Cam gibi parlak Ay'ın gölgelerinde süzülen kızıllık uzun hızlı adımların eşliğinde takip etti krallık yolunu. Sağır edici sessizlik, zıtlık oluşturuyordu ansızın gelecek olan felaketin habercisi kargalar. Sıcak duvarların arasında saf pamuk yatağında uzanıyordu Lord.
Han her zaman kaçıyordu kaçmak ve saklanmak onun uzmanlık alanıydı. Ama bu farklıydı ya da öyle hissettiriyordu, soytarının bir işler çevirdiğine emindi ama kanıtlayamıyordu. Yatağında huzursuzca kıpırdanan Minho'nun aklına yatan fikir yarını bekliyordu, uykudan mahrum göz altları nabız gibi attı, uyuya kaldı Lord.
Saat ilerledikçe esintinin arttığı sessiz ormanda ağaçtan kopardığı elmayı dişlerine geçirip arsızca dolaşan Han, eski kötü enerjinin belki ham kaynağı olan bir kulübenin önünde bitti. Neşeli ziller geldiğinin habercisiydi, Yaşlı yüzü kırışmış güven vermiyen bakışlar Han'ın yüzüne sabitlendi
"Oh! İyi akşamlar hanımefendi, her zaman tam saatinde!"
Sesi kuşkusuz, kısık gözler artık ömrünün sonlarına yaklaşan boğuk ses Han'dan yırtılmış kitap sayfasını aldı
"Bu sayfanın ait olduğu kitabın mührünü kır ve bana getir evlat."
Han dağınık mavi saçları ve üçgen şapkasıyla cömertçe eğildi
"Görevim, Güneş Ay'ı yakıp kavurana kadar."
Kapı usulca kapandı geldiği yolun tersinde geri dönerken ezilen çürük dallar artık tek ses kaynağıydı.....
Şafak sökütüğü vakit zaten uyanmış olan Minho soytarının arkadaşını köşe bucak arıyordu sonunda bal sarısı saçları gördü. Çatık ama kendinden emin kaşları nedense içinde yer tutmayan Felix'i önüne çevirdi
"Bahane yok, her bir kelimeye tane tane cevap vereceksin."
Çilli çocuk Lord'a şaşkın ceylan gözlerle baktı
"Neyden bahsediyorsunuz Lord'um anlamıyorum.." Peş peşe gelen sorular umutsuzdu.
"Soytarı gece vakitleri nereye gidiyor? Odasının kapısı neden zincirli? Çenesinin altındaki hafif çıkıntı ne?" Afallamış görünen Felix'in çıkarabildiği sadece bu üç soruydu fakat verevek cevabı yoktu Lord'un çelik gibi sert ama zamanla körelmiş gözlerine baktı ne acı ki dostu dediği kişi(?) hakkında bile bilgisi kısıtlıydı.
"Ben... Üzgünüm Lord Minho, bilmiyorum.. bunca yıla rağmen hiç bir şey bilmiyorum." Gerçek olmasına rağmen inanmazlıkla bakan Minho sertçe Felix'in kolunu bıraktı sonra çekip gitti doğan güneşin yaydığı ışık kızıl saçlarında gölgeleniyor sanki iç ruhunu dışa vuruyordu. Madem kimse yardım etmiyordu o zaman bunu tek başına halletmek zorunda kalacaktı ama geç ama erken saklı kapının anahtarı kilide girecekti. Sarayda herşey olması gerektiği gibiydi fakat Minho'nun içine ürperti düşüren yokluk yine tam yerindeydi, soytarı yine bir süredir yoktu görende olmamıştı eski altın rengi tuğla duvarlar çaprazlama yerleştirilmişken soğuk saray havasında 2 hafta sonra düzenlenecek balonun fısıltıları kulaktan kulağa yayılıyordu Minho en üst kattaydı kimsenin pek gelmediği güneş ışığından mahrum.
Soytarının odası tamda buradaydı neden böyle tercih edilmeyen bir yerde gizli saklı duruyordu anlam veremiyordu elleri zincirlerini üzerinde dolaştı anlam veremiyordu neden bunca zaman sonra içine böyle bir kurt düşmüş sanki organlarını kemiriyordu.
Ceset gibi soğuk nefes ensesininde belirdi esinti boynunun saniyeliğine tutulmasına sebep oldu arkasını döndüğünde her zamanki muzio gülümseme hiç eksik olmayan soytarı sanki daha önce de burdaymış gibi Lord'u izliyordu tanıdık gözler yabancıydı yabancı ruh tanıdıktı. Minhonun elleri soytarının dimdik duran omuzlarını kavradı tutuşu sertti fakat acı vermiyordu yoksa Han mı hissetmiyordu?
"Senin yüzünden krala elim boş döndüm soytarı. akşam vakti gidip gece dönmek senin ne haddine." Sesi soğuk ve suçlayıcıydı ama hangi tarafa karşı olduğu belkide zincirli kapının arkasındaydı soytarının alaycı sesi lord'un kulaklarında arsız bir şekilde yer edinirken amaçsız eller bileklerini kavradı.
"Sadece hava almaya çıktım Lord'um!"
