İçeriğe geç

PSİKOPAT ACIMASIZ MAFYA

Bölüm 7 · 11 dk okuma

PSİKOPAT ACIMASIZ MAFYA

Bölüm 7

[VI bölüm] YIKILAN HAYALLER

Hoş geldiniz!

Oylamayı ve yorumlamayı unutmayın!

Keyifli okumalar..🍷

•

"Bazen gözlerden yaş akmaz. Kalp ağlar sessizce."

❤️‍🩹

YIKILAN HAYALLER

Kulaklarım çınlıyordu.

Zorla duyduğum şeyi idrak edememiştim

"Ne demek istiyorsunuz?"

"İki ikizlerde oldukça sağlıklılar."

İkizler mi? Bir tane bile değildi. Neydi benim bu kaderimden çektiğim?

Ben. Yani benim hayatım, ...mahvolmuştu.

Her şeyi tamir etmeye çalıştıkça daha da batırıyordum. Ben hiç bir şeyi başaramayan biriydim.

Peki babaları kim di?

O herif olmalıydı. Yoksa başka kim olacaktı?

Kendimi çok kötü hissediyordum.

Yorgun bakışlarımın ardındaki yaşları saklamak için yeterince uğraş veriyordum.

Ben artık hıçkırarak ağlamamak için zor duruyordum. Hep bir tane daha eklenerek çoğalıyordular.

Doktor bir şey demeden çıktığında ellerini omzuma dayamak isteyen Çağlar'ı durdurdum.

"Sakın!"

Dedim gözlerimdeki nefreti aşikar ederken.

Kaşlarım alayla havalanmış düşünüyordum.

"Ne güzel bir haber, değil mi karıcığım?"

Kollarını göğüsünde birleştirmiş benden bir cevap bekliyordu.

Hayallerimi ayakta tutmaya çalıştıkça başka bir enkazın altında kalıyordular. Bu kahrolası hayattan gitmek istiyordum. Ölmek istiyordum. Bir çok kez istemiştim ölmeyi.

"Değil mi?"

Diye üstelendiğinde sırtımı başlığa yaslamış kara kara düşünüyordum. O alayla etrafımda gezip yüzünde bulanan o lanet gülümsemesiyle beni seyrediyordu.

"Ne zaman oldu?"

Diye sordum tırnaklarımla ilgilenirken. Ben böyle bir şey yaşamamıştım. Ben böyle bir şey yapmamıştım. Ben suçlu değildim. Ama biliyordum ki kelepçe en sonunda bana takılacaktı.

"Bir gün, bir gece?"

Yüzüme bakıp tekrar alayla kahkaha attı.

"Absürt cevaplar verme bana!"

Dedim kaşlarım havalanmış sinirle bakarken.

Bana düzgün bir cevap vermeliydi. Beni bu sıkıştığım boşluktan çıkaracak bir cevap vermeliydi.

"Üç hafta önce."

Aptal herif benimle dalga geçiyordu.

Bu sefer o bana ciddiyetle bakarken ben yüksek sesle kahkaha attım.

"Üç hafta önce öyle mi?"

Küçümseyici bakışlarımı üzerinde gezdirdim.

"Hatırlamıyorsun."

Dedi yüzünde tekrar o keyif aldığını belli eden bir tebessümle.

Artan öfkemle sol taraftaki saçımı kulağımın arkasına sıkıştırdım.

"Niye hatırlamıyorum?"

Dedim ellerimi bir birine kenetleyip onu tek kaşım havada süzerken.

"Zaman hızlı ilerleyen bir şeydir."

Bu herkes için farklıydı. Mesela benim için vakit ölüm gibi geçiyordu. Saniyeleri sayıyordum günleri doldurmak için. Yani asla zaman hızlı ilerlemezdi.

"İlaçlar,...güzelim ilaçlar.

Uyku ilaçları, ağrı kesiciler, serumlar, unutkanlık sağlayan haplar, vücuda enfekte edilen iğneler, narkoz etkileri ve dahası. Bunların hepsine nasıl baş kaldırabilirsin?"

