Hoşgeldiniz canlarrrrr!
1000 görüntüleme adına yeni bölümü yayınlamak istedim.💐
Bir bin'i arkamızda bıraktık, bu desteğiniz adına sizlere çoook teşekkür ederim.
Umarım ki daha nicelerini görebiliriz!💞
Ve bu arada, oylamayı ve bol bol yorum yapmayı unutmayın! Düşünceleriniz benim için çok önemli.
Sizi daha sıkmadan bölüme geçelim...
Keyifli okumalar dilerim!
♥
"Yaşın değil, yaşadıkların öğretir sana hayatı kızım."
KRİSTAL KALP
Yüzüme değen ıslaklık ile gözlerimi aralamıştım. Gözümün içine giren su ile hızla geri kapattım. Nefes almaya kalkıştığımda ise biri kafamı suya gömmüştü. Ellerimi masaya vuruyordum kurtulmak için. Parmağımdaki yüzük canımı acıtıyordu her vurduğumda ama umursamadan daha güçlü vurdum. Kafamı kaldırmaya kalkıştığımda arkamdaki kişi beni daha da batırdı. Ciğerlerimin oksijene ihtiyacı varken nefes alamıyordum. Son bir kere daha denedim kafamı kaldırmayı o da olmayınca kendimi saldım. Bedenim soğuktan veya nefessizlikten titremeye başlamıştı. Belki de tam öleceğim sıra ellerini saçlarım arasına geçirip kendine çekmişti. Aldığım nefes yeterli gelmiyordu. Uykuluyken yuttuğum su şimdi boğazımı yakmıştı.
Ağızımı nefes almak için araladığımda sahipsiz dudakların dudağımı sertçe öpmesiyle tekrar nefessiz kaldım. Kendime o sahipsiz dudaklardan kurtarmaya çalışıyordum. Görmek isterdim karşımda ki deliyi fakat gözlerimi açıp kim olduğuna bakmak istediğimde açımın bulanık olmasıyla göremedim. Kendimi yine kurtarmaya denediğimde sırtıma bıçak dayandı. Daha fazla kaçamazdım ardımdaki bıçak yüzünden. Eğer az daha hareket edersem biliyordum ki bıçak belime saplanacaktı.Vücudum daha fazla nefes alamayınca kendini bırakmıştı. Kollarını belime sarıp beni tutan kişi dudaklarını benden çekince nefes almayı denemiştim. Ciğerlerime varan oksijen ile öksürmüştüm. Gözlerime giren su görmemi engellerken, kulağıma giren su da işitmemi engelliyordu. O bana bir şeyler söylemeye çalıştığında ne duyuyor ne de görüyordum. Bulanık gördüğüm üzere bağırıyordu. Benim kulaklarım bunları işitmiyordu ve sadece uğulduyordu. Vücudumu şiddetle sarsmasıyla canım yanmıştı.
Uyanık kalmak için ben de beni zorluyordum. O benim canımın yanmasıyla ilgilendirmiyordu ve sadece kendi isteğini yapıyordu.
Yavaş yavaş etrafımda ki şeyleri görmeye ve duymaya başlıyordum. Bu seferki alan farklıydı. O eski beyaz oda da değildim. En azından artık duvarlar üzerime gelmiyordu.
"Yaptığın şeylerin bedelini sana çok iyi ödeteceğim karıcığım!"
Daha ne olduğunu anlamadan kafamı tekrar suya gömmüştü. Suyun içinde ki boluncuklar nefes alma çabalarımda. Ellerimi küvete güçlüce vurunca, yüzük parmağımdan sıyrılıp yere düşmüştü. Kurtulmak için çırpınırken saçlarımın arasına elini geçirdi ve okşadı ardından ise sertçe kendine çekti.
"Bırak beni!"
Zaten yüzüm ıslakken bir de terliyordum. Gözlerimi kocaman açmış şaşkınca bakıyordum ona.
"Ne cüretle!?"
