İçeriğe geç

Pulse- Minsung

Bölüm 3 · 4 dk okuma

Pulse- Minsung

Bölüm 3

Ağsız ruh

Lord'un sesi alçak ve hırıltılıydı kalabalık çarşıda dolaşan insanların kahkahaları tezgahtarları gülümsetiyordu
"Dışarıda dolaşmak yerine saraya dön."
Kızıl saçları esintiyle dağılırken perçemleri önüne düştü Lord'un genç kalp kan pompalıyordu damarlarındaki asil kan. Soytarının kolu arkadaşı Felix'in omuzundan ayrılıp yanına düştü sanki lanet gibi olan gülümsemesi ince bir ip gibi Minhoya yöneldi.
"Ne zamandan beri soytarılar saraya mahkumdu Lord'um."
sanki toprak altında çıkmış ceset gibi olan teninden gelen soğukluk hissediliyordu Kızıl asil Lord'un lavanta kokusu mum gibi burnunda yanarken dişleri gıcırdadı Minho'nun tutuşu kanca gibiydi kaçışı vardı ama kilitliydi
"Çarşılarda arkadaşınla dolaşmak senin görevin değil soytarı."

Neden böyle yaptığını bilmiyordu, bu yanlıştı isimsiz yabancı ama gerçek his baş döndürücüydü, sihirliydi ama sahteydi. Bu yalancı maskeye baktı keskin gözler avsız kurdu taradı.
"saraya dönüyorsun." Felix oltadaki ölü balık gibi çekilen arkadaşına şaşkınlıkla bakarken, Han'ın susmayan gün kahkahası çarşıda absürt derecede yankılanıyordu. Mavi soytarı yanan odun kokusunun çevirdiği eski altın sarısı soğuk duvarlar arasına geri geldiğinde huzursuz ruh Minhoya yöneldi
"İç karmaşa fırtına gibidir Lord'um, kaçabilirsin ama o hep senin peşinde!"

Boğuk sesi uğursuzca sayıklarken bir kaç gaz lambası ve alevlerin birbiriyle dans ettiği şömine Mavi saçlarıyla çatıştı. Sessiz esinti çığlık gibiydi gelip geçiciydi ama çarpıyordu
"Benim iç karmaşam falan olduğu yok." yalancının mumu yatsıya kadar yanar. "Duygular gibi gerçek bir ganimeti görmezden gelerek çukuru açan sensin." amaçsız tehdit itaat bekliyordu fakat umutsuz vaka cevabı ağzına tıktı

Soytarının yalanları kadar gerçek olan kahkası azimle duyuldu inatla yarışıyordu fakat zaferi kaçınılmazdı
"Duygular yanıltıcıdır ya uçurumdan atar ben sadece kendi teknemde yolculuk yaparım." diye atıldı inatçı sessizlik sağır ediciydi yılan gibi bağlayan zehirli eller Lord'un omuzlarını kavradı fakat omuz silkmeyle soytarının ellerini üzerinden attı sanki vebadan kaçarmış gibi geri adım attı sert sesi keskindi kelimeler bulamıyordu ama ağızdan çıkan laf tekrar söylenmedi
"Hayatla kumar oynayamazsın."

"hayat zaten bir kumar değilmi? Zarı atarsın, 1 gelirse şans 6 gelirse kader." Yanan alevin vurmadığı koridorda kayboldu gölgeler yuttu soytarıyı. Lord huzursuzca arkasını döndü ve çalışma odasına ilerledi uzun adımlar istikrarlı, düşünceler kansız yara gibiydi hissediliyordu ama varlığını göremiyordu neyin nesiydi bu? Ay gibi yakın soğuk bedeni Güneş uzak ama sıcak ruhu olanaksız bir okyanus gibiydi başlangıcı vardı ama sonu yoktu. Sabah vaktiydi etraf kalabalık ve canlıydı ansızın gelen misafirler ağırlanırken ahşap çalışma odasında gıcırdayan eski sandalyesine oturdu sarayda ışık almayan tek odaydı eksik parça yapraksız çiçek gibiydi çekmeceyi açtı eline aldığı eski bir kitaptı kalın ve büyüktü ayrıca sıkıca mühürlenmişti açmak için her yöntemi denemişti kitap içeriği kapanmış gözükmüyordu.

Çekmeceye geri koydu aklını patavatsız soytarıdan ayırıp evrak işlerine odaklandı. Saray işleri yoğundu son zamanlarda düzenlemek üzere olan bir ziyafet için düzenlemeler konuşuluyordu uzun zamandır konsey toplantısı olmuyordu büyük ihtimalle düzenlenecek etkinlikler yüzünden.
Taht odasında ak sakallarıyla oturan Kral Juong yaşlanmış bir ayağı çukurdaydı yeni gelen ticari teklifler hakkında konuşuyordu kısaca hararetli bir gündü.

