İçeriğe geç

PUSULA

Bölüm 23 · 39 dk okuma

PUSULA

Bölüm 23

2.2: “Yörüngesine Hapsolan Gezegenler”

3.GÖZ

Reva, içinden kendini tokatlayabilme gibi bir yeteneğe sahip olmayı diliyordu. Çünkü hazırlanırken bile hoşlandığı kişi için özenen o kızlardan biri olmamasına rağmen, şimdi mekanda köşeye sinmiş Kuzey'e bakınıyordu ara ara lisede sevgilisinin okula girişini bekleyenler gibi... Kapı yeniden açıldığında başını çevirdi ve Kuzey'i değil ama başka bir Karayev'i gördü.

-Elvin Hanım..." Elvin, Efran'ı görünce tüm nezaketiyle gülümserken elindeki eflatun saksıdaki çiçeği uzattı ona genç adam. "İyi ki doğdunuz." Acar ayıla bayıla göz devirirken -Reva'yı terk ederek üzdüğü için onu hiç sevmiyordu- kadın çiçeği kucaklayıp içtenlikle kokladı.

-Efrancığım, ne zahmet ettin, teşekkür ederim canım." Yapraklarına nazikçe elini sürtmüştü teşekkür ederken. "Çok naziksin, bayıldım bu hediyeye." Acar da istemeye istemeye sırf karşılamak için yanlarına geldiğinde, Efran'ın yüzünde herkesi büyüleyecek kadar can alıcı bir tebessüm vardı.

-Her şeye sahip bir cennetin çiçeğine daha iyi bir hediye verilemezdi." Elvin, isminin anlamını bilmesine de gülümserken Acar bu noktada araya girme ihtiyacı hissetti, çünkü bu partide hafif flörtöz ve herkesle çok iyi anlaşan kişi sadece kendisi olmalıydı!

-Aslında verilebilir delikanlı. Benimkini görmedin." Ona cümle sonunda göz kırparken, ne diyeceğini bilemeyerek duran Efran'ı Tuna bu durumdan hemen kurtardı.

-Oo ağabeylerin gülüüüü, hoşgeldin!" Efranla aralarında sıcak bir kucaklaşma gerçekleşirken, Efran'ın gözleri bu sırada Reva'ya takılmıştı. Üzerinde siyah, mini ve omuzları düşük bir elbise vardı. Ama elbise eski zaman elbiselerinin havasında kalp yaka bir üste ve göğüs ortasından aşağı doğru minik düğmeler barındıran bir görünüme sahipti. Sarı saçları dümdüz yapılıp arkaya taranmış, yüzüne hoş bir makyaj yapılmıştı. Dudakları böğürtlen rengi bir parlatıcıyla kaplanmışken bol rimellenmiş kirpikleri, göz kalemiyle yeşilleri ortaya çıkmış, bu salaş ama çekici makyaj dövmeleriyle uyum sağlamıştı.

-Reva." Tuna ikisine içki getirmek için uzaklaştığında onu karşılamak için ayaklandı kız ve Efran elini hızla beline sarıp kızı göğsüne çekti, çenesi Reva'nın omzuna yaslanırken kulağına doğru mırıldandı. "Büyüleyici görünüyorsun." Hoş bir iltifattı ve Efran'a hala değer verdiği için içindeki kadınlık gururunu okşamıştı ama aklından onun Kuzey'e söylediklerini bir türlü atamadığı için beceriksizce gülümsedi.

-Sağ ol, sen de hiç fena görünmüyorsun." Onun sesindeki uzaklığı hissederken birinin duyup duyamayacağını kontrol etmek ister gibi etrafına bakındı genç adam.

-Biraz konuşabilir miyiz?" Elini dans teklifi eder gibi uzatınca, Reva da onun avucuna doğru bıraktı elini, ikisinin de aynı dövmeyi taşıyan kolları şimdi birleşmişti.

Dans için ayrılan yuvarlak bölüme geçtiklerinde, ayakta olan sadece 3-4 çift -Elvin'in Ankara'dan eski çocukluk arkadaşları ve Adenle Ediz- vardı. Ellerini Reva'nın beline yerleştirirken, kızın da parmakları boynuna yaslanmıştı. "Bana bakmıyorsun bile. Seni bu kadar kırdım mı?" Efran'ın sesindeki pişmanlığı duymamak imkansızdı. Özellikle Reva gibi onu o kadar yakından tanıyan biriysen.

-Sorun beni kırman değil. Efran, yaptığın..." cümlenin devamını ya getiremedi ya da getirmek istemedi, sadece dudaklarını bastırarak kafasını sağa sola sallamıştı.

-Çok adiceydi. Farkındayım. Aslında onları söyleyeceğimi ben bile bilmiyordum. Ama o an Kuzey'e zarar verebileceğim en kötü şekilde zarar vermek istedim." Sesindeki çılgınlık ve akıl almaz nefretin ne kadar garip durduğunu fark edince iç çekti. "Uyuşturucuyu bırakmak için yarın hastaneye yatırılmamı istiyor, beni ancak böyle affedermiş."

-Güzel düşünmüş." Dedi Reva, lafını hiçbir koşulda sakınmaz tavrıyla. Kuzey uyuşturucu kullanacak kadar zayıf olanların ölmesinin daha iyi olduğunu söylemişti bir keresinde ama Efran'ı hastaneye yatırarak kurtarmak istediğine göre onun ölmesini istemiyordu. "Seni öyle görmek çok garipti." Efran'ın yüzünde hoş bir tebessüm oluşurken, kızı kendine daha çok yaklaştırdı.

-Bana yakıştıramadın değil mi?" Kuzey'inki gibi simsiyah olan gözlerinde imalı ışıklar yanıp söndü. "İnsan, kendine yakışmayan şeyler yapabiliyor." Reva, bu cümlenin üzerine sessiz kalmayı tercih etti çünkü düşünüyordu. Evet, insanlar kendine yakışmayan şeyler yapabiliyordu.

Mesela onun şuan Kuzey'i düşünmesi gibi...

Oysa o Revaydı, birinin zihninde 3 saniyeden fazla barınması saçmalıktı, bu kişi ailesi bile olsa maksimum bir olayı takma sınırı 10 dakika olmalıydı. Ama şimdi dakikalardır Kuzey'i arayan gözlerine şiş sokma isteğiyle baş ediyor, kendine yabancıladığı için kızıyordu.

Şöyle düşünün, şuana kadar tanıştığınız istisnasız her insanın dakikalarca hatta saatlerce düşündüğü sizken ve siz onları hiç düşünmemişken, şimdi birini bu kadar düşünmek ne kadar normal olabilirdi? Olamazdı çünkü Reva da normal hissetmiyordu. Karnında garip bir gerilme, ağzında iki kokteyle rağmen azalmayan kuruluk vardı.

-Umarım uyuşturudan kurtulursun Efran. Çünkü ben ilerlemişken seni hala o bataklıkta görmek canımı yakıyor." Sesinde adama verdiği değerin tınısı duyuluyordu. "Benim için de ailen için de çok kıymetlisin ve seni bir toz için kaybetmeyi istemez kimse."

-Kaybetmeyeceksiniz." Efran, kızın yüzüne iyice eğilerek burnunu Reva'nın burnuna sürttü ufak çocuklar gibi. "Benden kurtulmak o kadar kolay değil, ufaklık." Kız boynundaki eliyle ona hafifçe vurduğunda aniden ciddileşti. "Beni görmeye gelirsin değil mi?" Bunun için düşünmeye bile gerek yoktu, o Reva dipteyken hep yanında olmuştu, kızla yirmiden fazla kez sinemaya gitmiş, defalarca beraber öğün yemiş, bisiklet turları atmış, kütüphanelerde saatler çürütmüş, alışveriş yapmışlardı. Ve bu aktiviteler ona hissettirdiklerinin yanında basit bile kalırdı.

-Tabii gelirim. Benden kurtulmak da o kadar kolay değildir." Efran'ın ciddi ölçüde rahatladığını fark ettiğinde Tuna yanlarına gelince dansları sonlanmış o da hava alma bahanesiyle dışarı çıkmıştı. Geldikleri mekan oldukça ferah ve büyüktü. Alt kısım doğum günü davetleri için ayrılmıştı, ne çok büyük ne de çok küçük bir salon tarzındaydı. Üstteki üç kat ise restorandı.

Reva'nın hava almak için çıkmış olduğu bahçede balon lambalar ipe dizilerek aydınlatılmıştı, yerlerde salondakilerle uyumlu renkte balonlar vardı, üstelik bahçenin ortasında da koca bir dilek şelalesi duruyordu. Şelale de balon lambalarla aynı renklere bürünüp duruyor, bir kırmızı bir mavi bir siyah bir yeşil oluyordu.

Kız kalçasını şelalenin yanındaki taşa oturtup akan suların havuzda oluşturduğu yuvarlaklara bakarken, davet yapılan salonun kapısı son misafir için açılmıştı. Elvin'in gözleri önce son derece şık ve baştan aşağı simsiyah -mendili, kıravatı bile öyleydi- takım elbisesini giymiş olan Kuzey'e sonra da yanındaki annesine kaydı.

Lale dizlerinin hemen altında biten, çok kısa yırtmacı olan, altı kalem etek şeklinde simsiyah bir elbise giymiş, oldukça ufak bordo çantasıyla tamamlanmıştı. Bu elbisenin altına giydiği siyah ince çorap, beyaz teninin, stilettosuyla elbise arasında leke gibi durmasını engelliyordu. Elbisesinin üst kısmı hakim yakaydı ve V şeklinde iniyordu, boynunun yarısına ulaşan dik yakası göğüs çatalını göstermeyecek kadar usturuplu aynı zamanda hoş bir hava verecek kadar da göz alıcıydı. Kulaklarında hoş küçük inci küpeleri göz alıyor, simsiyah saçları biçimli dalgalarıyla belinden aşağı iniyordu. Kombinindeki tek renk bordo çantaydı ve o da ellerindeki siyah dantel eldivenlerle birleşince eski zaman kadını havasını destekliyordu.

