Biraz uzun bir bölüm sizi bekliyor.
Heyecanlı misiniz?
Lütfen bol bol yorum yapmayı ve oylamayı unutmayın!
Sizi bölmeyeyim ben.
Keyifli okumalar!

🌹
BATAN CAM PARÇALARI
Bir hafta sonra:
Herkes düğün hazırlıkları yapıyordu. Herkes telaşlıydı. Ben ne yapmam gerektiğini bilmiyordum.
Düşünceler içerisindeyim.
Kaçsam, hangi parayla kaçacaktım?
Kalsam, hangi sabırla sabredecektim?
Ben daha küçüktüm ayakta nasıl durmam gerektiğini bilmiyordum. Annemin nasihatlerine ihtiyacım vardı. Annemin bana yol göstermesi lazımdı. Ben bilmezdim nereye gideceğimi. Annemin yanımda olması lazımdı. Annemin değerini bilmeliydim.
Böylece burada yetim kalmış hissediyordum.
Bir dilek hakkım olsaydı,...
Annemin yanımda olmasını dilerdim.
Lakin her dilek kabul olmazdı.
Düşüncelerim içinde kaybolurken abim yanıma geldi.
"Nasıl gidiyor?"
"Eh işte." Elimle hareket yaptım.
"Eğer pastadan artık kalırsa bana ver."
Ona ters ters baktım. Ciddi miydi?
"Yani ziyan olmasın diye diyorum. Sokaktaki kedilere verirdim."
Bu cümlenin anlamı çok ağırdı. O şakasına söylese de.
"Emin ol bir gün senden daha zeki olduğumu sana kanıtlayacağım."
Diye konuyu değiştirmeye çalıştım.
"Anca rüyanda görürsün."
Demesiyle dudak büzdüm. Bunu genellikle sadece abime yapardım. Onu sinirlendirmek için.
"Varya tam bir öküzsün."
Söylememem gerekiyordu.
Kimin umrunda?!
Bulunduğumuz yer arka taraftı. Burda göz önünde değildik. Normalde bana şu an neler saymazdı lakin düğündeyiz diye gıdıklamaya başladı. O gıdıklayınca kahkahamı tutamadım. Çok kıdıklanan bir insandım. Oda öyleydi.
Sonra ise hep güldük sanki bir daha bir birimizle hiç görüşmeyecekmişiz gibi eğlendik. Nerden bilebilirdim ki?
Belki üzülmem gerekiyordu çünkü zorla evlendiriliyordum. Ama bir daha nerde bulacaktım bu deliyle eğlenmeyi.
İki deli bir araya gelmemeli.
Son gülen iyi güler.
Çağların abilerinden iki tanesi bizim tarafa bakıyordu. Yine ne olmuştu? Bir şey yapıyorsam öz abim yanımdaydı.
Onlarda ayrı bir sorundu. Çatık kaşlarla bakmaklarının inadına daha da çok güldüm, karnıma ağrılar girene kadar.
O gün abim bağlamıştı belime kırmızı kuşağımı.
Sevgili abim.
Çağlar abim ile bu kadar yakın olmamdan rahatsız olmuşa benziyordu ama takmadık, bu kaçıncı su bardağım onu bile bilmiyordum.
Belki müstakbel kocam ile dans etmem gerekiyordu ama ben abimle etmiştim.
İyi bir halt işlemediğini biliyordum.
Tabii ki onula da dans etmem gerekti ve ettik ama...yani o kadar mutlu görünüyor muydum bilmiyordum.
Benden 7 yaş büyük bir adamla evlenerek hata yaptığımı biliyordum.
Bügünden sonra hayatım batacaktı onuda lanet olsun ki biliyordum.
Çünkü bana sunulan hayat bu!
Beni bu çaresiz duruma sokan babama binlerce kez yazıklar olsun.
Gece oluyordu düğün vakti bitiyordu.
Nikah kıyılmıştı, istemesemde.
Yavaş yavaş herkes dağılırken gözlerim doldu. Bundan sonra ne olacaktı?
Artık her şey bitmişti...
Ama belki buralarda saklı bir yerlerde bir umut vardı, onu bulmam için aramam gerekirdi!
Arabalara binmiş eve gidiyorduk ama eve giderken silah sesleri ile birlikte gitmiştik.
İstanbul'a geri dönmek istiyordum.
Alın beni burdan! Beni buraya ait değilim!
Eve varmıştık. Büyük bir malikaneye varmıştık. Eve girdiğimizde bana gösterilen odanın karşısında dikiliyordum.
Ne yapmalıydım?