Dedim kaşlarımı çatarak onu anlamsızca bakarken. Boğazımdaki sızı ile öksürmüşüm.
Aldığım nefesi son cümlem için kullanmıştım.
"Ne yaptığını sanıyorsun sen?!"
Diye sordum tekrar tek kaşım havadayken ve çenem kasılırken.
Kendimi ona çevirdim ve bir adım yaklaştım. O da adım atacaktı ki ben bir tane daha attım nefes nefeseyken.
"Bana bağıran ses tellerini keserim lan senin!"
Dedi delice etrafta bağırırken ve o yine kendi kontrolü altında değildi.
"Denesene, Çağlar."
Göz kırptığımda onu dikkatle süzmüştüm.
Kollarımı iki yana bükükçe açtım ve omuzlarımı ise dikleştirdim. Saçlarım sudan sebep yüzüme yapışmıştı. Onun belki de anladığı şeydi bu.
"İddialısın sevgilim."
Yanıma yaklaştığında saçlarımı geri çekiyordu.
"Amacın neydi?"
Diye sorduğumda tekrar göz kırptım sonrasında ise gözlerimle küveti işaret ettim yüzümde sinsi bir gülümseme varken.
"Bebeğim, seni seviyorum." Dediğinde kahkahasına tutamadan patladığında kollarını belime sarmıştı. O sadece geçiştirmeye çalışıyordu, çünkü bu yaptığından pişmanlık duyuyordu.
"Seni affetmeyeceğim Çağlar."
Ellerimi kendime siper ettiğimde kafamı başka yöne çevirmiştim.
Onun beni bırakması için bana güvenmesi gerekti. Beni sevmeli ve bana güvenmeliydi. Belki de ancak o zaman yenerdim onu.
"Hadi ama güzelim üzme beni."
Eliyle çenemi tutup kendisine döndürmesine izin verdim. Bana yaklaşıp derince bakarken gözleriyle gülmüyordu.
Sadece dudakları kıvrılmış tehlikeli bakıyordu.
"İstisna."
Dedim sakince kollarımı boynuna dolarken
"İlk ve son olarak bir istisnaya sahipsin."
Dedim gözleri dudaklarımdan ayrılmıyorken.
"Mükemmelsin bebeğim."
Eli omzumdan koluma doğru inmişti nazikçe. Masanın üzerinde ki havluyu alıp saçlarımı kuruluyordu. Yorgun ama sinisi bakan gözlerle ona bakıyordum. Oldukça konsantre olmuş bir şekilde saçlarımda ki suyu havluya aktarıyordu. Onun bu yaptıklarına elbet göz yumacak değildim fakat sonrası için şimdi katlanmam gerekiyordu. Yaşadığım şeyler ağır geliyordu. Başımda yüksek derece ateş varken ayakta zar zor duruyordum. Gözlerim baygın bakarken o bana baktığında güçlü gibi davranıyordum.
Annem bana güçsüz davranmamam gerektiğini söylemişti ve alnımın hep dik olmasını. Ben bunu deneyecektim.
Karnıma giren ani krampla gözlerimi acıyla yumdum. Artık iyice dinlemem gerektiği anlamına geliyordu. Zorla yutkundum karnımın ağrısıyla. Onun gözleri yutkunduğum boğazımdaydı.
Saçlarımı burnuna götürüp kokladığında bitmesi için bekledim. Uzun bir süre oyalandığında ona döndüm.
"Üşüyorum."
Dediğimde gözlerini üzerimden bir saniyeliğine bile çekmiyordu. Kurutma makinesini alıp sıcak havayı saçlarıma ve vücuduma tuttu.
Ona sormak istiyordum neden buradayım diye ama verdiği cevapları dinlemeye bile takatım yoktu. Beni bir oyuncak bebek gibi kullanmasına nasıl katlanabilirdim? Konuşmak için ağızımı araladığımda benden önce konuşmuştu.
"Neden gittin? Neyi beğenmedin ve beni terk ettin karıcığım?"
