bacak içlerimden başlayan kasılma, göğüs uçlarıma kadar yayıldı. Güçlü bir inleme ağzımdan dökülürken, Kuzey'in elini göğsümde hissettim.
Bu adam manyaktı. Tam o anda seksi durdurmalıydım, onu şu halde bile olsa bırakmalıydım belki de. Kim Reva Devran'ı bir kolyeyle parmaklardı? Kimse. Kimse ama Kuzey Karayev.
-Kuzey bu..." cümlemin yarıda kalmasından çok dudaklarımı ayırmama içerlemiş gibi derin bir nefes aldı ve parmak uçları göğsümü nazikçe okşamaya başladı. "Ah, kolye yeterli olmayacak." dedim tüm dürüstlüğümle. "Pantolonunu ne zaman çıkarırsın?" Göğsümdeki eli yukarı çıkıp boynuma sarıldı, baş parmağı çene altımı ittirirken başımı iyice kaldırdım. Bacaklarımı düz tutmakta zorlanıyordum, parmakları ileri geri hareketine devam ediyordu ve kolye içimde oynayıp duruyordu. Titremesini gizlemek için dizlerimi biribirine yasladım.
-Sen ne zaman istersen." İtaatkarlığı aklıma önümde çömelip beni yaladığı zamanları getirirken, kalçamı ona sürttüğümde kısık sesle küfür mırıldandığını duydum. Çıplak göğsünün benim boynum kadar terlediğini sırtımda hissedebiliyordum.
-Şimdi." diye fısıldadım ama güçlü bir sesle yineleme ihtiyacı duymuştum. "Şimdi. Hemen." Parmakları kolyeyle beraber yavaşça tüm ıslaklığıma bulanarak içimden çıkarken kastığım bacaklarımı rahatlattım, ama yine benim beklemediğim bir şey yaptı. Kolyeyi bir yere bırakmak yerine ıslak ve iyice siyaha dönen ucunu ağzına soktu, pantolonunun kemerini çözmeye başladı. Tepkimi ölçmek ister gibi aynaya baktığında, bir yandan fermuarını indiriyor bir yandan kolye zinciri, ucunu emdiğini gösterircesine hareket ediyordu.
Kusursuz bir adamdı. Tahrik olurken bu kadar seksi görünen birini hatırlamıyordum. Genelde sevişirken adamlar ağır spor yapmış gibi terler ve hazzın getirdiği yorgunlukla bakar, hareket ederlerdi, hatta orgazm esnasında kriz geçiriyor gibi tuhaf görünürdü. Ama Kuzey'in terlemesi bile esmer tenini daha da çekici kılmış, gözleri ise vahşi bir tutkuyla parlamıştı. Pantolonunun düştüğünü kemerin tokasının zemine çarpmasından anladığımda, kararsız kalmış gibi bir yere bir gözlerime bakarak konuştu.
-Güzelim, korunuyorsun değil mi?" Sormasındaki nedeni anlarken alt dudağımı ısırıp kafa salladım ve beni şaşırtmadı. "Güzel, beni hissetmeni istiyorum." Şimdi kalçamın çizgisine sürtünen sertliği hissediyordum işte. Ellerimi masanın yanlarına yaslayarak eğildim ve belimi kıvırarak ilkel bir dürtüyle ona sürtündüm. Bacak aram alev alev yanıyordu, onun da benden farksız olmadığını gözlerinden anlamayacaksam bile rahat duramayan ellerinden anlardım.
-Hadi Karayev..." dedim inleyerek. "Daha fazla işkence etme ikimize." Belimi kavradığında mümkün olduğunca eğilerek kalçamı kaldırdım. Girişime yaslandığında dudaklarım beklentiyle aralanmıştı, yeşillerim aynadan ona kayarken kaşlarını kıvırarak, demin parmaklarını soktuğu ankinin aksine nazik olmaya çalıştığını yüz ifadesinden bile fark ettim. Saniye saniye içime girerken vajina kaslarım beklentiyle daha çok kasılmıştı. Bir türlü tamamen istediğimi vermiyordu, kasıklarımda hissettiğim yanma inanılmaz bir boyuta ulaşmıştı, bu yetmiyormuş gibi ellerini dizlerime getirdiğinde ne yapmak istediğini anlayarak ellerimle masayı daha sıkı kavradım ve Karayev de bacaklarımı arkaya doğru kıvırarak ayaklarımın yerle temasını kesti.
