Bölümü oylamayı ve bol bol yorum yapmayı unutmayın!
📌BU ARADA İÇİNİZE DOKUNAN, HOŞUNUZA GİDEN, TATLI BULDUĞUNUZ,ÜZÜLDÜĞÜNÜZ VEYA HERHANGİ BİR DUYGU HİSSETTİĞİNİZDE, 📍“ZS” YAZAR MİSİNİZ LÜTFEN BU BENİM İÇİN ÇOK ÖNEMLİ.
Keyifli okumlar dilerim..🍷
***

.

.
"Aklımı başımdan alıyorsun."
🌹
HAYKIRDIĞI SEVGİ
İçeriye sızan ışıkla beraber balkonun büyük kapısının önünde oturuyordum. Dizlerimi kendime çekmiş kucağımda kestane tabağıyla sessizce dışarısını seyrediyordum. Daha sabahın erken saatleriydi. Herkes uyuyordu fakat ben uyanıktım. Onun o kahkahalarından sonra pek uyku tutmamıştı.
Ben özlüyordum. Ben bir çok kişiyi özlüyordum. Yüzümde buruk bir gülümseme vardı.
Ölmek, ne demekti?
Her şeyin başladığı mı yoksa bittiği bir şey miydi? Ölürsek her şeyden kurtulur muyduk?
Yani çektiğimiz özlemlerden, üzüntülerden, acılardan ve sevinçlerden kurtulur muyduk?
Pekiyi yaşamak ne demekti?
Daha doğrusu huzurlu, mutlu bir yaşam sürmek ne demekti?
Bir kez bile olsa hissetmiştim ben yaşam mutluluğunu. Hiç yoktan bir kere. Ailem varken, kaza olmadan önce.
Ama hiç bir şey hissetmeyeceğim günü iple çekiyordum. O gün gelecek ve ben herkese sırtımı dönecektim.
Ne zaman yaşamaktan bu kadar nefret eder olmuştum ki? Oysa ben yaşamaktan zevk alan biriydim. Arkadaşlarım ile gezip tozup eğlenirdik. Belki de sadece hayat bana artık gerçek yüzünü gösteriyordu. Belki de biri beni bu pembe dünyamdan koparmak istiyordu.
Uzun bir süreden beri güzel anılarım olmamıştı. Bu benim şanssızlığımdı.
Hep hayata tutanmak için elimde olan tüm Umutlarımı kullandım. Her kaybettiğimde vaz geçmedim ve tekrar denerdim. Malum hepside boşa gidince daha bir hayalimde kalmamıştı. Derlerdiler ya 'umut ancak işkenceyi uzatır' diye. Ben umut ettikçe daha da dibe batıyordum. Ben umut ettikçe daha da kırılıyordum.
Kafamı dik, omuzlarımı düzgün tutamıyordum. Zamanla bu da zorlaşıyordu.
Elbet bir piyon değil, şampiyon olmak di hayalim.
Ama hayat her zaman benden yana değildi. Bazen hayatımda karşıma öyle şeyler çıkıyordu ki düşünmeyi, çabalamayı unutuyordum.
Önümde bir sürü engel vardı. Bu engelleri aşmak zordu benim için. Direnmeye güçüm bile yoktu. Fakat yaşadığım şeylere karşı yinede dik, ayakta durmam lazımdı.
Soğuktu oda, Çağlar ne kadar sıcak olduğunu söylesede. Çıplak ayaklarım her yere değdiğinde tekrar soğu kapıp üşüyordum. Çoraplarının nerede olduğunu bilmeyen çocuklar gibiydim.
Ağızıma attığım kestaneyle midem bulanmıştı. Demin yediğim kestaneler şimdi midemi bulandırıyordu. Sarsak adımlarla odanın içinde ki lavaboya gittim. Başımın dönmesiyle duvardan güç almıştım. Yere düşeceğim sıra kendimi zorla olsada kurtarmıştım tekrar. Mideme giren ani krampla lavaboya kusmuştum.