Belkide burada olmamın en büyük sebebi onu yüz üstü bırakmamdı. Ama emin olsundu onun ne kadar kırıldığı ve sinirlendiği umrumda değildi. Sadece kendimi düşünüyordum. Belki hata yapıyordum ama eğer ben kendimi düşünmezsem, herkesin beni ezmeye kalkışacağını biliyordum. Kendim ayakta durmak için çabalamalıydım.
Orada huzurum olmayacaktı. Bunu hissetmekte zorluk çekmemiştim.
Kaçtım, çünkü diğer arkadaşlarıma imrendim. Benim gibi zorlu bir hayatları yoktu. Belki kaçarsam beni önemsemezdi ve kendi hayatına bensiz devam ederdi. Sonuçta beni tanımıyordu bile. Niye peşimden koşsundu ki? Başka birini bulabilirdi.
Denemek istemiştim sadece.
Kafamı dikleştirdim ve yüzüne baktım. Bir bahane bulmam gerekiyordu. Onun istediği bir cevap vermeliydim.
"Beni sevmezsin diye düşündüm."
Aklımda dönen düşünceler arasında bunu söylemiştim.
Yüksek sesle kahkaha atmıştı.
"Senin gibi güzel bir kadını neden sevmeyeyim?"
Göz kırptığında onu dikkatle dinliyormuş gibi yaptım.
"Şu gözlerinde ki ışıltıya bir bak, benim gözümde mücevherden daha değerliler. Tam anlamıyla kusursuzsun. Seni sevmeyen adam aptaldır."
Söylediği şeyler umrumda değildi.
Geriye doğru taradığı saçları arasından sıyrılan bir tutam gözünün önüne düşmüştü ve şimdi fark etmiştim ki saçları arasında ince, siyah bir taç vardı. Her ne kadar siyah saçları arasında görmek pek mümkün olmasada fark etmiştim.
"Senin için dünyaları bile veririm."
Diye devam ettiğinde gözlerimin içine bakıyordu.
"Bir daha aklından öyle şeyler geçirme, çünkü sen benim en değerlimsin."
Elimi elinin içine almıştı ve beni dikkatle izliyordu. Söyleyecek olduğum şeyi çok önemsiyormuş gibi bakıyordu.
Bana inanması için ona hayranlıkla bakıyordum.
"Anladın mı?"
Diye tekrar sordu kollarını belime sararken.
Onu hiç bekletmeden cevapladım.
"Anladım."
Anlamak istemedim. Duymak istemedim.
Eli sırtımda geziyorken geri çekildi ve kenarda duran kazağı kafamdan geçirdi. Elbisemin üzerine geçirdiği kazağın yakasını düzelttim ve enseme terden yapışan saçlarımı savurdum.
Elimi tuttu ve beni peşinden götürdü. Hâlâ kendimde değilken ani hareket başımı döndürmüştü. Düşeceğim sıra beni yakalamasıyla tekrar dengemi korudum. Cebinden çıkardığı anahtarla kalbim heyecanla çarpmaya başlamıştı.
Uzun bir zaman sonra tekrar gün yüzü görecektim. Güneşi göremeyince anladım değerini.
Kapıyı araladığında güneşin ışıkları yüzüme vurmuştu. Mutlulukla ve kısık gözlerle izliyordum güneşi. Sarı saçlarıma vuran güneş çok güzel görünüyordu.
Kapıdan ilk önce ben çıkmıştım ve ileride gördüğüm tavşana ilerlemiştim. Çok nadirdi buralarda tavşan görmek. Tavşan görmek şans getirir derdi annem. Tavşan ormanlık alana kaçmıştı ve benim peşinden koşmaya halim yoktu. Geçen yıl yaşasaydım bu olayı, o zaman deli gibi koşardım. Yinede bir adım atmayı denediğimde,
"Asena, sevgilim hadi gel, gidiyoruz." Diye bağırdı ardımdan Çağlar.
