Soğuk nefesi ürküttü Lord'u kısık gözler çatık kaşlarıyla arkasını döndü, Minho yanan çadırdan pek etkilenmemiş gibi görünen mavi saçlı soytarıya baktı
"Her şeyin o sirk değil mi?" diye Fısıldadı usulca kızıl Lord. Yansımadan yüzüne vuran alevler eşliğinde çınladı üçgen şapkasının zilleri.
"Sırf üzüleyim diye çırpınman çok tatlı Lord'um!" Her zamanki sahte olduğu kadar gerçek olan neşesi hurda eşyaların arasında yankılandı gülünç makyajı etrafında sinir bozucu sırıtışı kalıcıydı esasında.
Minho'nun hırıltılı nefesi bir anlığına kesildi genel olarak iltifat tanımlı kelimelerden nefret ediyordu soytarının alay ettigini biliyordu ama... Sesi yükseldi.
"Eğer yaptıklarının kanıtları elimde olsaydı seni çarşı meydanında halka açık infaz ettirirdim ahmak." Sesi açıkça tehdit içeriyordu fakat karşısındaki haylazın yine verecek cevabı vardı
"Seni tutan yok, ben zaten sana hep kanıt bıraktım sende gördün ama kabul etmedin, etmek istemedin. Ah Lord'um! Kevran döner dolaşır yine başladığı yerde biter!" Soytarının muzip gülümsemesi ettigi laflar Minho'nun öfkesini arttırmaktan başka bir şey yapmadı, atıldı sert elleri Han'ın sarı papyonunu buruştururken yakasını kavradı burun buruna olana kadar kendine çekti kısık ama tehditkar sesi nefesiyle birlikte Han'ın kulaklarında çınladı
"Kevran döner dolaşır vaktinde kayaya toslar, o kaya ben olacağım soytarı kevran sen olacaksın günün birinde çarptığın kaya benden başkası olmayacak" İtti soytarı sendeledi mum ışığı titredi Han'ın parlak gözleri etrafa baktığında Lord orada değildi kendi kendine güldü eski meydanda yanan sirkin müdahale edilirken insanların telaşı ay ışığında yansıdı. Neşeden yoksun olmayan ziller yaramazca titrerken oradan ayrıldı
°°°°°
Yaklaşık 3 saat sonra ortalık sessizleşmişti. Ölüm sessizliğini sadece kavga eden kediler ve öten kuşlar bozuyordu. Sarayın içinde muhafızlar nöbet değiştirirken hizmetçiler az önce biten akşam yemeğinin kırıntılarını süpürüyorlardı. Han Koridorda baş hizmetkar olan arkadaşı ki muhtemelen tek arkadaşı olan Felix'in arkasından onu kovalıyordu alakasız bir şeyler gevezeleyip duruyordu Felix'te sanki gerçekten ilgileniyormuş gibi başını sallayıp duruyordu Koridor Han'ın boğuk sesi Felix'in homurdanmalarıyla doluydu.
"Ve sonra kaplan kursu yemiş!" Diye bağırdı Han. Bos saray koridoru sesiyle inledi Felix onaylamayan bir bakışla Han'a döndü.
"Sesine bu kadar güveniyorsan müzisyen olabilirdin." Han Felix'in sözleriyle kahkaha attı p
"Eğer müzisyen olsaydım sevgili Lord Minhoty zıvanadan çıkarma görevini kim üstlenecekti!" Felix arkadaşının cevabıyla Kıkırdamayla cevap verdi
"Şu katı Lord'da ne buluyorsunda taktın bu kadar bilemiyorum." Han elini Felix'in omzuna koydu yakın temas Felix'in Han'ın tanıdık soğuk nefesinin teninde hissetmesine neden oldu ceset gibi soğuk bedeni bir anlığına titremesine sebebiyet verdi bir yaz gecesi ılık esinti açık camlardan birinden altın sarısı tuğla duvarlara vuruyordu
"Bulduğumdan değil, hoşuma gidiyor." Han Felixten uzaklaştı gaz lambalarının verdiği yetersiz ışıkla birlikte Felix'in yanında dolaşmaya devam etti.
"Ya aşık olursan..?" Felix'in sorusu Han'ın bir anlığına gözlerinde başka bir şeyin parıldamasına neden oldu.