Sanki dünya son sürat dönüyordu.
İlaçlarım. Neredeydi benim ilaçlarım?
Bağımlı oluyordum.
Yüzümü yıkayıp yere oturdum kendimi toparlamak adına. Duvarın diğer köşesinde kesici bir alet görmemle kararsız kaldım. Ani kararla demiri elime aldım.
Eğer şimdi ölürsem her şey bitecek di değil mi?
Yapmamam için sebep göremiyordum fakat şimdi başarmalıydım. Elbette sebepler vardı ama bunları bir kusur olarak görürsem hayatıma katlanmalıydım.
Affet anne beni, seni seviyorum.
Üzgünüm abi.
Yaptığımın büyük bir yanlış olduğunu biliyordum ama ben de bu hayatı hak etmemiştim.
Hiç bir şeyi umursamak istemiyordum. Sadece, ben sadece anne olmak istemiyordum. Ben çocuk kalıp hayatıma devam etmek istiyordum.
Acımasızca sol bileğime batırdım kesici aleti. Gözlerim dolu dolu yaptığım şeyi izliyordum. Bileğimden kanlar fışkırıyordu hızlıca. Onları durdurmak istemedim aksine bir daha aynı yere batırdım demiri. Canım yanıyordu ama artık burada olmayacağım için mutluydum.
Kapının tekmelenmesiyle endişeli gözlerimi diktim. Asla! O beni fark etmemeliydi. Hayır tekrar kaybedemezdim. Beni kurtarmamalıydı.
"Asena aç kapıyı!"
O bana açmış mıydı? Diğer bileğimede kesikler çizdiğimde kapıya daha sert tekmeler savuruyordu.
"Şu kapıyı aç dedim Asena!"
Zihnim yavaştan kapanıyorken yüzümde zafer gülüşü vardı.
Kapıyı tekrar tekmelediğinde kapı kırılmıştı. İçeri sinirle adımladığında şok olmuş yerde kanlar içinde yatan beni görmüştü.
"Ne yaptığını zannediyorsun?"
Kaşları çatılmış üzerime doğru hızla yürümüştü.
"Asena beni duyuyor musun?"
Endişeyle belindeki kemerini çıkartıp bileklerime doladı ve sıktı.
"Bırak beni."
Diye sessizce fısıldadım.
"Sen kafayı mı yedin? Nasıl böyle bir şeye kalkışırsın?!"
Kenarda duran havluyuda alıp kemirin üzerinde baskı uyguluyordu.
Bırakmıyordu ki öleyim.
Ona bile izin vermiyordu.
Hareket edecek halim kalmamıştı. Beni kucağına alıp lavabodan çıktı ve odadaki yatağın üzerine bıraktığında kafamın altına yastık koydu.
Üzerine yapışan gömleğinin kollarını yukarıya çektiğinde elleri bileklerimi sarmıştı hızlıca. Elleri bileklerimi sıkıca tutuyordu akan kanı durdurmak için.
"Bırak dedim."
Dedim gözlerimi açık tutmakta zorlanırken.
"Kes sesini!"
Dedi sertçe ve sinirle. Boynundaki damarlar belirginleşiyordu.
"Aklın nerede senin?!"
Bileklerimi sıkıca tutması kanın azda olsa durmasını sağlamıştı. Başaramamıştım.
Yine.
Dolu gözlerimden ilk defa onun gözünün önünde yaşlar düşmüştü. Durduramadan yaşlar sırayla dökülüyordu gözlerimden.
"Neden yaptın bunu?!"
Kaşları sinirle havalanmıştı. Elleri hala bileklerimi sıkıyordu.
"Hissedebilir misin, çektiğim zulümü hissedebilir misin?"
"Neyin zulümü çektin lan?! Neyin! İstediğin her şeyi sana verdim. Rüyalar gibi bir hayatın var.
