Bölümü oylamayı unutmayın!
.
Medya: Asena
Bölüm şarkısı: Set Fire to the Rain
Keyifli okumalar...
🌹
TEKLİF EDİLEN SAHTEKÂRLIK
Camlara atılmaya başlayan mermiler ile eli belindeki silaha gitti. Sadece ona şaşkınca bakıyordum. Camlara teker teker mermiler iniyor, içeriden çığlıklar kopuyordu.
"Savaşacak mısın?"
Dedim bu karanlık odada gözlerimi gezdirirken. Ellerini yanaklarıma koyup bir şey söyleyeceği sıra bizim bulunduğumuz odanın camı bir mermi tarafından paramparça olmuştu. Tüm cam parçaları yere düşmüştü.
Tıpkı, tıpkı... bilemiyordum.
Yüzündeki endişeyi görebiliyordum.
Önüme gelen saç tutamımı aheste bir edayla kulağımın arkasına sıkıştırıp yüzünü yüzüme eğmişti.
"Güzelim ben gelene kadar sakın buradan ayrılma."
Kafamı istediği gibi olumlu anlamda salladım.
"Seni bekleyeceğim."
Son olarak dudaklarımı yanağına bastırdığımda odadan aceleyle çıkmıştı.
Kapanan kapıya ardımı döndüm ve yüzümdeki gülümsemeyle mahvolan malikaneyi izledim. Malikanenin yanındaki küçük konak alevler içerisindeydi. Buradan kaçmam gerekiyordu. Fakat hayattan o kadar bunalmıştım ki burada alevlerin içinde yana yana ölebilirdim. Hiç hareket etmeden, kollarımı göğüsümde birleştirmiş yüzümde gülümsemeyle izliyordum dışarısını.
Çağların kuzenleri, abileri ve akrabaları diğerlerine, tanımadığım siyah giyinimli adamlara karşı savaşıyordular.
Büyük bir kaosa dönüşmüştü burası.
Zevkle izliyordum dökülen kanları.
Kim di bu adamlar?
Sayıları fazla oldukları halde dikkatsizce ateş ettikleri için karşı taraftan bir çok adam yerde, kanlar içerisinde yatıyordu. Bir halt beceremiyordular! Ne olurdu Çağları alnından vursaydılar? Tüm aileyi yere indirseydiler.
Arkamdaki kapının gıcırdamasıyla birinin adım sesleri odada yankılandı. Arkamı tam döneceğim sıra dudaklarım üzerine bir bez parçası örtülmüştü. Kurtulmak için çabaladığımda ise bezi daha fazla bastırmıştı. Bir kaç saniye sonrasında bedenim yenik düşmüş, gözlerim kapanmıştı. Belime dolanan eller beni ayakta tutmuş ve kucağına almıştı.
***
Güçlüce vuran sarı ışıkla gözlerimi açtım. Bir sandalyenin üzerinde oturtulmuş ve ellerim arkamda bağlanmıştı.
Karşımdaki adam kravatını eline sarıp bakışlarını bana çevirmişti. İri bir bedeni, uzun bir boyu, kaslı kolları ve yüzünde alaycı bir gülümsemesi vardı.
Tıpkı benim gibi mavi irislere mevcuttu.
Bacaklarıma yapışan elbisemin inadına bir bacağımı diğerinin üzerine atmıştım. Bir açıklama yapması gerekiyormuş gibi baktım ona.
"Bir anlaşma, bir teklif için buradasın."
Bir kaşım havada anlamsızca bakıyordum.
Masanın üzerindeki çantadan bir kaç kağıt çıkarmıştı.
Belki bağırmam, belki de ağlamam gerekiyordu. Belki üzülmem veya sinirlenmem lazımdı ama ben hiç bir şey hissetmiyordum. Daha doğrusu önemsemiyordum. Her şeyden bıkmış ve usanmıştım.
Bedeni bana döndüğünde göz kırpıp kafamı hafif sol tarafa salladım 'ne demek istiyorsun' dercesine.
"Çok güzel bir kadınsın, onun değil de benim olabilirdin."
