Üçüncü kişi anlatımından...
.
.
.
"Biz sevgili olduk!"
Kimsenin fark etmediği ama herkesin hissettiği küçük değişimler gelmişti. İnsanlar artık sınıflarda kime selam vereceğini biliyor, yemekhanede kimin yanına oturacağını seçiyordu. Herkes yavaş yavaş bir yerlere ait olmaya çalışıyordu.
Ela için bu süreç sakin geçiyordu. Baha'yı gördüğünde bakıyor, fark ediyordu ama bu bir acele hâli değildi. Zeynep'le yan yana oturduklarında, Baha'nın daha rahat konuştuğunu gözünden kaçırmıyordu. Kahkahalar biraz daha uzun sürüyor, bakışlar daha doğrudan geliyordu. Ela bunu dramatize etmedi. İçinde büyüyen bir kırgınlık yoktu. Sadece, demek ki böyle, diye düşündü. Beğeni bazen sessizce durur, insanı zorlamazdı.
Zeynep bu yakınlığı gizleme gereği duymuyordu. Baha'yla ders notlarından, hocalardan, okulun sıkıcılığından konuşuyor; bu konuşmalar gün geçtikçe daha sık tekrar ediyordu. Ela bazen yanlarında oluyor, bazen olmuyordu. Olduğunda da konuşmaları bölmüyor, kendini geri çekiyordu.
Aynı günlerde Dora'nın kalbi çok daha hızlı atıyordu.
Ömer'le konuşmaları vardı ama bu konuşmalar hiçbir zaman Dora'nın istediği yere varmıyordu. Ömer mesaj atıyor, sonra kayboluyordu. Yanına geliyor, kısa bir sohbetten sonra başka bir grubun içine karışıyordu. Dora her seferinde küçük bir umutla başlıyor, konuşma bittiğinde o umudu toparlamaya çalışıyordu. Ömer rahat bir çocuktu. Kiminle konuştuğunu, kime gülümsediğini fazla hesaplamıyordu. Dora'ya karşı da kaba değildi ama özel de davranmıyordu. Dora ise bunu görmezden gelmeye çalışıyordu. Kalbi pır pırdı ve bu pırıltının sönmesini istemiyordu..
Okul, yavaş yavaş insanları birbirine yaklaştırıyor ama aynı hızla ayırmaya da hazırlanıyordu.
Ve henüz kimse, kimin kalbinin daha önce yorulacağını bilmiyordu.
Yorulan ve içine atan ilk kişi Ela olmuştu.
Zeynep ile Baha'nın sevgili olduklarını öğrendiklerinde gülümsemiş ve onları tebrik etmişti. Neyse ki okula her gün gelen birisi değildi Baha, aşklarını dışarıda yaşıyorlardı.
Zeynep'in de kızlarla pek takıldığı söylenemezdi, genelde bulduğu rastgele erkeklerle masa tenisi oynamaya gidiyor. Okul çıkışı cafeye gidip eğleniyorlardı.
Bu kızların gözüne batmaya başladı.
.
.
.
Dora evde takılırken telefonunun zil sesini duydu. Arayan kişi Zeynep'ti. Arada böyle görüntülü konuşmayı seviyorlardı.
Zeynep'in görüntüsü ekranda belirdiğinde arka planda bir kafe gürültüsü vardı. Müzik kısık sesle çalıyor, insanların konuşmaları birbirine karışıyordu. Dora, Zeynep'in dışarıda olduğunu hemen anlamıştı. İlk önce bir n'aberleştiler. Ardından Zeynep konuşmaya devam etti. Mor saç tutamını kulağının arkasına atarak. "Biraz oturduk, hava alıyoruz."
"Baha da mı orada?" diye sordu Dora, sesi doğal çıkmaya çalışarak.
Zeynep'in yüz ifadesi çok kısa bir an değişti.
"Yok," dedi sonra. "Evine geçti. Zaten biraz... şey oldu."
"Ne oldu?"
Zeynep dudaklarını büzdü. "Saçma bir konu. Masa tenisine gidecektik, biliyorsun ben oynuyorum ya."
"Evet?"
"Orada çocuklar da var diye trip attı," dedi omuz silkerek. "Hani tanıyor tanımıyor, fark etmez. 'Kız başına ne işin var' moduna girdi."
Dora kaşlarını çattı. "Şaka yapıyorsun."
"Keşke," dedi Zeynep. "Bir de diyor ki, 'Ben varken oralarda dolaşman hoş değil.'"
Zeynep bunu anlatırken gülüyordu ama gülüşünde hafif bir rahatsızlık vardı. Dora bunu fark etti. Zeynep genelde böyle konuları hafife alırdı ama bu sefer biraz savunma hâlindeydi.
"Sen ne dedin?" diye sordu Dora.
"Ne diyeceğim," dedi Zeynep. "Ben de 'abartma' dedim. Daha bir haftadır sevgiliyiz yani." Ekranın arkasında Zeynep'in arkadaşlarından biri bir şey söyledi, Zeynep kısa bir an kafasını çevirip cevap verdi. Sonra tekrar Dora'ya döndü.
"Baha biraz eski kafalı galiba," dedi bu kez daha sessiz bir sesle. "Hani iyi çocuk ama... fazla sahiplenici."
"Daha çok yeni," dedi Dora temkinli bir şekilde. "Belki zamanla alışırsınız."
Zeynep başını salladı ama emin görünmüyordu. "Umarım," dedi. "Ben kısıtlanmaya gelemem."
Konuşma kısa bir süre sonra kapandı. Dora telefonu yatağın kenarına bırakıp tavana baktı. İçinde garip bir huzursuzluk vardı. Zeynep'in anlattıkları kulağına hiç hafif gelmemişti. Dora içinden 'kıskanması normal kızım..' diye geçirdi. Kendisi de kıskanınca sinir küpüne dönüyordu.
.
.
.
Ela ise bir noktadan sonra bakmayı bıraktı.
Baha artık onun için bir "ihtimal" değildi. Zeynep'le sevgili olduklarını duyduğu gün, içinde kapanan kapı sessizce kilitlenmişti. Ne bir sızı, ne dramatik bir iç konuşma... Sadece netlik.
Onun dünyasında bazı şeyler basitti:
Ulaşamayacağı bir yerde duruyorsa, oraya uzanmazdı.
Zeynep'in anlattıkları Dora sayesinde kulağına geliyordu. Şikâyetleri, Baha'nın kıskançlığı, soruları...
Ela dinliyor ama içinden bir şey geçmiyordu. Artık o hikâyenin parçası değildi.
Baha'ya baktığında bir beğeni bile kalmamıştı. Sadece mesafe.
Okulda yolları kesiştiğinde selam veriyor, konuşmaları kısa tutuyordu. Ne soğuktu ne de yakın.
Tam olması gerektiği gibiydi.
Okul, herkes için başka bir şey öğretiyordu.
Kimi sınırlarını aşıyordu.
Kimi susmayı seçiyordu.
Kimi ise hâlâ bir bakıştan umut çıkarıyordu.
.
.
.