Üst bacaklarımdaki kasılma artarken kendini tamamen içime ittirerek derinlere girdiği anda inleyerek başımı kaldırdım, bir eli kalçamı sabitleyip hareketleri için kolaylık oluştururken, diğer eli sırtımda geziniyordu. Başını eğerek enseme ve omuruma öpücükler kondurmaya başladı. Sırtımdaki eli kaburgalarımdan göğsüme doğru uzanırken uyarılmış göğüs uçlarıma yaslandı kolu.
Sonunda istediğim o yerdeydim, gerçekten onu istemiştim ve şimdi elde ettiğim haz paha biçilemezdi. Tahmin ettiğim gibi ten uyumumuz harikaydı, hareketleri her zerremi uyarıyordu ve içimdeki varlığı, istediğimi verirken benden de bir şeyler koparıyordu.
-Karayev..." diye inleyerek dikkatini çektim, aynadaki yüzüm kıpkırmızıydı ve onun da benim kadar dağınık olduğunu fark ettim. Siyah saçları dağılmıştı, göğsü gibi alnında da ter birikmişti ama erkeksi bedenindeki bu ıslaklık onu daha da istememe yol açarken kalçalarımı ona iterek daha fazla yer edinmesini sağladım. "Seni unutmayacağım." Dudaklarımı yalarken söylediğim cümleyle içimde hız kazanırken, alev alev yanıyordum. Kalçamdaki parmakları etime daha sert saplanırken, ileri geri hareketleri yüzünden çıkan sesler ve ikimizden yükselen inlemeler bu odanın daha önce tanık olmadığı türdendi.
-Kendimi unutturmayacağım." Dedi göğsü sırtıma değmek üzereyken, artık erkekliği duvarlarımı daha da zorluyor, kaslarım acıyla inliyordu. Ona hissettiğim tutku çok yoğundu ve parçalanmak üzereydim. Söylediğine karşılık sadece inlerken, kalçalarımı daha da havalandırmak için kollarımdan güç aldım.
Bunu yaptığım anda göğsüme sardığı kolunu çekip kalçalarımı iki yandan kavradı ve hareketleri daha hırçın, hızlı bir hal aldı. Gırtlağımdan yükselen derin sesi zar zor bastırabiliyordum, gözlerimi açık tutmak istesem de bu çok zordu. Saçlarım tamamen önüme doğru düşmüş vücudumun sarsıntısı yüzünden yer yer yüzüme yapışmıştı. Kasıklarıma doğru yükselen coşkulu dalga, çok yaklaştığımın habercisiydi, Kuzey'in içimdeki kasılmalarından anladığım kadarıyla o da benimle aynı durumdaydı.
-Hadii..." dedim onu tahrik etmek için sesimdeki nefes nefese hali düzeltmeye gerek duymadan. "Bana istediğimi ver, Kuzey." İsmini duyduğu anda gözlerimiz aynada buluştu. Avuçları aniden göğüslerimi bulurken, ellerim masayı olağan gücümle sıktı.
-Gel bebeğim." Başını eğerek kulağıma yaklaşırken fısıldadı. "Çünkü Karayev de senin için gelecek." Söylediği gülümsememe neden olurken dişlerini omzuma batırdı, boynundan süzülen ter damlasının sırtıma aktığını hissederken, alt dudağımı tüm kuvvetimle ısırıp inledim. Yaptıklarının tarifi yoktu, en ufak dokunuşunu bile hissediyordum ki sekste belli bir aşamadan sonra küçük temasları çok hissetmezdim. Vücudum fazla hassaslamış ve savunmasız kalmıştı, bu pozisyon onu alamayacağım kadar çok içime aldığım için bacaklarımı sızlatıyordu ama eşsiz zevkin yanında umrumda bile değildi.
-Kuzey..." elimi kaygan ensesine çıkardım, tırnaklarımı sapladığım anda dudakları boynumda kıpırdamıştı. "Dayanamıyorum." Bunu söylediğimde hızla kafasını kaldırdı ve aynada yeşillerimi yakaladı. Dişlerimi alt dudağıma batırdığımı görünce kurtarmak için baş parmağını çeneme yasladı ama işe yaramamıştı. Kaslarım bana son kez itaat ederek onu bir eldiven gibi sardı hemen sonrasında tutkunun pençesinde infilak edildi. Gözlerimi açık tutamayıp kollarım güçsüzlükle titrerken onun kasılmasını hissettim. Beni zevke ulaştıran noktayı bulurken, kendini geri çekip son kez içime bastırdı ve ismimi söylediğini hayal meyal duyar gibi oldum, paramparçaydım. Tam anlamıyla paramparça. Hiçbir uzvumu hissedemiyordum.