"Hava almaya çıktıysan benden ne diye kaçıyorsun"
Sessizlik.
Hırıltılı nefes kelimelerden önce çıktı.
"Kendim dışında hiç bir şeyden kaçmam Lord'um." Afalladı Lord dudakları aralanmış soytarıyı göğüs göğüse olana kadar çekti yangından çıkmış gibi sıcak olan nefesi ceset gibi buz kesmiş soytarının tenini eritti.
"Kaçtığın her delik tıkanır her köstebek deliğinden çıktığında gün yüzüne vurur."
Doğan güneş zar zor içeri sızarken mavi saçları kızıl rengin tonunda kalmış mor rengininin yansımasına sebebiyet verdi.
Soytarının ahlaksız kahkahası boş Koridor boyu çığlık gibi yankılandı Lord'un kolları boş kaldı. Siyah gözler boşlukta az önce varlığını bildiği soytarıyı görmediğinde nefesi hızlandı
"İmkansız." gözleri etrafı taradı fakat sanki ecel ruhuyla bedenini almış gibiydi her zaman yapıyordu bu tür şaklabanlıkları ama bir işler çevirdiğini bilmek içinde nakış gibi işleniyordu.
Aradan saatler geçmişti Minho çalışma odasında öğlen güneşinin verdiği ışıkla bir kaç evrakı imzalıyordu sonunda bir yığın kağıdı bitirip ahşap masanın kenarına koydu elleri çekmecesinden çıkardığı kitapta nazikce dolaştı içinde ne olduğunu öğrenmesi gerekiyordu nedense içindeki bir ses ona bunun doğru olduğunu söylüyordu kısık ton kitabın kalınlığı rahatsız ediciydi
Kapıdan içeri giren bir muhafız saygılı tonunu korudu.
"Kral sizinle kuzey yakanın ticarisini konuşmak ister Lord'um."
Minhonun gözleri once muhafızı taradı sonrs çıkması için işaret verdi ayaklandı taht odasına ilerledi içeri girdiğinde ak sakallarını elleriyke tarayan yaşlı kralın önünde diz çöktü ardından masaya oturdu
Han fırsatçılık mı yapıyordu? Küçük kancık lordun arkasından odaya sızdı tek olmasına rağmen sesi açık akşam sefası gibiydi.
"Lord'uma bak ha? Güvenlik sıfır en azından işim kolay." Elleri mühürlü kitabı aldı kalın sararmış sayfalar eskiydi fakat hala sağlamdı 2 gün önce cebinden çıkardığı iskambil kartları mührü zahmetsizve kırdı mühür yere düştü sayfalar sihirliydi kan akıtıyor can yakıyordu. Kitabı kolunun altına aldığı gibi odadan firladı dairesel merdivenlerden hoplaya zıplaya çıkarken mührü kırdığı iskambil kartı parmakları arasında dönüyordu.
Lord odasına döndüğünde gözleri kalın kitabın yokluğunu fark etti yerdeki kırık mühür içindeki uğursuz huzursuzluğu zirveye taşıdı gözleri büyüdü çıkmaza mı girmişti herşey birbirine karışıyor düğüm gibi dolaşıyor açılmaz bağ soğuk nefesle bitiyor asıl mühür damarlarında dolaşıyordu
Gözleri etrafta soytarıyı arıyordu sonunda bahçede buldu soytarıyı.
"Kitap nerede?!"
Soytarı ilk başta tereddüt etsede geri kalmaz patavatsız kelimeler baştan aşağı kaynardı.
"Emin ellerde Lord'um içiniz ferah olsun"
"Rahat, Rahat mı?! O önemli kitap senin gibi ruhsuz birinde değil kapalı bir yerde olmalı!
Soytarı kıkırdadı elleri yüzünü belkide maskesini kaşıdı
"Kanıtsız iftira ne kadar acı Lord'um, belki kitap bende değil sadeve dalga geçiyorum, kim bilir belkide kitap bendedir?"
Kesik beden melodi kadar naifti ama çok can yakıyordu Han'ın patavatsızlığı Lord'a engelden başka bir şey değildi fakat Minho içini kemiren uğursuz kurttan kurtulması için çözmesi gerekiyordu bu yalan ona gerçek hissettiren bir şeydi gerçek olan soytarı mıydı bj absürt hikayenin gidişatı miydi. Ölü müydü cansız olan beden miydi ölüyü canlı tutan, gitmek zorunda kaldı elinde inkar edilemeyecek şeyleri bulduğunda yanam ok hedef tahtasında yerini bulucaktı.
°°°°°°°°
Bu bolum pek icime sinmedi ama yazmam qlzimdi YAZDIGIMDANDA BISEY ANLAMADIM SUEWKLI BISEY ENGELLEUIP DURDU NENENSNSNSNNS OKUDUGINJZ IXIN COK TESEKKURBEDERIMMMM VE BEGENDIYSENIZ NE MUTLU BANA YEYEYEYEYEY BI SONRAKI BOLIMDE GORUSUEIZ BABABABAYYY🌞 🌞 🌞 🌞 🌞 🌞 🌞 🌞 🌞 🌞