İçeriğe geç

PSİKOPAT ACIMASIZ MAFYA

Bölüm 4 · 11 dk okuma

PSİKOPAT ACIMASIZ MAFYA

Bölüm 4

[III bölüm] BELİRSİZ DUYGULAR

Merhabalarrrrre canlaaar

Başlamadan önce kalblere basmayı unutmayın!

Ve ayrıca...

Siz yorum yapmayınca kendimi müthiş ve hatasız bir yazar hissediyorum. Lütfen eleştirin ve fikirlerinizi belirtin.

kalblere bastıysanız buyrun geçelim.

keyifli okumalar…🍷

Keyifli okunmalar dilerim kesme şekerler...

🥀

BELİRSİZ DUYGULAR

Kurtulmak için çabalıyordum. Kurtulmak istiyordum. Üzerimde hiç bir kablo kalmamıştı. Zamanımda kalmamıştı. Yani açıkçası acele etmem gerekiyordu yoksa birazdan makineler yüksek sesle bağıracaktı. Hasta eksikliği var diye.

Kapının ardına çıkamazdım. Öylece hemen fark edilirdim. Odadaki cam ile göz iletişimi kurdum. Oradan kaçamam yüksek bir olasılığa sahipti. Lakin yakalanma oranımda yüksekti. Ne yapmam gerektiğini bilmiyordum.

Üzerimde hasta kıyafetleri ile de gezemedim. En önemlisi de birazdan sirenler çalacaktı ve herkes odama dalacaktı. Etrafımda döndüğümde odada bir kapı daha olduğunu görmem ile yüzümde gülümseme oluştu. Çok erken sevinmemem gerekiyordu. Ya yakalanırsam. O zaman ne olacaktı?

Kapıyı açtım ve lavaboya girdim. Burada bir cam bile yoktu. Zamanım daralıyordu.

Lakin içeri girip kapıyı kapattığımda gördüğüm şeye inanamadım.

Belki aptalca bir karardı ve belki de kurnazca, ben bilemezdim.

Kapının arkasında büyük bir havalandırma vardı. En azından geciktirmek için orada saklı kalabilirdim.

Vaktim iyice azalmıştı.

Acil bir karar vermem gerekiyordu ki ben acil karar vermeyi sevmezdim.

Odadaki camı sonuna kadar açtım ve siren seslerinin sesini duymamla lavaboya girdim.

Doktorların dikkatsizliği bana şans kazandırmıştı. Yatağımın üzerinde az önce sivri bir makasa rastlamıştım. Onun ile havalandırma menfezinin vidalarını çözüyordum. Bu çok zordu ama şimdiden adım sesleri duymaya başlamıştım.

Ya şimdi ya da hiç.

İlerlediklerini hissetmemle daha da acele ederek çözmeye çalışıyordum. Dört vidayıda açmayı başardığımı belirten ses ile hemen içine girmeye çalışmıştım. Odaya girmiştiler artık. Tekrar kapatmaya vaktim yoktu. Neyseki kapının arkasında kalıyordu havalandırma yani umuyordum ki o kadar dikkat çekmezdi.

Hemşire konuşmuştu telaşla.

"Hasta yok."

"Hastanın burada olmadığını ben de görüyorum! Git acilen ara onu!"

Onu azarlayan bir doktor.

"Nerde olabilir?"

"Nerden bileyim ben oğlum git ara işte!"

Kapı tekmelenmişti.

"Eğer karımı bulamazsan neler olacağını çok iyi biliyorsun değil mi doktor?!"

Bu Çağlardı.

Lavaboya biri girmişti. Adım sesleri ile tırnaklarımı düşmek için çabalayan menfeze geçirdim.

Yakalanmayayım. Lütfen.

Görmesinler beni.

"Her yeri arayın dedim! Her yeri! Aranmadık bir yer bırakmayın!"

O bir deliydi. Çağların deliden yana bir farkı yoktu.

Lavabonun kapısının kapanmasıyla içime derin bir nefes çektim. Rahattım ta ki bana psikopatça gülerek bakan adamı görene kadar. Kalbim tekrar gümlemeye başlamıştı.

