📍YETERİNCE YORUM VE OY 📌📌GÖRMEDİĞİM İÇİN BÖLÜM ARALARINI UZATIYORUM, LÜTFEN OYLAYIN VE YORUM YAPIN BU BENİM DAHA HIZLI YAZMAMI SAĞLIYOR VE ASLINDA BEN DE SİZİ MERAKTA BEKLETMEK İSTEMİYORUM
Keyifli okumalar dilerim...
MÜCEVHER GÖZLER
Her geçen saniye göğüsüm sıkışıyordu. Ciğerlerimi oksijen doldurmak istesemde ağrım nefes almama izin vermiyordu.
Gözlerim yavaşça kararmaya başladığında kendimden geçeceğimin farkında olduğum için yine son gayretle bebeklerimi korumaya çalıştım.
"Çantamı getirin!" Diye çağırdığında doktor daha hareket edemeyecek hâle gelmiştim. Kirpik kıpırdatacak halim yoktu. Her şey anında gelişirken doktorun bağırış sesleri haricinde bir şey duymuyordum.
Oysaki bir şey yoktu ben de ve bebeklerimde. Biz sağlıklıydık. Kaç aydan beri takip ettiğim yemek programım vardı ve hiç aksatmadığım vitaminlerim. Daha ne yanlış gitmiş olabilirdi ki bana bu kadar sancı yaratsın.
Nabzımı kontrol ediyordu, bir boynumu ve birde bileklerimi. Nefes alamadığım için kalbim yavaşlamış olabilirdi. Ve sanırım o yüzden elinden gelenin en iyisini yapmayı deneyerek yüzüme doğru üflemeye başlamıştı.
Ben öldüğümü düşünürken vücudum pes etmiyordu. Beynim yeter dese de bedenim kabul etmiyordu.
Yüzüme üflediği nefes, nefes almamı sağlarken göğüsümde ki sıkışıklık da karnımdaki sancıyı alıp götürmüştü.
Yüzüm her rengi dönerken sancının yok olmasının rahatlığıyla mor yüzüm normale dönmüştü.
"İyi misin?" Diye sordu doktor kafamın altına yastık yerleştirirken.
Gözlerimi olumlu anlamda açıp kapatmıştım.
"Ne oldu durup dururken? Çok endişelendirdin beni." Ard arda sorduğu soruların cevabı ben de de yoktu.
Sancının sebebini düşünürken dudaklarım arasından, "Bilmiyorum," dökülmüştü.
"Çok korktum. Bir an bebeklerimi kaybedeceğimi düşündüm ama bak doktor onlar beni bırakmadı." Yüzümde tebessüm oluşurken onun çatık kaşları moralimi bozuyordu.
"Bir sorun mu var doktor?" Diye sorduğumda yüzümdeki tebessüm hızla yok olarak korku bedenimi esir almıştı.
Kızıl saçlarını diğer omzuna atarken, "Hayır her şey yolunda ama," demişti.
Yüz mimikleri beni daha da gererken hızla sordum. "Ama? Ama ne?"
Gözlerinden yaşları süzülüyorken dudaklarını ısırdı. Sabırla onu beklerken, "Çağlar bey. O öğrenirse kariyerim biter. Her şey benim elimdeydi ve ben hata yaptım."
Onu anlamaya çalışıyordum. Ona karşı empati kurmayı deniyordum. Onu pek sevmesemde onun canının yanmasını istemem. Kimsenin canı yansın istemem.
Gerçi aslında o bundan aylar önce attığım adımı bile Çağlar'a yetiştirirken beni hiç düşünmüyordu. Ben hep kaytarmadıydım ve onun yüzünden dayak bile yemiştim. Şimdi benim onu düşünmem aptallık olmaz mıydı?
"Hamilelikte sancı normal değil mi?" Diye sordum yine onu tamamen ateşe atmamak için.
"Normal, normal. Ama sancının çokluğunu belirmelemek benim elimdeydi." Kafasını eğmiş, hıçkırıklar içinde ağlıyordu.
Üzüldüm ona. Onun kalbi bana karşı taştan dahi olsa ben ona acımıştım.
"Çağlar bey benden nefret edecek!" Demişti sesli bir şekilde.
O benim sağlığımı düşünmüyordu da Çağlar'ın ondan nefret etmesini mi düşünüyordu? Yani ben yine onun umrunda değildim öyle mi?
İçimdeki nefret harlanırken, "Ne zamana kadar ağlayacaksın?" demiştim sinirle.