Kaşlarımı çattım. O alay etmiyordu. Sadece öyle görünüyordu.

"Uyuyan güzelimdin sen benim."

Yutkundum tüm bu yaşadıklarım tekrar yüzüme vururken. Yanıma oturmuş parmakları saçlarımda geziyordu.

Anlandıramadığım duygu içimi yakarken gözümden düşen tek bir damlanın farkına varamadım. Elinin tersiyle göz yaşımı sildiğinde ettim, yine nefret ettim.

O gerçekten beni bir odaya üç hafta boyunca kilitleyebilecek kadar gaddar ve hastaydı.

O gün yemin etmek istemiştim, bir daha ağlamayacağım diye.

•••

Aradan saatler geçmiş ve biz arabaya yerleşiyorduk. Taburcu işlemleri halledilmiş eve dönecektik. Yağmurlu havada üzerimde trençkotum vardı.

Hala mutlu görünmeye çalışıyordum.

Beni bu kadar kolay yenmemeliydi.

Lanet olsun ki bir anne olacaktım. İkiz bebeklerin annesi. Böyle bir şey kabul edemezdim. Ben kürtaj yaptırmayı bile göze almıştım. Sadece biraz zamana ihtiyacım vardı.

Arabaya bindiğimizde yine düşünüyordum. Bana kurtuluş yoktu. Düşünmekten ve çare bulmaktan başka bir yolum yoktu.

Kısa bir yolculuktan sonra konağa varmıştık. Biz önceden geri bile dönmüşüz.

Konağa vardığımda omuzlarımı geri ittim ve adımlarımı yavaşça Çağların peşinden ilerlettim.

Bir bahçenin köşesinde oynayan diğer çocukları görmemle nefret ettim. Çocuklardan nefret ettim.

Kapıyı çaldığında uzun sürmeden bir kadın kapıyı aralamıştı.

Kapıdan içeriye girdiğimizde herkesin gözleri üzerimizdeydi. Sakince trençkotu mu üzerimden çıkarmaya kalkıştığımda Çağlar arkamdan çekiştirip yanındaki bir hizmetliye uzatmıştı.

Annesi az önce bir adım atmaya kalkıştığında durmuştu fakat şimdi koşarak oğluna sarılmıştı.

"Oğlum sizi ne kadar çok özledim bir bilsen."

O oğluna sarılırken ben de gözlerimi misafirlerle dolu olan salona çevirdim.

"Gelin kızım hoş geldiniz."

Kollarını iki yana açıp ona sarılmamı beklediğinde karnıma giren ağrıyla gözlerimi acıyla kapatıp hızlıca geri açtım ve yüzüme bir gülümseme kondurup gittim o kadına sarıldım. Elini öptürmesini beklerken böyle yapmasını çok önemsememiştim.

Ben kadına sarılırken burnuma ilişen kokusuyla midem bulandı. O ne kadar güzel koktuğunu sanıp tuhaf kokular sıksada berbat kokuyordu. Yinede dargınlık olmasın diye sabır ettim.

Geri çekildiğimde ilk mutfağı aramıştı gözlerim.

Sonra herkes ile selamlaşmalar bitince yavaştan adımlarımı mutfağa ilerlettim. Ben yine hep olduğu gibi dikkatle izleniyordum bir çok kişi tarafından.

Sadece bir bardak su için girmek istemiştim mutfağa ve belki bir kaç atıştırmalık. Bir çikolata olabilirdi örnek amaçlı. Beyaz çikolata hep sevdiğimdi.

Mutfağa girmeden önce hatırladığım gerçekle yutkunamadım. Sinirden hazırda düşmek için bekleyen yaşlarımı tekrar saklamak için gözlerimi sıkıca kapatıp karnıma sertçe bir yumruk attım.

Onları istemiyordum. Onlar ölmeyi hak ediyordu.

Dönen başımla duvardan destek aldım. Kulağıma ilişen gülme sesleriyle tekrar nefret ettim bu insanlardan.