Anne ne olursun bana yardım et!
Kapıyı açıp içeriye girdim. Onu beklemeyecektim. Her ne olursa olsundu.
Odaya göz gezdirdim. Her yer süslenmişti. Benim dikkatimi çeken şey yatağın üzerinde ki bavulumdu. Bavulama yakınlaştım çekinir adımlarla. Fermuarını çektim yavaşça ve içerisinden pijama takımımı çıkardım. Banyoya doğru ilerledim. Banyoya girdikten sonra kapıyı kilitledim. Tıkırtı sesleri duymamla acele etmeye başladım. Üzerimdeki gelinlikten kurtulmaya çalışıyordum. Sırtımdaki fermuarı açmakta zorluk çekiyordum. En sonunda başarınca hemen çıkardım üzerimden. Başımdaki topuz hâlâ bozulmazken koyu mavi takım pijamalarımı giydim.
Gelinliği kirli sepetine atmıştım.
Yüzümdeki makyajdan kurtulup geri saf güzelliğime sahip oldum. Dudağımdaki parlatıcıdan kurtulamamıştım.
Saymaya başladım. Umdum ki odada olmazdı. Kapıyı ani açtım ve kimseye görmememle içime derin bir nefes çektim.
Emin olmak için odada gözlerimi tekrar gezdirdim.
Kimse yoktu. Onunla aynı yatakta mı yatacaktım? Yatağın altına pike serdim üzerine de yastığı koydum. Karanlıkta, ay ışığında yatağın altında yatıyordum yüz üstü. Yüzüm aya dönüktü.
Aniden kapının açılma sesiyle gözlerimi kapattım.
"Sevgilim nerdesin?"
Onun sesiydi.
Beni arıyordu. Bulabilirdi, tamamen yatağın altında değildim, biraz dışarıda kalıyordum.
Ceketini yatağın üzerine fırlattığını hissettim. Yanıma yaklaşıyordu. O yaklaştıkça isteksizim yastığı sıkıyordum.
"Güzelim uyudun mu?"
Sorduğu soruya hiç tepki bile vermemiştim.
Yanıma yere oturduğu hissettim. Bir elini yere yaslamıştı diğerini ise perçemlerimde gezdiriyordu. Hareketsiz durmak o kadar zordu ki. Özelliklede karşımda bir yabancı varken.
"Eğer şimdi burada yatarsan sabah her yerin tutulmuş uyanırsın."
Beni yatağa uzandırdığında üşümüştüm üzerimden yorganın alınmasıyla. Ay hâlâ yüzeme vuruyordu. Oda arkamı uzanmıştı. Bana dokunmuyordu öylece sırt üstü uzanıyordu. Yani öyle hissediyordum. Aldırış etmeden önce onun uyumasını bekledim. Bu stres altında oldukça terliyordum istemsizim. Uyku numarasıyla yorganı kafama kadar çektim. Ben küçükken de böyledim. Korku altındayken yorgana sığınırdım. Ani atakla yataktan kalktı. Kafamda olan yorganı boynuma çektiğinde ter döküyordum. Geri yatınca oda arkasını döndü.
Uzun bir süre sonra aldığı nefeslerden uyuduğunu düşündüm. Ben de tam uykuya dalacakken ağzımın kuruduğu hissettim. Yavaş hareketlerle ayağa kalktım ve kapıya doğru ilerledim. Kapının kulpunu kavradım ve salona girdim. Her yer karanlıktı ve bir aydınlık alan bile yoktu. Ezberimde olduğu gibi gitmeye başladım. Oturma odasına geldiğimde bu oda salona göre daha aydınlıktı. Komidinin üzerinde ki telefonumu aldım. Mesajlara girmiştim ve Tuna'nın attığı mesajı görmüştüm.
"Müsait olunca beni ara."
Onu şimdi arayabilirdim yoksa gün içinde yoğun olacağımı ben de biliyordum.
Onu geri arayacaktım ki arkamdan ses duymamla irkildim.
"Karıcığım bu saatte burada ne arıyorsun?"
Arkamı dönmeden öylece dikiliyordum. Telefonu komidinin üzerine geri bırakmıştım.
"Su almaya kalkmıştım."
Kollarını belime dolamasından rahatsız olmuştum.
"Peki burada ne yapıyorsun?"
Kulağıma fısıldamıştı.
"Karanlıkta nereye gittiğimi görememişim."
Mantıklı bir sebep olduğunu düşündüm.
Açıkçası aklım hâlâ Tunadaydı. O beni niye aramıştı? O günden beri görüşmemiştik.