Ne gibi bir zulüm çektin ha, söylesene?!"
Rüyalar gibi bir hayat mı? Neyden söz ediyordu o? Bu hayat ancak kabuslarda olurdu.
"Neden susuyorsun?!"
Ellerini her bağırdığında daha da bastırıyordu bileklerime.
"Hayatımı mahvettin."
Dedim sadece gözleri odaklanmışken.
"Asena, sana hayatı ben verdim!"
Sinirle çenime kavradı ve kafamı başlığa yasladı.
Nefesini her konuştuğunda dudaklarıma, yüzüme üflüyordu. Kollarımı kendime çektiğimde gözlerimi hiç ayırmadan gözlerine bakıyordum.
"Bir daha asla böyle bir şey yapmaya kalkışma."
Sadece gözlerine baktığımda bile siniri geçiyordu.
"Anladın mı beni sevgilim?"
Kafamı olumlu salladım ve ardından kollarını belime sardı ve kafasını boynuma gömdü.
O görmezken yüzümü buruşturdum.
Boynuma bir öpücük kondurup geri çekildi.
Bileklerime biraz daha baskı uyguladığında kan artık durmuştu. Kenarda ki çekmecenin içinden gazlı bez çıkarıp bileklerime göre kesip yapıştırmıştı.
"Dün gece."
Dedim saçında gördüğüm tozu dikkatle alıp yere atarken.
"Kendi kendine gülüyordun."
Kaşları çatılmış bir küfür savurmuştu.
"Sen takma kafana uyurken çok konuşurum ben."
"Birini öldüreceğini söyledin."
İşaret parmağını saçıma doladığında derin bir nefes aldı.
"Seni korkuttuysam üzgünüm sevgilim, ilaçlarımı alacağım."
"Uyuyalım mı?"
Diye sordu hemen ardından. Daha sabahın erken saatleriydi.
Olumlu anlamda kafamı salladığımda ondan mutlusu yokmuş gibi gülümsedi.
Yatakta kenara kenara kaydığım gibi oda yanıma uzanmıştı. Ellerini belime sardı ve ardından saçlarıma öpücük kondurup kafasını göğüsüme yasladı.
Ben de kollarımı boynuna dolamıştım.
Onun yanında ilk defa huzuru hissetmiştim.
Uyumadan önce hatırladığım tek şey çoktan gözlerini kapatmış olmasıydı.
***
Vücudumda kıpırdanma hisseyle uyanmıştım. Sanki bir şey bedenimde geziyordu. Kollarıma varıyor sonrasında ise karnımın üzerinde duruyordu.
Tüylü bir şeydi bu.
Gülümsemeyle baktım karnımın üzerinde yatan kediye. Zeytin yeşili gözlere sahip, kahverengi tüylü bir kediydi. Oldukça tatlı bir kediye benziyordu. Gözlerim parıldamıştı uzun zaman sonrasında. Büyük bir mutlulukla kediyi ellerim arasına aldım. Onu boynuma bastırdığımda oraya kıvrılmıştı.
Sakince kedinin tüylerinde gezdiriyordum elimi. Sadece bir kedinin beni bu kadar mutlu edeceğini bilmiyordum.
"Sevdin mi?"
Odanın yan köşesindeki koltuğun üzerinde oturuyormuş beni izliyordu. Yanında ki sehpanın üzerinde para sayma makinesi duruyordu. Sehpanın diğer kenarında ise tomar paralar duruyordu.
"Elbette, çok sevimli."
Dedim ayağa kalkıp kucağımda kedi ile yanına adımlarken. Parfümünün kokusu şimdiden burnuma ilişiyordu.
"Bizimle mi kalacak?"
Dedim kediyi yatağın üzerine bırakırken. Kısa bir sürede uysallaşmış, uyumuştu.
"İstersen olur."