"Hem yeminlerime hem sözlerime hem kendime ihanet olur, düşen maskenin ihaneti ezelden beri affedilmez." Sesi her zamankinden farklı bıçak gibi keskin tüy gibi hafif bir tondaydı Felix omuz silkti Han ile hemen hemen çocukluktan beri birlikteydiler fakat en yakın dostu hakkında ismi dışında pek bir şey bilmemesi canını yakıyordu uzun süre sessiz geçti ne Han'dan ne Felix'ten çıt çıkmadı çok geçmeden Felix Han ile vedalaştı ve kendi odasına çekildi sert altın sarısı soğuk ama sıcak duvarların arasında Han tek kaldı çoğu kişi odasındaydı Han'ın yüzündeki gülümseme Felix'in sorusundan beri rahatsız edici bir hale bürünmüştü bir şeyler tersti ama ters olan şey neydi yalanları mı gerçekleri mi. Han her zamankinden daha bozuk mekanik adımlarıyla gecenin soğuğunda saraydan çıktı etraf boştu fakat bugün yaşanan her şeyin kalıntıların arasinda ve yarın yaşanacak şeylere hazırlanıyor gibi görünüyordu Soytarı bir süre dolaştı sonunda pek kişinin uğramadığı sessiz bulduğu derin ana kısa yollu ormanın patikasına saptı burda her yerden çok biriktirdiği anıları vardı yani en azından o öyle düşünüyordu. Ay ışığında parlayan mavi anemonlarla çevrilmiş gölün kenarındaki çıkıntılı kayaya oturdu dik sırtı kamburdur eli ipekten yapılmış cebine gitti bir deste iskambil kartı çıkardı gözleri iskambil kartlarını taradı bir çok kez ölümden kıl payı dönmesini sağlayan kartlarına çevreleri çelik kılıç gibi keskindi şimdilik bunları geri cebine koydu sırtını kayaya yaslarken parlayan Ay'ı izledi. Esen rüzgar mavi saçlarını dağıtırken gözleri ağırlaştı uyuya mı kalıyordu? Rüyalar alemine dalmasını engelleyen şey çok yakından ve tanıdık olan lavanta kokusuydu gözleri açıldı yanına baktı boş muydu? Hayır, Kızıl saçlar tanıdık keskin yüz hatları ip gibi.
"Saraydan çıktığını pek görmezdim Lord'um." Sesi alaycı olmak için çabalıyordu ama feci şekilde başarısız keskin gözleri üstünde hissetti.
"Ne zamandan beri zevkin sakin yerlere gelmeye teşvik eder oldu?"
"Bazenleri geliyorum hep geldiğim bi yer değil" Yalanıyla yutkundu adem elması titredi
"Han, bu sefer yapma."
"Neyi?"
"Yalanlarla işin içinden çıkamazsın."
"Yalan söylemedim Lord'um."
"O zaman titremeyi bırak."
Han iç çekti Minho'ya bakamadı bakmak istemedi bunun yerine Ay ışığında parlayan göle gözlerini dikti
"Kim?"
Han Minhonun sorusuyla afalladı gözleri hemen Minho'ya döndü yüzünden silemediği gülümsemesi kasıldı
"Ne kim?"
Minho omuz silkti Han'ın gözlerinin içine baktı
"Kimden bahsettiğimi biliyoruz, baş hizmetçi." Ellerini birbirine kenetlenmiş olan soytarı dudaklarını yaladı cevap vermeden önce boğazını temizledi
"Arkadaşım"
"Arkadaş..." Sorgularcasına Mırıldandı Minho yakasını düzeltti kar beyazına yakın solgun teni karanlıkta soldu tek ışık kaynağı Ay iken onun bile ışığı sönmeye başladı iki tanıdık yabancı baş başa yaz gecesi hafif rüzgarda kelimeler yetmez anlatmaya
°°°°°°
Ertesi gün Lord eski altın sarısı tuğla duvarların arasında saray bahçesinde çiçeklerle ilgileniyordu eskiden annesinin en sevdigi çiçek olan zambaklar bahçenin bir kısmını donatmıştı, annesinin en sevdiği çiçekler olduğundan bu çiçeklerle bahçıvanlar değil Minhonun kendisi ilgileniyordu dün geceden beri Soytarıyı görmemişti aslında umursamaması gerekiyordu fakat her gün burnunun dibinde kendisiyle uğraşmasını görmeye hiç olmadığı kadar alışmıştı bir kaç saatlik yokluk bile az çok garibine gitmişti
Pembe zambaklardan uzaklaşıp meydana indi Minho bunu ara sıra yapıyordu boz zamanlarında meydana çarşıya inip halkı kontrol etmesi için kral onu görevlendirmişti gerçi Minho'nun halkla arası pek iyi sayılmazdı çok katı olduğu için pek anlaşamıyorlardı etrafta dolaşırken tanıdık ses kulaklarinda işitti oraya ilerledi tahmin ettigi gibi Han sanki dün gece göl kenarında hiç içine kapanmamış gibi şuan da sözde en yakın arkadaşı Felix ile koyun koyuna dolaşıyorlardı gözleri kısıldı açıkça hoşuna gitmemişti kısık bakışlar ve memnuniyeysiz bir surat ifadesiyke yanlarına ilerledi sorgusuz sualsiz Han'ı kavradı kolundan
"Han."
°°°°°°°
Mebaa mebaa 2. Bolumude okuduysan cooook tesekkurr ederrrrimmm cockcockkckcoc tisikur ederim sıkılmadan okudugun icinnnnnn 3. Bolumde gurususizz babaii🌞🌞