Eğer bir halüsinasyon görmüyorsam karşımdaki adam Tunaydı. Gözlerimi kırpıştırdım tekrar daha net görebilmek için ama hayır yani bu oydu. Tuna.

Peki neden bana beni ispiyonlayacakmış gibi bakıyordu?

"Tuna lütfen benim burada olduğumu söyleme."

Diye fısıldamıştım.

"Sakın sesini çıkartma."

Dediğinde şimdilik menfezi yapıştırıp aceleyle odadan çıkmıştı. Çıkarken iki elleri de önlüğünün ceplerindeydi.

"Lavaboda da kimse yok."

Ona minnettardım.

Nedeni ve sebebini sormadan bana yardım etmişti. Yerimi söylememişti.

Aynı küçükken iki ebeli saklambaç oynarkende o beni gördüğünde yerimi söylemediği zamanki gibi.

Ama hatırladığım üzere karşılıksız yapmamıştı. Bu da ileride benden bir şey isteyeceği anlamına geliyordu.

"Devam arayın aptallar!"

Doktorun sinirle bağırışları etrafta yankılanıyordu. Bir çocuk burada olsaydı aklını yitirirdi yüksek sesten.

Ben de bir çocuktum.

Ses tellerinin yankılanıp duvara çarpmasıyla kolumu istemsizce kaşımaya başlamıştım.

Hep telaş içinde olduğumda yaşanıyordu bu durum.

Peki şimdi ne yapacaktım? Nereye kaçacaktım? Bunuda elbet düşünmüştüm ama emin değildim.

Herkes dağılınca yavaşça sessizlik oluşmuştu ve ben de tekrar mantıklı düşünmeye başarmıştım.

Havanlandırmadan kaçmayı düşünüyordum.

Bu karanlık alanda parmak uçlarımda yürüyordum. Fakat çok geçmeden uzakta dönen pervaneyi görmem ile durdum. Oradan geçemezdim.

Tabii ki de geçerdim ama parçalanarak.

Umutsuzca geldiğim yola geri gittim. Menfezi hafif iteklememle yere düşmüştü. Menfez yere düşünce çok fazla ses çıkmıştı. Umuyordum ki kimse duymamıştır. Odadan çıkmadan önce kılık değiştirmem gerekiyordu. En azından hasta kıyafetlerinden kurtulmam gerekiyordu. Yani sanırsam.

Kirli sepetinde kıyafetlerimi arıyordum. Onları giyecektim. Her ne olursa olsun.

Kısa sürede üzerimi giyindim ve klozetin üzerinde olan atkımı aldım. Boynuma sarıyordum.

Saymaya başlamıştım. Dış kapıyı hızla açmıştım ve gözlerimi koridorda gezdirmiştim. Az insan olunca adımlarımı hızlıca çıkışa yönelttim.

"Asena!" Diye adımın seslenilmesiyle isteksizim durdum.

Başka bir adam önümden koşunca benden bahsetmediklerini anladım ve daha da hızlandım.

Hastanenin dışındaydım. Başarmıştım. En azından şimdilik!

Emindim eğer otobüsle gidersem yakalanırdım ve bu yüzden farklı bir araçla gitmem gerekiyordu.

Üzerimdeki son parayı taksi için ayırmıştım.

Dikkat çekmemek için elimden geleni yapıyordum. Taksi geldiğinde ona tren istasyonuna gitmesi gerektiğini söylemiştim. Araba hareket halindeyken düşünüyordum.

Abimin yanına giderek iyi mi yapıyordum?

Ya da herkesi yüz üstü bırakarak kötü mü yapıyordum? Ben gerçekten bilmiyordum.

Sadece istediğim şey buradan uzaklaşmaktı. Eğer uzaklara gidersem onlardan kurtulurmuşum gibi hissediyordum.

Bence iyi yapmıştım. Yani öyle hissediyordum. Eğer abim beni kabul etmezse ne yapacağımı bilmiyordum.

Etsindi beni kabul.

Sonuçta bir kere beni reddettmişti ve ben yüzsüzlük yapacaktım.

