Hol geldiniz kesme şekerlerim!
Bölümleri oylayıp bol bol yorum yaparsanız burada, kalbimde size karşı kocaman bir yer ayıracağım.💐
El ele verelim ve kitabıma destek çıkalım canlarrrr🫶💗
Keyifli okumalar dilerim….🍷
♥

♡
"Hayatına güneşin felsefesini uygula. Batmaktan korkma, doğmaktan yılma Asena."
...
ERİTİLEN AYNALAR
Bir ses duyuyordum. Bir kilidin açılma sesi. Bir kaç deneyde açılmayı başarılamamış bir kilit. Kilidi açmayı deniyordu karşı taraf. Tekrar ve tekrar. Israrla denemekten kaçınmıyordu.
Kapıyı kıramazdı, olmazdı.
Arkasında ben vardım.
Hâlâ kilit ile uğraşıyordu. Sırayla anahtarlar deneniyordu. Hiç bir anahtar başarıp kapının ardını açamıyordu. Gözlerimi duyduğum sesler ile açmak istiyordum fakat başaramıyordum. Zordu bu kadar uykusuz kalmış bedenim için. Uzun bir süre uykusuz kalmıştım. Hiç yoktan sadece on dakika kapayabilmiştim gözlerimi. Hâlâ uykuya mahkumken gözlerimi açamazdım. Kapıya inen tekmeleri sayamadım bile. Çokça bağırışmalar duyuyordum. Usanmıyordum ardımda ki çağırışmaları duymaktan. Her şeye rağmen uykuya esir olmuştum. Parkelerin üzerinde yatabilecek kadar çaresizdim.
Kısa bir uykudan ne gibi bir zarar gelebilirdi ki, değil mi?
...🥀
3 hafta sonra:
Sesler çoğalıyordu ama sanki bir farklılık vardı. Aradan oldukça fazla zaman geçmiş gibi hissediyordum. Gözlerimi aralamakta yine zorluk çekiyordum ama bu sefer yorgunluktan değildi, gözüme vuran güçlü ışıktandı. Gözlerimi daha da sıkıca kapattım. Tırnaklarımı etlerime batırıyordum gözlerimde ki sızı yüzünden.
"Kapatın lambayı!"
Gözlerimin içi yanıyordu. Kafamı başka yöne döndürdüğümde daha da acımıştı gözlerim.
"Emrin olur prenses."
Sessizce fısıldayan bir ses. Tanıyamıyordum sesin sahibini. Işıklardan çıkan o cızırtı işitme kabiliyetimi kaybetmemi sağlıyor ve duymamı engelliyordu.
Birden tüm ışıklar kapanmıştı.
Karanlıkta kalmıştım. Karanlık korkum vardı benim fakat şimdi ise bu karanlığa muhtaçtım. O kadar ışığın ardından karanlık gözlerim için iyi gelmişti. Biliyordum buradan çıktıktan sonra eskisi gibi göremeyecektim.
Uzun bir süre sonrasındaysa artık gözlerim karanlığın içinde renkli noktalar görmeye başlıyordu. Hayal gördüğümü sanıp gözlerimi kapatmıştım ama maalesef ki aynı renkli noktaları gözlerim kapalıyken de görüyordum. Bu renkli noktalar her türlü desene sahipti. Bunlar çoğalınca görmek istemediğim kabuslar gözümün önüne geliyordu. Karanlıkta kabuslarımla birlikte kalmıştım. Yalnız başıma.
"Işıkları açın!"
Kararımı değiştirmiştim.
Karanlık beni terk etmiyordu.
"Gerçekten sahip olduğunuz doğru bir ışığınız yok mu?!"
Diye tekrar bağırdım ve sesimin yaptığı yankıyı dinledim. Ürkütücüydü.
"Gözlerim kanıyor!"
Gözlerimden akan yaşlar boynuma ulaşıyordu. Ben ağlamıyordum, gözüme sadece fazla ışık vurduğundan yaşlar sızıyordu. Lakin bu oldukça can yakıyordu.