Kollarım artık bedenimi taşıyamazken kendimi masanın üstüne bırakacaktım ama Karayev buna engel olarak kendini bedenimden koparır koparmaz beni kucakladı. Boy aynasının yanındaki koltuğa benimle birlikte çökerken, aldığı nefeslerle inip kalkan terli göğsü sırtıma yapışıktı. Yaklaşık bir iki dakika öylece nefeslerimizi düzenlemeye çalışırken parmaklarını saçlarımda hissettim. Alnıma yapışmış bebek saçlarını sert parmak uçlarının teması kuruturken kucağında dönerek yüzümü ona çevirdim. Bu kadar terlememiz ve hala gözlerimizden gitmeyen tutku tek bir şeyi haykırıyordu.
-Yoruldun mu?" Dedim cevabını bildiğim halde. Kıvıracak gibi olduğu dudaklarına dudaklarımı yaslarken dilimi ağzına kaydırıp kalçamı çevirdim ve yüz yüze geleceğimiz şekilde kucağına yerleştim. Öpüşmemiz saniyeler içinde derinleşirken, elini ensesime sarıp dilini ağzımda daha ilerilere ittirdi. Yanan çıplak kasıklarımız birbirine çarparken yükselen iniltilerimiz dudak uçlarımıza ulaşamadan ağzımızda kayboldu. Ellerim onun yüzüne tırmanırken saçlarımı, tenimi gölgelememesi için geriye ittirmiş hepsinin sırtımdan aşağı dökülmesini sağlamıştı.
-Daha yatağa bile girmedik, Devran." Dedi dudaklarımız zar zor birbirinden koparken hoş bir ses çıkmıştı. "Yorulmadım." Bunu söylerkenki tutkulu hali beni gülümsetirken elleri kalçalarımı sıkarak kucağında yükselmeme neden oldu. Bana nasıl dokunması gerektiğini biliyordu. Hem de çok iyi biliyordu. Üzerime eğilirken boynumu öpeceğini düşünerek başımı geriye verdim ama düşen kolyeyi yerden almış hemen sonrasında yeniden sırtını koltuğa yaslamıştı beni de beraberinde çekerek. Arkamı dönmeme gerek kalmadan kolyeyi boynuma taktıktan sonra yaralı işaret parmağı kolye ucunda gezindi. "Çok yakıştı." Parmak uçlarım sakallarını okşarken, gözlerimi kolyeden çekip kafamı salladım.
-Çok güzel bir hediye." Yüzüme saniye saniye avına yaklaşan vahşi hayvan gibi yaklaşırken, boğuk sesi dudaklarıma çarptı.
-Senin gibi." Durmamız sadece birkaç saniyeydi, yanmamız ise sürekli. Henüz birkaç dakika geride bıraktığım zevk dalgası yine benliğimi sararken, kendimi ona sürterek kucağında kalkıp oturmaya başladım. Kalçamdaki ellerinden biri hızla göğsümü yakalarken, inledi. "Nasıl hazırsın.." Sesindeki şaşkınlıkla karışık hayranlığı beni daha da azdırırken elimle avuçladım onu. Organı bir demir kadar sertti, demin içimde olduğu için balçık kıvamındaki sıvımla kaplanmıştı ve avucumdan taşıyordu, baş parmağımla kabaran damarlarını okşarken gözümü oradan ayırmadım. Saniye saniye daha da sertleşip dikleşirken, yanağımı avuçladı. "Reva, yapma." Yeşillerimi anca konuştuğu zaman ona çevirirken kısık ve hırıltılı nefesler aldığını fark etmiştim. Kaslı göğsü o kadar hızlı inip kalkıyordu ki, bundan dayanılmaz bir zevk alarak kucağında kalkıp yavaşça bacak arama sürttüm elimdeki erkekliğini. Islaklığıma bulanan ucunu hissettiği anda küfür mırıldanarak ensesini de koltuk sırtına yasladı. Onu öyle yavaş yavaş içime alıyordum ki, damarları daha da sertleşiyor, kasları elimde seğiriyordu. Parmak uçlarımla testislerini okşadığımda kalın dudaklarını diliyle ıslattı.