"Ben senin hıçkırıklarını dinlemek zorunda mıyım? Telefonu getir, kocamı arıyacağım."
Dedim onun inadına.
"Lütfen merhamet et. Söz bir daha olmayacak." Demişti ses tonu yalvarır gibi çıkarken.
Beni ne kadar iyileştirmeye çalıştırsalarda iyileşmeyen zihnim hiç bir şeyi unutmuyordu. Her bir anı içimdeki nefreti harlıyordu. Bu Çağlar içinde geçerliydi. Onu affetmediydim ama o en azından değişmişti.
Ayağa kalktım ve hızla komidinin üzerinde ki gece lambasını üzerine fırlattım.
Olmuyordu! Unutamıyordum. Bu kadını görünce aklıma Çağlardan başka kimse gelmiyordu. Ve Çağların bana önceden sergilediği hareketler aklımdan çıkmıyordu ve ben zamanla Çağlar'a benziyordum.
Hızla üzerine düşen gece lambasının verdiği acıyla kıvranırken ben tekrar bıçak gibi olan sözlerimi ona sapladım.
"Sen bana geçmişimi unutmam için haplar dayarken, ben içmemek için sana yalvarırken sen bana acıdın mı da, şimdi ben sana acıyacağım?"
Kimse bilmiyordu benim ne çektiğimi!
Acılar içinde kıvranan küçük bir kız çocuğu olduğumu kimse bilmiyordu.
Bu kadının beni deney faresi gibi kullanmasından usanmıştım. Böyle diyorum çünkü ondan ve onun verdiği tüm ilaçlardan tiksiniyorum.
Ve şimdi onun bir açığı vardı ve ben ne mi yapacağım? Biricik kocama yetiştireceğim tabii ki. Ki oda benim çektiğim acıların aynısını çeksin. Kalpsiz değilim ben, o çok acımasız.
"Şimdi bana telefonu getir!"
"Ben yapmak için mecburdum." Dedi sessizce fısıldayarak.
"Ben de mecburum, biricik kocamı haberdar etmeliyim doktorumun yaptığı hatadan!" Diye dedim sesimin yüksek çıkmasını isterken.
Kelimeleri vurgulayarak konuşuyordum, tıpkı Çağlar'ın önceden yaptığı gibi. Çağlar beni parmağında oynatabilirdi çünkü ben küçüktüm ve hâlâ öyle olmam, kendi hayatımı anlamamam onun için çok güzel bir avantajdı.
"Ne olursun yalvarırım. Benim bu işe ihtiyacım var ve Çağlar öğrenirse evde ki küçük kızıma bakamam. Lütfen!"
Bu kadar aciz miydi yani?
Acılar içinde haykırması ve hayatı yanan öfkemi ve nefretimi soğuk rüzgar gibi söndürmüştü.
Daha fazla katlanmadan odadan hızla çıkarken kapıyı sertçe kapattım ardımdan. Tıpkı Çağlar gibi.
Elimde değildi fakat beynim Çağlar'ın hareketlerini yeterince algılamıştı ben korku içerisindeyken. Ve ben korktuğumda yaşadığım şeyleri kafamın hep bir köşesinde bulunduruyordum istemeden.
Merdivenlerden aşağı indiğimde ellerimi karnıma sarıyordum. Sancı dinmiş olabilirdi ama henüz tamamen karın ağrım geçmemişti.
Oturma odasını gittim ve yine en sevdiğim köşeye oturdum. Şöminen karşısına.
"Son günlerde ard arda aynı şekilde öldürülen bedenler tek bir seri katile ait olduğu düşünülüyor." Sesi kısık olan spikerin söyledikleri ilgimi çekerken televizyona yaklaştım ve gözlerim ilk kumandaya aradı.
Elimi kumandayı aldım ve konuşmayı sürdüren spikerin sesini açtım.
"Ama tek bununla kalmıyor seri katil heryerde! En son Moskova'da, diğer cesetlerin benzerliklerini taşıyan yeni bir ceset bulunmuştu."
Moskova, bulunduğum şehir.
Dikkatimi daha da vererek dinlediğimde ağzım açık kalmış ve tüylerim diken diken olmuştu.
"Seri katil her kimse, kurbanını kalbinin görüneceği şekilde yarıp ve alnının üzerine papatya kazıyarak bırakıyordu"
Buraya yaklaşan adım sesleri duyduğumda korkuyla kapıya baktım ve yanımdaki kırlenti elime aldım.
"Kendinizi korumak için-"
Spiker konuşmaya devam ederken birden televizyon kapanmıştı.