Gözlerim sizi seviyorum.
Ve belkide korktuğum için ağlıyordum. Beni büyük biri olarak görmeyin lütfen.
Hâlâ kabuslarından korkan bir kız çocuğuydum ben.
"Alın beni buradan!"
Işıklar açılıp kapanmaya başlamıştı. Hepsi bir ritimde açılıp kapanıyordu. Telaşlanıyordum. İçeriye biri girdiğini ışıkta gördüm. Görüş açımın netleşmesini beklerken ışıklar kapandı. Birinin adım attığını karanlıkta duydum. Bana adım adım yaklaşıyordu. Sadece kötü bir kabus olmasını diledim.
Yanıma biri oturduğunu ışıklar yanınca gördüm. Yüzünü görecektim ki geri kapandı lambalar. Tekrar açıldığında bir adam bana gülümsüyordu. Psikopatça bir gülümsemeydi. Açımın netleşme için dikkatle baktığımda ışıklar yine kapandı.
Cidden delirecektim! Bunlar neden açılıp kapanıyordu?! Sorunu neydi?!
O kişi kulağını göğüsümün üzerine dayayıp gümleyen kalbimi dinliyordu.
"Gerginsin." Nefesini yüzüme üflemişti.
Bu Çağlardı.
Onu karanlıkta göremiyordum ama sesinden tanımıştım. Peki burası neresiydi? Ben neredeydim? Geri eve dönmek istiyordum.
"Çağlar neredeyiz?"
Dedim yatakta otururken. Bana yakınlaşıyorken ışıklar açıldı.
O kendinden geçmişti. Normal bir halde değildi. Yanıma oturduğunda yatağın kenarındaki cihazlardan bir tanesi ses çıkarmıştı.
Onun gözünün önündeki saçları alnıma değiyordu. Terlemekten sırılsıklam olan alnıma değen saçları beni huzursuz ediyordu. Yaşadığım olaylardan sebep yeterince ter dökmüştüm.
"Neredeyiz?"
Diye tekrar sordum o bana cevap vermeyince. Anlamak istiyordum. Yani burada bu tuhaf ışıklara sahip odada beni ne işim vardı? En son parkenin üzerine uyuya kalmıştım.
"Hastanedesin bebeğim."
Burası hastane değildi, burası akıl hastanesiydi. Araların da baya bir fark vardı. Anlamamak mümkün değildi.
"Neden buradayız?"
Diye sordum bu sefer. Yüzündeki gülümseme genişlemişti. Korkunç bir hal almıştı bu loş ışıkta.
"Bilmem. Sence?"
Dağılmış topuzumdan çıkan saç tutamlarımı parmağına sarıyordu. Bana biraz daha yaklaştığında dudağı dudağıma değiyordu.
"Çıkar beni buradan."
Diye fısıldadım. Gitmek için içimde umut tohumları besliyordum.
"Öp beni gidelim."
Kollarını belime sarıp burnunu sarı saçlarıma daldırdı. Hemen geri çekilmeye kalkıştığımda omurga kemiğimi eliyle sıkıştırmıştı. Hareket edemiyordum. Bu yaptığı oldukça canımı yakmıştı. Düşmek isteğen yaşlarımı saklamak için gözlerimi kapatıp açtım. Tekrar kendimi toparlayıp sesimin yankılanmasını dinledim.
"Ne saçmalıyorsun sen?! Yapmayacağım demiştim."
Çenem omzunun üzerindeydi. Ve üstelik hep aynı şeyi istiyordu. Ben bundan rahatsız oluyordum. O bunun farkında değil miydi? O ve bir yabancı, benim için ikisi de aynıydı. Bana yakınlaşması bile beni huzursuz ediyordu. Gerçekten günler sayıyordum kurtulmak için. Ben de diğer arkadaşlarım gibi okul da olmak istiyordum, onun göğüsünde değil.
"İstediğim şeyi yapmak mecburiyetindesin."