-Hoşuna gidiyor mu?" Dilimi onun dudaklarının üzerinde gezdirmeye başlarken diğer elimle saçlarını kavradım. Aslında ona oral seks yapmayı düşünmüştüm ama öpüşmeyi bile yasaklayan kızlar Kuzey'e sakso çektiğimi öğrenirse hayatlarında unutamayacağı bir travma geçirebilirlerdi. Çenesine, oradan boynuna kayarken dudaklarımın altında adem elmasının hareket ettiğini hissettim.
-Reva..." organının sadece yarısı içimdeydi. Devamını sokmak için istekle kendini avucuma bastırıyordu, parmaklarım testislerini okşamaya devam ederken içimde biraz daha ilerlemesine izin verdim. "Hepsini al yavrum." Hitabı ağzına o kadar yakışıyordu ki normalde beni irite eden bu sözcük şimdi göğüs uçlarımı sivriltmişti. Bunu fark eder etmez kor gibi sıcak avuçlarını hızla üstlerine kapattı.
Kucağına gittikçe yaklaşırken aniden oturarak tamamen içime aldım, öyle derine ilerlemişti ki, onu karnımın altına kadar almıştım, varlığı içimi yarıp ilerlerken, ensemden parmak uçlarıma kadar titredim.
Karayev, bu tutku bir gün bitecek mi dersin?
-Hızlanmamı ister misin?" dedim. Kalçalarımı yuvarlarken kucağında alçalıp yükselmeye başlamış, ellerimle omuzlarını kavramıştım. Bir ter damlası boynundan süzülüp baş parmağıma bulaşırken, kafamı eğerek dudaklarımı kulağının hemen altına yasladım. Terle karışık kokusu o kadar hoştu ki, birinin terlemesinin hoşuma gideceğini sanmazdım ama burnumdan sızan baskın odunsu kokuya karışık olan teri yüzümü ekşitmeme değil aksine onu daha çok koklamak istememe neden oluyordu. Üzerinde kıvrılıp göğüslerim göğsüne sürtünürken hareket ediyordum, hız kazanmaya başlamam hoşuna giderken saçlarımı bileklerine dolayarak yumruk yaptığı elini enseme bastırdı ve sırtıma sarılı kolu hızımı daha öncekinden bile üst seviyeye taşımamı sağladı. Kalçalarım onun tenine çarptıkça odayı kaplayan inleme seslerimiz daha güçlü bir hal aldı.
İkinci kez vücudumu saran titreme bu sefer onu da benimle aynı anda sarsarken, alınlarımız birbirine yapışık bir şekildeyken dağıldım, dağıldık. Onu prezervatif olmadan tatmak mükemmeldi, organının tüm kıvrımlarını, damarlarını, seğirmelerini ve kasılmasını duvarlarımla arasına engel girmeden tecrübe etmiştim. Onu sıkıca sararken aklımda hep tek bir sözcük vardı.
Daha, daha, daha. Bundan dahası yoktu, fazlası olamazdı. Dünyada icat edilmemiş olan bir seksi beraber icat etmiştik. Kim gelirse olsun, kaç sevişme yaşanırsa yaşansın Karayevle benim aramda olanın hepsini aşacağını biliyordum. Göğüslerim aldığım nefeslerle ona çarpıp dururken, sert göğsü tarafından ezildi.
Dudaklarım onun tarafından öpülmekten şişmiş, kızarmış ve örselenmişti ama dudaklarını benimkine yasladığı anda bunu hissetmeden karşılık verdim ona. Öpüşmemiz nefessiz kolayca ateşli bir hal alırken, beni kucaklayarak kaldırdı.
Her şey harikaydı, istediğim doruğa iki kez ulaşmıştım, vücudum hem doygunlukla hem ihtiyaçla sızlıyor, cayır cayır yanıyordu. Bu kadar keyifle giden bir anı baltalayacak sıkıntının gelmesi uzun sürmedi. Karayev sırtımın yatakla buluşmasını sağlayıp üstüme gelerek bacaklarımın arasında dizleri üzerinde dururken, doğrulmaya çalışarak kafamı yatak başlığına yasladım.
Bunu yapamazdım.
Altında olamazdım.