Bana doğru adımlar atmaya başlamıştı.
"Sadede gel."
Dedim arkamda bağlı olan ellerimi çekiştirirken.
"İhanet et, aldat onu."
Kaşlarımı çatmış ne demek istediğini anlamaya çalışıyordum.
"Fransa'ya gideceksin, hayatını yaşayacaksın, bir evin ve yüklü miktarda paran olacak, karnındaki çocuklara kürtaj yapılacak, ne dersin?"
Yutkundum. Ben bunu kabul ederdim. Her ne olursa olsun. Buradan, Çağların yanında gitmek istiyordum.
Kafamı hafifi yukarı kaldırdım.
"Ne karşılığında?"
Dedim o etrafımda dönerken.
"Çağlar'ı benimle birlikte alt edeceksin."
"Nasıl olcak o iş?"
Dedim yüzümde alaycı bir gülümsemeyle.
"Yapman gereken tek şey..."
Durdu. Teklif ettiği herhangi bir şey, onun için önemli olmalıydı değil mi? Fakat Çağlarda, onun olan bir şeyin ne işi vardı?
"Anahtarı bana vermen."
Çatılmış olan kaşlarım söylediği ile eski haline dönmüştü.
"Ne tür bir anahtarmış bu?"
Dedim dudaklarım kıvrılırken. Bir anahtar ne kadar değerli olabilirdi ki?
"Siyah, değişik bir desene sahip ve kırmızı renkte adının yazdığı bir anahtar."
Adımın yazdığı bir anahtar mı? Kafayı bana, herhangi bir anahtarın üzerine adımı yazacak kadar takmıştı.
"Bu anahtar nerede?"
Diye sordum bu sefer. Bakışlarımın altında kurnazlık yatıyordu.
"Büyük bir ihtimalle, üzerindeki ceketin cebinde."
Olumlu anlamda kafamı salladım.
Böyle önemli bir anahtarın ceketinin cebinde olması saçma değil miydi? Önemsemedim.
"O anahtarı sana verirsem dediklerinin hepsi olacak mi?"
Önemsediğim tek konu buydu.
"Elbette, sözünü tutan bir adamım ben."
Ben çok namert ve alçak adam tanıdım.
"Sana nasıl inanacağım?"
Elindeki biletleri, kartları ve kağıtları bana uzattı.
"Banka hesabında paran var, doktor ücretini ödedim, biletini aldım, evin ve işin, her şey hazır sen sadece bana anahtarı getir."
Tek kaşım havalandı yine. Bu kadar cömertlik sadece bir anahtara karşı fazlaydı. Her neyse artık anahtar onun için oldukça önemli olmalıydı.
"Çağlar?"
Dediğimde bakışları değişti.
"Onu da sen hallet."
Kafasıyla işaret yaptı ve eline bir dolma kalem aldı.
Arkama geçip ellerimi çözmüştü anlaşmaya dahil imzaları atmam için.
Verdiği kağıtlara tekrar göz gezdirip okudum. Beni kandırmasındı.
Basenlerimin üzerindeki kağıtları imzalayıp ona uzattım.
O da imzalayıp kağıtları bir çantanın içine koydu.
"Anlaşma kabul."
Dediğinde elini uzattı.
"Kabul."
Dedim uzattığı elini yüzümdeki tebessümle sıkarken.
***
Arabaya binmiştik ve beni evin çok uzaklarında olmayan bir telefon kulübesinin önünde bırakacaktı. Kafamı cama yaslamıştım.
Ben Çağlara büyük oynamalıydım. Benden hiç bir şekilde şüphelenmemeliydi.
Bu adam böyle bir teklif sununca elbet kabul ettim. Peşimi bırakırdı umarım. Pek sanmıyordum ama peşimden yurt dışına gelemezdi. Benim oturum kartım vardı. Elbet geri dönecektim. Burayı geri bırakmazdım. Sadece kaçmak için şimdilik.
Bir anahtarın ne gibi bir değeri olabilirdi ki? Sormak istemiyordum. Benim bunu düşünmemem gerekirdi. Yapmam gereken tek şey anahtarı alıp ertesi günü bahçenin arka tarafında duracak olan onunla buluşmamdı.