Yüzünde büyük bir gülümseme vardı.
Kedi elbette bizimle kalabilirdi. Kalsındı zaten, biraz kafa dağıtırdım onunla.
"Bizimle kalsın."
Elimi koluna dayamıştım gülümserken.
"Duş alacağım."
Kafasını salladığında giysi dolabından bornozumu alıp banyoya girerken oda paralarını saymaya başlıyordu.
Üzerimdekileri çıkartıp duş kabinin içine girdim.
Ilık suyla duş alırken su üzerimden kayıp gidiyordu. Elim lavanta kokan duş jeline gitmişti. Vücuduma sürdüğüm bu koku odanın her yerine yayılmıştı. Saçlarım için ise farklı bir şampuan kullanmıştım.
İşim kısa sürede bittiğinde duş kabininden çıkıp bornozumu bedenime sarmıştım. O an eşyalarımı yanıma almadığımı hatırlamıştım.
Nasıl olurda unuturdum?
Saçlarımda ki su taneleri enseme düşüyordu. Kapının kulpunu yavaşça kavradım ve aşağı indirdim. Kapı aralandığında Çağlar elinde dergiyle oturuyordu.
Odaya girdiğimde beni baştan aşağı süzmüştü.
Fakat oda bu sefer hediye paketleriyle dolmuştu. Yatağın etrafında çantalar doluydu. Pembe kutular her yerdeydi ve ben kalabalıktan yürüyemiyordum. Makyaj masasının üzerinde farklı ve pahalı markaların makyaj eşyaları, parfümleri, zarif tokaları vardı. Çekmecelerin dışarısına çıkıp sarkmış takılar ve mücevherler vardı.
Bir beyaz gül buketi duruyordu sehpanın üzerinde. Yeni elbiselerin hepsi yatağın üzerine serilmişti.
Etrafa bakarken karnıma giren ani krampla iki büklüm olmuştum acıdan.
Hemen ayağa kalkmış yanıma gelip beni kucağına almıştı.
"Her şey yolunda mı sevgilim?"
Dizine oturmuştu kafasını saçlarıma gömerken.
Olumlu anlamda kafamı sallamıştım dudaklarımı büzerken.
"Bunların hepsi bana mı?"
Dedim gözlerimle hediyeleri işaret ederken.
"Hepsini senin için aldım. Hepsi sana ait."
Dedi gözlerime bakarken.
Dudaklarımı her boynuna bastırdığımda kendini kaybediyordu.
Ne olmuştu bana bir gece içerisinde? Duygularım nasıl değişmişti bu kısa zaman içerisinde?
"Aklımı başımdan alıyorsun."
Sadece gözlerine bakıyordum şaşkınlıkla.
Cebindeki telefonu titriyordu ve çıkardığında kim olduğunu bakmadan yüzüne kapatıp yatağın üzerine fırlattı.
"Hiç bir şey senden önemli değil."
Gözlerini kapayıp açmıştı. Kenarda fişe takılmış olan fönü çalıştırıp saçlarıma üfletiyordu.
Saçlarım kuruduğunda hepsini özenle taramış ve öpmüştü.
***
Kalın basenlerimi ve ince belimi siyah kalem elbise sarmıştı. Boynumda ve kulağımda siyah ile karışık sarı altın takılar vardı. Ayaklarımda ise de topuklu ayakkabılarım vardı.
Bakışlarım karnıma indi, bir zaman sonra eskisi gibi olmayacaktı. Şimdi dümdüz dü ama iki ikizler orada büyüyünce hala öyle kalacağını düşünmüyordum.
Ben hala onları istemiyordum.
Mutfakta elma suyunu bardağıma doldururken sözde eltim geldi yanıma.
"Hadi, misafirler birazdan gelicekler."
Sadece hamile olduğum için bir kutlama vardı.