-Kuzey! Hoşgeldiniz oğlum." Adamla tokalaştıktan sonra etrafa ve "oğlum" dedikten sonra kendisine de tuhaf tuhaf bakışlar atan kadına döndü. "Lale! Ne kadar güzelsiniz, Kuzey'in nasıl böyle yakışıklı bir genç adam olduğunu şimdi anlayabiliyorum." İltifatının ardından Lale kendisine sarılan kollarla şaşkınca bakakaldı, insanların kendisine temas etmesini hiç ama hiç sevmediğinden bu içten kadına karşılık vermese de, zaten sarılmayı uzun tutarak onu sıkmamıştı Elvin.

Reva, Kuzey'in, annesini evde yalnız bırakmasının zor olabileceğini kendisine çıtlatınca adamı tekrar arayıp annesini de davet etmişti ve şimdi kadının buz halinin Kuzey'in karakterinde ne tür etkiler bıraktığını merak ediyordu. Ama tüm merakını içine gömüp gülümsemiş, onları karşılamış, karşılık vermese de itmemesinden güç alarak kadına sarılmıştı.

-Teşekkürler, her şey harika görünüyor." Dedi Lale kuru bir sesle. Kuzey de onaylarcasına baş sallarken, aslında annesine çok katılmıyordu. Çünkü her şeyin harika görünmesi için bir şey eksikti.

Daha doğrusu "biri."

-Lütfen şöyle geçin ve keyfinize bakın. Eğer ayakta durmak istemiyorsanız oturma bölümüne de geçebilirsiniz." Acar da saniyeler içinde yanında biterken Kuzey'i baştan aşağı inceledi. Al işte Polat Alemdarvari herif yeniden belirmişti! Hele o etrafa saldığı her şeye hakim tavrı yok muydu... Resmen içeri girdiği anda "mekan sahibi" efekti oluşturmuştu.

Oysa bu mekanın sahibi belliydi!

-Hoşgeldin Kuzey." Acarla soğuk bir biçimde tokalaştıklarında Lale'nin kaşları hafifçe çatıldı. "Seni görmeyi beklemiyordum."

-Elvin Hanım davet edince kıramadım." Kuzey cümlesi üzerine Elvin'e bakınca, kadından, teninde harika duran yavru ağzı rengi elbisesi kadar sıcak bir tebessüm aldı. Acar da o gülümsemeyi bozmamak için Kuzey'in üstüne gitmedi, en azından şimdilik.

-Hoşgeldiniz, geçin lütfen." Dedi Rus goril, Lale'ye bakarak. Kuzey, annesinin kulağına eğildi yavaşça.

-Ben Reva'ya bakıp gelsem sorun olur mu?" Aslında yabancılarla dolu bir salonda olmak şimdiden Lale'nin avuçlarını terletmiş, dışına yansıtmasa da fazlaca germişti ama Kuzey'i zorla tutmamak için kafasını sağa sola sallayıp hırçın bir yanıt verdi.

-Çocuk değilim Kuzey, kendim oturmayı biliyorum." Başka bir söze izin vermeden Elvin'in dediği yuvarlak uzun bacaklı masalardan birine yürürken kendisine uzatılan kanepeden alıp ağzına attı ve Kuzey'e sırtını dönerek gerginliğini gizlemiş oldu.

Genç adam, onun uyum sağladığını görünce etrafa bakınarak ilerlerken, başını sağa çevirdiği anda bahçeye açılan cam kapıyı gördü. Beraberinde de şelalenin yanına oturan kızı...

Öyle hoş ve tablo gibi bir görüntüydü ki, bunu bozmak için onun yanına gitmemeyi bile düşünen aklına küfredebilirdi. Bacak bacak üstüne atmış, başını şelaleden akan suya çevirmişti Reva, ellerinden biri mermere yaslandığından vücudu hafifçe geriye doğru bükülmüştü. Rengarenk ışıklar ara ara tenine vuruyor, dövmelerini parlatıyordu.

Adımları oraya doğru yöneldi, açık kapıdan yavaşça geçti. Her adımında onun güzelliğindeki bir başka detaya takılıyordu. El ve ayak parmaklarındaki siyah ojelerine, bileğindeki ince bantlı topuklu ayakkabılara, elindeki siyah taşlı yüzüğe...

-Birini mi bekliyorsun?" Kulağındaki fısıltı irkilmesine neden olsa da daha çok tenini karıncalandırmıştı. Başını çevirdiğinde boynuna eğilen Kuzeyle burun buruna gelmişti. Çenesini hafifçe kaldırarak yeşillerini onun siyah irislerine dikti.

-Evet ama çok bekledim, sanırım gelmeyecek." gözlerindeki muzip ışıltılar ve cümle arasında iç çekmesi öyle sevimliydi ki ciddiyetini korumak biraz zor olmuştu Kuzey için.

-Çok yazık." Dedi kızın dudaklarına kısa bir an bakarken. Reva da ayaklanıp onunla göğüs göğüse gelmiş, kollarını önünde kavuşturmuştu. "Böyle bir güzelliği kaçıracak kadar aptal bir herifi beklemek..." Sarışının saçından önüne doğru gelen bir tutamı elinin tersiyle dikkatle geriye doğru ittirirken, Reva'nın yeşilleri onun yüz hatlarında gezindi.

Onu neden kafasına taktığına şaşırmamalıydı! Kuzey'in bakışları saç tellerinde bile öyle uzun oyalanıyor, zaten çekik ve kısık olan siyah gözlerini daha da kısınca o kadar etkileyici görünüyordu ki, aralarındaki elektrik de buna eklenince insanın aklından bu çekimi atması çok zorlaşıyordu.

-Reva..." ne ara bu kadar yakınına gelmişti anlamadı bile Reva, ama şimdi Kuzeyle neredeyse dudak dudağalardı. Adamın eli bel oyuntusunu kavramış, kendi eli de onun boynuna çıkmıştı. "Nasıl bir şeysin sen..." boğuk sesinden ve cümlesinin sonundaki nefes verişinden onun ne kadar etkilendiğini anlayabiliyordu Reva, bu onu güçlendirirken Kuzey'in ensesindeki saçları okşayarak göğüslerini onun göğsüne yasladı.

-Nasıl bir şeyim Karayev?" Yeşil gözlerinde hem çocukça hem de arsızca ışıkları nasıl aynı anda taşıyordu hiçbir fikri yoktu Kuzey'in. Derin bir iç çekerken, kızın belindeki elini sıkılaştırıp Reva'nın kendine daha çok yapışmasını sağladı.

-Adamın aklını uçuracak cinsten." Belindeki el onu biraz kaldırmak için uğraştığında başını iyice yukarı kaldırıp parmak uçlarına kalktı Reva ve Kuzey dudaklarının üzerine fısıldadı. "Sana yapabileceklerimin sınırı bile yok, biliyor musun?" Reva'nın parmak uçları ensesinde oyalanmaya devam ediyordu.

-Öyle mi? Bu sadece benim için mi geçerli?" Kendi kendine sorusunu yanıtladı. "Sanmam Karayev. Bence eski eş adayında daha uçsuz bucaksız [ ;) ] durumların vardı." Sesindeki kışkırtıcı tonun altındaki iğneleyici ifadeye karşı diğer elini de onun beline koyarak dudaklarına bakmaya devam etti Kuzey.

-Eski bir hayalletten mi konuşuyorsun? Sen? Reva Devran?" Gözleri aniden yeşillerle kavuştu. "Bilmesem, kıskandığını düşünürüm." Reva, ihtimali bile komikmiş gibi tatlı bir "hıh" sesi çıkararak incilerini gösterdi. Adamın boynundaki eli gömleğine inerken düzeltir gibi yaptı baş ve işaret parmaklarıyla yakasını dikleştirircesine.

-Kıskanmak mı? Bilmesem uyuşturucu kullandığını düşünürüm." Kuzey'e böyle dese de içten içe anlatmasını istediği gerçeği de canını sıkıyordu. Sonunda genç adam ona gözleriyle şelalenin mermer kenarını gösterdi.

-Oturalım mı?" Reva, bu ses tonundaki değişimden bile onun ciddi mevzulara değineceğini anlayınca kafasını salladı ve elleri biribirinin üzerinden zar zor ayrılırken, yan yana oturdular şelalenin yanına. Dizleri temas ediyordu, Kuzey dayanamayarak elini onun dizinin üzerine koyarken yeşillerini üstüne çekmişti. "Askeri okul bittiğinde ben 20 yaşındaydım. Okulda en sevilen öğrenciydim, tüm üsler severdi beni. Başta Asaf Karayev isminden dolayı hiç ısınamamıştı diğer öğrenciler, hatta tam bir Azerbaycanlı gibi olmadığımı söyleyen birkaç garip arkadaş vardı, zor şeylere bir iki kez deneme amaçlı beni yollamışlardı ama sonunda gerçek Kuzey'in öyle olmadığını gördüler."

Gerçek Kuzey... Reva istediği şeyleri duymanın heyecanıyla kirpiklerini kırpıştırdı.

-Azerbaycan'da çok güzel parklar vardır. Müthiş manzaralara sahipler, görmelisin Reva." Anlatırken sesindeki hayranlık kızı gülümsetti, Kuzey işaret parmağıyla diz kapağında daire çizmeye başlarken bakışlarını çimlere dikmişti. "Onlardan birinde, biriyle tanıştım. Daha önce tanıştığım kimseye benzemiyordu." Parmağı daire çizmeyi bıraktı. "Aysimaydı adı. Başta umursamadım, çünkü kızlarla işim olmazdı." Gözlerini kısarak Reva'ya çevirdi. "Çok karmaşık ve değişik gelirler." Kızdan cevap olarak sadece göz devirme yanıtı alacağını sanarak hata ediyordu.