Orada ki milletten emir alacağıma abimin dırdını dinlemeye razıydım.

Kısa bir yolculuktan tren istasyonuna varmıştım. Üzerimde ki son parayıda şöföre uzatıp arabadan inmiştim.

Şimdi kapının önünde duruyordum. Son kararımı vermeliydim.

Son kararımdı.

Adımlarımı girişe doğru ilerletmiştim. Teker teker gidiyordum. Kapıdan içeri girmiştim ve heyecanla gözlerimi etrafta gezdiriyordum.

Gözlerim abimin kırmızı paltosunu arıyordu. Kırmızı paltosunu arıyordum çünkü çok dikkat çekiyordu.

Uzakta gördüm onu sırada bekliyordu. Koşarak ona gittiğimde şaşkınca bana bakıyordu.

"Asena burada ne yapıyorsun?"

Diye sormuştu bana endişeyle.

"Ben de seninle geleceğim."

Dediğimde şaşırmıştı.

"İyide ne biletin yanında ne de pasaportun."

Bunu düşünmediğimi sanıyordu.

"Valizinin iç cebinde benimde pasaportum ve biletim var."

Valizi işaret etmiştim.

"Abicim ben Amerika'ya gitmeyeceğim o iptal oldu ve İzmir'e gideceğim onun için biletin var mı?"

Oda vardı yeterki kabul etsindi.

"Var. Pasaportumun yanında."

Bunuda biliyordum. Bir kaç gün önce telefonda onu konuşurken duymuştum ve ona göre almıştım bileti.

"Öyleyse birtanem gel benimle."

Kolunu omzuma yaslayıp beni kendine çekmişti.

Ne yani bitti mi? Başardım mı ben?

Mutluluktan gözlerim doluyken sıranın bize gelmesini bekliyordum. Sıra yavaşça bize gelirken ben hâlâ inanamıyordum.

Umuyordum ki Çağlar bizi bulamazdı. Lütfen. Vazgeçsindi benden. Unutsundu beni. Ben yokmuşum gibi devam yaşasındı.

Vagonlarımıza biniyorduk yavaştan. Çok heyecanlıydım. Okuluma geri dönebilirdim sonrasında.

Vagonlarımıza binmiştik artık ve abim valizini yerleştiriyordu.

"Yemek ister misin tatlım?"

"Sağol abi ama iştahım yok."

Kollarımı bir birine bağlamıştım.

"Al şunu ye de karşımda ruh gibi durma."

Gözlerini kısarak inatla uzatıyordu bana elinde ki keki. İnatçı keçi.

Her neyse yine onun sayesinde buradaydım. Elinden aldım ve yemeye başladım.

Yemeyi mi bitirince bana su uzattı. Abimi böyle beklememiştim. Beni yanına alması benim için büyük bir iyilikti.

Abisinin yanına kıvrılmış bir kedi gibi hissediyordum kendimi.

Sevgili abim.

Pasaport kontrolünü de güzel bir şekilde geçince artık ikimizde mayışmıştık. Gece olmuştu birlikte yıldızları izlerken uyuya kalmıştık. Ben onun omzuna yaslanmıştım oda kafasını benim kafama yaslayarak sessizce uymuştuk.

Sabah saatleri ya iki ya da üçtü bağırışlara uyandığımda. Trende kargaşa vardı duyuyordum. Gözlerimi araladığımda abim yanımda yoktu. Endişeyle harekete geçtim. Sırayla vagonları geziyordum ama yok abim yoktu. Son olarak lavaboya bakmam gerekiyordu.

"Asena Özdemir bu trene biniş yaptı mı?"

Arkadan bana sesleniyordular.

Bana artık Asena Özdemir diyorlardı.

Ben Asena Yılmazdım oysaki.

Ama hayır O buradaydı. Çağlar buradaydı. Başım dönmeye başlamıştı. Ayaklarımın üzerinde durmakta zorluk çekiyordum.

Hayır!

Hayır!

Kabul edemem!

Ben yenilgiyi kabul edemem!

O kadar ilerledim şimdi olmaz! Yapamam!

Olmamalı! Başarmıştım.