Çağlar işteyken, evde yokken.
Bu sefer başaracaktım.
Bu adama be kadar güvenebilirdim ki. Fakat kartımı bana vermişti, diğerlerini ise dikkat çekmemesi için yarın verecekti.
Uçakla önce Istanbul'a ve sonrasında Fransa'ya uçacaktım. Valizimi alıp evde hazırlamayacağımdan bana bir valiz bile hazırlatmıştı. Bu adam kim di ve neden sadece bir anahtar karşılığında bunu yapıyordu? Çağlar kimsenin ulaşamayacağı bir adam mıydı? Kendisi başka birini tutup yaptırabilirdi. Neden ben yapıyordum? Bunları belki bir gün sorardım, şimdi onu kararından vaz geçirmek istemiyordum.
Düşüncelerim arasında, zaafı, ben tarafından hasar görmesi en çok canına yakacak olan şeydi.
Ne kadar benim tarafından hasar görürse o kadar yıkılacaktı.
Ben karnımdaki çocukların katili olacaktım. Ama ben, ben çaresizdim.
Ne onları doğuracak kadar güçlü ne de büyütecek kadar sağlıklı değildim.
Üzgünüm, fakat elimden bir şey gelmiyor.
Araba durduğunda evden otuz dakikalık uzaklıkta bir telefon kulübesinin önündeydik.
"İyi oyna, unutma, san şah ben de mat yapacağım."
Bakalım satrançta olduğu gibi gerçek hayatta da iyi oynacak miydi Çağlar.
"Bol şans."
Arabadan indiğimde el sallamıştı.
Telefon kulübesine girip evin telefon numarasını tuşladım. Çalan telefonu en sonunda biri açınca bakışlarımı uzağımda bekleyen siyah arabaya çevirdim.
O beni uzakta bekleyecekti, Çağlar gelene kadar.
"Alo."
Çağlar telefonu endişeyle açmıştı.
Sesimi titreyerek çıkmasına özen gösterdim.
"Çağlar."
Sesimi tanımasıyla sesinde aniden mutluluk oluştu.
Ve ben bu adama ihanet edecektim.
"Sevgilim iyi misin?"
"Çağlar, korkuyorum."
Hemen gözümden bir kaç tane damla yaş düşürmüştüm.
"Neredesin birtanem, söyle bana."
Etrafıma göz gezdirdim ve tabelada yazan adresi söyledim burnumu çektikten sonra.
"Geliyorum güzelim, geliyorum. Oradan bir yere ayrılma, hemen geleceğim."
"Çağlar çabuk ol, peşimdeler."
Dedim ve telefonu yüzüne kapattım. Daha konuşmak istemiyordum sadece. Peşimde kimse yoktu benim bahane olsun diye söyledim. Soğuktu burası bide ondan.
Uzakta beni izleyen arabaya el salladım.
Burada bekleyecektim çünkü Çağların ne zaman geleceği belli olmazdı.
Belki bu adamı Çağlar tuttu ve beni test ediyordu? Olabilirdi.
Nasıl tepki vereceğim ya da kabul edecek miyim? Sadece deneniyor bile olabilirdim.
Ama her şeye rağmen ben deneyecektim.
Ben bilmiyordum nereden bu cesaretimin geldiğini. Nereden bu rahatlığın geldiğini.
Bilemezdim.
O gelmeden gözümden bir kaç damla yaş daha düşürmüştüm. Havanın soğuk olmasıyla yüzümde kızarmıştı. Kenarda, yerdeki çamuru elime alıp elbisemin üzerine sürdüm.
Yere düştüm ve bu yüzden canım yanıyor!
Açıma giren siyah Mc Laren son sürat yanıma gelmiş ve ani fren yapmıştı. Tekerleklerin inlediği bir frendi.
İçerisinden endişeyle çıkan ve koşarak yanıma gelen Çağlara yavaşça bir adım attım. Yamuk yürürken ayağımı burkup yere düştüm. Kendi canımı yakacak kadar delirmiştim.