Dışarıdan korna sesini duymamızla dışarıya, misafirleri karşılamaya çıkmıştık. Önde ki arabalardan çiftler çıkmıştı ardından ise kuzenleri, arkadaşları, ve akrabaları.
Onların zaten bir araya gelesileri varmış bu da bahane olmuştu. Ben ve Çağlar önden hepsini karşılıyorduk. Herkesin gözleri yine benim üzerindeydi. Kadınlarla sarılırken erkeklerle tokalaşıyordum. Beni sevenlerde vardı sevmeyenlerde. Onlar belli etmeselerde ben bakışlarını çok iyi okuyordum.
Bir sürü hazırlık yapmışlardı. Her şey hazır vaziyette misafirleri bekliyordular.
Herkes içeri girdiğinde büyük salonda bir araya gelmiştiler. Eltim ve Çağların annesi beni hiç görmediğim insanlarla tanıştırıyordular. Kadınlar sohbete dalmış ben de onları dinliyordum. Ne anlattıkları çokta umrumda değildi, bir kulağımdan girip diğerinden çıkıyordu. Dilerdim ki hiç burada olmamayı.
Bu sebebten burada olmamayı. Kaç kişi benden çok mutluydu, en mutlu olması gereken kişi benken.
"Ailede ki ilk ikizler onlar olacak."
Çağların annesinin dediğiyle ona baktım. Böyle bir şey olacak mıydı da konuşuyordu?
"Daha önce kimsenin ikizleri olmamamıştı ailede."
Dedi yeni tanıştığım çağların kuzenlerinin eşlerinden bir tanesi.
"Hanımım yemek hazırdır."
Hizmetlilerden bir tanesi gelip bizi uyardığında herkes ayağa kalkmış sofraya ilerlemiştiler.
"Uzun zaman sonra bir araya gelmek ne kadar da iyi oldu."
Çağların kuzenlerinden bir tanesiydi.
Ne demezsin. Elbette iyi olurdu benimde yakınlarım burada olsaydı.
Tabağımda lezzetli yemekler olduğu halde iştahım pek yoktu.
"Yenge, al sen de."
Ne kadar garip? Yenge olmuştum artık öyle mi? Karşımda bana bir adam krep uzatıyordu.
"Teşekkür ederim."
Dedim tebessüm edip alırken. Çağlar gözlerini üzerimden hiç çekmiyordu.
"Bora nerede?"
Diye sordu Çağların babası.
"İşi varmış."
Dedi Çağlar.
"Bizimde işimiz vardı ama erteledik."
Dedi başka bir kuzeni.
Herkes yemeğini yiyordu iştahla. Sanki sadece bu anı bekliyormuş gibiydiler.
Yemeklerini herkes bitirmiş şimdi ise salonda tekrar oturup kahve içiyorlardı. Ben ise terasta rüzgarın saçlarımı savurmasını izliyordum.
Arkamdan başka birinin adım seslerini duydum fakat aldırmadan çatık kaşlarla dışarıyı izledim.
"Asenaydı, değil mi?"
Çağların kız kuzenlerinden bir tanesi gelmişti.
Gözlerimi ona çevirdiğimde devam etti.
"Ben de Yasmin, tanıştığıma memnun oldum."
Elini uzattığında gülümseyip tokalaştım.
"Ben de."
"İyi misin?"
Kaşlarımı çattım şakadan ve güldüm.
"Elbette."
"Yorgun görünüyorsun."
Ne diyebilirdim ki? Annemi özledim fakat mezarına bile gidemiyorum mu? Abimden haberdar değildim. Bunlar beni zaten bitiriyordu ama o bunu bilmemeliydi.
"Malum,"
Karnımı işaret ettim.
"Beni yoruyorlar."
"Unutma, çok güzelsin."
Dedi kollarını balkonun direklerine yaslarken.
Ne alakaydı? Herhalde iltifat etmeye çok meraklıydı.
"İltifatın için teşekkürler."