Çünkü göğsü göğüslerimi baskılarken içime çöken sıkıntı göğsümü öyle sıkıştırıyordu ki... Geçmişte kalan bir anı tetikliyor, nefesimi kesiyordu. Efran'ın bana öğrettiği şeye zıttı, beni sekse yaklaştıran o güç ilkesine aykırıydı.
Kontrolü almaya ve korkunun iplerini alarak dizginlemeye... Çok zıttı, bu yüzden ellerimi onun omuzlarına yerleştirirken ben de dizlerim üzerine kalkmıştım, ona alttan alttan bakarken, bedenini onun da isteğiyle yana doğru devirip kucağına tırmandım. İşte olması gerekendi, üstteydim, göğsü göğsümü ezmiyordu, nefes alabiliyordum.
O anda başka bir adamla birlikte olsam, onu odadan kovardım. Ve onun yerinde hangi erkek olursa olsun sinirlenir, kendini eksik hissettiği için kahrolur, hızla bu evden giderdi. Ama Karayev'e bunu yapamazdım. Çünkü o bilirdi, güçsüzlüğün kokusunu alan bir adamdı. Ona ne söylersen söyleyeyim, kovsam da gitmezdi.
Çünkü özgüveni benim iki kelimemle yıkılacak insan değildi, kendinde eksik hissetmezdi, yanımda kalırdı. Ve kaldığı an kovmamın nedenini bulurdu, aklı zaten bildiği olayın ihtimalleriyle dolardı, gecenin tüm güzelliklerini alıp götürürdü.
Karayev, lütfen anlamamış ol...
-Güzelim..." sesindeki şefkat içimi titretirken sert parmak uçlarının tersiyle elmacık kemiğimi okşadı. "Eğer istemiyorsan..." Cümlesini yarıda kesen ben değildim, hareketlerimdi. Onu aniden içime kaydırdığımda öyle derinlerime ilerledi ki, ikimiz de ihtiyaçla inledik. Ellerimle onun bileklerini tutup göğüslerime yasladım. Avuçları kor gibi sıcaktı, göğüs uçlarımı yakarken, sanki tutmasam temasını çekecekmiş gibi bileklerini bırakmadım. Kalçalarım onun kucağında yuvarlak çizerken çoktan kasılmıştı. Göğüslerimi yoğururken, kucağında alçalıp yükseldim.
Anlamışsa bile beni sorgulamadı, üstüme gelmedi. Onu içimde sıkarken, kaslarım hiç olmadığı kadar hızlı kasılıp gevşiyordu, birazdan patlayacağının bilincinde Kuzey'i de sıkı sıkı sarmıştı.
-Muhteşemsin, dedi sesinden şehvetli bir hayranlık dökülürken, her şeyinle muhteşemsin." Söylediğine güldüğümde dövmeli baş parmağı görünen dişlerimde, dudaklarımda gezindi.
Haklısın Karayev, ben seninle muhteşemim, tutkuluyum ve inatçıyım.
Bu seks yaptığım en muhteşem şey, ikimiz de o anda uzun zamandan sonra çok mutluyuz.
OKUMAYA
DEVAM
EDEBİLİRSİNİZ. 🌝🌝🌝
•••
Kuru soğuk nemli ensemden geçerek tüylerimi diken diken ederken, gözlerimi korkuyla etrafta gezdirdim. Fısıltılar ormanda çoğalıyor, yüksek ağaçlara çarpıp kulağıma gelerek beynimde yankılanıyordu. Ayaklarım çıplaktı ve sert çalılar bileklerimi acıtıyordu.
Neredeydim ben? Ormanda mı?
Ellerimden birini ağacın yaşlı gövdesine yaslarken yarığındaki kuruluk avucumu kaşındırdı. Yeşillerim arsız ve abartılı kahkahaların nereden geldiğini anlamak ister gibi her yere değerken, ismimi duydum.
-Revaa...." bu sesi tanıyor muydum? Her kimse sarhoş olmalıydı, çünkü ismimi bile zor telaffuz etmişti. "Revaaa...." gülüşmeler arttığında ağacı bırakıp koşmaya başladım ama hemen durdum. Ya onların kucağına gidiyorduysam? "Sıra bendeeee..." Sesi tanıyor muyum bilmiyorum ama zihnim beraberindeki sesi hemen tanıdı. Kemer tokasının o tiz sesi...