Öyleydi şimdi kaybedemem. Kafamı ellerim arasına aldım ve nefesimi düzene sokmaya çalıştım.

"21'ci vagonda olmalı kendisi."

Hızla adımlarımı lavaboya ilerlettim. Kapıya tekmeler savuruyordum. En sonunda abim kapıyı açmış ve ağızını konuşmak için araladığında onu içeri soktum.

"Ne oluyor be?"

Kapıyı ardından kilitlemiştim.

"Abi vaktim yok O burada. Ben ne yapacağım?"

Oda kendine yeni gelmiş olmalı ki hemen söze girdi.

Oda bilsindi ve buradan çıkmasındı.

"Kaç! Asena kaç!"

Abimin demesiyle hızla kapıyı açtım ve gördüğüm karşısında şok geçirdim. Gerçekten dengemi çok zor tutuyordum. Ani atakla kaydedebilirdim.

"Demek benim biricik karım buradaymış."

Beni kendisine çekti ve kollarını belime doladı.

"Tam sekiz saatten beri sensizdim."

Diye kulağıma fısıldamıştı.

"Şimdi gitme vakti."

Dediğinde geri çekilmişti. Şok içindeyken tepki vermiyordum ama dediği şeyle hemen geri cevap verdim.

"Ben gelmek istemiyorum."

Diye isyan etmeye başlamıştım.

Ve ben yakalanmıştım.

"Sevgilim eğer burayı beğendiysen burada da kalabiliriz."

Onsuz kalabilirdim evet. Onula beraber değil.

"Ama şimdi arabamıza gidelim değil mi birtanem."

Kafamı olumsuzca salladığım halde bileğimden tutup beni kolunun altına almıştı. Birlikte ilerliyorduk. Ne yani bitti mi?

O kadar savaş boşa mıydı?

Ya abim? O iyi olur umarım.

Bir eli kolumda gezerken trenden inmiştik. Tekrar kafamı döndürüp ardıma baktığımda kafamı öne çevirmişti.

"Ne cüretle beni terk edersin sevgilim?"

Sorduğu soruyu cevaplamadım.

"Bir cevap ver istiyorum karıcığım. Elinde bir sebep olmalı değil mi?"

Vardı bir sürü sebebim vardı benim. Başlasam bitmezdi. Bitirmezdim.

"Orada sıkıldım."

Dedim bahanemi öne ataraktan.

Kahkahasını tutamadan patlattığında harekete geçen trenden bakışlarımı çekip önümde ki yola diktim. Kollarımı göğsümde birleştirmiştim.

Ensemde nefesini hissediyordum.

"Bir daha sevgilim, bir daha kaçmayı dene. Seni mahvedeceğim."

Dedikleri bir kulağımdan girip diğerinden çıkıyordu. Ne dediği umrumda değildi. Emin olsun bir daha olsa bir daha yapardım.

"Anladın mı hayatım?"

Diye tekrar üstüleyince olumlu mırıltılar çıkardım.

Üzerimde ki beyaz elbisemi kirli sepetinden geri almıştım ve üzerimde hâlâ kir yoktu, vardı ama fark edilmiyordu bile.

"Geç arabaya."

Diye sertçe söylediğinde güneşten sebep kaşlarımı çatmıştım ve arabaya binmiştim.

Yavaş yavaş sabah oluyordu.

Arabaya binmeden önce kapımı açmıştı ve sonrasında kapatarak kendi yerine geçmişti.

"İstediğin bir yemek var mı? Biz eve gitmeden önce yaparlar."

İştahım hiç yoktu. Midem zaten bulanıyordu.

Kaldıramazdım.

"Geri mi döneceğiz? Burda kalsak olmaz mı?"

Cidden evdekilere tahammülüm yoktu. Burada onunla yalnız kalırdım daha iyi.

"İzmir güzel şehir. İstersen kalırız."

Lütfen uzun zamandan beri yoktum buralarda. Güzel olurdu diye umuyordum.

"Olur."

Teklifimi kabul etmesiyle yüzümde küçük bir tebessüm oluşmuştu. Tekrar önüme döndüğümde tamamen yüzüme vuruyordu.