-Yirmi yaşında askerlik okulundan mezun oluyorsun ve korktuğun şey ölüm değil kızlar mı? Bakirdim de bir de, düşüp bayılayım." Kuzey'in sessizliğiyle gözleri iri iri açıldı. "Sen... Ciddi misin?"

-Beni nasıl biri sanıyorsun Reva? Önüne gelen herkesle yatacak kadar kontrolsüz biri değilim genelde." Aslında hiçbir zaman değildi ama Reva'ya olan siniri yüzünden o sarışınla yattığı için genelde demek zorunda kalmıştı, yalan söylemeyi sevmiyordu. "Ama o zaman durum sadece bu da değildi." Siyah gözleri geçmişe giden yol oradan geçiyormuş gibi gökyüzüne çevrildi. "Cinselliği keşfetmek bir yana, kendimi bile toparlayamayacak haldeydim. Hayatımda ilk defa birinin beni sevdiğini düşünecek kadar gerizekalı bir heriftim. Aysima da çok kararlıydı. Beni kendine aşık etmeye." Bir iki dakika kadar ikisi de sessizleşirken düşüncelerine gömülmüşlerdi.

Reva, 20 yaşında cinsellik deneyimini geç, duygusal olarak bile tecrübesi olmayan Kuzey'i dinlerken, kendi yaşadıklarını düşündü. 16 yaşında en kötü tecrübesini yaşamış, ayağa kalkmış, sonrasında aşık olduğunu sanmış, terk edilmiş, düşmüş, yeniden ayaklanmıştı. 22 yaşındaydı, çok yakında 23 olacaktı ama Kuzeyle yaşıt gibi hissediyordu.

-Siyah saçlı, beyaz tenli, ufak tefek bir kızdı. Şuan hoşuma gitmeyecek kadar neşeliydi. Hava güneşliyse de gülüyordu, bulutluysa da. O kadar hayat doluydu ki, benim gibi biri için onun varlığı çok garipti." Siyahları yeniden Reva'ya döndü ve kızın yere daldığını görünce dikkatini çekmek ister gibi dizindeki dairesel hareketine devam etti. Başarılı da olmuştu. "Ortak tek bir noktamız vardı, o da okumak. Onun dışında çok alakasızdık. Ve hayatımda ilk kez sevildiğimi bana o söyledi." Alaylı bir tebessümle dudak kıvırdı Kuzey. "Yalandı."

İlk kez sevildiğinin aileden değil bir yabancı tarafından söylenmesi ve bunun yalan olması... Ağırdı. Çok ağır.

-Sonra?" Reva'nın sesine karşı tek kaşını kaldırarak elini kızın bacağından çekti ve kendi ellerini birbirine kenetleyerek baş parmaklarını birbirini üzerinde gezdirdi. Onun temasının gitmesi bacağındaki sıcaklığı da beraberinde götürmüştü.

-İki senenin sonunda onunla evlenmeyi bile düşünüyordum. Babama(!) söylediğimde hoş karşılamadı, delirdi ama umrumda değildi. Lale Hanım zaten hiç önemsemedi, odasına çekildi. Aysimayla son kez çok garip bir yerde görüştük. Onunla çoğu zaman değişik yerlerde görüşür, babasından gizli konuşurduk çünkü adam dediğine göre çok kızardı böyle şeylere, ama o görüşme en garibiydi." Derin bir iç çekti. "Zaten görüşmenin ucu benim için hapishanede bitti." Baş parmağı pusula dövmesinin üzerine değdi. "Onunla konuşmalarım aslında vatana karşı örgütlenen babasıylaymış gibi nasıl olduysa iyi çevrildi, görüşmelerim devlete ve asil görevime ihanet olarak algılandı. Asaf Karayev her şeyi ama her şeyi ayarlamıştı, tek bir açık bile yoktu, okuldan ya da üslerimden kimse bu olaya inanmasa da aksini ispatlayacak hiçbir şey yoktu. Bir buçuk sene sonunda Asaf sayesinde çıkabildim, Asaf yüzünden girdiğim yere. Anlayacağın Aysima'yı o tutmuştu."

-Bir insan evladına nasıl bunu yapar?" Diye mırıldandı Reva istemsizce ama hemen pişman oldu. Çünkü Kuzey alayla gülmüştü.

-Hiç tanımadığı bir kadına o kötülüğü yapan biri insan sayılıyorsa..." Annesine tecavüzü babasının kendisine ettiklerinin yanında öyle büyük bir olaydı ki, resmen onun ölüsüne bile kendi yaşadıkları için kin gütmeyi bırakmış annesi için ayrıca kinlenmeye başlamıştı Kuzey. Hoş, onun annesine birkaç kez vurduğuna şahit olduğu zamanlar da kinlenirdi ama bu olay başkaydı, içinde yangınlar çıkarmıştı ve hala sönmüyordu.

Varlığına duyduğu utanç geçmemişti. Sanki bunca zamandır yeterince duymamış gibi...

-Ona nefret doluydum, eğer bulsaydım Aysima'yı hiç düşünmeden yok etmek isteyebilirdim Reva. Bana yapılabilecek en büyük kötülüğü yaptığı, hayallerimi aldığı yetmezmiş gibi inanmayı isteme salaklığı yaptığım bir yalana inandırdığı için." Kendi kendine kafasını salladı. "Tıpkı babama yaptığım gibi alabilirdim intikamımı..." Reva'yı hazırlıksız yakalayarak siyahlarını yeşillerle buluşturdu. "Onu ben öldürdüm Reva." Sarışın o gözlerde bir an yanan çocukluğu ve mahvolan gençliği görür gibi oldu. "Önce dizleri üstüne düştü, nefes alamayarak yerde sudan çıkmış balık gibi çırpındı, gözlerime baktı. Yarım saat. Yarım saat boyunca felç geçirmiş şekilde yüzüme bakıp mosmor olana kadar izledim onu."

Anlattıkları Reva'nın ensesindeki tüyleri diken diken etmişti. Öfkesi o kadar somut duyuluyordu ki, sanki sesi nefreti yakalayıp o keskin nefretle ellerini kana bulayabilecekti.

-Seni değiştirdiler." Kuzey'in gözleri daha da siyahlaşmıştı sanki. "Asaf, Aysima, Lale...Hepsi." Genç adam hak verir gibi kafa salladı.

-Beni mahvettiler Reva, özenle, el birliğiyle. Bir aralar hayal kurardım." Omuzlarını kaldırıp indirdi. "Bir aralardı. Ama hayallerin baltalanabileceğini öğrendiğimden beri kurmayıp yapıyorum. N..." Reva devam etmesine engel olarak ayaklandı.

-Neyi istersen almaya odaklandın. Güç istedin, mutlak güç. Çünkü ancak böyle hayallerin gerçek olur ve kimse tarafından yok edilemez." Birebir Kuzey'in düşünceleriydi. Siyahları üzerinde hissederken bir sağa bir sola yürümeye başladı. "Nefretin, seni değiştirdi. Nefret herkesi değiştirir. Biliyor musun, uyuşturucu işinin bile Asafla alakası var. Güçsüz insanlar ölsün istiyorsun çünkü sana yapılan da..." yürürken tur atmak için arkasını döndüğü anda Kuzey'in göğsüne çarptı.

-Tam olarak buydu. Evet." Yeşilleri uzun uzun baktı onun gökyüzünden bile koyu, katran rengi gözlerine... "Ben de güçsüzdüm ve öldürüldüm. Asaf da öyleydi ve..." siyahları bir ton koyulaştı. "Öldürüldü."

Herkesin yanlış bildiği de buydu işte.

Kuzey acımasızdı.

Kuzey saygısızdı.

Kuzey manyaktı.

Çevresindeki insanlar ikiye ayrılıyordu Kuzey'in. Onu yadırgayanlar ve onu direkt her şeyiyle kabul edenler. Yadırgayanlar için Kuzey zaten bu sayılanlardı. Kabul edenler için de kusursuz bir vücut, başarılı bir iş adamı ve yakışıklı biriydi. Yadırgayanlar nasıl onu tanımadığı için sürekli yaftalıyorsa, kabul edenler de tanımadığı halde bayıldığı için o derece hakaret ediyordu gerçek Kuzey'in karakterine.

Kuzey acımasızlık ederken "dur" diyen biri yoktu, Kuzey saygısızlık yaparken "yapma" diyen biri de yoktu. Ona karşı durabilecek cesur biri yoksa, Kuzey ne için kim için değişecekti ki?

Siz düzeni değiştirmedikçe devam eden düzen, insan için de geçerliydi. Kuzey'i bir kez değiştirmişlerdi ve şimdi değişen Kuzey'i de kimse, değiştiremeyeceğini düşünüyordu. Ya kabul ediyorlardı her şeyiyle ve onun kölesi oluyorlardı ya da nefret ediyor ama yine de arkasından konuşmak dışında bir şey yapamıyorlardı.

-Abla!" Eva, onların arasındaki bakışmayı bozarak iki delinin de gözlerini üzerine çekerken utandı ve kızararak konuştu. "Pasta kesilecek de..."

-Geliyoruz." Reva, ikisi adına cevap verip onu yolladığında tam içeri gitmek için adım atmıştı ki karnına sarılan elle duraksadı. Kulağına doğru yaklaşan dudaklar arkadan esen rüzgarla beraber kusursuz bir ezgi gibiydi.

-Ama biliyor musun Reva, bir gün beni sırtımdan vurursan..." Kız başını hafifçe ona çevirir gibi oldu. "Senden intikam almam."