"İşin bittiyse gidelim."
Geri çekildi ve eliyle bana yolu gösterdi. Alnım ak bir şekilde odaya ilerliyordum.
Odaya.
Annem bana böyle söylemişti.
Merdivenleri çıktığımda oda arkamdan geliyordu. O önden gidebilirdi.
Odaya girdiğimde bana sorusunu yönelttiğinde ne diyeceğimi düşündüm.
"Sevgilim neden yerde yattın?"
Yutkundum.
"Canım istemedi."
Dediğimde güldü.
"İyi, bundan sonra yatağında yat."
Demin güldüğünde şimdi ise sinirliydi.
Kafamla onayladım onu.
Yatağa yattığımda en köşeye sığınmıştım. Oda diğer köşedeydi. Muhtemelen sabahta öyle olurdu.
Çünkü ben uyurken bile bilinçliydim.
Yinede önce onun uyumasını bekledim.
O uyumayınca, ben tetikte uyudum.
Biraz zaman geçtikten sonra diğer tarafa döndüğünü bile duymuştum. Uyurken hem duyar hem de hissederdim. Uykum hafifti.
Zorla sabah saatleri olduğunda ondan önce
banyoya girmiştim ve elimi yüzümü yıkamıştım. Makyaj masası da banyodaydı. Masanın üzerinden gardenya kokulu parfümünden bir tane sıkmıştım ve topuzumu özenerek tekrar yaptım.
Kapıyı açtığımda karşımda oturmasını beklememiştim. Beni baştan aşağı süzüyordu. Ona aldırış etmeden inci kolyemi arıyordum. Dün kaybetmiş olmalıydım.
"Günaydın birtanem."
Demişti elinde kristal bardağın içinde ki viskiyi yudumladıktan sonra.
Viski kokusunu kaldıramıyordum.
"Günaydın."
Diye cevapladım yatağın altına bakarken. Orada olmayınca bavulun ceplerine baktım. Benim için değeri çoktu. Annemden kalan son hatıraydı. Stresten terleyen ellerimi pijamama sürdüm.
"Ne arıyorsun?"
Diye sorduğunda ona baktım. Belki görmüştür.
"Bunu mu?"
Elinde inci kolyemi salladığında ona doğru adım attım. Bana vermesine umarken o geri çekti.
"Verir misin?"
Tekrar uzandığımda bana onu yine vermedi. Elini arkasında saklarken etrafında döndüm uzanmak için. Kolunu kaldırdığında o yakınlaşmamı beklerken geri çekildim.
Viskiyi bana uzattı.
"İç."
Kaşlarımı çatarak ona bakıyordum. Neyden söz ediyordu?
"İçmeyeceğim."
"Sana fikrini sordum mu? İç dedim!"
Israrla bardağı uzatıyordu.
Bana emir vermemeliydi.
"Kendi kararlarımı kendim verebilecek bir yaştayım ve sana içmeyeceğim dediysem öyledir."
Daha on sekiz bile değildim ben.
"Al şunu ve iç beni delirtme!"
Bağırmaya başlamıştı.
"Yapmayacağım!"
Diyen üsteliyordum. Ben istemiyordum onu içmek. O benim için zararlıydı.
"Sana onu iç dedim değil mi?!"
Diye bağırdığında aynı zamanda kristal bardağı yere fırlatmıştı. Gözlerini kocaman açmış üstüme geliyordu. Geri kaçmıyordum öylece gelişini izliyordum.
Ani seslere alışmıştım ben.
Kapının ardından annesi seslenmişti.
"Oğlum ne oluyor?"
Ne meraklı bir kadındı.
"Yok bir şey olduğu anne."
Öyle demesiyle oda kapının ardından ayrılmıştı. Gözlerini bana tekrar çevirdi. Öyle sinirli duruyordu ki belki beni her an öldürebilirdi. Çenesi gerildiğinde dişlerini gıcırdatıyordu. Nabzıda normale göre hızlı atıyordu.
Kollarımı göğüsümde birleştirmiş ona umursamazca bakıyordum. Soluduğu nefesi perçemlerime vuruyordu. Bu tavrım hem hoşuna gitmiş hem de onu sinirlendirmişti.
Kafamı sağa sola sallayıp dün yerleştirilmiş eşyalarımın olduğu arkasında dolaba ilerlemiştim. Pür dikkat hareketlerimi izliyordu. Dolaptan kırmızı bir elbise çıkarmıştım.
"Beyaz olan elbiseyi giysene, onu üzerinde görmek isterdim."