Özellikle Çağlardan.

Ona olan içimdeki öfke ve kin anlatılamazdı. O kadar ileride seviye bir nefretti bu.

Bana seslenen kadınla başımı kaldırdım.

"Gelin hanım iyi misiniz?"

Hizmetlilerden bir tanesiydi.

Yüzüme bir tebessüm ekleyip nazikçe konuşmaya başladım.

"Elbette iyiyim, bir sorun mu oldu?"

"Çağlar bey sizi çağırıyor."

Yine şu adam. Gerçekten usanıyordum.

"Geliyorum."

Her ne kadar içimden lanet etsemde sakince açıklama yaptım.

Derin bir nefes aldım ve etrafa bakıyorken,

"Sana zahmet bana bir bardak su verir misin?"dedim.

Benim dinlenmeye ihtiyacım vardı. Gerçekten.

"Ne zahmeti gelin hanımım, hemen getiriyorum."

Mutfağa doğru adımladığında bej rengi çantamdan ağrı kesici çıkardım. Bunun beni ayakta tutması gerekiyordu. Gerekiyordu. Avucuma aldığım hapı hizmetli gelmeden ağzıma attım. O ağrı kesici içtiğimi görürse başlayacaktı tüm konağa duyurmaya. Hiç gerek yoktu diğerlerin bilmesine. Sonra niye içtin, neyin var? Gibi cümlelere maruz kalamazdım. Zaten yeterince ağrı vardı başımda. Yavaş yavaş artık hiç bir şeye tahammülüm kalmıyordu.

Hizmetli yanıma geldiğinde bardağı elinden alıp tek nefeste içtim. Hiç düşünmeden.

Bardağı ona uzattığımda elimin tersiyle ağzımı sildim.

"Sağ ol."

Elim titriyordu zihnimin izni olmadan. Neyse ki fark etmeden başını eğip gitmişti.

Her şey geçecekti. İlacımı içtim ve birazdan ağrım geçecekti. İyi olacaktım.

Yerimdeyim.

Kahverengi koridorda dizime kadar gelen topuklu çizmelerimin yaptığı yankıyı dinliyordum.

Salona vardığımda tanımadığım başka adamalarla oturuyordu. Diğer misafirlerin ne ara gittiğinden haberdar değildim.

Elimi kapının çerçevesine dayadım ve bakışlarımı Çağlara çevirdim. Bana çok dikkatle bakan adama baktığımda gözlerimin dolmaması için elimden geleni yapıyordum.

"Efendim Çağlar."

Dediğimde bu sefer tüm gözler bana döndüğünde hepsi beni süzmeye başlamasıyla bir adım attım.

"Hayatım, satranç takımımın nerede olduğunu biliyor musun?"

O dalga mı geçiriyordu? İlk defa geldiğim bu evin eşyalarının nerede olduğunu nerden bilebilirdim? Özellikle de satranç takımını.

O bunu bilerek yapıyordu. Yanındaki adamların inadına.

Yüzünde alaycı bir bakış ve gülümseme vardı.

Belki sonra bunu bir silah olarak kullanabilirdim.

Her ne kadar da istemesem ağızımdan benim sözlerim olmayan şeyler çıktı.

"Hayır aşkım görmedim."

Bir zafer gülümsemesi vardı sinsi bakışlarının altında.

Bana hayal kırıklığını saklayan gözlerle bakıyordu Tuna. İnanamıyordum.

O burada ne yapıyordu?

Kalbimde ki bu sızı da neyin nesiydi? Kalbim acımaya başlamıştı ama bunu belli edemezdim. Tuna benim sevgilimdi. Bazen kabul etmiyordum ama şimdi onu tekrar karşımda görünce gerçekten çok derin duygular beslediğimin farkına vardım fakat artık elimden ne gelirdi? Karnımda lanet olası herifin çocuklarını taşıyordum. Ben gerçekten daha dayanamıyordum. Omuzlarımda ki yük çok ağırdı.