O vazgeçmiyordu. Beni pişman olacağım şeylere zorluyordu. Bu cümlelere tahammülüm olamazdı.
Nefesim daralıyorken zar zor konuşmuştum. Ben altta kalmamalıydım.
"İstemiyorum."
Başımı döndürüyordu bu peşimi bırakmayan haddinden fazla olan düşünceler. Sorular dönüp dolaşıp en sonunda sonsuzluğa oluşması beni delirtiyordu. Belki de ben gerçekten deliydim ve ondan buradaydım. Ve bu herif beni kullanacaktı. Bir kukla misali beni kullanmasına, parmağında oynatmasına izin vermemeliydim.
Sebebini bilmediğim bir şekilde eski anılarım yavaşça hafızamdan siliniyordu. Teker teker. Sırayla.
"Tamam yapma."
Diye kulağımın yanında bağırdığında kafamı geri çektim. Kulaklarımın sessizliğe ihtiyacı vardı. Sakin bir sessizliğe.
Geri çekilmemle eline kafamın arkasına koyup omzuna bastırdı. Kulağıma eğildi ve fısıldamaya başladı. O gerçekten dengesizdi.
"Tunaydı değil mi? İlk günümüzde arayan, geceleri sana mesaj atan ve kaçmana yardım eden o şerefsiz di değil mi?"
Onun bunları bilmesine lüzum yoktu.
Hem Tuna ne alakaydı? Anlamıyordum. O normalde de beni arardı. Abartılacak ne vardı ki bunda?
Sessizce nefes alıp vermeyi denediğimde oda dinliyordu fakat ardından konuşmuştu.
"Onunla aldatıyorsun beni değil mi!"
Ne?! O ciddi miydi? Kaç günden beri yanımdaydı. Yanlıştı, O benim aklımla oynuyordu ve sanıyordu ki onun bu aptal cümlelerine inanacaktım. Böyle bir hata yapmamalıydım.
"Ne diyorsun sen?"
Bir eli kemerine gidiyorken gözlerine bakıyordum şaşkınca. Bu bir oyundu. Bana kurulan aptal bir oyun.
Beni aptal görüyordu ama ben zararsız bir yılandım. Onun karşısında küçük bir kız çocuğu olamazdım. Bunu müsade edemezdim. Yoksa beni oradan vurmaktan çekineceğini sanmıyordum.
Kemerini çıkarıp eline doladığında dudaklarımı yanağına bastırdım. Sakalları dudaklarıma batmıştı. Bir tane öpücük ardından bir tane daha sonrasında bir tane daha. Kollarımı boynuna dolamıştım.
Memnun olduğunu görünce durdum ve az da olsa kendimi geri çektim.
Açılıp sönen ışıklar yoktu onun yerine artık loş bir ışık vardı. Gözlerimi yormuyordu. O elindeki kumandayla ayarlıyordu her şeyi.
Aynı bir oyunun konsoluna sahip biri gibi.
"Lütfen buradan gidelim artık."
Burada daha fazla kalırsam boğulacaktım. Odanın darlığı nefes almamı engelliyordu.
Yeterli nefes alamadığımdan başıma ağrı saplanıyordu.
Dönen başımla ellerimi kollarına sardım.
"Gidelim."
Gözlerim kararıyor ve midem bulanıyordu.
"Bunu hak ediyor musun?"
Diye söylediğinde yerde olan bakışlarımı sinirle gözlerine çıkardım. Bu ne demekti? O kendini ne sanıyordu?
"Dediğini yaptım işte daha ne istiyorsun?!"
Gözlerim sinirle açılıp kapanıyordu. İdrak edemiyordum.
"Sana bir daha nasıl güveneceğim?"
Dediğinde ayaklanmaya başlamıştı. Adımlarını kapıya doğru ilerlettiğinde peşinden gidiyordum. Onun attığı adımlara yetişebilmek için peşinden koşarak gidiyordum. Kapıyı açtığında ilk ben geçecektim ki beni geriye itti. Kendisi kapıdan geçiyordu ki bağırmaya başladım.