Biraz yol daha katlettikten sonra varmıştık bir villaya. Güzel bir yerdi burası. Hoş duruyordu. Arabadan inerken yine kapımı bana O açmıştı. Çağlar Özdemir.

Demir kapıya ilerlediğimde oda arkamdan geliyordu. Kapı kendiliğinden açılınca bahçeye girdim. Bu sefer önüme geçip evin kapısına anahtarı soktu. İçeri ilk ben girdim peşimden de O. Ayakkabılarımı çıkarınca önce onun ceketini üzerinden almıştım.

Paçayı yırtmam gerekiyordu.

Hem annemde babama böyle yapardı.

Ceketini ondan alıp askıya asmam hoşuna gitmiş olmalı ki yüzünde gülümseme oluşmuştu.

Yanağıma buse konduracaktı ki kendimi geri çektim.

"Öpme."

Hemen kaşları çatılmış bana bakıyordu ben de onu takmadan arkamda ki merdivenden yukarı çıkmaya başlamıştım.

"Asena!"

Evet Asena benim adım.

"Efendim."

Dediğimde sakinleş ama sonra tekrar hatırlamış olacak ki bağırmaya başladı.

"Buraya gel!"

Bu da diğerleri gibi emir veriyordu bana. Açıklama yapıyordum. Anlamasını bekliyordum.

Belli ki bir sebebim var değil mi?

"Öpme beni Çağlar hoşlanmıyorum."

Dedim tekrar anlamasını umarak. Adını dudaklarım arasında duymak onun hoşuna gidiyordu. Bunu görüyordum.

"Seni öpmeyeceğim de kimi öpeceğim lan?!"

Koltuğun yanında ki komidini devirmişti.

"Beni öpme."

Arkama bakmadan cevaplıyordum. Lütfen beni rahat bırak. Cidden usandım.

"Ne istiyorsun? Senin derdin ne?! Üzerine kuma mu getireyim?! Onu mu istiyorsun?!"

Bunu gururuma yediremezdim. Ama gerçekten her şeyin bir vakti vardı.

Merdivenlerin sonuna ulaştığımda gördüğüm ilk odaya girdim ve kapıyı ardımdan sertçe vurdum.

"Çarpma lan o kapıyı!"

Duyuyordum peşimden hızlıca merdivenleri çıkıyordu. Pencereden dışarıya bakıyordum.

Kollarımı yine göğüsümde birleştirmiştim.

Odaya girince hırsla kapıyı duvara vurdu ve kemerini çıkarıp eline dolamıştı. Üzerime doğru geliyordu.

"Sen nasıl bana kapıyı çarparsın?!

Yüksek sesle bağırıyordu.

"Bana bak Asena!"

Diye iki kolumdan dürttü beni. Gözlerine baktım ne istiyorsun dercesine.

"Efendim."

Dedim sakinliğimi koruyorken. Cevabımla afalladı. Atarlancağımı düşünmüştü sanırsam. Ona her böyle cevap verdiğimde belli etmeden kendinden geçiyordu.

"Uyuyacağım Çağlar. İstersen sen de yat."

Başımın çaresine bakmak zorundaydım. Yoksa vuracaktı bana.

Dediğim şeyle vücudunda ki güç çekilmişti ve beni süzmeye başlamıştı. Yalan söyleyip söylemediğimi tartıyordurdu.

Elinde ki kemer elleri arasından kayıp yere düşmüştü. Gözlerini hâlâ üzerimden çekmemişti. Açıkçası böyle bakması beni rahatsız ediyordu. Kollarını oda benim gibi göğüsünde birleştirip yanıma yaklaşmıştı.

Enseme değen saçlarımla gıdıklanmaya başlamıştım. Saçımda ki siyah tokayı yavaşça çektiğimde ipek gibi parlak olan sarı saçlarım dağılmıştı ve tekrar topuz yaparken camdaki yansımama bakıyordum.

O hiç bir şey söylemeden beni izliyordu. Uzun süre nefes almadığında şüphelenmiştim. Ölmüş müydü?