Bu bebekler dünyaya gelmeyecekti. Onları asla bebeğim yerine koymayacaktım. Sevgisiz büyümeye laiktiler.

"Tamam sorun değil birtanem, sen keyfine bak."

O nasıl böyle davranıyordu? Onunla nasıl anlaşıyordular? O bir hastaydı. O normal değildi. Onunla nasıl gülüp eğleniyordular?

Belki de bir canavardan farksızdı. O beni günlerce odaya hapis eden bir hastaydı.

Yinede Çağlar'a zorla gülümseyip ayrılırken duyduğum son cümlelerdi.

"Böyle bir karım olsa daha ne isterim ki?"

"Taş gibi kadın."

"Onun için dünyaları veririm."

Duymak istemedim. Keşke kulaklarım kanasaydı da duymasaydım.

Önemsemek istemedim.

"Üzgünüm düğününüze gelemedim."

Yutkundum zorla.

O iyi ki gelmemişti yoksa nasıl katlanırdım gözünün önünde başka bir adamla evlenmeye. Ya da gelseydi ve buralardan gitseydik. Tırnaklarımı kemirmeye başlıyordum yine.

Yukarıya çıkan merdivenlere giderken bir adam tarafından durduruldum. Elinde ki kağıt parçasını bana uzattı. Anlamsızca yüzüne bakıyordum.

"Bu da neyin nesi?"

Dedim kaşlarımı çatarak.

"Abin."

Dedi gözlerime boş boş bakarken. Bir açıklama yapması gerekiyordu. Kafamı arkama döndürdüm birisi var mı diye. Kimse olmayınca köşeye çekildim.

Endişeyle sordum tanımadığım bu adama.

"Ne olmuş abime?"

Konuşmuyordu.

Sesimi yükseltmiştim.

"Ne olmuş abime dedim?!"

Anlatmak ve anlatmamak arasında gidip geliyordu. Ayağımı belirli bir ritimde titretiyordum sinirden.

"İntihar etmiş, ve buda son isteyiydi."

Söylediği şeyler ile kaşlarım havalandı. İnanmıyordum. Israrla elindeki notu uzatıyordu. Titreyen ellerimle aldım notu ve cebime sıkıştırdım.

"Abim öldü mü?"

Dedim az önce ne dediğini idrak edemiyorken. İnanmak istemediğim için tepki vermiyordum.

"Maalesef."

Dedi kafasını yere eğerek yanımdan ayrılırken.

"Kim verdi bunu sana?"

Arkasına bakmadan yürüyordu çıkış kapısına.

"Sana bir soru sordum!"

Diye ardından tekrar bağırdığımda kafasını benim tarafıma çevirdi.

"Söyleyemem."

Kapının kulpunu indirdi ve dışarıya çıkmadan önce onu durduracaktım ama yapamadım.

Kendimde bu güçü bulamadım.

Ellerimle kafama baskı uyguluyordum öfkem yüzünden.

Sakin ol!

Sakin ol!

Loş ışığa sahip olan koridordaki komidinin üzerinde ki viskiyi gördüm. Hiç bir halt umrumda değildi. Yanındaki bağırdığı kavradığım gibi viskiyi içine döktüm. Bir kadeh viskiyi hiç umursamadan tek nefeste içtim. Ağızıma varan acı tatla yüzümü buruşturdum. Bebekleri umursamadan bir kadeh daha içtim.

Sarhoş olmak istiyordum. Hiç bir şey düşünmek istemiyordum. Bu lanet gerçekleri anlamak istemiyordum.

Ben hiç bir şeyi kabul etmek istemiyordum.

Bir kadehe daha elim gittiğinde görevlilerden bir tanesini gördüm. Elimi hızla geri çektim.

Görüş açım hafif bulanıklaşırken merdivenleri çıkmamla tekrar net görmüştüm. Yukarıya çıktığımda o bana hap veren hizmetliyle karşılaştım.

"Nerede istirahat edebilirim?"

Diye sordum dengem hafif bozulurken. Koluma girip bir şeyler söylediğinde duymadım. Beni bir odaya götürmüştü.