Karmakarışık hislerle içeri gitti Reva, arkasından Kuzey de girmişti, ikisi ayrı yönlere giderlerken, Elvin istemese de Acarla birlikte ortaya geçmiş o klasik konuşmayı yapmak için dikkatleri üzerine toplamıştı.

-Buraya geldiğiniz için çok teşekkür ederim. Aslında böyle konuşunca biraz tuhaf oluyor, siz zaten bunları biliyorsunuzdur çünkü ama hepiniz tek tek hayatımda değerli yere sahipsiniz. Sizlere bu yaşımda da sahip olduğum için çok mutluyum ve bir akşamınızı bana ayırdığınız için nasıl sevindim anlatamam." Tuna yandan bağırdı.

-Pastayı keserek anlatabilirsiiiin!" Gülüşmelere Elvin'in kahkahası da dahildi.

Tüm misafirlere tek tek bakarken Lale'ye de gülümseyerek devam etti.

-Dilerim yeni yaşımda hepinizle biriktireceğim yüzlerce anı, paylaşacağım bir sürü şey olur. Tekrar teşekkür ederim." Hepsi alkışlayınca biraz kızararak ellerini yüzüne kapattı Elvin. İlgi çekmeyi gerçekten sevmezdi, dış dünyaya ne kadar kendinden emin davransa da iş sevdiklerine gelince öyle tatlı kızarıyordu ki, Acar dayanamayak onun yüzüne kapanan eline bir öpücük kondurdu ve kadını kendine çekti.

Pasta kesilirken tekrar alkışlandığında Kuzeyle Reva'nın gözleri buluşur gibi olmuştu...

Aptal herif, nereden buluyordu ki böyle lafları? "Bir gün beni sırtımdan vurursan, senden intikam almam." Neden kulağa mazoşistçe ama aynı zamanda çok hoş geliyordu? Mazoşist lafı da zihninden geçince aklında tuhaf şeyler canlanmamış değildi hani...

Sonunda iş dansa geldiğinde Lale'nin dirseğini vurmasıyla başını ona çevirdi Kuzey ve kaşlarıyla Reva'yı gösterdi kadın.

-Nişanlını kaldırsana dansa, ne ayıp!" Kınaması gerçekten normaldi onları nişanlı sandığı düşünülürse, hem Reva'yı dansa kaldıramadan biri bunu yaparsa kendini affetmezdi. Tam bu sırada yanlarına gelen Tuna boğazını abartıyla temizleyerek Lale'nin dikkatini çekti.

-Efendim merhaba, ben Tuna." Kadının zarif elini uzatmasını beklemeden tutup sıktı ve gülümsedi. "Bu dansı bana lütfeder misiniz?" Lale'nin kaşları hayretle havalanır gibi olurken devamında alaycı tebessümüyle inceledi Tuna'yı. Çok efendi(!) ve yakışıklı görünüyordu.

-Eh pekala, eğer berbat dans ediyorsan seni feci paylarım, bunu bil." Delikanlı yutkunup kadına biraz daha yanaştı.

-İyi dans edersem pastanızı bana verir misiniz?" Kuzeyle göz göze gelince sırıttı. "N'aber Kuzi?" Genç adam Reva'ya odaklandığı için onu duysa da aldırmıyordu ama hitap şekli Lale'yi tebessüm ettirse de, tek kaşını kaldırarak dik dik bakınca Tuna mesajı aldı. "Lale Hanım, can sağlığım için çabuk gitmemiz gerektiği kanaatindeyim." Kadın onun koluna girerek beraber dans pistine yürürlerken, Kuzey de annesinin geldiği zamana göre daha az gergin olmasına sevinmişti.

Ama o anda kendisi daha çok gergindi, yine de Efranla Reva'nın dansını izlememek için elini çabuk tutmakta fayda vardı. Kız Evayla konuşup, konuşma esnasında da kardeşinin saçının kenarını düzeltirken Çiçek'in gözleri yanlarına gelen Kuzey'e kaydı. Reva da tam onun bakışlarını takip edip arkasına dönecekti ki başını çevirdiği anda omzuna eğilen adamla yeniden burun buruna geldi.

-Dans et benimle." Eva, ikisinin bu haline gülümseyip içinden Rüzgar'ın bir an önce içecekleri alıp gelmesini dilerken -çünkü ablasını biriyle yakıştırmanın sevincini onunla paylaşmalıydı- Reva alayla gülüp önüne döndü.

-Eva, sen söyle ablacığım, normalde bu dans teklif edilen bir şey değil mi?" Kuzey'in gözleri de ablasınınkiler gibi kendine dönünce ne diyeceğini bilemeyerek sessiz kaldı Çiçek ama zaten konuşmasına da gerek kalmamıştı.

-Normalde öyle. Ama sen normal değilsin." Eva adamın söylediğine gülmemek için yanak içlerini ısırırken Reva da kaşlarını çatarak vücudunu tamamen Kuzey'e çevirmişti. "Ayrıca bu salonda ben varken seni dansa kaldırabilecek kimse yok." Bunu söylediği anda kızın tek kaşı bilmişlikle havalandı.

-Emin misin?" Kuzey kafa sallayarak kendinden emin tavrıyla destekledi cümlesini.

-Oldukça. Ben burada dikilirken birinin yanına geleceğini de hiç sanmıyorum." Reva dans pistine hala yürümediği ve teklifini kabul etmediği için, kendisi de Eva'nın yanına geçip masada Reva'ya ait olan şampanya kadehinden bir yudum aldı. "Deneyelim mi Devran?" Çiçek, ikisi arasındaki bu konuşmayı utanmasa çekirdek çitleyip izlerdi, sırıtmamak için kendini tutmak kadar zordu bunu yapmamak.

-Yürü." Başka bir şey demeden nihayet piste yürüyen kızın arkasından Eva'ya eğildi Kuzey.

-İzle ve öğren, küçük."

Dans pistinin ortasına geçtikleri an Reva'nın kendine dönmesini beklemeden belini kavradı Kuzey ve onun vücudunu kendine çevirmesini sağladı. Ellerinden diğeri kızın avucuna kayıp, dirseklerini aynı anda kıvırarak ellerini havada tutarlarken Reva da diğer elini Kuzey'in boynuna yerleştirmişti bile.

Kuzey, annesiyle dans ederken hissettiği gerginliğin zerresini hissetmiyordu. Aksine bu cesur yeşiller kendisini daha cesur yapıyor, kızın hırçınlığı Kuzey'in inatçı yanını kamçılıyordu. Revayı bir kol boyu uzaklaştırıp hızla kendine çektiğinde, dönerek onun göğsüne yaslandı Reva'nın sırtı. Tam ağzını açıp bir şey diyordu ki, Kuzey fısıldadı.

-Bunu özlemişim." Eğer saf kızlardan olsaydı, söylediğini, beraber uyudukları zamanı kastettiği için söyledi sanardı ama değildi, asansörü söylüyordu. O zaman da sırtı Kuzey'in göğsüne yapışıktı çünkü. Tekrar yüz yüze geldiklerinde birleşen ellerine baktılar kısa bir an, Kuzey'in pusula dövmesi ikisinin birleşen ellerini kenetleyen kilit gibi görünüyordu.

Adımları uyum içinde ileri geri hareket ederken, Kuzey kendine şaşıracağı kadar becermişti dans işini. Başını eğip ayaklarına basmamak için kontrol bile etmemesine rağmen Revayla çok uyumlu ve "tutkulu" dans ediyorlardı.

-Aslında beni senden önce dansa kaldıran biri vardı." Kuzey'e fısıldadığı bu cümle üzerine Efranla göz göze gelir gibi oldu genç adam. "Dans etmeyi bu yüzden kabul ettim, senden başka beni dansa kaldıran da çıkabileceğini bizzat yaşayıp görerek tezini zaten çürüttüğüm için." Yeşillerindeki zafer insanı kışkırtıyordu ama Kuzey sadece dudak kıvırdı.

-Ben seni benden başkası dansa kaldıramaz demedim, Devran." Reva'yı kendi etrafında döndürerek belini kavradı ve yavaşça yere eğerken boynuna doğru yaklaştı. "Ben varken kimse kaldıramaz dedim." Doğru. Öyle demişti. Reva'yı doğrulturken sesine yalandan kızgın bir ton ekledi. "Pembe yara bandını da biliyorum." İşte şimdi yine kızın yüzü gülüyordu, o bandı yapıştırdığını bile unutmuştu, kendini tutamayarak genzinden ses çıkarırken, Kuzey kafasını sağa sola salladı. "Neyse ki cezanı verdim."

Ceza... O güzel ve akıl uçurtan ceza... Karayev'in becerikli ağzı ve bir o kadar becerikli parmakları...

-Ah evet, verdin." Reva'nın alt dudağını ısırarak söylediği cümle içinde bir şeyleri harekete geçirirken, devam etti sarışın. "Ve ben de hiç uslanmadım..."

Onlar böyle arsızca konuşup, gözleri üzerine çekerek dans ederken, izleyen gözlerden biri hatta en sinirlisi tüm huysuzluğuyla söylendi.

-Şuna bak şuna, nasıl dans ediyor küçücük kızla!" Elvin, gülmesine engel olup göz devirmekle yetindi Acar'ın söylediğine. Gören de Reva 22-23 değil de 9 yaşında sanardı.

-Acar rahat bırak çocukları, baksana ne güzel dans ediyorlar..." Sorun da buydu ya! Kuzey AdiPislikŞerefsiz Karayev, ondan rol çalıyordu. Herifin dans edişi bile güzeldi. "Ayrıca Ediz'e takmayı bıraktın da sıra Kuzey'e mi geldi?" Elalar şaşkınlıkla açıldı.

