📍OYLAMAYI VE YORUM YAPMAYI UNUTMAYIN!
Körlükten daha kötü olan şey, görebilen tek kişi olmaktır.🍷
SANCI
4,5 ay sonra:
Boğuluyorum.
Okyanusun acı dolu dalgaları bedenime her çarptığında daha da zarar görüyordum. Nefessiz kalmamı sağlayan tuzlu, zehirli su boğazımdan her geçtiğinde acı içinde inliyordum.
Bu okyanusun Çağlar olduğunu düşünün.
Beni kendi okyanusunda ve karanlığında boğan adam.
O değişmişti.
Bana zenginliği ve mutluluğu tattırmıştı. Ve o güçlü kara dalgalarını üzerimden çekmişti.
Kendisi dört buçuk aydan beri hapiste. Her ay ziyarete giderdim ve o geçen her ay daha da bitkin bir halde karşıma çıksada, centilmenlik yapıyordu. Yüzüne her seferinde farklı bir çizik veya yara ekleniyordu. Onu orda tek psikolojik değil, fiziksel de sömürüyorlardı.
Ama o diğerlerine karşı yelkenleri asla indirmiyor ve bir aslan gibi kükrüyordu. Bu onu ne kadar korkutucu gösterse de, mapustakilere sökmüyordu sanırsam ki elmacık kemikleri morarıyordu. En son gittiğimde dudağı patlamıştı ve boynunda ip izleri vardı.
O özel mahkum olsa da bir şekilde ulaşıyorlardı demek ki. O idrak etmeliydi ki o üstünse, ondan üstünleride vardı.
Bana karşı iyi bir adamdı. Saçımdan bir tel bile eksilmemesi için beni sakladığını söylüyordu. Onu sevmeyen pek çok adam varmış ve beni gördükleri her an saldırabilirlermiş. Bu yüzden de her gün değilde, her ay görüşüyorduk.
Çağlar iyi biriymiş. O zamanlar ne eksikti de öyleydi bilmiyorum. Onda tanımadığım bir adamla tanıştım. Herkese aynı olup, bana farlı olan biriyle tanıştım.
Yinede tam güvenmiyordum ona. Onca şeyden sonra zamana ihtiyacım vardı. Çağlar kimdi? Çağlar nasıl biri? Gerçekte Çağlar kimdi?
Onun hakkında bildiğim tek şey adı ve araba koleksiyonunun olduğuydu. Özel bir garajında bir sürü arabası olduğunu söylemişti.
Her gittiğimde kendisi hakkında daha fazla bilgi veriyordu ama önemsesemde unutuyordum ben.
Mapusta keyfi pekte yerinde gibi durmuyordu, o lanet gülümsemesi son bulmuştu.
O hapisti.
Bense...
Ben de öyle, hapistim.
İstediğim yere gidiyorum, istediğimi yapabiliyorum, çalmıyorum, geziyorum, bir sürü eşya alıyorum, herkes emrim altında, ne dersem kabul ama ben yine de kendimi kafesteymişim gibi hissediyorum.
Huzurum ve sevgim yok. Kalbim daralıyor. Neye sahip olsamda huzuru bulamıyorum. Mutluyum ama huzurlu değilim.
Yüreğim ağrıyor.
Bedenimin içerisinde filizlenen acı tohumları sırayla kalbime hançer saplıyordu.
Ellerimi mezar taşının üzerinde gezdirdim yavaşça. Esen rüzgar ruhumu rahatlatmak için kendini parçalıyordu sanki, boynumdaki şalım ve saçlarım da rüzgarla dans ediyordu. Hafif hafif damlayan yağmurda bedenimi titretip tüm gücü kalbime yüklüyordu.
Acıyla inledim gözümden bir damla daha yaş düşerken.
Gerçekler yüzüme tokat gibi çarparken, gözümden akan her bir damla kalbimi sarsıyordu.
Kendimi biraz daha eğip kafamı mezar taşına yaslamak istediğimde büyüyen karnım buna engel olmuştu. Etrafım rüzgarla sarmalıyken ben de rüzgardan öğrendiğim gibi karnımı sarmalamıştım.
Bebeklerim benimleydi.
Onlar artık sağlıklıydı. Benimle kalmıştılar ve beni terk etmemiştiler. Oysaki ben yine aynı hatayı onlara tekrar yapacaktım. O son gün Çağlarla buluştuğumda bana iki seçenek hakkı sunmuştu.
İlki; Onu affedip hayatımıza hiç bir şey olmamış gibi devam etmemizdi, kendisini tamamen değiştireceğine yemin etmişti, mental sağlığıma tekrar kavuşmak için elinden gelenin fazlasını yapacağını ve bebeklerimi koruyacağını söylemişti.
İkincisi ise; Onu terk etmem için bana fırsat vermesiydi. O gün etrafımda ki tüm düğümleri çözmüştü ve kafesini açmış bir kuş gibi bana gidip gitmemek seçeneğini sunmuştu.
Bu en makul seçenek gibi gözükse de bitmeyen şartları da vardı.