Kapıdan sanki tarlasında fidan eken çiftçi gibi giren soytarı dikkat çekti
"Seni taht odasında pek görmezdim soytarı anlat bakalım derdin ne?"
Yaşlı adam kırışık gözlerini Han'a yöneltti. Soytarı alaycı olduğu kadar imalı bir ses tonuyla cevabını krala yöneltti
"Ah majesteleri, cennet kapıları size açılırken topraklarınız için çabalamak ne hoş! Bu akşam bir süreliğine krallık dışına çıkacağım lütfen akşam yemeğinde tabağıma yemek koymayın."
Kral ak kaşlarını çattı soytarı zaten nadiren akşam yemeği sofrasında yer alıyordu bu yüzden pek dikkatini vermedi fakat akşam vakti krallık dışına çıkması dikkat çekiciydi
"Nereye gideceksin soytarı Han?"
Han'ın muzip gülümsemesi genisledi krala parlayan gülümsemesi sahtekardı
"Orası bana kalsın majesteleri yakın zamanda dönerim."

Niyetsiz kahkaha taht odasında zehir gibi yankılandı uğursuzdu ve kansızdı, Kral hoşlanmamış bir homurtu çıkardı ve saf altından ve kırmızı kumaştan yapılma tahtına yaslandı
"İçime sinmedi birinin buna göz kulak olması gerekiyor."

Öğlen vaktiydi tam güneş tepede vurduğunda yaz sıcağında insanlar bunalmış bir şekilde gölgelere çekiliyordu, Kral Han için göz kulak olma görevini Minhoya vermişti tamda isabet olmuştu Minho daha yeni kafasını soytarının arsızlığından arındırırken bu görevi almıştı yaz olmasına rağmen zaman hızlı ilerliyordu göz açıp kapıncaya kadar akşam olmuş sabahleyin cıvıl cıvıl olan sokaklar şimdi boş ve sessizdi bugünün anıları vardı

Soluk Ay ışığında krallık kapısından dışarı çıkan soytarıyı yakaladı gözleri yersiz sözlerinde anlamlı cümlelerin yer aldığı sokakta gölgeler karanlığa gömülü fakat her şey olması gerektiği gibi. Uzun adımlar soytarıyı takip etti arkasından kraliyet kapılarından çıktı yeni yapraklar açan ağaçların verdiği ılık esinti yüzüne çarptı bu ona dün geceki sessizliğin sözcüklerini kelimelerin yerine geçen tek taraflı bakış başkaydı.
bir çok çatışmada kan dökülen ormanın ağaçlardaki sincapların bağırmaları mı canlandırıyordu burayı bir kaç çakalın kancıklık yapması mı?

Lord soytarıyı takip ediyordu fakat daha önceki kovalamacalarından farklıydı Han sanki arkasındaki varlıktan haberdarmış gibiydi çalılarda kayboluyor ağaçların dallarına çıkıyordu açıkça kaçıyordu izini kaybettirmeye çalışıyordu Minho istikrarlıydı ama haritayı çizmek zordu bu gece soluk ay ışığını yansıtmıyordu sonunda soytarı izini kaybettirmeyi başarmış görünüyordu. Kızıl Lord elini ince telli saçlarından geçirdi parmakları yumuşak tellerin arasından kaydı

"Kaç, fakat akan kan aktığı yerde delil bırakır ahmak."

Sesi niyetinden sert çıkmış hırıltılıydı ayağı altında ezdiği dalların çıtırtısı kulaklarında işitebiliyordu sinirliydi fakat Han'a mı kendine mi bilmiyordu bir şeyler yerinde değildi gerçek olanın sahtesi gün gibi ortadaydı fakat kayıp suda can vermiş, gerisinde saklanan maskesini bırakmıştır soytarıda bir problem vardı fakat sorun hazine gibi saklıydı arasa bulurdu fakat amansız dağın tepesinde yatan ölü beden ulaşılamayacak kadar uzak varlığı kadar yakın duruyordu.

°°°°°°°°

Meba meba meba 3. Bolumy okuduysaniz cocococokcockckc tesekkurr ederimmm umarim sıkılmamsinizdir oy atarsaniz ccooookk sevinirirmmm ve desteginz icnde teskkurbederim baska bi zaman gorusmek uzere BABAYHYY🐿️🐿️🐿️🐿️🌞🌞🌞🌞🌞

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.