Gözlerimin yaşadığım uykusuzluk yüzünden kapanmaya başlamıştı. Gözlerimin kapanmasına ramak kalmıştı.

"Yatıyorum."

Dediğimde ona dönmüştüm. Gözlerini yavaşça kapatıp tekrar açmıştı.

Adımlarımı yatağa atmaya başlamıştım. Başımın dönmesiyle hızla yatağa girmiştim. O sadece yüzünden eksik olmayan gülümsemesiyle beni seyrediyordu.

Cidden buradan gitmek istiyordum. Bu bakışlarıyla burada mahsur kalmam hoş değildi. O normal de değildi. Ben, benden ümidini kessin istemiştim. O ise bana daha da bağlanmıştı. Kendimi hıçkırarak ağlamamak için zor tutuyordum. Yorulmuştum. Sadece iki haftaya yakın bir zamanda bitmiştim. Derin bir uyku bile çekemezdim. Ne yaşayacağımı da bilemezdim. Sadece iki saat uyusam bile yetmemişti. Benim gece uykusuna ihtiyacım vardı. Çünkü belki de bir insanın ihtiyacı olan tek şey gece uykusuydu.

Geceler uyumak için vardır.

Benim için öyleydi.

Belki şimdi sabahtı. Ama ben gece uyumamıştım ki bu yüzden de güçsüzdüm. Daha fazla uykuya ihtiyacım vardı.

Güvenli bir uykuya ve sakin bir uykuya.

O bana bakarken ben uyamazdım. Aklında ki düşünceleri görmek ve duymak istemezdim. Aklından farklı düşüncelerin geçtiği aşikaraydı.

Burada daha fazla kalmak istemiyordum. Ayağa kalkmaya yeptelendiğimde üzerinde ki kazağını çıkardı. Ne yaptığını idrak etmeye çalışıyordum. Bana sorgular bakışlarla bakınca açıkladım.

"Lavaboya gideceğim."

Dediğimde hoşlanmamış kaşlarını çatmıştı. Ona aldırmadan kapıya ilerledim. Lavaboya girdiğimde burası tamamen farklı bir yerdi.

Her yer bordoya döşenmişti.

Aklıma gelen ile kapıyı kilitlemiştim. Ortamda yaşadığım rahatlıkla yere çömeldim ve sırtımı kapıya yasladım. Uykuya ihtiyaç duyan gözlerimi yormadan kapattım.

Umdum.

Başaracaktım.

Kaçacaktım bu manyaktan.

...

Umarım beğenmişsinizdir!

Ve belki devamını uzun bir süre sonra paylaşırım.

Tek istediğim sizlerden sizin desteğiniz!

El ele verelim ve kitabıma şans kazandıralım!

Kendinize iyi bakın. Görüşmek üzere.

Bölüm sonu

9 yorum

  • Bu arada çok güzel bence kitap çağlarada o kadar sallamayın eminim kendini düzeltir sonrajsnsksbsjsbsisbssbs

  • eleştiriye açık olduğunu umarak bunu yazıyorum çünkü okuduğum şeyler bana romantize edilebilecek bir şey gibi gelmedi. erkek karakterin bu kadar şiddete meyilli şekilde yazılması sence ne kadar doğru? asena çağların kendisine vurmasından korkuyor, çağlar kızı t@ciz ediyor ve tutarsız ağır tavırlarıyla kıza hem psikolojik hem de fiziksel ş!ddet uyguluyor. bu gerçekten bu kadar normale indirgenecek bir konu değil, elbette istediğini yazabilirsin ama en azından küçük yaştaki okurlar için bir uyarı koy, kitabın içeriği çocuk yaştaki okurların ş!ddeti ve t@cizi romantize etmesine sebep olabilecek kadar yoğun şekilde olumsuz içerik barındırıyor

  • Çağlar adam ol, anladık annen terbiyesizin ahlaksızın tekide sen ona benzeme amk. Üstüne kuma mı getiriyem de ne aq

  • Ya çağlara hem samimi romantik diyorum hem de nefret ediyorum ya sjsjsnsn

  • Yav yazar hanım şu deli Çağlar kendisine gelsin deli deli hareketleri