-Reva..." bu sefer ismim şefkatli bir tınıyla söylendiğinde gülüşmeler kesildi, fısıltılar kayboldu. Gözlerim artık fıldır fıldırdı, kendi etrafımda dönerken üzerimdeki elbiseye takılıp yere düştüm. "Güzelim, kabus görüyorsun..." sıçrayarak gözlerimi açtığımda ve yerimde doğrulduğumda saçlarımı okşayan Karayev'e bile yabancılamıştım.
Odamdayım, Kuzeyleyim, o burada.
Kahkahalar yok, orman yok... Aldığım nefeslerle inip kalkan göğsümden ter süzülürken, bir ter damlası da şakağımdan süzüldü, ama Kuzey iğrenmeden parmağıyla yakalayarak sildi o damlayı.
-Hatırlamıyorum..." sesim pürüzlüydü ama yalan söylediğim anlaşılmasa da Kuzey'in hiç inanmadığını hissettim. Siyaha çalan gözleri kireç gibi göründüğüne emin olduğum yüzümde geziyordu. "Sanırım kötü bir rüyaydı..."
Bacaklarımız birbirine dolanmıştı ve Kuzey'in yüzünde yastık izi yoktu. Kabusun nedenini anlamıştım, Kuzey uyurken üzerime çıkmış veyahut göğsümde uyumuş olmalıydı.
Göğsüme hangi ağırlık gelirse gelsin, sıkışıyordu ve içim daralıyordu. Ancak böyle kabus görebilirdim, diğer türlü bu kolay kolay başıma gelmezdi.
-Daha iyi misin? Uyumak ister misin?" Soru sormasına karşın kaçamak bir bakış atmadım, doğrudan gözlerinin içine baktım.
Karayev, sen beni güçlendiriyorsun.
O anda fark ettiğim ilk ve tek şeydi bu.
Kuzeyle inatlaşmak için bile güçlenmek istediğim olmuştu. Ona karşı zayıflık göstersem de sorun değildi ama güçlü olmamda bir neden daha belirtmişti. Onunlayken daha özgür, daha cesur, daha inatçı ve daha hırçındım. Beni o öyle yapmıyordu, ben öyle olmasını istiyordum.
Bu yüzden o kabusun ardından alaylı bir şekilde gülümsemeyi becereceğimi hayal bile etmezdim.
-İyiyim, gerçekten. Bir su içip yüzümü yıkar gelirim, sen uyu." İkna olması için dudak kenarına bir öpücük kondurup yataktan bacaklarımı sarkıttım. Gözleri, ben çekmeceden bordo dantelli iç çamaşırımı çıkarana kadar beni izledi, ama ses etmedi. Çünkü üstelemek, beni boğmak istemiyordu.
Beni tanıyorsun değil mi Kuzey, çünkü ikimiz birbirimize benziyoruz.
Altıma sürekli evde giydiğim kısa şortlardan birini, üzerime de belimi açıkta bırakan bir tişörtü rastgele geçirip ağzıma aldığım lastik tokayla koridora çıktım. Havanın karanlık olmadığını koridorda yürürken önümü rahatça görmem sayesinde fark ederken saçlarımı tepemde topluyordum. Haklıydım, gökyüzü kızıl bir renge bürünmüştü ve koridordaki saat de gösteriyordu ki henüz yediye çeyrek vardı.
Kuzey'in dün gece yere savurduğum ceketini alıp kaban dolabına astıktan sonra mutfağa geçerken önce suyla boğazımdaki kuruluğu gidermeye çalışmış, sonra da artık uyuyamayacağımı bildiğim için buzdolabına bakınmaya başlamıştım. Ancak hiçbir şey yoktu.
Hastaneye gittiğimden beri -ateşlendiğimde Karayev götürdüğünde- evde fazla zaman geçirmemiştim, bu yüzden lavaboda sadece iki kahve kupası, iki kırıntı dolu tabak vardı. Onları bulaşık makinesine yerleştirdikten sonra kendime zift renginde bir kahve hazırlamaya başladım ve en kısa zamanda alıverişe çıkmayı kafama not ettim. Çünkü Recep amcanın toplu alışveriş yapması önceleri işime gelse de artık onu böyle ufak şeyler için yormak istemiyordum.
Olan malzemeler mükemmel bir kahvaltı için yeterli değildi ama aklıma gelen fikirle keyfim bir parça yerine gelmişti. Pancake hamuru için malzemeleri karıştırmaya başlarken, Karayev'in tatlıyla daha doğrusu kalorili hiçbir şeyle arası iyi olmadığı için sinsi sinsi güldüm. Neden sağlıklı yemek konusunda bu kadar takıntılıydı bilmiyordum -bence Lale Hanım'dan dolayıydı- ama bir sabah rutinini bozsam sorun olmazdı... Onunla inatlaşacağım konu kendiliğinden oluşmuştu bile.
