Duru'nun ağzından
.
.
.
Yavaş yavaş sınıflar kaynaşıyor, gruplaşmalar meydana geliyordu. Bu süreç içerisinde birbirimize daha da yakınlaştık. Haftalar geçtikçe kızlara daha da bağlandığımı hissediyordum. Güzel bir dörtlü olmuştuk.
Normalde okula geç varırdım ancak bugün maalesef ki erken gelmiştim ve sınıfta kimse yoktu.
Bir tövbeestağfrullah çekip telefonun ekranından kendime bakarak eşarbımı düzelttim. O sırada içeri biri girdi. Baran da Baha gibi yaş olarak büyüktü, onun hakkında bildiğim tek şey buydu. Ha bir de Ömer ile fazla yakınlardı. Duru sayesinde Ömer'e bakarken onu da görüyordum.
Sanırım yaşanmışlıklardan olsa gerek saçlarına hafif bir ak düşmüştü, halbuki gençti...
Sessiz bir baş selamı vererek arka sıraya oturdu.
"Çok erken geldik." diye konuştuk. Daha doğrusu ben konuşmuştum.
O sadece başını sallamıştı.
Uzun boylu, sessiz, yüzü hep ciddi… Ama gözlerini benden kaçırıyordu. Konuşurken yere bakıyor, bazen kulakları kızarıyordu. Bana bakmaktan çekiniyor gibiydi. Ortamdaki garip atmosferle soru sormaya başladım. "Nerelisin?"
O an başını kaldırıp bana baktı, sadece bir saniye. "Van, sen?" diye sordu.
"Erzurum." O an bıyık altından gülümsediğini fark ettim. Gülümsediğini fark ettiğim an, nedense içimde küçük bir rahatlama oldu. Sessizliğin onu da yorduğunu anlamıştım.
"Van mı?" dedim, lafı uzatmak ister gibi. "Soğuk oluyor oralar da." "Alışıyorsun," dedi kısa bir cevapla. Sonra ekledi: "Erzurum da pek farklı sayılmaz."
Haklıydı. İkimizin de soğuğa alışkın olması tuhaf bir ortaklık gibiydi. Sınıf hâlâ bomboştu, ama sessizlik artık ilk geldiğimdeki kadar rahatsız edici değildi. Camdan süzülen solgun sabah ışığı sıraların üzerine düşüyordu. Çantamı dizlerimin arasına sıkıştırmış, parmaklarımla fermuarla oynuyordum.
"Bölüme alışabildin mi?" diye sordum bu sefer. Sorunun çok sıradan olduğunu biliyordum ama başka ne diyeceğimi de bilemedim. Bir an düşündü. "Alışmaya çalışıyorum." dedi. Bunu söylerken yüzünde belirsiz bir ifade vardı. Sanki kelimeleri tartıyor, yanlış bir şey söylemekten çekiniyordu. O an, onun sandığımdan daha içine kapanık biri olduğunu fark ettim.
Tam o sırada koridordan ayak sesleri gelmeye başladı. Kapı açıldı, ardından bir diğeri… Sınıf yavaş yavaş doluyordu. Kızların sesini duyunca istemsizce arkamı döndüm. Beni görünce el salladılar. İçimde tanıdık bir sevinç kabardı.
Baran’la aramızdaki o kısa, garip an dağılmıştı artık. O yine arka sırada sessizce oturuyordu. Ama bu kez başını önüne eğmek yerine camdan dışarı bakıyordu.
Yerime geçerken, az önceki konuşmayı düşündüm. Çok basit, çok sıradan bir sohbetti belki ama yine de aklımda kalmıştı.
Ve o gün, Baran’ın gözlerini kaçırışını ilk kez değil, son kez de olmayacak şekilde fark ettiğimi henüz bilmiyordum.
Dora geldi ve yanıma oturdu. Bana kaş göz hareketi yaptı. Omuz silkerek konuştum. "Baran Van'lıymış. Onu konuşuyorduk."
"Bu ne lan ortam Kürt dolu." diye mırıldandı. Dora'nın oldum olası Kürt insanlarına karşı bir antiliği vardı. Doğu kesiminden ve kültürlerinden pek hoşlanmıyordu.
Bu lafına güldüm. Biz konuşurken sınıfa Ömer girdi ve Baran'ın yanına oturdu. Ders'te başlamıştı.
.
.
.
Ders bitiminde kızlar kantine inmeye karar verdi. Birlikte koridora çıktık. Kalabalığın içinde ilerlerken arkamdan bir ses duydum.
"Duru."
Adımı ondan duymak tuhaf bir his bıraktı. Döndüm.
Baran birkaç adım geride duruyordu. Ellerini cebine sokmuştu, omuzları hafifçe düşüktü.
"Defterin," dedi. "Sıranın altında kalmış."
Bir an şaşırdım. Fark etmemiştim bile. Geri dönüp defteri aldım.
"Teşekkür ederim," dedim. Sesim düşündüğümden daha kısık çıkmıştı.
"Bir şey değil," dedi. Sonra sanki devam edecekmiş gibi durdu ama vazgeçti. Sadece başını sallayıp uzaklaştı.
Kızlar meraklı gözlerle bana baktı.
"Ne oldu?" diye sordu Ela.
"Hiç.."
"Defterimi unutmuşum."
.
.
.