-Yavrum, Kuzeyle Ediz bir mi? Şu cüsseye bak!" Gerçekten Ediz de yapılı olmasına rağmen Kuzey'in yanında dururken dünyanın en şirin insanı bile olabilirdi. "Ediz'in kıymetini anlamam için Allah mı yolladı bu cehennem bekçisi kılıklı herifi ne... Şuna bak, karikatürlerdeki Azrail figürü gibi sürekli siyah giyiniyor." Elvin bu sefer kahkaha patlatınca elalar karısına kaydı. Ne güzel gülüyordu öyle...

-Alemsin sevgilim, dua et de Kuzey'in kıymetini anlaman için daha kötüsü de Tutku'ya denk gelmesin." Acar elalarını devirse de gözleri adı geçen kızı aradı ve onun köşesine çekilmiş, ağzına bir yandan kanepe tıkıştıran bir yandan da telefonla oynayan haline bakarken gülümsedi.

-Favorim benim o. Küçük çete üyem. Babasına asla böyle it kopuk getirmez, hatta hiç kimseyi getirmez." Elvin, Tutku'yu çok iyi tanıyordu ve şuan yaşı küçük olsa bile ileride Acar'ı delirteceğine oldukça emindi.

-Yine de it kopuk demeyelim. Bence Kuzey, oldukça hoş bir genç adam." Acar, sanki onun bu söylediğini hiç duymamış gibi kadına doğru eğilerek konuşmaya başladı.

-Bence ne yapalım biliyor musun? Eş değiştirelim Elvin." Bu sefer de Kuzey Revayla değil Elvinle dans etmiş olacağı ve karısıyla sadece kendi dans etmek istediği için fikrinden kısmen vazgeçti. "Ama dur, şöyle olsun, sen Revayla dans et ben Kuzeyle." Elvin yok artık dercesine gözlerini belertirken elalar manyak gibi Kuzeyle Reva'ya dönüp duruyordu, arkası onlara dönükken bile başını çeviriyordu.

-İstersen halay çekelim ve aralarına girelim, böylece asla denk gelemezler." Karısının alaylı cümlesini ciddi ciddi düşünür gibi olurken, şarkı sonlanmıştı ve Elvin de Acar'ın deli düşüncelerinin devam etmemesi için adamı Lale'nin masasına sürüklemeye başlamıştı. Tunayla olan dansları bitmişti ve manyak oğlu Lale'yi görünüşe göre yormuştu.

-Lale, umarım keyifli zaman geçiriyorsundur." Elvin'in söylediği cümleye sadece kafa eğerek "yani" der gibi bakarken, Tuna'yı gösterdi Elvin. "Oğlum ayaklarını ezmemişse tabii."

-Aslında bu partideki tek iyi şey bu genç adam oldu diyebilirim." Lale'nin dürüstlüğü hem oldukça heves kırıcıydı hem de Tuna açısından son derece gurur verici. Delikanlı boğazını sesli temizleyerek babasının dik bakışlarını üzerine çekti ve kıravatını düzeltir gibi yaptı.

-Sonunda kıymetimi bilen biri. Bu aileyi harika yapan tek şeyin her zaman ben olduğunu söylemişimdir. Tasdikleyen kişinin Lale Hanım, yani üçüncü göz, olması ayrı güzel." Laleyle Elvin'in gülüşüne karşı Acar sadece dudak kıvırdı çünkü aklı hala Kuzeyle Reva'daydı. Nitekim Lale de bunu fark edince Acar'a yönelik konuştu.

-Siz de bu durumdan hoşlanmıyorsunuz sanırım." Adam kadının kendiyle konuştuğunu anlamak için elalarını Elvinle Tuna'da gezdirince gerçekten öyle olduğunu anladı. "Kuzeyle Reva'nın durumundan yani. Yalan söyleyemeyeceğim, ben de Reva'yı Kuzey'e uygun bulmuyorum." Elvin'in kaşları havalanırken, Tuna yakındı.

-Yapmayın Lale Hanım, böyle konuşarak sizi sevmemi engellemeyin, ablam harikadır..." Lale omuzlarını kaldırıp indirerek "benim fikrim" tavrı takınırken, Acar gözlerini kıstığı an onun koluna dokundu Elvin.

Çünkü ne zaman böyle yapsa...

-Kesinlikle. Reva, Kuzey gibi birine(!) uygun olmadığı için nasıl mutluyum anlatamam." Elalarını Kuzeyle Reva'dan çekip Lale'nin kaşlarını çattığını görünce devam etti. "Biz de istemiyoruz kızımızın mafya kılıklı oğlunuzla görüşmesini ama hayat!" Elvin uyarı anlamında kolunu sıktı, işte o göz kısma hareketinden sonra Acar kabarıp hemen saldırıya geçiyordu genelde.

-Bunu siz mi diyorsunuz beyefendi?!" Diye ciyakladı Lale. "Ağabeyinize bakın lütfen! O zaman görürsünüz mafya kılıklı ne demek!" Acar istemsizce Savaş'a göz attı. Bade tüm neşesiyle Denizle kıkırdayarak konuşurken, ciddiyetiyle dikilmiş içkisini yudumluyor, ara ara yanına gelen Recep'e özel işler için direktif veriyor, davetlileri inceliyordu ve tıpkı Kuzey gibi simsiyah giyinmişti.

Lale, tahmin yürütmüş olsa da, ne yazık ki haklıydı.

-Bence bunu konuşmamız doğru değil. Gençlere kalmış bir durum, sonuçta onlar ne isterse onu yaşama hakları var. 18 yaşından küçük de değiller, karar verebilecek davranış olgunluğuna, yaş ve akla sahipler." Elvin, tüm yatıştırıcılığıyla ortamı sakinleştirirken, Lale dayanamadı.

-Bu kadar zıt bir evlilik nasıl yürüyecek ki!" Acar'ın elaları öyle iri açıldı ki Elvin tüm salonu onun gözlerinde görebilirdi. Lale neyi yanlış yaptığını düşünürken, Acar kükredi.

-EVLİLİK Mİİ?! NE?! NE EVLİLİĞİ?!" Sesi bir an konukların dönmesine neden olsa da Elvin şaşkınlığını atmaya çalışarak sorun olmadığını gösteren bir tebessüm yolladı insanlara. Saniyeler içinde Kuzeyle Reva yanlarına geldiğinde Lale tüm dürüstlüğüyle konuşmaya başlamıştı.

-Evlilik işte! Reva, müstakbel gelinim değil mi? Bana öyle tanıttı kendini. Nişanlılar Kuzeyle!" Acar'ın kulaklarından duman çıkacaktı birazdan, yüzü öyle morarmıştı ki, Reva hem araya girmek istiyor hem de istemiyordu.

-Harbi mi?! Anaa ben de Kuzi diyecektim adama, enişte demeliymişim, vay anasını!" Tuna şaşkınlığını atıp şaka boyutuna geçince tüm okları üzerine çektiğini gördü ve ellerini kaldırdı. "Şaka kaldırabileceğiniz zaman bana haber verin." Bu gergin ortamı hızla terk ettiğinde yanlarına gelen diğer isim Asu olmuştu.

Sanki Acar yeterince sinirli değilmiş gibi...

-Ay Reva afferim halasının bir tanesi, tam sana diyecektim davete ilik gibi bir genç adam geldi diye, onu kapmışsın kız!" Revayla Kuzey'in arasına girerken adamı baştan aşağı süzüp kızın kulağına fısıldadı. "Kuzey de Kuzey haniii! Şuna bak şuna, ağabeyimin kudurduğu kadar var. Ben bu asiliğinle, tüm erkek neslini üzüntüden böyle böyle yok edersin demiştim ama bunu beklemiyordum güzelim pesssss!"

Birkaç saniyede ne kadar çok cümle kurduğunu duyunca hayret etti Kuzey. Evet Lale haklıydı, kesinlikle bu kadın Adenle Kavin'i beşe katlardı.

-Reva ne evliliği ne oluyor? Siz sadece tanışmıyor musunuz kızım?!" Acar'ın cümlesiyle köşeye sıkıştığını hisseden Reva tam ağzını açtığı anda Kuzey duruma müdahale etmek istedi.

-Birlikte değiliz. Reva, bir şaka yapmıştı. Ben de bunu düzeltmeyi unuttum." Acar kızgınlığını asla Reva'ya yöneltmeyi düşünmemişti zaten, Kuzey'in de ortaya atlaması güzel olmuştu onun için.

-Ya, unuttun mu yoksa işine mi geldi?" Reva elini Acar'ın göğsüne koyarak sakinleşmesini sağlamaya çalışırken, Elvin de kolunu tutuyordu ama adam saldırmak isterse kimsenin tutamayacağı da ortadaydı.

-Zorla evlilik yapacak kadar zavallı biri değilim Acar Bey. Bunu zaman geçtikçe anlayacaksınız." Adam bu cümlesinin üzerine tüm içtenliğiyle kendisine gülümsedi.

-Nasıl olsa bu geceden sonra seninle zaman geçirmeyeceğiz Kuzey." Onun kendinden emin tavrı Kuzey'i kışkırtırken başını dikleştirerek tek kaşını kaldırdı Karayev.

-Orasını göreceğiz, efendim." Cümlesini bitirişi son derece saygılı olsa da yine o baş eğmeyen duruşu öyle sinir bozucuydu ki... Üstelik Acar'a ondan korkmadığını öyle açık gösteriyordu ki, Acar eğer kontrollü biri olmasa -ki çok da değildi- onu delik deşik ederdi.

-Baba, gel dans edelim biz hadi..." Reva onu bileğinden çekerek uzaklaştırırken, Kuzey de elalarla olan göz temasını o çekene kadar çekmemişti. Asu gülmemek için kendini tutuyordu, çünkü gerçekten Ediz'e kükrediği gibi Kuzey'e kükrese bile adamın umru olmayacaktı sanki ve Acar'ın delirmesi de oldukça komikti.