"Çağlar beye haber vereceğim."

Söylediği isimle durdurdum onu.

"Hayır, gerek yok gerçekten iyiyim sadece aniden dengem bozuldu."

"Siz öyle diyorsanız."

Elbette ben öyle diyorum ve şimdi buradan defol git. Gerçekten zihnim bulanıktı. Sağlıklı düşünmüyordum. Ben iyi değildim.

Kafamı yatağın başlığına yasladım.

Hayat ne tuhaftı. Her şey çok güzeldi ta ki beş yaşıma varana kadar. O zamandan sonra annemi kaybettim ve bu bana ağır bir yük olmuştu. Hâlâ daha öyleydi. Omzumda en çok o yük biniyordu. Annesiz kalmak beni batırıyordu. Annemi çok özlemiştim.

Babamı söz konusu bile etmiyorum. Para karşılığında kullanmıştı beni.

Diğer kardeşlerimi de kaza da kaybettim.

Gerçekten çaresizim.

Sonra bir de abim vardı.

İntihar eden. Umuyordum ki bir palavradan ibaret olsundu bu. Çünkü kendimi buna asla hazırlamamıştım ve şu an öyle bir boşluktaydım ki anlatamıyordum. Bunuda kaldırabileceğimi sanmıyordum. Dertleşebileceğim kimse yoktu. Olsa bile eminim ki geçiştirirdi.

Peki bu adam aniden hayatıma girdi ve her şeyi mahvetti. Yine kafamı dağıttığım bir okulum ve arkadaşlarım vardı onu da bana hor görmüştü.

En kötüsü ben hamileydim.

Daha hayatımda ne kötü gidebilirdi ki?Yaşamak için amacım yoktu. Anlamsızdı hayat benim için. Ama hayır bu bebekler yaşayamayacaktı. Buna asla izin vermeyecektim. Buna kafayı son derece takmıştım.

Ve sevdiğim biri vardı.

Odanın kapısı aralanmıştı. Ben deminki kadına ne dedim!? Hiç söz dinlemiyordu.

Gözlerim sıkı kapalıyken konuştum.

"Kimse gelmesin dedim."

Sinirle soluduğumda hala gözlerim kapalı yatakta doğrulmuştum.

"Bu mücevherler mi boyadı gözlerini?"

Tuna'nın sesini duymamla gözlerimi araladım. Onu görmemle uzun zaman sonra yüzümde bir gerçek gülümseme oluştu. Göz yaşlarımı saklayamadım daha ve hepsi teker teker ona doğru adımlarken dökülmüştü.

"Tuna."

Dedim on sarılırken. Uzun zamandan beri ona sarılmamıştım.

"Tuna ben çok kötüyüm."

Bir şey demeden sırtımı sıvazlıyordu.

"Gerçekten, hayatım mahvoldu. Ben elimden geleni denedim ama olmadı."

Artık dayanamıyordum. Tüm yaşlarım omuzuna dökülmüştü.

Belki neyden söz ettiğimi bilmiyordu ama yinede benden taraftı.

"Sen en iyisini yaptın. Zamanla her şey geçecek, inan bana."

Çenemden tutup yüzümü kendine çevirdi. Burnumun üzerine bir buse kondurduğunda çok anlamlı bakıyordu.

"Asena!"

Diye Çağların bağırmasıyla kendimi geri çektim.

"Tuna git hadi."

Kafasını iki yana salladı ve tekrar sarılmaya kalkıştığında Çağlar yine bağırdı.

"Asena!"

O yakınlaşıyordu.

"Lütfen git."

"Gidiyorum ama geri geleceğim." Dediğinde alnımdan öpüp odadan hızlıca ayrıldı.

Bir kaç saniye sonra odaya Çağlar daldığında yatakta oturuyordum.

"Güzelim beni duymuyor musun?"

"Duymamışım." Dedim halıya bakarken. Güzel desenleri vardı.

"Bu iki oluyor Asena benim sabrımı taşırma!"