"Nereye gidiyorsun?! Çağlar bana gideceğiz dedin!"
Ben de geçmek için çabalıyordum ki kapıyı yüzüme kapattı. Ne cüretle?!
Gerçekten burada kalmaktan deliriyordum. Burada ki duvarlar üzerime doğru geliyordu.
Bunalıyordum. Her yer bembeyazdı.
"Çağlar! Beni burada bırakma! Söz vermiştin! Geri gel!"
Çaresiz durumuna düşmekten nefret ediyordum. Kapıya tekmeler yağdırıyordum ama kâale alan yoktu.
Az kaldıydı birazdan sinir krizi geçirecektim.
Neyin içine düşmüştüm ben böyle?
Alnımı sıvazlıyordum. Birde başımda bu ağrı vardı.
Yatağın üzerinde ki yastığı alıp kapıya vuruyordum. Sessizce ayrılmıştı yanımdan ve asla cevap vermiyordu.
Yastığın içinde ki tüyler yere dökülmüştü.
"Çağlar!"
Lanet olsundu. Bu herifi kendi ellerimle öldürecektim. Burası yine karanlıktı.
"Aç şu kapıyı!"
Kapıyı tekmeliyordum bağırırken. Başımdaki ağrının çoğalmasıyla ellerimi kafama bastırmıştım. Artık kulaklarım da uğulduyordu.
"Ağrı kesici! Bana ağrı kesici getirin!"
Ben de biliyordum, geçmeyecekti kafamın ağrısı.
Komidinin üzerinde duran bardağı hırsla alıp aynaya savurmuştum. Parçalara bölünen aynaları izliyordum. Hayatıma benziyordu.
Benim hayatımda parçalara bölündürülmüştü. Parçaları tekrar birleştiremezdim, biliyordum. Tüm Umutlarımı yakan insanları bir gün dibinden temizleyecektim. Asla bu yaptıklarını unutmayacaktım. Beni buraya sürüklemelerine izin veren babam, kara listemin başındaydı. İhtiyacım olan tek şey, zamandı. Biliyordum, parçaları eriterek yenisine tekrar yapabilirdim. Aynısı ben de yapacaktım, parçaları eritecektim ve sonrasında onları tekrar eski haline dönüştürecektim. Buda benim hâlâ içimde bir yerlerde sakladığım umudumdu. İşte bu umudu yitirmemeliydim.
Kapının gıcırdayarak açılınca o tarafa bakamaya tenezzül bile etmedim. Ayaklarımın soğuk parkeye değmesiyle ileride gördüğüm patiklere ilerledim.
Kolumun çekiştirilmesiyle arkamdan beni yakalayanlara baktım. Bir tane beyaz giyinimli adam doktor'a benziyordu ve onun yanında üç tane mavi giyinimli yardımcıları vardı. Sağ tarafta ki yardımcının irisleri dikkatimi çekti. Çok tanıdıktı ama çıkaramıyordum. Diyordum ya anılarımın silindiğini hissediyordum diye.
Hepsi ani bir şekilde beni yatağa yatırmaya çalışıyordular.
"Dokunmayın bana!"
Diye bağırdığımda doktorun cebinden çıkardığı iğneyi bana batırmaması için direniyordum.
"Uzaklaşın benden!"
Diye tekrar bağırdığımda doktorun iğneyi kolumdaki damarıma saplamasıyla son direnişim oldu. Gözlerim daha dayanamamış ve kapanmıştı.
Bay doktor.
Son hissettiğim şey; Beni yatağa zorla yatırdıklarında o yardımcının gözünden düşen yaş yüzüme konmuştu.
Sevgili yardımcı.
And olsun ki, bir gün bunların bedelinin aynısı onlara ödetecektim.
♥
Unutmadınız değil mi kalblere basmayı?
YORUM YAPIN LÜTFEN!
Sonra ki bölüm için biraz vakit lazım, bilirsiniz ya.
Görüşmek üzere, kendinize iyi bakın canlarr 💗💗
🪭🌹💋