Korkuyla etrafıma bakarken arkamdan birinin sesini işittim.
"Canım aylar sonra neden böyle şeyler izliyorsun? Kaç kere konuşmuştuk? Korku ve stres yok. Anlaşıldı mı?"
Türkçe konuşurken belli olan Rusça aksanı onun kim olduğunu yeterince vurguluyordu. Doktor.
İzlediğim şeyi öylece kapatması sinirimi bozarken hızla elinden kumandayı aldım.
"Sen artık benim için bir hiçsin Maria."
Tekrardan televizyonu açtığımda reklam girmişti ve izlediğim haber programı bitmişti.
"Yaptığın hoşuna gitmiştir umarım." Dedim ve koltuğun üzerinden kalktım.
"Sadece sizin iyiliğinizi düşünüyordum." Dedi ellerini önünde birleştirirken.
"Bazı şeyleri gerçekten hak ediyorsun." Dedim içimdeki nefret tekrar var oluyorken.
Tekrar Çağlar'ı arama fikri aklıma geldiğinde bu sefer hiç düşünmeden telefonun yanına gittim. Ama açar mıydı bilmiyorum çünkü en son aradığımda açmamıştı. Sonuçta orası beş yıldızlı otel değildi.
Tam ben numaraları çevireceğim sıra telefon çalmıştı. Hızla telefonu açıp kulağıma dayadım.
"Güzelim, iyi misin?" Bu Çağlardı. Onun olması kıkırdamamı sağlamıştı çünkü tam şu an onu ben aracaktım.
"Sancıyı saymazsak iyi." Dedim telefonu omzuma yatırıp yanımdaki kanepeye otururken.
"Ah biliyorum bebeğim lütfen kendine daha iyi bak. Korkutuyorsun beni."
Gözlerim irice açılırken, "Sen nerden biliyorsun", dedim.
"Ah Maria söyledi," dedi ve durdu. Karşımdaki Maria bana pis pis gülerken ona aldırış etmiyormuş gibi konuşmaya devam ettim.
"Senin benden istediğin bir şey var mı güzelim? Getiremem ama getirtebilirim."
Dediğinde uzun süredir o sakin sesini duydum.
"Yok, teşekkür ederim." Dedim ağrıyan omzumdan sebep telefonu diğer omzumun üzerine yerleştirirken.
"Bebeğim seni çok özledim." Dedi ve derin bir nefes aldı. Bunalıyordu, sesinden belli olurdu.
Gerçek olmasa da, "Ben de seni çok özledim kocacağım." Dedim. Böyle söyledim içtenlikle olmasada fakat şu an onun bağırışını dinleyemezdim.
Bir süre sessizlik oldu ve sonra tekrar konuştu. "Sevgilim şimdi kapatmam gerek. Kendine ve bebeklerimize iyi bak."
"Hoşçakal" dedim ve onun bir şey demesine izin vermeden telefonu kapattım.
Ne boş bir konuşmaydı o öyle?
Umursamayarak mutfağı gittim ve beni hep hazırda bekleyen kayısı tabağından bir tane kayısı alıp koridora girdim. Koridorun sonunda dış kapıya ulaştığımda ceketi ve ayakkabılarımı giyip evden çıktım.
Dediydim ya istediğim yere gidebilirim diye, bu araziden bahsediyordum. Burası ormana çok uzakta değildi ama büyükte ve örneğin ben burda gezebilirdim. Etrafta korumalar varken pek keyifli olmasa da güzeldi.
Biraz ilerlediğimde çiftliği gördüm. Orada atlar vardı çitin içerisinde. Onlarda kedim gibi sakindi.
Yanlarına gittim ve onlarla ilgilenen yaşlı adam kenara çekilmişti geçmem için.
Bu yaşlı adam bana tanıdıktı.
Bu?
Bu!
Bu adam havalimanında bana nasihat veren adamdı. Bu oydu ve sadece bu bile Çağlar'ın adamıydı. Delireceğim.
Hayal kırıklığı içinde atlardan kahverengi olanına adımladım.
Keyfimi bozmak istemediğim için umursamadım ve elimi ata yaklaştırdım.
Ondan korkmak yerine, beni tanıması için ona zaman verdim. Çünkü geçmişimdeki sokak köpekleride öyleydi.
Orada onlarla yeterince vakit geçirdiğimde gece vakti oluyordu.
Eve doğru giderken içimde kötü bir his vardı. Sanki izleniyordum. Bu his beni ürperttiğinde adımlarımı hızlandırdım.