-Memnun oldum Kuzeyciğim, ben Deniz Asu. Ama Asu'yu kullanırsan sevinirim. Reva'nın halasıyım." Kuzey onun elini sıkarken, pusula dövmesi dikkatini çekmişti Asu'nun da.

-Memnun oldum. Lale Hanımla tanışıyorsunuz sanırım." Asu, bir an onun neden "anne" demediğini düşünerek kaşlarını çatar gibi olsa da toparlayarak kadına döndü ve Lale'nin somurtkan halini görünce hemen hatırladı.

-Ah evet, yıllar önce benim tasarımım olan bir elbise almıştınız. Çok da yakışmıştı." Lale, şuan iltifatlara cevap veremeyecek kadar sinirliydi. Kuzey Bey "nişanlı" yalanını kendisine açıklamayacak denli meşguldü öyle mi?

-Kuzey, arabayı hazırlasın Ercan. Ben eve geçiyorum." Kuzey'in cevabını bile beklemeden ve Asu'yu duymazdan gelerek masadan çantasını alıp arkasını döndüğü an, Elvin tuttu kolunu.

-Lütfen, kalın biraz daha." Bu sıcak tavırlı kadın Lale'yi tuhaf bir şekilde yatıştırıyordu. Belki en başından sarıldığı içindi belki de asla yüzünden gitmeyen o rahat tebessümü... Ama Elvin bile o anda onu tutamazdı.

-Teşekkürler Elvin ama başım ağrıyor biraz. Sana mutlu yıllar dilerim, umarım geçirdiğin tüm yaşlardan daha güzel bir yaş olur." Elvin, yine kendisine içtenlikle sarıldığında bu sefer gariptir ki bir elini kadının sırtına koymuştu Lale.

-Ben teşekkür ederim Lale, mutlaka kahve içmeye gel, olur mu?" söz vermek istemediği için rastgele kafa salladı bu davete ve Kuzey peşinden gelirken kapıya ilerledi.

-Hiç değişmemiş, hâlâ buz gibi kadın." Dedi Asu, ikisi uzaklaşırken Elvin'e yanaşarak. "Kuzey de ona çekmiş gibi sanki ama cesaretine ve yakışıklılığına votemi çakıyorum Elvo..." Elvin de onun boyun eğmez tavrını takdir ettiği için kafa sallarken Asu hayali ileri boyuta taşıdı. "Revam'a layık tam! Şunların bebeklerini falan düşünsene... Offf manken gibi uzun boylu, güzel gözlü olurlar. Amaaan huyu bunlara çekmese bari, gerçi Kuzey fena durmuyor ama biraz Savaşsal soğukluk seziyorum..."

-Yuh Asu yuh. Uçtun yine, ne bebeği ne huyu... Dur daha çocuklar sevgili bile değiller." Asu ağzına bir üzüm atarken kafasını kınarcasına sağa sola salladı.

-Ayıp ayıp, gen uyumu bu gen uyumu! Hiç kaçmaz! Boru mu?"

Elvin onun deliliğiyle uğraşırken, sinirle oradan ayrılmak isteyen annesini mecburen yollayan Kuzey'in yanına da hiç beklemediği biri gelmişti.

Rüzgar.

-Revayla birbirinizi boğazlamamışsınız." Dedi, Lale'nin gitmesine bir miktar üzülse de Kuzey'in aklını dağıtmak istiyordu. Çünkü kısa bir an kadınla göz göze gelmişti ve o koyu gür ok kirpiklerde, zift rengi gözlerde buzun arkasına saklanmış öyle sıcak bir acı vardı ki, bu partide kalmanın onu iyileştirmese de ona iyi geleceğini düşünmüştü Rüzgar. Ama kalmamıştı ve Kuzey buna oldukça bozulmuş görünüyordu, dolayısıyla konuyu Reva'ya çevirmek annesinin gidişi hakkında konuşmaktan daha iyiydi.

-Evet, artık birbirimizi boğazlamıyoruz." Cümlesi Rüzgar'ın dudak kıvırmasını sağladı, sesinde üzüntüsünü gizleyen kalın bir perde çekiliydi. Kahverengi gözlerini bahçedeki ışıklardan çekip, Kuzey'e çevirdi.

-Dünyadaki en güçlü insanlar kimlerdir biliyor musun?" Kuzey, sesini çıkarmadı ama yüzünü genç adama çevirmişti. "Güç için hiç çabalamayanlar. Çünkü güç çaba gerektirdiği yerde zaafiyete dönüşür." Sonra oldukça sakin bir sesle ekledi. "Siz çabalamaya başladınız."

-Birbirimizi görünürde yenemedik, doğru." Kuzey'in sesi Rüzgarla aynı sakinlikteydi ve bu şaşırtıcıydı. Çünkü Rüzgar nedense Kuzey'in buna kızmasını beklemişti, eski Kuzey olsa kızardı da. "Ama aslında çok yenilgi aldık."

-Bu yenilgiler sizi güçten düşürdü ve birbirinize yaklaştırdı. İkiniz adına seviniyorum." Vücudunu da ona çevirdi delikanlı. "Hayatta, birbirine dikilmek için parçalanan ruhlar olduğuna inanırım. Siz öyle görünüyorsunuz."

Kuzey, buna sessiz kaldı çünkü ne diyeceğini bilemiyordu.

Birbirine dikilmek için parçalanmış ruhlar. Kuzey ve Reva.

-Üşüyeceksiniz burada, hava da soğudu." Elvin birkaç dakika sessizliklerinin sonunda, ellerinde battaniyemsi şallarla bu cümleyi söyleyerek geldiğinde birini Rüzgar'ın diğerini Kuzey'in omzuna attı.

-Ben gelecektim zaten." Dedi Rüzgar, Eva'yı yalnız bırakmak istemiyordu çünkü bu gece kendine çok özendiği, geceye özel hazırlandığı belliydi ve onunla sadece bir kez dans edebilmişti. Gül güzeli, şımartılmalıydı. "Al bakalım, doğum günü kızı." Elvin'e getirdiği şalı sarıp başına bir öpücük kondurarak uzaklaştı. Elvin de içeri geçecekti ki Kuzey kararsızlığı bir kenara bıraktı ve uzanıp kadının kolunu tuttu.

-Elvin Hanım..." omzundaki şal kayıp düşerken onu da tutmaya çalışmış, kadının kolunu rahat bırakmıştı. Elvin onu bu dertten kurtarmak ister gibi şalı alırken -çünkü anlaşılan örtmeyecekti de- siyah ceketinin iç cebine uzun parmaklarını soktu ve avucu büyüklüğünde bir kutu çıkardı Kuzey. "Kalabalıkta yapmamayı tercih ederim. Bunu size yalnızken vermek istiyordum." Elvin'in koyu kahveleri yüzüne dik dik bakınca kutuyu uzatarak siyahlarını ona çevirdi. "Hediye olarak."

-Ah hediye mi aldın? Niye zahmet ettin Kuzey, çok teşekkür ederim." Yüzünde daha hediyeyi görmeden kocaman bir gülümseme oluşurken, genç adam oldukça gergindi bu yüzden sessiz kaldı kadının sürpriz karşısındaki tepkisine.

Elvin, Kuzey'in favori rengi olan "siyah" kadife kutuyu açtığında geceyi süsleyen yıldızlar kadar parlak olan saç tarağı ay ışığının ve balon lambaların ışıklarıyla parladı. Saça batırılan sivri uçları buz sarkıtlarını andırıyordu, üst kısmında yani saçı gösterişli kılan bölümünde ise bir çiçek figürü işlenmişti incelikle.

Cennet çiçeği.

Çiçeğin kanatlarının kenarları siyah sivri taşlarla yer yer süslenmişti ama asla abartılı değildi, o kadar sade aynı zamanda o kadar gösterişliydi ki Elvin parmaklarını bile değdirmeye kıyamadı.

-Kuzey, bu harika bir hediye. Çok zevklisin, gerçekten..." sesi büyülenmiş gibi kısık çıkarken onu inceledi Kuzey, insanların yalan söyleyip söylemediklerini anlayabilirdi ama kadın yalan söylüyor gibi durmuyordu. Çünkü biri insan yalandan bu kadar içten ve güzel gülemezdi. "Takabilir misin? Dağınık topuzun ortasındaki kısma geçirebilirsin." Arkasını döndüğünde reddetmek için geç kalmıştı Kuzey, mecburen kutunun içinde eline göre ufak kalan tarağı aldı ve Elvin'in yumuşacık saçlarına dikkatle batırdı, ancak yine de bir telin koptuğunu hissettiğinde kadın yüzünü ona dönmüş, konuşmasına izin vermeden elini havada sallamıştı. "Hiç önemli değil." dedi kopan birkaç telin ağrısını bile hissetmezken. "Bayıldım! Eminim Adenle Kavin bunu kullanmak için bana birkaç saat dil dökecek."

Kuzey, hediyesinin beğenilmesinin getirdiği tuhaf hissi yaşarken, ilk kez bir annenin saçlarına dokunmuştu.

Anne. Ah, işte o canını sıkan ve hep diken üstünde hissettiği konu.

-Aslında sizinle bir konu hakkında konuşmak istiyordum." Dedi düz bir ses tonuyla konuya doğrudan cesur girişini yaparken. "Size Reva ve Tutku arasında seçim yaptırdığım gün hakkında." Elvin, elindeki kadife kutuyu kapatıp parmakları arasında okşarken gözlerini yumarak kafasını sağa sola salladı.