Arabaya doğru yavaş adımlar atıyordum. O yine bana kapımı açmıştı. Arabaya binmeden önce tebessüm etmiştim ona. Yüzümdeki gülümsemeyle kalbimde ki sızı uyuşmuyordu.
Arabaya oturduğumda kollarımı göğüsümde birleştirmiştim.
"Çağlar, nereye gidiyoruz?"
Bakışlarıma onun üzerine dikmiştim o araba kullanırken.
"Planımda, önce bir müzede gezmek ve ardından yemeğe çıkmak var, fakat istediğin farklı bir şey varsa söyle onu yapalım."
O her şeyi ayarlamıştı bile. Belki ben istemeyecektim. Lakin bana öyle bir seçenek hakkı bile sunmuyordu.
"Benim için uygun."
Dedim ne kadar istemesemde.
Bir süre sonra sessizlik oluşmuştu ve ben de batan güneşi seyrediyordum. Eski anılarım zihnimde tekrar canlanıyordu. Annem ile olan anılarım. Onun kazası. Perişan olduğum günler. Birer birer aklıma geliyordu. Abim peki? O nasıldı? Ya sınıf arkadaşlarım ve kuzenlerim. Onlar ile geçirdiğim zamanlar. Hepsi anılarım da saklıydı. Anılarımda olmasa hiç bir şey hatırlamayacaktım.
Okuluma geri dönmek istediğimi söylemek için ağzımı araladım.
"Çağlar."
"Efendim karıcığım."
Kısa süreliğine bana bakıp önüne döndü tekrar.
Nasıl başlamam gerekiyordu?
"Okulum. Oraya tekrar gideceğim değil mi?"
"Neden gitmen gerekiyor? Yanımda kal."
Nedenini açıklamam mı gerekiyordu. Gideyim işte ne olacaktı ki?
"Biliyorsun, arkadaşlarım ve gelecek mesleğim."
Diye yine de bir tebessüm ile açıklamıştım ona.
"Ne olmak istiyorsun?"
Diye sordu. Bunu tek bir cümleyle açıklamak işkenceydi bana.
Küçüklüğümden beri inanıyordum başaracağıma. Ve umuyordum bir gün bir ameliyata yer edinecektim.
Belki hayallerimden bahsederek büyük bir hata yapıyordum ama anlık gelen heyecan ile söylemiştim işte.
"Bir cerrah olmak belki de en büyük hayalim. Böyle hast-"
"Bir anne olmaya ne dersin?"
Alnımdan vurulmuştum. Yüzümde ki gülümsemeyi soldurmadan ona baktım.
Gözlerimde ki yaşları saklamak için sıkıca kapatıp yine açtım gözlerimi. Bu söylediği şeyle midem bulunmaya başlamıştı. Ben kendim daha bir çocukken bir bebeğe nasıl bakacaktım?
Lan ben daha kendi başımın çaresine bakamıyordum. O bunu düşünmüyor muydu? Yemin ediyorum bu herifi gebertmemek için kendimi zor tutuyordum.
Asla anne olmak istemiyordum.
"Anne olmak için kendimi hazır hissetmiyorum."
Dedim parmaklarımla oynarken. Cevabımla yüzünde ki gülümsemenin solduğunu ve kaşlarının çatıldığını gördüm. Elleri direksiyonu sinirle kavradığında gözlerimi devirdim. Son gazla ilerlemesiyle başımın ağrısı çoğalıyordu.
"Çağlar."
Beni duymadan gaza daha çok basıyordu. Gerçekten umrumda değildi ölmem.
Ama onu yinede uyaracaktım.
Aniden midemin bulunmasının artmasıyla elimi ağzıma götürdüm.
"Kenara çek!"
Beni duymamasıyla daha yüksek sesle bağırdım.
"Kenara çek!"
Şimdi fark etmiş olmalı ki ani fren yapmıştı. Onu beklemeden kendimi dışarıya attım ve bir ağacın yanına sindim. Midemdekileri dışarıya çıkartırken o sırtımı sıvazlıyordu. Bir elim saçlarımı tutarken diğerini de ağaça yaslayarak güç alıyordum.