İzlenimi sırtımda hissediyordum, ormanın içerisinden. Korkuyla arkamı döndüm yavaşça ama yakınlarda kimseyi görmememle hızla eve yaklaştım.
Zile basacağım sıra soğuk hava olmasına rağmen yukarıda olan güneş gölge yapıyordu ve ben kapının üzerinde benden büyük olan gölgeyi gördüm.
Arkamı tekrar hızla döndüm ve yine kimseyi görmeyince önüme döndüm. Fakat kapının üzerinde hâlâ o gölge vardı.
Kapı açıldığında hızla içeri girdim ve kapıyı kapattım.
Derin derin soluklar aldım ve tekrar kendime geldiğimde ceketimi ve ayakkabılarımı çıkardım.
Mutfağa girdiğimde etraf hep et kokuyordu. Midem kalkarken hızla bağırdım.
"Size et pişirmeyeceksiniz demedim mi ben!"
Kimse bana cevap vermediğinde kötü kokan kokuyu daha da solumamak için kafamı kıyafetimin içerisine soktum ve hızla mutfaktan çıktım.
Yemek odasına girdiğimde benim için hazırlanan yemeğin karşına geçtim ve acıkan karnımı doyurmaya başladım.
Yemek yedikten sonra biraz televizyon seyrettim. Hava epey karardığında saate baktım ve saatinde geç olduğunu görünce odama çıktım.
Odama çıkarkenki merdivenler beni deli ediyordu çünkü her bir basamakta karnım sıkışıyordu.
Sonunda merdivenleri bitirdiğimde koridordan odama saptım.
Koridorun lambası birden kapanırken hızla odama koştum. Odamın kapasını açmaya çalışıyordum ama olmuyordu. Sıkışmıştı işte.
Karanlık korkum beni tutsağı yaparken nefesim kesiliyordu.
Sonunda kapıyı açtığımda kendi odamın lambasını açmaya çalıştım ama olmuyordu.
Sanırım elektrikler kesilmişti.
Hatırladığım kadarıyla karanlık odada pilli gece lambamın yanına gidiyordum. Sonunda gece lambamın olduğu komidine gittiğimde onu en son yere fırlattığını hatırladım.
Şimdi ne yapacaktım?
Çok korkuyordum.
İçimi huzursuzluk kaplıyordu çünkü hâlâ izleniyormuş gibi hissediyordum.
Aşağı asla bu karanlıkta tekrar inemezdim. Burada da kalamazdım.
Ama sonra aklıma yedek gece lambam gelmişti. Komidinin çekmecesinden hemen onu çıkardım ve yakmadan önce fazla ışık yapması için dua ettim.
Odayı aydınlatmamıştı ama loş ışık havası vermiştim ve bu da azda korkumu yenmemi başarmıştı.
Yavaşça gardıropumun yanına adımladım ve karşısında durdum. İçerisinden geceliklerimi çıkarıp acelem olmadan onları giydim ve sonra yatağa girmeden saçlarımdaki lastiği çıkardım ve saçlarımın uzun süre sıkı kalmasının verdiği ağrıyla kafamı biraz ovuşturdum.
Tam yatağa gireceğim sıra biri beni kendisi ve duvar arasına sıkıştırmıştı.
Korkuyla kalbim gümlerken tam bağıracağım sıra elini dudaklarım üzerine kapattı.
Ona korkuyla bakarken kahverengi irislerini gördüm.
Bu Çağlar değildi. O olamazdı. Onun gözleri yeşildi, bunlarsa...kahverengi.
Kalbim kim olduğunu bilmememle daha da hızlı atarken bayılmamak için kendimi zor tutuyordum.
Karşımdaki kişi sadece gözlerinin gözükmesini sağlayan bir maske takıyordu ve bu onun kim olduğunu bilme oranımı daha da düşürüyordu.
Korkuyordum. Deli gibi korkuyordum.
Bedenim titremeye başlamıştı ve nefesim sıkılaşmıştı.
Ben şokun etkisiyle hareket edemiyorken sadece dua ediyordum.
Ve sonra dudakları arasından tek bir cümle döküldü.
"Эти глаза - драгоценности женщина?"
"Bu gözler mücevher mi be kadın?"
———
Bölüm sonuuuu
Ruh halinizi ve düşüncenizi alayım...
Oylamayı ve Yorum yapmayı unutmadınız değil mi?
Benim için gerçekten çok değerliler🥹
Kendinize iyi bakınnnnn♥️♥️