Eğer gidersem, dönüş yoktu. İstediğim her yere gitmekte özgürdüm ama asla geri dönmeme için vermeyecekti. Bir kere gittiğimde bir daha kapısının önünde, kucağımda bebeklerimle görünmemi asla istemediğini söylemişti beyefendi.
Ben gitmeyi seçmiştim.
Bebekleri aldırabilirdim, buna bu sefer karşı gelmemişti yani eğer gidersem ama yüreğim bunu kaldıramazdı.
Gençtim ve küçüktüm, biliyorum. Ama artık bu saatten sonra seçim yapamam. On altı yaşımda anne olacağım. Bu hata beni kaynar su gibi yaksada bir şey değiştiremezdim.
Destek aldım ve destek veren o kadın, bana bunu yapmam konusunda baskı uygulamıştı. Aldırmamam için yalvarmıştı.
Onu ne ilgilendiriyorsa?
Gitmeli mi kalmalı mıydım?
Ben gitmeyi seçsemde, bir şey oldu ve ben kalmayı seçtim.
Korktum...
Biliyordum, kimse beni sevmeyecekti. Herkes benden nefret edecekti.
Çocuklarıma bakamayacaktım. Herkes beni aşağılayıp, dalga geçecekti. Hayatım daha da kötüleşecekti.
Artık sokağı evim gibi göremezdim, bebeklerim olacaktı. Ben pisliğe bulaşsamda, onlar olmasın istedim.
Ve ben bu yüzden kalmayı seçtim.
Hayatımı bebeklerime adadım.
Yapayalnız kalacaktım. Yardım edecek olan kimsem olmayacaktı. Kimsenin umrunda olmazdı bebeklerim, ama o babalarıydı. Babaları onları korur ve kimseye mahrum etmezdi. Baba sevgisiyle büyürdüler ve benim gibi sokak serserisi olmazdılar.
Tek sorunum maddi değildi, aynı zamanda maneviydi.
Ve ben tekrar bu yüzden kalmayı seçtim.
Bedenim titredi tekrar esen rüzgardan. Vücuduma düşen her bir yağmur damlası tüylerimi kaldırıyordu.
Şimdi ise annemin mezarında ağlıyordum.
Annem, benim için çok şey ifade ediyordu. Çektiği tüm zorluklara göğüs gerdiydi benim için. Bana olan sevgisinden bu kadar yaşam mücadelesi vermişti.
Annem benim idolümdü.
Dakikalarca mezar başında ağladım. Sonunda yanıma bir koruma geldi ve hava karardığını, tehlikeli olduğunu, eve gitmemiz gerektiğini söylemişti.
İtiraz etmiştim. İlk defa bunu yapmıştım.
Daha fazla kalmak istediğimi söylemiş ve yapmıştım.
Bedenim saatler ilerledikçe güçlenen esintiye yenildiğinde eve gitmek için arabaya bindim.
Arabaya binerken, inerkende karnıma destek veriyordum. Diğer türlü bebeklerim düşecekmiş gibi hissediyordum ve başım dönüyordu.
İçerisi sıcaktı, hatta o kadar sıcaktı ki camlar buharlaşmıştı. Cama resimler çizip zaman öldürürken, uyuya kalmıştım.
Korumalar beni eve taşımıştı, hizmetliler üzerimi değiştirmişti ve yatak odasında beni yalnız bırakmıştılar.
Eve taşınırken uyanmıştım zaten. Mayışmış gibi üzerime değiştirmiştim fakat şimdi hiç uykum yoktu. Canımı sıkan karın ağrım uykumu yok ediyordu. Yatakta bir sağ bir sola dönüp dursamda ağrı dinmiyordu.
Geçen her saniye ağrım çoğalıyordu ve sancım oluyordu.
Nefeslerim sıkılaşırken kapıya doğru zorla gittim ve doktoruma seslendim.
"Maria!"
"Yardım et! Maria!" Diye devam bağırırken sancım daha artıyordu.
Elimi karnıma sarmaladım ve dua etmeye başladım. Başım döne döne yatağa oturmuştum ve tekrar acıyla bağıracakken kapı hızla aralandı.
Doktorum endişeli gözlerle bana bakıyorken kaskatı kesilmişti. Kötü bir şey mi olmuştu?
Tekrar sancı girdiğinde belim bükülmüştü.
Hemen yanıma geldi ve, "Asena sakinleş lütfen," dedi.
Beni yatağa yatırırken içeriye yardım diye bağırıyordu.
Sancı dayanılmayacak gibi olduğunda ağlamaya başladım. Bu halimi gören doktor ellerimi sardı endişeyle.
"Sakin ol, her şey iyi olacak!"
Nefes almam zorlaşırken ne yapacağımı bilemedim. Kollarım karnımı çok sıkı tutuyordu ve alnımdan ter damlaları dökülüyordu.
Son kez tüm gücümle bağırdım. "Maria!"
————-
📌Çok vaktim olmadığı için bölümleri kısa tutuyorum ama her hafta bölüm paylaşmaya çalışıyorum böylece çok merakta kalmazsınız.
Ruh halinizi ve düşüncelerinizi alayım...
Kendinize iyi bakınnnnnn💗💗