Efe’nin kolunda küçük bir kırık, yanağında dikiş vardı. Büyük bir şey değildi ama doktor “bir gece gözlem” dedi.
Arda odanın dışında koridorda oturuyordu. Annesi gelmişti, Efe’yi görünce ağlamış, sonra Arda’ya sarılmıştı. “Seni hiç tanımıyorum ama… teşekkür ederim,” demişti.
Şimdi ikisi yalnızdı.
Efe yatağa yaslanmış, Arda sandalyede. Aralarında garip bir sessizlik vardı.
“Neden o kadar risk aldın?” diye sordu Efe. Sesi kısık.
Arda omuz silkti. “Bilmiyorum. İlk gördüğümde… korkmuştun. Ama yine de annene süt alacaktın. O inat… hoşuma gitti.”
Efe yanaklarının kızardığını hissetti. “Süt yüzünden dövülecektim neredeyse.”
“Evet. Tarihe geçecek bir süt.”
İkisi de güldü. Gülüşleri biraz kırık, biraz rahatlamıştı.
Efe parmaklarıyla çarşafı oynattı. “O adamlar… ne istiyordu senden?”
Arda’nın yüzü ciddileşti. “Bilmiyorum. Ama peşimdeler. Senin peşine de düştüler çünkü benimle göründün. Özür dilerim.”
Efe başını salladı. “Özür dileme. Sen olmasaydın dün gece… daha kötü olabilirdi.”
Bir an suskunluk.
Sonra Efe yavaşça elini uzattı. Arda’nın eline dokundu.
“Teşekkür ederim. Gerçekten.”
Arda elini geri çekmedi. Parmaklarını hafifçe Efe’ninkilerin arasına geçirdi.
“Bir daha olursa… yine gelirim. Ama sen de bir daha o kadar inatçı olma. Süt biterse evde kal. Ben getiririm.”
Efe güldü. “Sen mi süt getireceksin?”
“Evet. TikTok dansı da yaparım istersen. Berbat olur ama.”
Efe kahkaha attı, sonra incindiği yeri tuttu. “Ah… gülme lan.”
“Sen başlattın.”
Koridordan hemşire sesi geldi. İkisi de ellerini yavaşça ayırdı. Ama gülümsemeleri silinmedi.