Sinirli o gitmiş yerine sakin biri gelmişti. Omzumdan ona bakmıştım ve kafamı 'öyle mi' diye sallamıştım yüzümde sinsi bir gülüş varken. Kafasını olumlu anlamda sallayınca kırmızı elbiseyi bırakmış beyaz zarif elbiseyi elime almıştım. Adımlarımı banyoya ilerletiyordum.
"Burda giy."
Olumsuzca kafamı salladım.
"Sonuçta ben artık senin kocanım. Yanımda giyin."
Kapıya döndüğümde yutkundum. Yüzüme böyle bir gerçeği vurmasına gerek yoktu. Zaten duymaya meraklı değildim. Dediği şeylerde doğruydu aslında.
Kabul etmesemde.
Sinirlerim zıplıyordu bu gerçekle.
Önce üstümdekini çıkardım ve hemen hızlıca elbiseyi üzerime geçirdim. Elbisenin boynumda bir tane düğümesi vardı.
O harekete geçmiştiki ben bağlamıştım. Yatağa oturmuştu ve yaslanarak beni izliyordu.
Önce elbisenin eteğini aşağı saldım ve sonrasında pijamamı çıkardım. Böylece bir sorun olmamıştı. Elbise ayak bileklerime değiyordu. Arkamdaki kurdeleyi bağlamayı unutmuştum. Çıkardığım pijamalarımı katlıyordum ki arkamdan elbisemin kurdelesini kendisine çektirdiğinde sarsılmıştım. Kurdeleyi bir birine bağlıyordu. Fazlasıyla sıkmıştı içinde daralıyordum. Bunu bilerek yapıyordu, demin ki şeyin hıncını alıyordu benden. Kurdeleyi bağladığında boynuma yakınlaşıyordu ve ben kafamı çevirip bir adım attığında geri çekmişti beni. Yanağıma bir buse kondurmasıyla yüzüme buruşturdum.
"Çok güzel oldun sevgilim."
Topuklularımı giyecektim ki karnıma kramp girmişti kurdelenin çok sıkı olmasından.
"Çöz şunu."
Diye debelenirken o bana ayakkabılarımı giydirmişti. Kendim giyebilecek kadar büyümüştüm oysaki.
"İnci mi ver."
Cebinden inci kolyemi çıkartıp boynuma takmıştı. İki adım ötede ki çekmeceden kolyeme uyan küpeler çıkarıp onları takmıştı kulağıma.
Oda hazırlandığında aşağı iniyorduk. Bu sefer önden o gidiyordu.
Merdivenlerdeyken hiç hoş olmayan cümlelere maruz kalmıştım.
"Gece hiç ses duymadım."
"Umarım oğlumu tatmin etmiştir."
Ve daha da iğrenç cümlelerle karşı karşıyaydım. Herkes sandalyelerinde otururken bizde yan yana oturmuştuk. O cümlelerden sonra iştahım yoktu. Herkes yerken ben onları izliyordum. Aniden midemin kasılmasıyla elim ağzımda banyoya koşmuştum. Hızlıca kapıyı kilitlemiştim.
Ardımdan bağırışmalar duyuyordum içimdekileri çıkartırken.
"Asena iyi misin?"
"Kızım yedek anahtarı getirin!"
Kapıya vuruyordular.
Yüzümü yıkadığımda aynadan kendime bakıyordum. Yüzümde eksik olan gülümsemeyi ekleyerek kapıyı açtım.
"Asena nasıl hissediyorsun?"
Endişeyle yüzüme bakan Çağlara baktım.
"İyiyim."
İyi hissetmiyorum.
Bir adım attığımda gözlerim kararmıştı. Çağlar beni kucağana alıp bağırıyordu.
"Gidin arabayı hazırlayın!"
"Dayan güzelim birazdan hastanedeyiz."
Arabaya binmiştik ve diğerleride strese girmişti.
Abartmasınlar. Cidden.
Aptal olduğum için gece yerde yattım ve üşütmüşüm, ne var bunda?
İçerimdim bir ilaç geçer di, ne gerek vardı bu kadar telaşa?
Hastaneye geldiğimizde hâlâ bilinçliydim.
Beni bir odada tek başıma bıraktıklarında tüm kablolardan kurtulmuştum.
Nefret ediyordum kablolardan.
Geçmişimden bir kabus.
...🥀
Umarım beğenmişsinizdir!
Biraz klişe biraz da farklılık kattım olaylara.
Sizden yeni bölüm için istediğim biraz yorum ve oy olucak.
Yani yıldızlara basmayı unutmayın!
SEVİLİYORSUNUZ!!💋💋