Sadece öğürüyordum. Bir şey yemediğim için boğazım acımıştı. Boğazımın yanmasıyla elimi göğüsüme götürdüm nefes almak için.
"Sevgilim sakin ol, geçti."
Dediğinde beni kendine çekti.
Kafamı kaldırdım ve titreyen elimle ağzımı silmeye kalkıştığımda Çağlar benden önce davranıp iğrenmeden eliyle ağzımı silmişti.
Kendimi geri çektiğimde belimden tuttu.
O yorgun bedenim artık daha kaldıramıyordu.
Yere doğru töklezlendğimde beni kucağına alıp koltuğa oturtmuştu.
Su uzattığında elimle geri itekledim.
"İç de kendine gel!"
Endişeli görünüyordu.
"Çek şunu!"
Kaşlarımı çatarak kafamı başka yöne çevirdim.
"Bir dahaki bu kadar anlayışlı olmayacağım."
Kapıyı sertçe kapatıp kendi yerine geçmişti.
"Hastaneye gidiyoruz."
Lüzum yoktu. Onun sayesinde nefret etmiştim hastanelerden.
"Gerek yok iyiyim ben."
Alnımdaki yüksek ateşi ben de hissediyordum. Beni yenik düşüren de oydu ya zaten.
Elini alnıma koydu ve,
"Yanıyorsun." dedi.
"İstemiyorum hastane falan!"
Beni dinlemeden yolunu değiştirmişti. Baygın gözlerle tekrar bağırdım.
"Kime diyorum ben!"
Beni dinlemeden hastaneye sürüyordu. Gözlerimi sabırla açıp kapattım.
İhtiyacım olan şey istirahat edip biraz düşünmemekti. Belki bir dokunun kafamı bulandırması bana iyi gelebilirdi yoksa en yakın zamanda bu kadar stres ve endişe yüzünden iyi yerlere varmayacaktım. Biraz sakinliğe ve kendimi güvende hissetmeye ihtiyacım vardı.
Bir süre sonra hastaneye vardığımızda hemen kapımı açıp hastane girişine bağırdı.
"Sedye!"
Bir sürü hemşire başıma toplanmıştı sedyenin üzerindeyken. Acil bir odaya götürüyordular beni. Aralarında geçen diyalogları anlayamıyordum.
Kısa bir süre içinde koluma vurulan iğneyle derin bir uykuya dalmıştım.
...🥀
Gözlerimi araladığımda koltukta yayılarak oturan Çağları görmüştüm. Benim uyandığımı görünce ayağa kalktı. Bana doğru adımlar atarken bir psikopattan farkı yoktu.
"Karıcığım, uyanmışsın."
Eğilip kafasını saçlarıma daldırmıştı.
Odaya bir doktorun girmesiyle geri çekildi.
"Hastamız kendini nasıl hissediyor?"
Doktor sormuştu.
"İyi."
Dedim yalan olduğunu bilerek.
"Yüksek ateşinizi düşürdük umarım yakın zamanda daha iyi hissedersiniz."
Tebessüm ettim doktora.
"Serum bittiğinde taburcu olmanızda bir sakınca yok."
"Her şey için teşekkürler doktor bey."
Çağların dediğiyle doktor gülümseyip odadan ayrılmaya başlamıştı ki bir şey hatırlayıp bana döndü.
"Ve müjdemi isterim ki,"
Konuşmasının tamamlamasını bekledim.
"Test sonuçlarınızda hamile olduğunuz ortaya çıktı."
Ne?!
...🥀
Umarım beğenmişsinizdir bölümü!
YORUM YAZMAYI VE OYLAMAYI UNUTMAYIN!!!
Bölüm hakkında ki düşüncelerinizi alayım.
Bir daha ki sefere görüşmek üzere..💗🫶
Seviyorum sizi💋💋