-Bunu konuşmamıza hiç gerek yok, Kuzey." Ses tonunda kızgınlığın esamesi okunmuyordu. "Kızımla şuan iyisiniz ve o iyiyse, bu konu kapanmıştır." Genç adam ona saygı duysa da kafasında oturtmak istedikleri vardı, anlamlandırmak istediği bir şeyler...

-Revayla birbirimize saldırırken, emin olduğum iki şeyden biri onunla asla şimdi olduğumuz gibi olamayacağımızdı." Elvin, dudağının bir köşesini kıvırırken devam etti. "Diğer şey, sizin Reva'yı seçmeyeceğiniz." Kadının özelini ihlal etmiş, hiç alakası olmayan bir konuya katarak ona duygusal anlamda zarar vermişti. Ne kadar babasına benzemek istemese de, Kuzey onun zihninde bıraktığı duygusal hasarlardan biri olan "acımasızlığı" bazen elinde olmadan diğer insanlara tattırıyordu. Ama Elvin bunu hiç hak etmeyen kişiydi. "Dürüst olmak gerekirse Tutku'yu seçeceğinize emindim, öz kızınız olduğu için." Kadının yüzündeki o kusursuz gülümseme gitmişti, ama gözlerindeki ışık yerini koruyordu.

-Belki başka biri olsaydım ya da başka bir anne, Tutku'yu seçebilirdim. Onu doğuran ben olduğum için. Ama benim hakkımda bilmediğin bir şey var Kuzeyciğim." Genç adam, onun bu kadar açık şekilde konuşmasına şaşırırken Elvin onu daha da şaşırttı. "Ben Reva gibi büyüdüm. Hiçbir zaman bir aileye sahip olamadım, 17 yaşında sahip olduğumda da çok ama çok kısa sürdü. Sadece birkaç ay. Kendim kimsesiz olarak büyümüşken, Reva'yı seçmezsem çocukluğuma ihanet etmiş olurdum." Gözleri dolar gibi olmuştu kadının ama o kadar hızlı kırpıştırdı ki o bulanıklık hemen dağıldı. "Reva, benim için çok ayrı bir yere sahip Kuzey. O benim çocukluğum, bende eksik kalan şey. Belki başka şartlarda ve farklı bir insan olarak yetişsem Tutku'yu seçerdim ama..." kafasını sağa sola salladı. "Yapamam." Onun kimsesiz olacağı aklına gelmezdi Kuzey'in, Devranları çok fazla detaylı araştırmamıştı, derdi Revaydı. Zaten bu kadar neşe ve sevgi dolu birinin hayatında kimsesizlik, sevgi eksikliği tahmin bile edemezdi.

Kadının yaptığı itirafa karşı kendisi de bir itirafın ipini,borçlu hissederek, çekti.

-Sanırım annelerin ne seçmeyeceğini bilmekte daha iyiyim." Lale, Kuzey'i seçmezdi. Kuzey bunu biliyordu. Nitekim Elvin bu cümlenin altındaki hüznü duyabilecek yüreğe sahipti, o yüzden gencin kolunu sıvazlarken ona yaklaştı.

-Evladını hiç sevmeyen bir anne nasıl olur, çok iyi bilirim Kuzey, inan bana." Cümlesindeki ciddiyet ve gerçeklik hissi öyle yoğundu ki, Kuzey'in kalbi yabancılara bu kadar katı olmasa kadın için de üzülebilirdi. "Ama ne olursa olsun evladının yanında duran anne, evladını seçiyor değilse bile asla seçmiyor değildir."

Kaşları çatıldı Kuzey'in.

Kadının bu cümlesi bir şeyi yavaş yavaş fark etmesini sağladı. Asaf Karayev ölmüştü, Efran yüzünden tecavüz olayı da ortaya çıkmıştı ama annesi yine de onunla kalabiliyor, ona tahammül edebiliyordu.

-Baksana! Polarisin yanındaki yıldız takımının adı neydi... Tuna söylemişti sanki..." Elvin konuyu değiştirerek eliyle gökyüzünü gösterirken Kuzey onun boyuna biraz eğilerek kadının açısından görmeye çalıştı. Balon ışıklar biraz engel olsa da şeklinden hemen anlamıştı simsiyah gecede.

-Küçük ayı." Yıldızları biliyordu demek...

-Tuna'nın bunu bilmesine şaşmamalı." Sonra rastgele bir şeymiş gibi ekledi Elvin. "Reva da sever yıldızları."

Severdi tabii, hele de o yıldızlardan biri kendisiyken...

Bu sırada Efranla konuşuyordu adı geçen kız. Daha doğrusu Rüzgar, Eva ve onunla ayaküstü konuşmuştu, çünkü Efranla Rüzgar da kafa olarak çok uyuşuyordu ama Evayla birlikte dansa kalkınca ikisi yalnız kalmıştı.

Rüzgar da Efran da sevdiklerine değer veren ve okumaya hastalık derecesinde bağlı olan tiplerdi. Ayrıca Efran karakter olarak biraz Tunayla Rüzgar karışımı gibi olduğu için ikisiyle de dosttu.

Lakin Efranla Rüzgar bir noktada ayrılıyordu, Efran için bugün en değerli yarın bir çöp olabilirdin, onun canını sıkacak tek bir laf ya da ona uymayan tek hareketiniz sizi kalbinden dışarı atabilirdi, ip üstünde bir cambaz gibi hareket ederdiniz.

Reva, onun kalbine girdiği an kızın üzerinde yürüdüğü ipi kesmişti. Ve Reva uçmayı böyle öğrenmişti.

Oysa Rüzgar sevdiklerinin kanatlarını test etmezdi, onlar yürüdükleri ipi defalarca kendileri kesse de Rüzgar onların gönlünden düşmemesi için binlerce iplerden ağ örmüştü, sizi seven bir Rüzgar, sizden vazgeçmezdi. Bu yüzden şimdi kardeşiyle dans ederken bile, Eva'nın ondan daha iyi kimseye rastlayamayacağını biliyordu Reva.

Kendisi bile canını yakabilirdi bazen bu narin sarışın kardeşinin, ama Rüzgar? O adam kendi canını yakıp kül olsa da Eva'yı istemeden bile yakmazdı.

-Kuzey'in geleceğini bilmiyordum." Dedi daha konuşmayı açtığı an Reva'yı, Evaları izlemenin huzurundan koparıp bir nebze gererek. Geriliyordu çünkü Efranla o kadar çok şey yaşamıştı ki, şimdi onunla bu kadar çekildiği adam hakkında -aynı zamanda kuzeni- konuşmak tuhaf geliyordu.

-Onunlayken annem arayıp davet etti." Delikanlının kaşları havalandı.

-Kuzey'de mi kaldın?" Can alıcı detayı eklemeyi unutmadı. "Ormanda?" Reva, önemsiz bir şeymiş gibi omuz silkerken, Efran birkaç kez dudaklarını açıp kapattı. "Rev, kıskanç puştun teki olduğumu düşünmeni istemiyorum ama sana son kez söyleyeceğim." Yeşillerden çekinmeden konuştu. "Kuzey kötü biri değil belki, inan bana onun özüne kimse inebilmiş de değil, herifin özü var mı onu da bilmiyorum. Ama bildiğim tek şey, karanlığının seni yutacağı." Reva konuşmak için ağzını açtığı an elini çenesine koyarak baş parmağını kızın dudağına yasladı Efran. "Dinle önce. Şuan savunmaya geçmen bile kötü. Karayev'in karanlığı senin kaçtığın karanlık Rev. Terk etmen gereken karanlık. Yemin ederim, seni terk ettiğim için köpek gibi pişmanım ama ben zehir heriflerden değilim. Sana kafayı takıp seni Kuzey'den uzaklaştırıp elde etmeye uğraşacak da değilim, çünkü kaybettiğim zamanı çok iyi bilirim. Ve bir insanın kazanılacak mal olmadığı için her an kaybedilebildiğini de. Bu yüzden bensiz de olsa salak gibi mutlu olmanı herkesten fazla istiyorum.

Beni üzer ama hak ediyorsun. Sadece bu, Kuzeyle olamaz. Senin sevilmen lazım Reva, sen buna alışkınsın, şuan olduğun insana bakıyorum da... Kızım, imparatorluk kurmuş gibisin." Gurur duyduğunu cümle sonunda yamuk bir gülüşle sergilerken elini kızın çenesinden indirdi. "Sevilmeye şimdi bu kadar alışmış bir kraliçe, sevgisizlikle eğitilmiş bir imparatorla kalırsa ne olur inan bilmiyorum. Bildiğim şey, Karayev'den uzak durman. O karanlıkta büyüdü, hisleri kör, seni incitir. İnan bana, bir gün bana hak vereceksin ve ben bunu her şeyim üzerine yemin ederim ki, zerre kadar istemiyorum."

İçtendi, Efran içten pazarlıklı olmazdı. Onu Efran yapan buydu. Haksızken bile hak iddia edenlerden değildi, hatta haklıyken de başına kakıp seni pişman edenlerden değildi. Düşündüğü neyse söylerdi, şimdi tek istediği Reva'nın iyiliğiydi, bunu ona borçluydu. Çünkü Reva'yı üzmüştü ve borcunu ödemek için onun iyi olduğuna emin olmalıydı.