Kahvemi içip bir yandan hazırladığım harcı tavaya dökerek avuç büyüklüğündeki pancakeleri çevirip pişirmeye ıslık çalarak, biraz şarkı mırıldanarak devam ettim. Pişen pancakeleri tabak üzerine kat kat dizerken ocağı söndürüp hepsini dörde böldüm ve dolaptan çıkardığım şurubu üzerine akıttım. Sıcacık pancakeler üzerine dökülen soğuk şurubu kısmen emip fazlasını alt katlara akıtırken ağzım sulanmıştı bile.
Şurup kasesinde kalan şurubun akmaması için kase kenarını dilimle sıyırıp tabletten haberlere bakmak için arkamı dönmüştüm ki mutfak kapısına yaslanmış, kollarını göğsünde kavuşturmuş Karayevle göz göze geldim. Üzerinde sadece boxerı vardı, zaten bu evdeyken başka bir şeye ihtiyacı yoktu, hatta boxera da ihtiyacı yoktu.
-Günaydın." Dedi pürüzlü sesi uykudan uyanalı çok olmadığını ispatlarken. "Uyumadın mı?" Sesindeki ilgiye karşı omuzlarımı kaldırıp indirdim, gözleri bıraktığım kaseyi takip etmişti. Sahiden tatlıyı sevmiyordu.
-Uyku tutmadı, ben de bunları yaptım." Elimle yaptığım şaheseri gösterirken bana doğru gelmeye başladı. Esmer teni çıplakken çok daha dikkat çekiciydi. Sanki tatlı görmüş bir insan değil de, sarhoşken çalılığa işeyen birini görmüş ben gibi yüzünü ekşitti. Tüm katlara aynı nefretle bakarken bana kınayıcı bakışlar yolladı.
-Şeker dolu, üstelik bu saatte." Saate baktığımda 8'e yaklaştığını gördüm. Zaman ne kadar çabuk geçiyordu, o an düşündüğüm şey Karayev'in yüz ifadesi olduğu için saate pek bakmamıştım. "Vücuduna haksızlık ediyorsun." bakışları beni tepeden tırnağa dikkatle süzerken, siyahları açlıkla parıldamıştı.
-Hayır, vücudumu ödüllendiriyorum." Dedim kahve kupamı tezgahtan kapıp bir yudum aldığında. "Ya ya " dercesine kafa sallarken, tabağı onun tezgaha tutunan eline doğru ittirdim. "Hadi ye." Kahvem soğuduğu için içmeyi bırakıp kafasını sağa sola salladı, tabağı bana geri ittirmişti.
-Kalsın." Kaşlarımı çatarak kahve makinesiyle arasına girerken, ellerimi onun göğsüne koymuştum.
-Benim evim, benim kurallarım." Gözlerini devirerek geriledi ve kalçasını mutfağın ortasındaki tezgaha yasladı.
-Kahvaltıda böyle şeyler yemediğimi biliyorsun." Omuz silktim, bu benim umrumda bile olmayan ultra sağlıklı bir detaydı. Kim tatlısız yaşardı ki? Bu kadar huysuz olmasına şaşmamak lazımdı.
-Misafir umduğunu değil, bulduğunu yer." Gözleri benimle pancake dağı arasında gidip geldi, sakalını sıvazlarken kısılan siyah irislerinden ne geçtiğini merak ediyordum.
-O zaman bulduğum diğer şeyden başlamak istiyorum. Tatlıyı yeme karşılığında." Yüzüme yayılan zafer gülümsemesini fikrini değişmemesi için bastırmaya çalışarak kafa salladım.
-Kabul ediyorum." Elleri belimi kavrayıp beni tezgahın üzerine oturttu. Ne yapacağını merakla beklerken, işaret parmağını sütyen askıma geçirdi ve yüzünde keyifli diye anlatabileceğim bir ifade oluşurken yeşillerime baktı.
(Kısa bir +18 sahne vardır, bilginize.
Rahatsız olanlar için söylüyorum!)