Camdan dışarıda yağan kar'a bakıyordum. Her yer bembeyaz olmuştu.

"Aşağı in!"

Yavaşça ayağa kalktığım halde başım dönmüştü ve dengemi tutamamıştım.

Kollarını belime sardıktan sonra yavaşça aşağı, yemek odasına inmiştik.

Abileri, ablaları, annesi ve babası masada oturmuş bizi bekliyordular.

Bizde onlara katılıp yan yana oturduğumuzda yemeğe başlamıştılar.

"Afiyet olsun."

Kısa bir süre sonra Çağlar konuşmaya başlamıştı.

"Anne, baba size söylemek istediğim bir şey var."

Annesi endişeyle oğlunun yüzündeki gülümsemeye bakıyordu. Eli basenimin üzerinde geziyordu. Sustum yinede.

"Buyur oğlum."

Babası da onu dikkatle dinliyordu. Mesala benim babam beni hiç böyle dinlememişti.

"Ben baba oluyorum."

Söylediğiyle annesinin gözünden yaşlar dökülmeye başlamıştı bile.

"Gerçekten mi?!"

Diye annesi sorarken benim gözlerim Tuna'yı arıyordu.

"Yarın bunun adına büyük bir kutluma yapalım."

Şimdiden sevinç çığlıkları kopuyordu konakta.

Yarın onlar için şenlik olacaktı.

Gece olmuş herkes odalarına çekilmişti.

•••

03:14

Birileri konuşuyordu. Yorganı omzuma çektim. Sürekli konuşuyor ve durmadan kahkaha atıyordu. Bu kahkaha normal değildi, sanki kendini durduramıyormuş gibiydi. Gözlerimi araladım yavaşça. Gördüğüm ile kaskatı kestim. Çağlar anlamadığım şeyler fısıldamış ve ardından yüksek sesle kahkaha atmıştı. Korkuyordum.

Oda yeterince karanlıktı ve ben onu bile çok zor görüyordum. Nefesini boynuma üflemesiyle daha da tedirgin oldum. Birden oda daha da karardı ve onu göremez oldum. Elinin saçlarımda gezdiğini hissettim. Gür sesle tekrar kahkaha attığında bir cam yere düştü.

Kendimi ondan geri çekmeye kalkıştığımda elini belime sardı. O uyanık değildi.

"Seni öldüreceğim."

Dediğinde gözlerim şaşkınlıkla onu izliyordu.

Dudakları kıvrılmış ve yaptığı herhangi bir şeyden zevk alıyormuş gibi duruyordu.

Kafasını göğüsüme dayadığında omzundan sarstım onu.

"Çağlar, uyan."

Diye tekrar fısıldadığımda bir kahkaha daha atmıştı. Korkuyordum. Bu herifin ne sorunu vardı?

Tekrar güçlü bir şekilde omzundan onu sarstığımda gözleri aralandı.

"Sen iyi misin?"

Dedim ve yatakta doğruldum.

"Elbet bir gün o nefesini zevkle keseceğim sevgilim."

"Bedeninden akan kanların hepsini saklayacağım ve yandıktan sonra o artık kalan küllerinide koleksiyonuma ekleyeceğim."

Karanlıkta kahkaha atarken gözlerinin içi parıldıyordu.

"Çağlar ne diyorsun sen?"

"Ne diyorum ben güzelim?"

"Öldüreceğim dedi-"

Parmakları dudağımın üzerine koyup susmamı sağladı.

"Hepsi sadece bir kabustan ibaret."

Sadece bu kadar mı? Donakalmış bir şekilde ona bakıyordum.

Tekrar bir şey söyleceğim sırada o konuştu.

"Uyusan iyi edersin."

Bu düşüncelerle nasıl uyabilirdim?

Peki ya endişelerim ile?

Uyuyamazdım ben.

...🥀

Umarım beğenmişsinizdir.

Bölüm hakkında ki düşünceleriniz?

Bir daha ki sefere görüşmek üzere💞💞

Seviliyorsunuz💐

Bölüm sonu

12 yorum