-İyiliğimi düşündüğünü biliyorum Efran." Onun kendisiyle aynı dövmeye sahip olan kolunu tuttu Reva. "Seni bu yüzden seviyorum, çünkü bana, beni terk ettiğin zaman haricinde hep çok iyi geldin. Hatta terk ettiğin için de iyi geldin, çünkü beni güçlendirdin. Bu bisiklet sürmek gibiydi. Bir sürü şey yaşadık, öğrendim güçlendim ama senin hep bisikletimi tuttuğunu düşünürdüm, anlarsın ya." Baş parmağını dövmedeki siyah yılanın başında gezdirdi. "Ama aniden bıraktığını gördüğümde, yani beni terk ettiğinde, yalpalasam da bisikleti kendim sürebildiğimi anladım. Kendimi, içimdeki Reva'yı keşfettim. Biliyor musun Efran, şimdi ne olursa olsun, ne yaşanırsa yaşansın, beni öldüremez gibi hissediyorum. Ruhumun özgürleştiğini, bedenimin sadece yanımda taşıdığım bir çanta gibi olduğunu. Sen Karayev karanlık diyorsun ama bedenim korksa da, ruhum artık karanlıktan korkmuyor diyorum." Efran'ın sıkıntını çekip almak ister gibi gülümsedi. "Bana sadece terk etmeyi ve kaçmayı öğretemedin Efran. Kuzey'den kaçmayacağım."

-Reva, güzelim, pişman olacaksın." Salona Elvinle birlikte konuşarak giren "karanlık" adam yeşillerine takılırken, omuz silkti.

-Umrumda değil. Bir şeyleri yaşamaktan korkacağıma, yaşadığım için duyduğum pişmanlıktan ölürüm daha iyi." Efran, konuyu daha fazla uzatmadan içeceğini kaldırıp kızınkine vurdu.

-Hem gurur duydum hem de pişman olmazsın umarım salak dedim içimden, tuhaf duygular yaşatıyorsun, eh ne diyelim..." omuzlarını kaldırıp indirdi ve ince uzun bardaktan bir yudum aldı. "Mutluluklar amına koyayım."

•••

Sessizlik. Paylaşıldığı zaman ayrı huzur veren ama söz konusu Kuzeyle Revayken garip duran... Topa tüfeğe alışmış bu iki insanın paylaştığı sessizlik huzurlu değil, garipti. Kuzey, herkes evlerine dağılırken Reva'yı evine bırakmayı teklif etmişti ve şimdi yalıya giden uzun yola doğru kırmıştı arabayı.

Reva onun gittiği yolun uzun olduğunun farkındaydı ama ses etmemişti, ikisi de ne diyeceğini bilmiyordu pek ve belki konuşmak için zaman kazanırlardı. Kız, söylediği evlilik yalanının annesiyle sorun olup olmayacağını sormuştu ama Kuzey geçiştirmişti, Kuzey ise Acar'ın kızıp kızmayacağını sormuştu -hoş o kimseden korkmadığı için umrunda değildi- ama bu sefer Reva kısa kesmişti. Bu iki konu otuz saniyede açılıp kapanmış ortam çıt çıkmaz hale gelmişti.

-Ne oldu, niye durduk?" Arabayı kenara çekip camları açan Kuzey, arabanın içine deniz havası dolmasını sağladı. "Bu deniz, insan görünümlü yaratıklar yüzünden artık leş gibi kokuyor Kuzey, kapasana şu camı." Genç adam başını ona çevirmeden camı kapattı ve elinin tersiyle Reva'nın yanağına dokundu.

-Huysuz." Kız, sanki hitabı hoşuna gitmemiş gibi yanağını çekse de çaktırmadan dudak kıvırmıştı. Eh huysuz olmak, sessiz olmaktan daha az sıkıcıydı. "Reva..." Kuzey sağ kaşını kaldırarak kafasını sağ omzuna doğru yatırıp ona baktı biraz, beklemediği bir şeyi söylemeden önce. "Seni istiyorum."

Demin tersiyle kızın yanağını okşayan parmağı Reva'nın kucağında duran elinin üzerine geldi. Elinin sırtına sürtündü uzun parmağı ağır ağır.

-Arabada mı? Şimdi?" Yeşillerin şaşkınca kendisine baktığını gördüğünde, onun edepsizliğine güldü içinden. Bu tuhaf fantezilerle dolu arsız zihni...

-Hayır, sadece şimdi değil." Parmağı hareketini durdurdu, siyahları kıza odaklıydı. "Yemeği ne zaman yiyoruz?" Reva, kemerini çözerken vücudunu ona doğru çevirdi ve dönerken adamın elinin bacağında kalmasına, eteğinin küloduna kadar çıkmasına aldırmadı bile.

-Bu hafta içi olabilir. Perşembe olsa iyi olur, cuma yoğun oluruz." Bu sefer, kendisi işaret parmağını adamın dirsek içinden bileğine oradan da pusula dövmesine doğru sürttü. "Sadece yemek yemeyeceğimizi hissediyorum."

-Orası sana bağlı." Reva, kaşlarını çatarak dokunuşuna son verirken, Kuzey elini onun bacağından çekmedi, aksine kavrayarak başparmağını dizinin üstünde hareket ettirmeye başladı. "Reva, ben hayatımda olmanı istiyorum." Kızın şaşkınlığı o sinir bozucu sessizliği beraberinde getirirken Kuzey elini ani bir karar değişikliğiyle yüzüne çıkardı ve Reva'nın çene kemiğinde dikkatle gezindi. "Nasıl olursun ve niye bilmiyorum, ama ol. O yemeği yiyelim, sonra eve gidelim, senin sayamayacağın kadar sevişelim." Baş parmağı Reva'nın alt dudağının sınırını okşadı. "Yanımda uyu, yatağımda uyan, kahvaltı et, kavga mutlaka edelim. Sonra git." Baş parmağının değdiği yeri, dudak sınırını, sanki bir daha kontrol etmek ister gibi işaret parmağıyla gezdi bu sefer. "Yine gel ama. Bunu hiç kimseden istemedim Reva, çünkü insanlardan çok nefret ediyorum ve biriyle fazla zaman geçirmeye hiç tahammülüm yok." Dudağının sağ köşesini kıvırır gibi oldu. "Ama en az nefret etttiğim sensin."

En az nefret ettiğim sensin.

Kuzey Karayev tarzı bir "seni önemsiyorum" cümlesi. Eh "insanlar arasından sevebildiğim sensin" diyememişti, şaşırılacak şey değildi. Bu dediğine gülmeden edemedi Reva. Gülüşüyle gerilen alt dudağında Kuzey'in parmağı kıpırdadı.

-İstediğin şeye ne diyeceğimi bilmiyorum Karayev. Kulağa fena gelmiyor." Omuz silkti. "Ama bunu kaç kez yaparım ve sıkılır mıyım onu bilmiyorum. Hatta eminim sen de sıkılır mısın, bilmiyorsundur. Belki yemekten sonra birbirimizi görmek bile istemeyeceğiz. O yüzden sana söz veremiyorum şimdi."

-Sözler, insanı hapseder Reva. Ben senin söz vermeni, sikik bir söze hapsolmanı asla istemiyorum." Kızın kemerini çözüp elini beline yerleştirdiğinde istediği şeyi anlayarak yerinde havalanıp Kuzey'in kucağına kaydı Reva. Şimdi onunla dip dibeydi, kucağındaydı ve sıcaklığını gerçekten seviyordu. Vücudu kendisi için oldukça iriydi ve bu yüzden kucağı bir yatak kadar geniş, rahattı kıza. "İnsanın en istediği şey ulaşılmaz olandır. Ulaşılmaz olana insan hapsolur. Sen yatağındaki beni isteyeceksin, ben seninle olan düzeni." Bu doğruydu, Reva onunla yatmak istiyordu, Kuzey ise onu daha da tanımak; Reva onun tenini işgal etmek istiyordu, hem de defalarca, Kuzey ise onun ruhuna daha fazla erişmek, daha da fazla... Ve Kuzey onun ruhuna eriştikçe Revayla sevişmeleri de son bulmayacaktı, çünkü o sadece bir vücuda bağlanacak türden adam değildi. Eğer Reva içi boş birisi olsaydı ondan hâlâ daha etkilenmiyor olurdu, ama artık etkileniyordu çünkü Reva'nın bitmeyen inadı bile onu ayrı tetikliyordu.

-Ne olacak peki?" diye sordu Reva parlatıcısı kısmen gitmiş dolgun dudaklarını yalamadan hemen önce. Ellerini Kuzey'in yanaklarına yerleştirip sakallarını okşadı. Parmaklarına diken gibi batan sakalları ona çok yakışıyordu, o sakalların arasındaki iri dudakları, biri bacağında diğer sırtında duran ve etini eşeleyen yaralı uzun parmakları... Beklemediği bir hamle yaparak Reva'nın boynuna doğru sokuldu ve kız onu kabul edip parmaklarını saçlarına daldırırken boynuna fısıldadı.

-İkimiz de birbirimize hapsolacağız, kutup yıldızı. Yörüngesine hapsolan, ne uzak ne yakın olamayan iki gezegen gibi."

•✦ ✧PUSULA - Bölüm Sonu ✦ ✧•

•Dara riram! Favori çiftimi yazmayı seviyorum.

Aslında son paragraf "geceye hapsolan ay, aya hapsolan gece" gibi olacaktı, aslında Watty'de de yazılmamış internetten kontrol ettim ama birkaç kişi ankette yazıldı diyince değiştirdim. Kuzey'e özentilik yaptırırsam kendimi affetmem akzmssmsmk.

Umarım sevmişsinizdir. YILDIZLAMAYI sürekli unutan ama hâlâ her bölümü okuyan kimseye hakkımı helal etmiyorum akmdsmsksl.

Yorum bırakmayı unutmayın, satır arası yorumları severim.

•600 🌟&Yorum olduğunu görmek istiyorum artık... 595 yıldızda kaldı en yüksek yahu.

Alıntılar, bilgilendirmeler ve daha fazlası için,

INSTAGRAM; tutkudevran

•Reva'nın instagramı> @revadevran

•Kuzey'in instagramı> @kuzeykarayev

•Rüz'ün instagramı> @ruz.devran

Sevin, sevilin.❤️❤️❤️

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.