-O zaman bunu indirerek başlıyorum." Karşısında çıplak kalmak sorun olmadığı için gülerek başımla onayladım, askı omzumdan dirseğime doğru düşerken, gözleri hızla açılan göğüs ucuma kaymıştı. Ne yapacağını merak ettiğim için gözlerim hareketlerine odaklanmıştı, pusula dövmeli eli tezgahtaki şurup kasesini kavradı ve yüzüme yaklaştırdı. Alt dudağıma yoğun sıvının birazının bulaştığını hissederken dilimi çıkardığım anda çeneme baş parmağını yerleştirip kaşlarını kaldırdı. "Benim." Damla çeneme doğru süzülürken, kasede kalan şurubu açıkta kalan göğüs ucuma damlattı. Bunun yanlış ve garip olduğunu söyleyen, Eva'ya benzeyen masum bir iç ses fısıldarken, karnımı düğümleyen heyecan hissiyle boş kaseyi lavaboya atmasını bekledim. Arkasını döner dönmez çenemi diliyle yakalarken, şurubu dudaklarıma kadar sürükleyip içine çekmişti. Ağzından gelen kahve tadı, benimkine karışırken bunun uzun sürmesine izin vermedi. Dudakları boynuma kısa bir an dokunurken göğüslerimin arasındaki ateş dövmesinde duraksadı. Sanki orada bir koku gizliymiş gibi soluklanırken sırtımı geriye doğru gererek gövdemi ona sergiledim. Dudakları tadı şaraba benzeyen ekşimtırak şurupla kaplanan göğüs ucuma kapandığında, beğeni dolu bir ses çıkarmıştı.
Karayevle başlayan sabahlar gerçekten ilgi çekiciydi
ve anlaşılan tatlıyı sevmişti.
Dili göğüs ucumda daireler çizerken saçlarını okşamaya başlamama karşılık onun da elleri sırtımda yerini almıştı. Yanaklarım yanmaya başlarken dudaklarını göğüs ucumdan koparırken, göğüs ucum ondan ayrılmak istemez gibi hızla sivrildi. Başını yüzümle aynı hizzaya getirmeden önce gerdanıma bir öpücük kondurmuştu.
(DEVAM EDEBİLİRSİNİZ.🌚🌚🌚)
-Şu pancakelerin tadına bakalım." Sırtıma koyduğu elleri beni ona çekerken, göğüslerim göğsüne yaslandı. Çıplak göğsümün askısını çekerek göğsümü kapatırken, dik bakışlar atmasına rağmen dörde böldüğüm parçalardan birini kıvırıp ağzına tıktı. Merakla tezgahtan inip yüzüne bakarken kendimden emin mırıldandım.
-Nasıl? Harika, değil mi?" Gözleri kapattığım göğüs ucuma değdi.
-Onun kadar değil." Aramızda oluşan elektrik mutfağa saniye saniye yayılırken, çalan kapıyla ikimiz de birbirimizden uzaklaşmak zorunda kaldık. "Birini mi bekliyordun?" Kafamı sağa sola salladım.
-Hayır ama belki apartman görevlisidir." Tişörtümün düşen omzunu da düzeltip mutfak kapısına ilerlerken, Kuzey bir şeyler homurdandı ama duymadım bile. Kapıyı gelen her kimse kovuşturmak için açarken, aynı anda çığlık çığlığa bağıran kızlarla karşı karşıya kaldım.
-SÜRPRİİİİİİZ!" Tutku ve Eva bu "çığlık birliği"ne katılmasa da onlar da gelmişti. Yüzümdeki şok ifadesiyle onlara bakarken elbette hiçbir sorun yoktu.
Kızların randevu kurallarına ihanet etmem ve Kuzey'in yarı çıplak mutfağımda olması dışında...
•✦ ✧PUSULA - Bölüm Sonu ✦ ✧•
*Yine gelmeyeceğini bilsem de 600 yıldız&yorum istiyorumdur •.•
*Seviyorum bu ikiliyi. Nasıl da "🌚🌚🌚" lık bir bölümdü ama... Artık bu emojinin ne anlama geldiğini biliyorsunuz :)
Alıntılar, bilgilendirmeler ve daha fazlası için,
INSTAGRAM; tutkudevran
Reva'nın instagramı> @revadevran
Kuzey'in instagramı> @kuzeykarayev
Rüzgar'ın instagramı> @ruz.devran
Kendinize çok çok iyi bakın. Aşkla kalın.
Sevin,sevilin. ❤️❤️❤️