Diye cevapladım ne dediğini umursamadan.
"İltifat değildi, gerçeklerdi."
Yandan bir gülümseme sundum.
"İçeri geçeceğim, geliyor musun?"
"Biraz burada kalacağım sonra gelirim."
Kafamı olumlu sallayıp adımlarımı mutfağa ilerlettim.
Ayağıma dolanan kedimi görmemle yüzümde kocaman bir gülümseme oluşmuştu.
Eğildiğim sıra kalın bir ses duymamla durdum.
"Kedileri sever misin?"
Ne aptal bir soru ama.
Ayağa kalkıp arkamı döndüğümde Çağların kardeşi Furkan'ı gördüm.
"Evet."
Arkasından kuzeni çıkmasıyla bana bir adım attılar.
"Neden benim değilsin?"
Güldüm.
Umursamıyordum gerçekten. Arkamı dönüp gideceğim sıra bir arkadaşı tarafından durduruldum.
Kenardan geçeceğim sıra önüme geçti.
"Asena!"
Eltimin bana seslenmesiyle tek kaşım havalandı ve omzuna çarparak yanlarından uzaklaştım.
"Canım neredesin, her yerde seni aradım."
"Burdayım tatlım."
"Hangini beğeniyorsun?"
Diye sordu elinde şapka tutan kadını gösterirken.
"Kocam yurt dışından getirtti. Birini sana vermek istiyorum, hatıra olarak kalsın."
Arkasında duran kocasına baktığımda Tuna'yı gördüm. Tuna mı? Tuna evlen di mi?
Hayal mı görüyorum?
"Mor mu yoksa beyaz mı?"
Eltim, Derya beni dürterken bakışlarımı şapkaya diktim.
"Beyaz olsun."
Dedim gözlerimi tekrar Tunaya çevirirken.
Bana uzattığı şapkayı elinden aldım.
"Bunu sonsuza kadar sakla."
İşim gücüm yoktu da şapkayı önemseyecektim.
"Tabii ki de saklayacağım."
Çöpe atmak için sabırsızlıkla bekliyordum.
"Yavaştan kalkalım artık."
Diyen çağların kuzenine baktık.
"Daha yeni geldiniz, oturun."
Diyen Çağların annesiydi. Bu kadın bilmeliydi bu evde tek o yaşamıyordu ve herkes onun kadar enerjik olmak zorunda değildi. Bıraksındı da onlar da gitsindi. Uyumak isteyen bazı insanlar olabilir.
"Yok ne münasebet, yarın çocukların okulu var."
Kuzeni Görkem eşi ile ayaklanmıştılar. Ben onları geçirmek için peşlerinden gittiğimde Çağlar da gelmişti.
"Görüşmek üzere."
Dedi eşi Irmak bana el sallarken.
"Yine gelin, özletmeyin kendinizi."
Yüzümde gülümsemeyle onları yolcu ediyordum. Ben bunları nasıl söylerdim?
Ben asla istemiyordum geri gelmelerini.
"Görüşürüz küçük adam."
Dedim elimi yumruk yapıp küçük oğullarına uzatırken. Nefret ediyordum bu çocuklardan. Yalandı her şey.
Onları uğurladıktan sonra Çağlar beni bir odaya çekti ve kulağıma fısıldadı.
"Sana yakınlaşan insanların hepsini öldürmek istiyorum."
Enseme değen nefesiyle huylanmıştım.
"Cesetlerini teker teker doğramak istiyorum."
Havaya ateş eden bir el silah ile umursamadan kafamı göğüsüne yasladım.
Bir el daha ateş edilince içeriden çığlıklar duymaya başladım.
***
Umarım beğenmişsinizdir!
Bölüm hakkında ki düşüncelerinizi buraya alayım.
Oylamayı unutmadınız değil mi?
Bir daha ki sefere görüşmek üzere.💐
Seviliyorsunuz!💗