"Asena!"
Yanıma gelmiş ve kollarını bedenime dolamıştı.
Bu adam çok seviyordu ama ben sevmiyordum.
***
1 gün önce
Batan güneşin ışıkları vuruyordu yüzüme.
"Çağlar."
"Efendim sevgilim."
"Ben kendimi anne olmaya hazır hissetmiyorum."
Yüksek sesle kahkaha atmaya başlamıştı. Ellerini karnına sararak kendini durduramadan gülüyordu.
O inadına gülüyordu, kendini durduramadığından değil.
Asla başımı yere eğmedim ve yavaşça komidinin üzerindeki ilaçlara ilerledim.
Hemen önüme kırıp ellerini komidine yasladı.
"Olmaz, karıcığım o ilaçları artık daha kullanamazsın."
"Çekil önümden!"
Onu kenara itmeye kalkıştığımda hiç kıpırdamamıştı bile.
"Sana çekil dedim!"
Kafasını iki yana olumsuzca sallamıştı ve kendini dikleştirip nefesini boynuma üfledi.
Sinirden titreyen ellerimi saklamak için ellerimi arkamda birleştirdim ve omuzlarımı geri itip ona daha da yakınlaştım. Nefesinin nefesime değmesini sağlayacak kadar yakınlaştım.
"Ben iyi bir anne olamam."
Ben sağlıklı biri değildim ki onlara güzel bir hayat sunacaktım. Ben sese tahammül edemezdim, onlarsa ağlayacaktı. Onlar her ağladığında ben sinir krizi geçirecektim. Bunu biliyordum.
Bir annenin çocukları yanında kriz geçirmesi ne kadar iyi olabilirdi?
Elbet doğurduğum çocuklara iyi bir anne olmak isterdim ama ben yapamazdım. Kendimi daha geliştirmem gerekirken onlarla ilgilenemezdim. Kendimi anne olmaya layık görmüyordum.
Ben bir başarı elde etmeliydim, Bir kariyer. Fakat anne olunca bunların hepsi bana bir engel olacaktı. Her şey ayağıma dolanacaktı.
"Yanılıyorsun."
Dedi parmağını perçemlerime dolarken. Acaba yapabi-
Hayır! Bu ben değildim. Olamazdım.
Ben çocuklarımı yüz üstü bırakamazdım. Ben. Ben daha çok küçükken hayatla tek başıma savaşmam gerekiyordu. Kimseden destek almadan ince bir çubuğun üzerinde tek başıma yürümem gerekmişti. Gece oda da yalnız başıma kaldığımda kimse gelip bir kibrit uzatmamıştı. Bir dal kibriti bile bana lüzum görmemiştiler.
"Yanılmıyorum."
Dedim sadece gözlerine odaklanmışken.
Ben bir şey biliyordumda konuşuyordum.
Tam ağızımı açıp devam edeceğim, gerçeği anlatacağım sıra sustum. Onun bilmesine gerek yoktu. Bazen bazı şeyleri içimde, kendimde saklamalıydım. Herkes içimdeki küçük, sessizce duvarın köşesinde ağlayan kız çocuğunu görürse, bu artık sakladığım bir sır olarak kalmazdı.
"Sen her şeyin üstesinden gelmiş bir kadınsın. Bunuda başaracağından eminim."
Elleri sırtıma çıkıp ordan belime doğru aşağı iniyordu. Tekrarlamaktan çekinmiyordu. Eğer devam ederse yakın zamanda kontrolü kaybedecektim.
"Yapma şunu."
Ayak uçlarımda yükseldim ve kollarımı boynuna doladım. Kafasını eğip dudaklarını kulağımın arkasına değdiriyordu.
Elleri siyah bedenime yapışan elbisemin üzerinden belimi okşuyordu yavaşça.
"Ne yapıyorum ki ben bebeğim?"
***
Bölüm hakkındaki düşünceleriniz?
Kitap hakkında ki etkileşimleri kaçırmamak için beni takip etmeyi unutmayın!
Görüşmek üzere, kendinize iyi bakınnn
Seviliyorsunuz💗💗



